Base tarama
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
130. Bölüm Ele Geçiriyorum (5)
Fazla geçmeden Il Han Venezuela’ya vardı. Mavi gökyüzünün altıdaki şehirde insanlar canlı bir şekilde birbirleriyle konuşuyor mağazalarda pazarlık yapıyordu.
Buraya dışlandığı zamanlarda gelmişti. Burada hayatı hissedebilmesi, eski haline kıyasla çok daha tuhaftı.
“Nasıl böyle olabilir?”
[Ama Tanrım. Şu meyve standındaki satıcı, ondan bir şeyler satın alan adam ve hatta caddenin karşısındaki satıcı… Hepsi de neredeyse ikinci sınıf.] (Liera)
[İstiladan önce araştırma mı yapıyorlar? Sanki ülke çapında bir oyun sergiliyor gibiler.] (Spiera)
Venezuela’da kesinlikle kendini insan derisiyle gizlemeyen insanlar vardı. Büyük ihtimalle her zamanki turistlerdendi. Ama ikinci sınıf meyve satıcısından elma alırken kesinlikle hiçbir şeyden şüphelenmeyerek neşelerini koruyorlardı. Bunun anlamı anormal bir şeyler hissetmemişlerdi.
Il Han bu manzaraya bakarken kanının donduğunu hissetti. Düşündüklerinin yarısı gerçekleşmişti. Dünya’ya uyum sağlamaya çalışıyorlardı!
[Peki ya dil? Dil konusunda ne yapıyorlar?] (Liera)
[Eserler, eserleri kullanıyorlar. Nasıl olabilir… Bunları sadece bir iki günde planlamış olamazlar…!] (Spiera)
Yani Çin’de de böyle bir şey yaşanacaktı… Bunu engellememiş olsaydı o zaman ne olurdu… Korkunun vücudunun her yerine yayıldığını hissetti.
Asıl sorun Venezuela’nın çoktan ellerinde olmasıydı. Planlarının ne kadar ilerlediğini bile tahmin edemezdi.
Tek bir iyi şey varsa o da Atlantik’teki takımadaları işgal etmiş olmalarıydı. Eğer bütün Güney Amerika kıtasına yayılmış olsalardı bu küçük adaları ele geçirmenin de anlamı olmazdı.
Il Han bu istilayı durdurmak için ne yapabileceğini düşündü. Bütün ülkeye yayılmış insanları nasıl öldürebilirdi…
…diye düşünüyordu ki bir şeyi fark etti.
“Bekle, onları ayırabilirim.”
[Turistlerden daha yüksek seviyeli oldukları için mi?] (Liera)
“Hayır, böyle basit şekilde değil. Oldukça yüksek seviyeli turistler de var. Bir şekilde yapabilirim… aha.”
Liera ile konuştuğu sırada cevabı buldu.
“Onları bulabilirim çünkü onlardan bin tanesini öldürerek kayıtlarını aldım.”
Tıpkı ejderha ve ejder türlerini öldürmek gibiydi. Çok fazlasını öldürdüğü için bir noktadan sonra nasıl tür ejderhaların nasıl güç kullandığını ya da nasıl bir zayıflığı olduğunu anlayabiliyordu.
Şimdi de durum aynıydı. Belirli bir dünyada yaşayan insanları o kadar çok öldürmüştü ki özelliklerini ve farklılıklarını anlayabilir hale gelmişti. Tıpkı bir canavarın ya da avın türünü belirlemek gibiydi.
Büyü kullanılmadan yapılan özel bir gizlenme tekniği uygulasalar da Akashik Kaydı kandıramazlardı.
“Demek öyle…”
Il Han gülümsedi. Artık durumlar değiştiğine göre tereddüt etmenin bir anlamı yoktu. Zaten düşmanların hepsini temizleyecek olan oydu, dolayısıyla da sadece kendisinin onları ayırabilmesi yeterliydi!
Takımadalardaki insanları öldürmenin böyle bir sonuç doğurması… Bunu daha önce de düşünmüştü ama önemli anlarda oldukça şanslı olabiliyordu.
Üstelik bunu bizzat istilacılar istemişti. Bu andan itibaren hepsi Dünyalıları kandırabileceklerini düşünmelerine neden olan kibirlerinin cezasını çekecekti.
