Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

150. Bölüm Evimi Kendim Yaparım (3)

Çevirmen: Kamiyasora / Editor: Kamiyasora

Spiera biraz sonra geldi. Yüzü kıpkırmızı olduğundan deneyin sonucunu tahmin etmek mümkündü. Il Han, hiç önemli değilmiş gibi konuştu.  

"Harika, değil mi?" 

[Kesinlikle harikaydı.] (Spiera) 

"Ama daha çok gözlem yapman gerektiğini düşünmüyor musun?" 

[Toplantıda alınan karara göre, evet. Bu yüzden de şu an bütün Yıkım Tuzaklarını değiştirmek imkânsız... Verilen karara öncelikle dörtte bir kadar senin tarzında yapacaksın. Bu şekilde senin Yıkım Tuzaklarından en az biri, her dünyaya gidebilecek.] (Spiera) 

Il Han'ın da istediği bu değil miydi? Hatta meleklerin kendi amacını anlayıp anlamadığını bile merak etti. Tabii ki de bilmeleri mümkün değildi.  

"Güzel. İsteğini kabul ediyorum." 

Çekici aldı. İzin verildiğine göre artık çalışma zamanıydı.  

İlkini yapmak için 40 dakikalık bir rekor kırmış olsa da aynı işi tekrar etme sürecinde her tuzak için gereken süre, daha önce de söylediği gibi azaldı. Günün sonunda yapım süreci 34 dakikaya düşmüştü. Dört gün içinde daha da ileri giderek 20 dakikaya düştü.  

Asıl sorun meleklerdi. Öncesinde de olduğu gibi üstün seviyede manaya sahip olan melekler işi tamamlamak için en önemli unsurdu. Ama hepsi de çalışmakla meşgul olduğundan ona çok fazla yardımcı olamamıştı.  

Bu yüzden de Il Han, Yıkım Tuzaklarını şekillendirip dolgu işlemi yaptıktan sonra atölyesinin bir köşesinde biriktirdi.  

Bunu yaptığından dolayı Yıkım Tuzaklarını diğer dünyalara yerleştirmek zorunda olan melekler buraya gelmek ve mana işlemeyi bitirmek zorundaydı ki tamamlanmış Yıkım Tuzaklarını da alarak gidebilsin. 

[Sence de bizim yaptığımız Noel için önceden kek sipariş etmek ve günü geldiğinde de siparişi almak gibi değil mi...?] (Liera) 

[Bunu gerçekten de söylemek zorundaydın!] (Erta) 

İş yaptığı sırada Il Han, eskisiyle kıyaslanamayacak kadar çok melekle tanışmıştı. Daha önce onun adını duymamış melekler ve onunla arkadaş olmak isteyen melekler vardı.  

[Melek olmak için çoktan karar verildi bile. Çaylaklardan çok daha güçlü olduğun için melek olduğun zaman beni unutma.] 

[Altıncı sınıf meleklerin gardiyan olarak atandığı ilk düşük varlıksın. Bunun farkındasın, değil mi?] 

Bu görev sayesinde birçok melek onu bir melek adayı olarak görüyor gibiydi. Ama Il Han onların düşüncelerini düzeltmeyle uğraşmadı ve kendi yaptığı tuzaklarla gitmelerine izin verdi. Doğrusu onları düzeltmek her halükârda sinir bozucuydu. 

Yıkım Tuzaklarının yapımı altı gün içinde bitmiş olsa da meleklerin programında yer olmadığından ve onların manasına ihtiyaç azalmadığından tuzakları bitirme işlemi gecikti. Bu sırada Il Han da uzun süredir eline alamadığı demircilik aletlerinin tadını çıkardı.  

[Yalnızca o psikopatça demircilik aletlerinden bu şekilde mutlu olur, değil mi...] (Erta) 

[Ama Il Han, ne yapıyorsun?] (Liera) 

Ekipmanlarını tamir etmiyordu. Tamire işlemi uzun süre önce bitmişti. Yeni ekipmanlar yapıyor gibi de değildi.  

O sırada bir köşede dev bir canavarın kemiklerini keserek zımparalıyor, bir ayndan da metalik içerik taşıyan canavar malzemelerini kare kalıplara dökerek erimeye bırakıyordu. Diğer bir deyişle kimse ne yaptığını bilmiyordu.  

"Bir ev yapıyorum." 

[Huh?] (Liera) 

[Böyle anlamsız bir şey yapmak yerine Büyük evren-parçalayan mızrağa çalışmak daha iyi değil mi?] (Spiera) 

"Bunu bitirdikten sonra yapacağım. Bu demirci aletlerini hala kullanabiliyorken birçoğunu yapmalıyım." 

