yola devam.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
100. Bölüm Büyük Orman #2
Büyük Ormandaki ağaçların sıklığı sebebiyle güneş ışığı içeri sızamıyordu.O yüzden patlamanın aydınlığı koşmakta olan yaratıkların gözlerini rahatsız etmiş, gözleri iyi görmeyenler bile bundan etkilenmişti.
Bir orman ya da dağdaki yaratıkların başı olan ogre kükreyerek hoşnutsuzluğunu dile getirdi.
Kuweeeeeoh!
Yaratıklarla kamp arasındaki mesafe uzak olsa da, kükreme kamptakilerce duyuldu. Vince’in kullandığı patlamanın ışığının yanında, ogrenin kükremesi kamptakilerin geri kalanını da uyandırmıştı. Elçiler kıdemli olduklarından çevik ve soğukkanlı duruyorlardı.
‘Ne? Baskın mı var?’
‘Uzaktaki ses...’
‘En çok gürültü yapan ogre.’
Gözlerinde en ufak bir rehavet yoktu ve her biri kendi asasına sıkıca sarılmıştı. Biri stok sayımına bakarken, diğeri de düşmanı tanımaya çalışıyordu.Savaşa hazırlandıklarından büyü güçleri de kendiliğinden yükselmeye başlamıştı.
Her zamanki gibi beyaz maske takan Beyaz Kule Üstadı çadırından ayrılarak herkesi uyarak Theo’nun yanına geldi.
‘Çok ilginç. Buradaki yaratıklar kilometrelerce ötedeki varlıkların yerini bulamazdı. ‘
Orta’nın dediği doğruydu. Yaratıklar Theo’nun etrafa yerleştirdiği sensörlerden iki kat daha uzak bir mesafedeydi. Bu kadar uzaktaki yaratıkların tespiti için daha geniş ölçekli büyülerin kullanılması ya da daha fazla büyü gücünün olması gerekirdi.
Bunun anlamı, Theo’nun gizli bir şeyler yaparak kilometrelerce ötedeki yaratıkların yaklaştığını hissetmiş olmasıydı.
‘Evet, açıklamam biraz zor, ama...’
‘Açıklamana gerek yok. Sonuçta, onların saldırısına karşı koyacak vaktimiz var. Hem sen kendini bize kanıtladın, artık üstüne düşen görevi yapabilirsin.’
Beyaz Kule Üstadı konuşmayı bırakıp Büyük Ormana baktı.
Gölgeler ağaçların arasından geçtiktikçe yapraklar sallanıyordu.görüntüleri net olmasa da, hızları dehşet vericiydi. Aradaki mesafe yaklaşık bir kilometreydi.
‘Geri sayın.’
Orta’nın bir elini havaya kaldırmasıyla, büyülerini hazırda bekleten büyücüler Theo’ya baktı. Theodore ve Sylvia’nın savaş tecrübesi olmadığından büyücüler bir arada hücuma geçtiği takdirde yıkım gücünün en üst seviyeye çıktığından haberleri de yoktu. Büyüyü iyi kullanmak adına, zamanlamaya büyük önem vermeleri şarttı. Bununla beraber, Beyaz Kule Üstadı en önemli konumu Theo’ya vermişti.
‘...Mitra.’
(Wuong?)
Açıklayacak vakit yoktu. Theo kollarındaki kıza baktı. Kafasındaki çim hala yemyeşil parlıyordu. Belki bu ışık, Mitra’nın kendi yeteneklerini göstermesi için bir vasıtaydı. Biraz önce önceye kadar içinde yoğun yaşadığı bir endişe vardı, ama bunu kontrol edebilmek için kafasını iyice toplamalıydı.
Aslında kontrol mekanizmasını tam kullanması gereken bir andaydı.
‘Bana bir daha gösterebilir misin?’
Tedbir için tekrar rica etmesi üzerine...
(Ye!)Mitra güldü ve ardından kendini Theo’nun alnına yapıştırdı.
‘Ah!’ Tıpkı önceki gibiydi. Mitra’nın çimi alnına değdiği zaman tüm hisleri harekete geçiyordu. Theo parmağının yapraklarla sarılmış bir dal olduğunu ve hatta karıncaların ayaklarından parmağına uzanan bir yol yaptığını gördü. Tüm vücudunun bir ağaca döndüğünü hissetmişti!