[Akashik Kayıtla onları ayırabilmenin mümkün olduğunu bilmiyordum.] (Spiera)
[Onların aynı insanlar olduğunu düşündük ve binlerce insanı aynı anda öldürmenin fazla imkânı yok… Oh! Senin hatan olduğunu söylemiyorum, Il Han!] (Liera)
“Sorun yok, biliyorum.”
Il Han, belirsiz bir iyi – kötü anlayışıyla yönetilmemeye karar verdi. Sadece kendi kalbine karşı dürüst olarak kendini koruyacak kararlılıkla kendi işaretlerini bıraktığı yolda güçlükle yürüyecekti.
Bu yüzden de şu an yapacağı şey çok şeytani görünebilirdi ama Il Han bunu çok fazla umursamıyordu.
“Kuaaak!”
“Kyaal!”
“Bu da ne böyle!?”
Kaçın… Kahk!”
İnsanlar ölmeye başladığında market doğal olarak karıştı. Herkes etrafta panikle koşuşturarak kendini korumaya çalışıyordu, turistlerin yaşadığı panik daha bile fazlaydı.
“B-bu da ne!?”
“Bunu hatırlıyorum. Susanoo da buna benzer bir şey kullanıyordu…”
“Siktir, insanların hepsi ölüyor!”
Birçok insan oradan kaçsa da Dünya’daki kimse Il Han’dan daha hızlı değildi. Etrafta koşuşturarak başka dünyadan gelenlere öfkeyle ölüm saçıyordu.
“Kurtarın beni!”
“Kyaak!”
Hiçbir şey işe yaramadığında turist grubuna karışmaya çalıştılar ama hepsi boşunaydı. Il Han’ın mızrakları onları tam on ikiden vuruyordu.
Ejderha kemiklerinden oluşan mızrakların havada ortaya çıkarak düşmanlarını öldürmesi 0.1 saniyeden daha kısa sürüyordu. Eğer üçüncü sınıfın orta seviyelerinde olmasaydılar düzgün bir şekilde tepki verecek zamanı bile bulamazlardı.
“Siktir!”
Bir noktadan sonra ters giden bir şeyler olduğunu fark ettiler. Bir sonraki aşamaya geçmeden kimlikleri ortaya çıktığı için kendilerini gizlemenin bir anlamı yoktu.
“Öncelikle bunu temizleyin!”
“Yetkililere haber verin!”
Sanki önceden sözleşmiş gibi hepsi vücutlarının bir kısmında sakladıkları silahlarını çıkararak turistleri öldürmeye çalıştılar.
Oldukça vahşi bir şekilde, saldırı altındayken bile kendilerine dair kanıtları yok etmeye çalışıyorlardı. Belki de kendilerini tam olarak bu sebeple gizlemişlerdi.
Ve elbette Il Han bunları çoktan tahmin etmişti.
“Khaaak!”
“Kahk!”
Kocaman bir alandaki insanların hepsinin hareketini okumak zor olsa da çoğunlukla birini gördüğü anda mızrağını fırlatıyordu.
Dahası turistler de artık bazı şeyleri fark etmeye başlamıştı bu yüzden de orada yaşayanların karşısında hareket etmemeye çalışıyorlardı.
“Siktir, nasıl böyle bir şey olabilir…!”
“Düşmanı bulun! Eğer işimizi bitirmeden dedikodular yayılmaya başlarsa sonumuz gelir!”
Kurtulanların hepsi telaşla koşuyordu. Bazıları düşmanı bulmak için bazıları yetkililerine haber vermek için bazıları da felaketten kaçmak için.
Bir kişi ise tüm piçleri öldürüyordu.
[1 dakika içinde binden fazla ölüm.] (Liera)
[Görünüşe göre bu işin içinde yalnızca bir ülke yok. Bütün bir dünyaya hükmeden kocaman bir imparatorluk olmadıkları sürece bu imkânsız.] (Spiera)
“Artık harekete geçelim.”
Il Han’ın başkenti temizlemesi iki saatini aldı. İstilacıların çoğunu tek seferde yok ettiğinden hiçbiri birbirleriyle iletişim kuramamış ve hepsi de kendi bölgelerinde görevlerini yapmaya devam etmişti. Il Han için bu çok iyi bir fırsattı.