Il Han'ın çalışmasını bölmeleri mümkün olmadığından yalnızca onu izlediler. Bu şekilde hiç bitmeyen bi4r iş günlerce devam etti.  

Bu sırada dünya deli gibi dönüyordu. İkinci Büyük Değişim'in yakında yaşanacağı resmi olarak duyurulduğundan herkesin etekleri tutuşmuştu.  

İnsanların bağlı olduğu dünyalardan bilgi ya da nesneler almak oldukça ciddi bir hale bürünmüştü ve Dünya'nın ikince değişimi kaldıramayacağı dedikoduları vahşet ya da dolandırıcılık gibi suçları artırmıştı.  

Eğer durumun olumlu bir tarafı varsa o da insanların başka bir dünyada on yıl geçirerek sınırlarını zorlamış olmasıydı. Ne kadar gelişebileceklerini çok iyi biliyorlardı.  

Herkes ikinci veya üçüncü sınıfa geçebilecek olsaydı çok güzel olurdu ama gerçek bu kadar kolay değildi. Üstelik daha düzgün bir şekilde birinci sınıfa ulaşamamış birçok insan vardı.  

Büyük Değişim'den önce hayatlarını tehlikeye sokan çok az tehlike vardı ama bir kez ikinci değişimi yaşadıklarında ne zaman bir canavarla karşılaşacaklarını bilemezlerdi. Bazı insanlar durumu öğrendikten sonra intihar etmek zorunda hissetmişti.  

Sayısız ülkenin devleti de telaş içindeydi. Daha yeni birinci değişim sonunda ortaya çıkan malzemeleri kullanarak binalar yapmaya başlamıştı ama şimdi ikinci değişimin zamanı gelmişti! 

Eğer zindanlara kapatılmamış canavarlar etrafı birbirine katsaydı ya da Zindan Yıkımları gerçekleşseydi Kantou, LA ya da New York gibi yerler çoktan buharlaşmıştı.  

Umutsuzca yetenek kullanıcılarıyla iletişim kurarak mimaride kullanabilecekleri bütün yeni malzemeleri ve canavar malzemelerini aldılar. Sonunda birçok ülke çapında gerçekleşen projeler yapıldı ve birinci değişimden sonra işini kaybeden birçok insan bu projelere yerleştirildi.  

Klanların her biri de, ikinci değişimden önce hızla artan canavarları temizlemekle meşguldü. Zindanları temizlediklerinde sürekli Zindan Yıkımı olma ihtimali olduğundan, uyumadıkları zamanlarda hep savaşıyorlardı.  

Dünya'daki mana yoğunluğu artığından şehirlerin ortasında aniden canavarlar belirebiliyordu ve Baskı'daki güçlü arkadaşlar da hiç bitmeyen savaşlar yapmaya zorlanıyordu.  

İkinci değişimden sonra ortaya çıkabilecek güçlü canavarları yenebilmek için antrenman yapmaları gerekiyordu ama bırakın antrenmanı, her gün gerçek bir şekilde pratik yapıyorlardı. Elbette Kore'yi temsil eden güzel 'Teğmen', Han Yeo Rang da gece gündüz savaşarak ülkeyi koruyordu.  

"Kesinlikle! Orduyu! Bırakıp! Zengin! Biriyle! Evleneceğim!" 

"Yemin ederim ne zaman göreve çağrılsa bunu söylüyor." 

"Sürekli bahsettiği Yu Il Han da kim? Vanguard'ın başkanı Yu Il Han değil, değil mi?" 

Daha yeni tanıştığı birinin onu her gün ismiyle çağıracağını aklından bile geçirmeyen ıl Han bir şeyler üretmekle meşguldü ve hiçbir yere gitmemişti. Ama astlarının her gün dövüşmesini engellemiyordu. 

Üçüncü sınıf olduklarından ikinci sınıflardan deneyim kazanmıyorlardı ama o sırada Dünya'da oldukça fazla üçüncü sınıf bulunduğundan ve ikinci sınıf canavarların malzemeleri de Vanguard'da satmak için standart silahlarda kullanıldığından avlanmaya devam ettiler.  

 Terkedilmiş Dünya'da avladıkları birçok canavarın cesedi orada kalmıştı ama Erta güçlü üçüncü sınıfların ve dördüncü sınıflarının bedenini envanterine almış ve geri döndüklerinde Il Han'a vemişti.  