Theo yoğun duygu selinde boğulup havasızlıktan ölecekmiş gibi oldu. Ama kendini sakinleştirmeyi başardı.
‘Devamlı olarak zihin gücümü güçlendiriyorum.’
Theo, ulusal hazine Umbra’ya alışana kadar devamlı hasta olmuştu. Ama bu sayede, kuvvet kazanan zihni şimdi ona aradığı bitki örtüsünü sunabiliyordu. Ayakların bastığı çimleri, yanlarından geçilen dalları ve sonunda yaratıklara önderlik eden iki kafalı ogreyi gördü...
Theo onları zihninde görüyorken, saymaya başladı. ‘10’
Yaratıklar bayağı hızlıydı. Kayalar bile yerinde titriyor çalılıklar parçalanıyordu.
İkiz kafalı ogre...zihinsel ve fiziksel güçleri normal ogrelerin iki katıydı. Büyüyüp tecrübe kazandıkça vücutlarından daha çok kol çıkıp kuvvetiyle meşhur tepegözlerle savaşabilecek bir canavara dönüşüyorlardı. Dahası, bu güçlere direnme gücü de eklenirse, ikiz kafalı ogre dişli bir rakip haline gelebilirdi.
‘5, 4.’
Artık yüzleri belirmeye başlamıştı. Çalılıkların arasından çıkan devasa bir yaratığın ardından diğerleri de köpek sürüsü gibi geliyordu.
‘3, 2.’
İkiz kafalı ogre ve tek kafalı ogreler ağır sopalar taşıyan trollerle ön saftaydı.
‘1.’
‘Şimdi.’
Kiiiiing.
Herkesten çok hazır olan Theo hemen parmağından mavi ışık ateşledi. Bu, emsalsiz büyülü ok enerjiyi kırıp 6.halka savunma büyüsünü aşabilirdi. Büyülü okun ışığı çıkıp ikiz kafalı ogreye saldırdı ve etkisi arkadan koşarak gelen ogrelere de yansıdı.
Aynı anda koskoca 9 ogre yere yığıldı.
‘Şimdi.’
Yollar ogre cesetleriyle kapandığından yaratıklar bir anlına tereddüte düştüler. Buradaki yaratıklar büyücüler için kolay avlardı. Aynı ortamda toplanan 7 kıdemli büyücüsünün saldırı büyüsü tüm atmosferi kaplamıştı.
Bu çok büyük bir yıkım olacaktı!
--------------!!!
Devasa şimşekler çakınca, yangınlar havaya yükselmişti. İnce bir su sızıntısı aralardan geçerken kayalar yerlerde dağılmıştı. Yaratıkların yenilenmek için zamanı olmamış, arkada bir iz bile bırakmaksızın yıkım büyüsüyle yok olmuşlardı.
‘...Harika. Size yardım edeceğim.’ Edwin bu manzara karşısında büyülenmişti. Yayını kaldırıp büyücülere katıldı. Edwin’in omzunda yılana benzer bir element etrafını saran bir bulut oluşturdu. Ama bu elementin varlığını yalnızca Theo biliyordu.
‘Aiolos. Okumu yerleştir.’
(Gurururung...) Rüzgar elementi Aiolos, canı sıkkın bir şekilde oku yerleştirdi. Vücudu bulutlara benziyor olsa da, oku süper bir hızla yaya yerleştirmişti.
Yayı yerleştikten sonra, Edwin yaratıkları hedef aldı.
Piing! Sıradan bir okun sesine benziyordu, ama hemen ardından meydana gelen olay normal değildi.
Rüzgar oku eriyip havaya karışan yüksek rütbeli Aiolos ile birlikte gidiyordu. Okun rüzgarı bir anda fırtınaya dönüştü. Rüzgar bıçakları önüne gelen her şeyi kesiyor, 7.halka ile eş değer bir güç taşıyordu.
Kukwakwakwa...! Bıçak fırtınası yaratıkları silip süpürdü.
Ardından kan fırtınası geldi! Kan fırtınası Büyük Ormana doğru savrularak gitti. Çalılıkların arkasına gizlenen yaratıkları da parçaladıktan sonra, geçtiği yerlerde kalan tek iz kan olukları oldu.