Mızraklar yağdırdı, insanları öldürdü ve hepsini de envanterine koydu. Sanki ekipman yapmak için çekiç sallıyormuş gibi hareketlerini tekrarladı.
Görüntüsü insandan çok makineye benziyordu. Hiç estetik olmayan ve insanlık dışı katliam insanı titretecek cinstendi.
Il Han’ın düşündüklerini umursamayan ve tek derdi yetenekleri olan Spiera bile hafiften rahatsız hissetmeye başlamıştı. Ama Il Han ifadesinde hiçbir değişim olmaksızın yaptıklarına devam etti.
Bu sırada hayatta kalan Dünyalılar, Il Han’ın sebep olduğu trajediden kaçarken yaşananları sosyal medya hesaplarında anlatmaya çalışıyordu ama ne yazık ki Venezuela’da internet çökmüştü. Sosyal medyanın çalışmasına imkân yoktu.
“Çalışmıyor, kahretsin! Susanoo’nun Venezuelalıları katletmesi önemli bir haber!”
“Kahretsin, bunları Dünya’daki insanlara söylemeliyim!”
Bunu yapacakları sürede yer altına kaçabilecek olmalarına rağmen bu insanlar ümitsiz vakaydı. Onlara bakan Spiera ciddi bir şekilde onayladı.
[Sosyal medyanın zaman israfı olduğunu biliyordum.] (Spiera)
[İyi olmuş onlara.] (Liera)
“Siz meleklerin hepsine ciddi bir şey oldu değil mi? Gülmeyeceğim o yüzden lütfen anlatın!”
Melekler sustular. Il Han da pes ederek temizlik işine geri döndü.
[Kuaaaak!]
[Sen! Dünyalı! O sendin!]
Canavar olsun, insanlar osun ‘düşünceler’ kolaylıkla geride bırakılmazdı ama Il Han çok fazlasını öldürdüğünden çok fazla düşünceyi de ele geçirmişti.
Il Han, Dünya’ya gelen bütün istilacıları öldürmeyi düşündüğünden bu kadarını önemsememişti ama Venezuela’nın birçok şehrini temizlemesine rağmen köklerini hala bulamadığı için bir süreliğine duraksadı.
“Öncelikle bazı insanları sorgulamalıyım.”
Il Han’ın o sırada bulunduğu yer Venezuela’nın en büyük eyaletiydi. Şu ana kadar geçtiği şehirlerdeki istilacıların neredeyse tamamını öldürmüştü.
Venezuela’da diğer dünya ile olan bağlantıyı bulamazsa Guayana, Brezilya veya Kolombiya’ya gitmek zorunda kalacaktı. Ama böyle bir durumu hayal bile etmek istemiyordu.
Böyle olursa hasar uzaklara yayılmakla kalmaz, istilacıların hayatta kalma olasılığı da artardı.
Bu yüzden de belirli bir yere gitmeliydi.
[Sorgulamak mı? Nasıl sorgulayacaksın ki?] (Liera)
[Ölüm Tanrısının gücü mü? Senin ruhları yöneten ve kontrol edebilen bir ölüm tanrısı olduğunu düşünmemiştim.] (Spiera)
Demek öyle Ölüm Tanrıları da vardı. Kendisinin hayat güçlerini yakarak alevlere çeviren nadir ve vahşi bir ölüm tanrısı olduğunu söylemek daha doğru olurdu. Reta Kar’iha’nın değişim geçirmiş ruhundan, ruh büyüsünü de öğrenmişti ama hepsi buydu.
“Demek bunu şimdiye kadar duymadın. Yetenekler yalnızca insanların kabiliyetlerinin kristalleşmiş şeklidir.”
[Elbette bunu biliyoruz. Öyle görünmesem de çok birçok hayat yaşa- !@#$%] (Liera)
Liera çok doğal bir şekilde konuşurken hemen ağzını kapadı. Ama tam da Il Han bir şey olmamış gibi davranacakken Spiera acımasızca konuştu.
[Birçok mu? Onlarca kez demek mi istedin?] (Spiera)
[Öyle değil, ÖYLE DEĞİL! Gerçekten öyle değil!] (Liera)
Melekler arasındaki aşırı küçük savaşı düşünmeyen Il Han kendi yaptığı işe odaklandı.