Mi Rae ve Yu Na'nın payı az olmasa da kızlar sonuda Il Han'dan dördüncü sınıf materyallerle silah yapmasını istemişti. Sıkı bir hesaplama yapıldığında Il Han'a fazlasıyla borçlanmışlardı! 

Elbette elinde ne kadar malzeme olursa olsun onlarla ekipman yapmadı. Yalnızca kendi malikanesi için sütunlar ve tabaklarla uğraştı.  

Hızı arttığından gerçekten de bir ev yapabilecek miktarı topluyordu. Elbette amacı yalnızca bu değildi! 

Bu sırada bile melekler sık sık ona gelerek tamamlanmış (mana işlenmiş ve ruh büyüsü yapılmış) Yıkım Tuzaklarını aldı ve Il Han'ın yeteneğinin seviyesi de günbegün arttı. Belki de bugünler Dünya'da yaşadığı en huzurlu günler olabilirdi. Gerçekten ironik bir durumdu.  

Susanoo ile ilgili dedikodular da o zaman başladı.  

İnsanlar Terkedilmiş Dünya'ya karşı savaşmakla meşgulken Pasifik'te ve Venezuela'da mahvolmuş ülkeler... İnsanlar onları öldürenin canavar değil de Susanoo'nun kendisi olduğunu iddia etti.  

[O sırada turistler tarafından çekilen görüntülerde insanlar sanki bir canavarmışçasına Susanoo tarafından katlediliyor...] 

[Susanoo'nun gerçekten de Terkedilmiş Dünya savaşında yer almadığı düşünülürse bu video...] 

O sırada Venezuela'da olan insanlar Il Han'ın öldürdüklerinin tam olarak Venezuelalı insanlar değil de insan derilerini çalan Feratalılar olduğunu hatırlamalıydı çünkü hepsi de gerçek yüzünü göstererek turistlere saldırmıştı.  

Ama birçok ülkenin birçok medya şirketine yayılan video, özellikle düzenlenerek, onu gerçek yüzünü ortaya çıkaran Feratalıları değil de Venezuelalıları öldüren bir deli gibi gösteriyordu. Ayrıca hayatta kalanlar da neredeyse Susanoo tarafından öldürüleceğini söylüyordu.  

Bütün bunların ardında, o sırada bütün ilginin odağı olan Il Han'ı mahvetmek gibi kötü bir niyet vardı. Arkasında birçok kişi olmadan yapılamayacak bir plandı. Eğer bunu yapacak zamanları varsa Dünya'yı koruyor olmalıydılar! 

Elbette bizat Il Han'dan Ferata ile ilgili planı bilen Mi Rae bunun bir düzmece olduğunu biliyordu ve ailesinin bütün gücünü kullanarak bu entrikaların önüne geçmeye çalıştı. Aynı zamanda da Il Han'a neredeyse damadı gibi davranan Kang Chan da neşeli gözlerle ona destek oluyordu.  

Ama belki de absürt veya normal olarak değerlendirilebilirdi; entrikalar, Kang ailesinin yardımına ihtiyaç duymadan tam olarak üç gün içinde ortadan kalktı.  

[Belki de Venezuela Susanoo'nun isteklerine karşı gelmiştir.] 

[On yıl boyunca başka bir dünyada yaşayan herkes biliyor olmalı, hala anlamadınız mı? Eğer Susanoo kötü biri olsaydı o zaman Dünya çok uzun bir süre önce mahvolmuş olurdu. Neden Susanoo'dan şüpheleniyor ama Venezuela'yı düşünmüyorsunuz?] 

[Yüce Ölüm Tanrısı! Videoyu ben görmedim bile. Oynat tuşuna basan kedimdi.] 

[Benim gittiğim dünyada yalnızca bir tane dördüncü sınıf vardı ve parmaklarını şaklattığında en az yüz insan anında ölmüştü. Eğer hala aklınız yerindeyse kafanızı yere koyarak Susanoo kızmadan ondan af dileyin.] 

[Zaten ikinci değişim yüzünden başımız belada, ve buradaki aptallar Dünya'nın son umuduyla kavga ediyor. Hey, eğer Susanoo bunu yapmayı planlasaydı o zaman oradaki insanların tamamı ölmüş olurdu. Videoyu çeken kişi nasıl hayatta kalsın?] 

Yalnızca internet değil, birçok farklı medya Susanoo'ya karşı kötü amelleri olanlara saldırdı. Il Han'a göre bütün bunlar sadece can sıkıcı işlerdi ama nedense Il Han'ı merkezine oturtmuş bir çeşit dini tarikat ortaya çıkmış gibiydi.  