‘Bu gerçekten korkunç bir güç.’
‘Bu elf’in elementi, çok eski bir element...!’
Bu saldıryı, ustaca bir saldırı olarak isimlendirilebilirdi. Theodore fırtınanın geçtiği yerlere bakıp dehşete düşmüştü. Ya karşısındakiler yaratık yerine insan olsaydı? 1000’den fazla insan bu tek okla ölmüş olacaktı. O gün 10 kişiyi vurmuş olsa da, şimdiki saldırı 10,000 kişiyi ortadan kaldırabilirdi.
İki taraf da Elvenheim’ı denge ağırlığı olarak görmemişti.
‘Eğer Elvenheim Meltor’un dostu olursa...Andras İmparatorluğuna karşı kesin zafer elde edebiliriz. Eğer Edwin gibi bir iki tanesine sahip olsak...’
Aradaki yüzlerce yıllık döngü bozulabilirdi.
Theo bunun ne demek olduğunu anlayınca kendisini heyecanlandıran bir ürperme sırtını yokladı. Muhtemelen onun olduğu nesilde Andras yok olup yerine Meltor kıtanın Kuzeyinde yükselen güç olacaktı.
Aslında Theo bunu kendi elleriyle başarabilirdi. Böylesi beklentiler onu daha da heyecanlandırmıştı.
Edwin, Theo’nun yanında yürüyordu. ‘Bu geceki saldırı bitti gibi, hayır sever kardeşim.’
Theo, Mitra’ya odaklandığı anda yaratıkların oradan ayrılmaya başladığını görmüştü. Edwin’in oku büyü saldırılarından hemen sonra atılmış ve yaratıklara ne kadar güçlü olduklarını göstermişti. Sınırları önemli ölçüde zarar gören Büyük Ormana bakan Theodore karşılık verdi. ‘Henüz Büyük Ormana gelmedik, ama bu kadarına bakarak... Elfler orada nasıl yaşıyor bilemiyorum.’
Toplumdan ziyade doğaya daha yakın olan elflerin korunacak evlere ihtiyacı olmazdı.
Kırmızı Yayla’nın onları dışarıdan gelen yabancılara karşı koruyacağını düşünürlerdi. Ayrıca büyük ormana girip elf avlamaya cesaret edecek aptal bir köle avcısıyla da karşılaşmamışlardı. Büyük Ormanın içinde bulunan dünya ağacı bu yeri cennet bahçesine çeviren unsurdu. Bu koşullara bakıldığında, yaratıkların varlığı çözülebilecek bir riskten başka bir şey değildi.
Beyaz Kule Üstadı ortalığın güvenli olduğundan emin olduktan sonra bir açıklama yaptı. ‘Sandığımdan kolay oldu. Şahsen tüm gece savaşmaya hazırlanmıştım ama yaratıklar büyü gücü farkından korkup kaçtılar. Ama Bay Edwin’in yardımı olmasa işimiz daha zor olurdu.’
‘Bana öyle bakmayın, büyücüler. Yardım edilmeseydi de üstesinden gelirdiniz.’
‘Hmmm, bunu inkar edemeyeceğim.’
Edwin’in haklı sözleri, Beyaz Kule Üstadını maskesinin altından gülümsetmişti. Nitekim, Orta onun okundan daha güçlü bir büyü kullanabileceği konusunda kendine güveniyordu.
Kısa süren savaşın ardından Orta, Theo ile kampın etrafında tur atıp bir şeyler mırıldandı. ‘Bir sorunumuz var. Bu koşullarda rahat uyuyamayacağız.’
‘...Öyle görünüyor.’
Rüzgar kan kokusunu başka yerlere taşıyor, yaratıkların sesleri Büyük Ormanın sınırlarından işitiliyordu.
Savaştan geriye kalan heyecan hala yerini koruduğundan, kimse kısa zamanda sakinleşemiyordu. Ani saldırı onları gece uykularından alıkoymuştu. Bu da, kıdemli olarak Orta’nın sezilerini rahatsız ediyordu.
Sonunda, Theodore’un da içinde olduğu heyet Kırmızı Yayla’daki ilk gecesini uyanık geçirdi.
Magnec