[Sana söyleyecek hiçbir şeyimiz yok!]
[Biz sadece küçük bir parçayız. Plan çoktan işliyor, senin gibi biri asla durduramaz!]
Düşüncelerin ne söylediğini umursamadı. Zaten Il Han tek başına onlara hiçbir şey yapamazdı. Bu yüzden de sekiz kuyruklu ejderha mızrağını envanterinden çıkararak emir verdi.
“Oorchi.”
[Kroaaaaar!]
Yemek zamanı. Öncelikle hepsini ye ve geriye sadece 20 tanesini bırak.”
[Buna ‘avlanmak’ demen gerekmez mi?] (Liera)
[Demek düşüncelerin kendi dünyaları var. Çok derin…] (Liera)
Yaşam gücüyle birlikte gelen düşüncelerden bazıları kararlıydı. Orochi tarafından herkesin yenildiğini ve daha yeni ölerek düşünce parçalarına dönüşmelerine rağmen ikinci ölümlerini yaşadığını görenler korkudan titreyerek hemen gerekli bilgiyi verdi.
Birçok yazının içinde gerekli olan bilgiyi almakta çok başarılı olan Il Han alakalı bütün bilgileri birleştirerek bir parça gerçeklikle tamamladı.
“Demek Ferata adlı Dünya’dan geliyorsunuz.”
[Eeeeeevet öyle!]
Bu sözler üzerine Il Han meleklere baktı. İkisi de başlarıyla onayladı. Ferata’da çalışan melekleri düşünüyor olmalıydılar. Elbette o sırada Dünyadaki hiçbir melekle iletişim kurmadıklarından ceza daha sonra verilecekti.
“Bütün bunlar, insanlar Ferata’ya gittiği zamandan itibaren Ferata’nın büyük imparatoru Ma Kadra tarafından planlandı ve Parlak Işığın Ordusu onlarla iletişime geçtiğindeyse mümkün hale geldi.”
[E-eveet!]
“Sadece kapı açabilecek olduğunuzdan dikkatliydiniz ve bütün insanlar Terkedilmiş Dünyaya odaklandığında asıl birliklerinizi çıkarmanız gerektiğinden, ilk olarak Venezuela’nın yakınlarında olan adalara odaklandınız.”
[Ö-öyle! Planın Dünya’da işlemeye başlamasının üzerinden üç gün geçti. Venezuela’nın ilerideki bölgelerini daha kontrol altına almadık….! Eğer ikinci ve üçüncü sınıf şövalyeler başarıyla yerlerini aldıysa birinci sınıf askerler buraya gelebilecek ve Venezuelalı insanların derilerini alabilecekti. Plan buydu!]
Siri’ye sormuş gibi cevap hemen gelmişti. Il Han ‘fuu’ sesi çıkararak güldü ve son bir kez daha doğruladı.
“Peki, bu zindan nerede?”
[Kimse tarafından bulunamayacak olan yer aynı zamanda Venezuela’ya ve adalara yakın olabilmek için uygun bir yere yerleştirildi… Atlantik’in derinlerinde yer alan bir yeraltı zindanı.]
Spiera’ya bakan Il Han sırıttı.
“Gelecek tahminimi gördün mü?”
[…Bu insan sinir bozucu olmaya başlıyor…] (Spiera)
Il Han, Venezuela’da gizlenen Feratalılar ile ilgili her şeyi öğrenmek için iki saatini daha harcadı ve yakınlardaki bütün küçük ülkelere baktı ama onlardan daha fazlasını bulamadı.
Mümkün olduğunca hızlı hareket etse de Venezuela, inanılmaz küçük yerler dışında mahvolmuştu. Il Han onları kurtaramamıştı. Bu yüzden de en kötü senaryonun yaşanmasına engel olması gerekiyordu.
Il Han karargâhla nasıl bağlantı kurduklarını bilmese de katliamın üzerinden saatler geçmişti ve karargâh ek kuvvet göndermeli ya da bir şeyler yapmalıydı. Il Han’ın bütün hepsini öldürdüğünü bilmeleri iyi olmazdı. Hemen harekete geçmesi gerekiyordu.
Pekâlâ. Bu başlangıçtı.
Sıra düşmanın üssünü temizlemeye gelmişti.
Magnec