Olay bu kadarla son bulmadı. Entrikacılara yapılan karşı saldırılar Il Han'ın beklediğinden daha da vahşiydi ve ikinci değişim yüzünden gerilmiş olanlar da harekete geçti.  

Eskiden ünlüler yok ettikleri şekilde Susanoo'yu da yok etmek isteyen, 'toplumun üst sınıf insanlarına' karşı yapılanlar bile Dünya'nın ne kadar yol kat ettiğini gösteriyordu.  

[Bu çok sinir bozucu! Siz insanlar hangi çağda yaşıyorsunuz!] 

[Dünya değişti, neden hala bizim üstümüzde olmaları gerekiyor?] 

[Onları, Büyük Değişim'i iyi bilen ve değişim yaşandıktan sonra plan yapabilecek insanlarla değiştirmeliyiz.] 

Büyük ihtimalle Susanoo'nun aşırı derecede büyük olan etkisini ve ona anti-fanlar oluşturarak onu kısıtlamak isteyen entrikacılar da dahil olmak üzere, şimdi de olduğu gibi dünyanın dengelerinin değişmesi an meselesiydi! 

Evet. Dünya'nın ikinci değişmeden önceki hali tam olarak buydu; gücü olanların yaptığı hataları abartmak, olmayan kusurlarını bulma, hepsinin popüleritesini azaltma ve bu insanlar bir hiç olana kadar politik güçlerini kullanarak onları ezme.  

Belki hala aşırı derecede büyük bir finansal güçleri, politik güçleri ve ailelerine sadık yetenek kullanıcıları olduğundan bu yöntemin Büyük Değişim'den sonra da işe yarayacağını düşünmüşlerdi. 

Ama bunun da bir sınırı vardı. Susanoo'ya bulaşmamaları gerekiyordu. İnsanlıkta yeni ortaya çıkan değer ile eski değerleri eşit tutmamaları gerekiyordu.  

"Hadi bu pislikleri temizleyelim!" 

"Ona memnuniyetle karşılayacaklarına bir seri katilmiş gibi davranıyorlar. Hepsini yakıp kül edelim!" 

Bir asi. Bırakın zayıf yetenek kullanıcılarını, özellikle Susanoo ile birlikte Rekabet Savaşı'na katılmış olan klanlar çok sinirlenmiş ve ilk olarak harekete geçen onlar olmuştu. Diğer bir deyişle her ülkeden dünyayı koruyan çekirdek grup, dünyanın güçlülerine sırtını dönmüştü.  

Durumun çok kötü bir hal aldığını fark edenler bir günah keçisiyle durumu kurtarmaya çalıştı ama bunun işe yaraması imkansızdı.  

İnsanların gözlerini medyayla kör edebilecekleri zamanlar, askeri güçlerin uygulanabilir bir seçenek olduğu günlerin yanı sıra çok geride kalmıştı. Dünya'nın en güçlüsü artık ateş gücüne karşı çok fazla şey giymeden bile dayanabiliyor ve bir kahkaha ile saldırılardan kaçabiliyordu. Ve yalnızca bir tane 'güçlü' kişi yoktu. 

Medyayı kullanarak olayları idare edebilecekleri seviyenin çok daha ötesindeydiler. Yanlış bir adım attıkları anda ülke küçük parçalara ayrılırdı.  

Sonunda, her ülke kendisini koruyabilmek için bir karar vermek zorunda kalmıştı. Ve bu karar da, bu işin ardında olan herkesi toplumdan dışlamaktı! 

Bunun sayesinde nesiller boyunca karanlıkta ülkeyi kontrol eden kökten çürümüş aileler tamamen temizlendi. İnsanlar orada da durmayarak bu olayla sosyal olarak bağlantılı olan herkese karşı gaddarca davranıyordu. Asilerin çok olduğu bölgelerdeki devletler neredeyse çökecekti. , 

Böyle böyle, toplum ikinci Büyük Dğeişim'!den önce bir değişimle karşılaşmıştı. Ve bütün bunlara sebep olan kişi de Yu Il Han'dan başkası değildi.  

Il Han'ın bu durumla ilgili yaptığı şey ise... 

"Büzün malzemeleri bitirdim. Artık tek yapmam gereken hepsini bir araya getirmek!" 

"Ben de bir ev yapacağım!" 

"Evet, hadi birlikte yapalım. Evim güzel evim!" 

[Pankozmik Yalnızlara boşuna yalnız denilmiyor...] (Liera) 

Onunla ilgisi olmayan insanların ne saçmaladığıyla ilgilenmiyordu ve o sırada 'Evim güzel evim' operasyonuyla meşguldü.