Ne olmuş allah allah savaş ganimetlerimizi alıyoruz ne yapalım orklarin cesedinde mi bırakalım :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
54. Bölüm Kurtlar Sofrası
Felix’in son sözleri başlangıçta pürüzsüzce birlik olarak ork süvarilerine karşı koyan savaşçılar ve büyücülerin birden paniklemesine neden oldu. İnsanlar dağılmaya ve deli gibi nasıl kaçacaklarını düşünmeye başladılar.
Delinemez gibi görünen savunma bir anda çökmüştü. Savaşırken geri çekilen öndeki savaşçılar dışında, büyücüler ve okçular panikleyip çil yavrusu gibi dağılmışlardı.
Han Shuo Fanny ve Lisa’nın bileklerini tutmuştu ve gücünü kullanarak ikisini bineklerin tutulduğu yere büyük bir aceleyle götürüyordu. Han Shuo’nun arkasında, Gene diğer Nekromansi bölümü öğrencilerini yönlendiriyordu.
Han Shuo girdiği ölüm kalım savaşları nedeniyle artık tehlikeyle karşılaştığında dehşete düşmüyordu. Hızla ilerlerken yapması gereken hareketleri düşünüyordu. Ayrıca Han Shuo ve diğerleriyle beraber geri çekilen birkaç büyücü ve okçu da vardı. Eğer bu kişiler Han Shuo’nun önünü keserse, genç adam bir an tereddüt etmeden bu kişileri kenara ittiriyordu.
Büyücüler ve okçuların kalabalığın kargaşası içinde hızını arttırmaları zordu. En önde et kalkanı olarak görev gören Han Shuo birazcık çabanın ardından yanındakiler ile birlikte öne fırladı.
On beş dakika sonra, Han Shuo ve elini tuttuğu kızlar bineklerin tutulduğu yere vardı, Gene ve diğerleri de onları arkadan takip ediyordu. Bu yerin sahibi olayları gözlemlemek için güney sokaklarına gitmişti ve içeride atlara bakmak için sadece bir hizmetçi kalmıştı. Han Shuo direkt kapıyı kırdı ve Fanny ve Lisa’yı atlara doğru yöneltti.
‘’Ne yapıyorsunuz? Yahu ne yapıyorsunuz diyorum?’’ Yaşlı hizmetçi Han Shuo’nun kapıyı kırıp atlara koşturduğunu görünce panik içinde ayaklandı ve öfkeyle bağırdı.
‘’Ork süvarileri çoktan buraya ulaştı. Eğer kalmaya devam edersen, sadece ölümle yüzleşeceksin. Buraya bıraktığımız atlarımızı almaya geldik. Yaşamak istiyorsan acele edip bir binek seç ve kaç!’’ Han Shuo sakince açıkladı.
Yaşlı hizmetçi dışarıdaki kargaşayı ve kaosu duymuştu. Bir saniye gözlerini kırpıştırdı ardından o da hızla atlara yöneldi. Görünüşe göre Han Shuo’nun önerisini kabul etmişti.
Han Shuo kafasını çevirdiğinde Gene ve diğer Nekromansi bölümü öğrencilerinin de ahırlara ulaştığını gördü. Hepsi soluyordu ama onlar da buraya bağladıkları atları aramak için Fanny ve Lisa’ya katıldılar.
‘’Hepiniz aptal mısınız? Ork süvarileri her an gelebilir, ne aranıp duruyorsunuz? Geçen sefer sürdüğümüz bineklerin hepsinin zayıf olması bir yana, sadece sekiz tane var...ölmek mi istiyorsunuz?’’ Han Shuo sonunda daha fazla sabırlı kalamadı ve hâlâ kendi atlarını arayan öğrencilere doğru kükredi.
Han Shuo’nun vahşi kükremesi ahırlar boyunca yankılandı. Atlarını arayan Nekromansi bölümü öğretmenleri ve öğrencileri azarı yemişlerdi. Hepsi donmuştu, zira Han Shuo kendilerine aptal demişti! Bunu kabul etmesi biraz zordu!
‘’O zaman ne yapacağız?’’ Lisa Han Shuo’ya bakarak sordu.
‘’En iyi ve güçlü binekleri seçin. Herkes bir tane alacak. Başkalarının hayatları bizi ilgilendirmez. Eğer ölmek istiyorsanız aramaya devam edin!’’ Han Shuo kararlılıkla seslenirken ifadesi karardı.
Bu aslında basit bir mantıktı ama karşısındaki kişiler her zaman bir dizi kural ve koşulla baskılanan öğrencilerdi. Onlar için, kuralları takip etmek doğaldı. Kriz anlarında bütün kuralların çiğnenebileceği gerçeğini düşünmemişlerdi.
Han Shuo’nun başkalarının hayatlarını önemsemediğini gören öğrencilerin kaşları çatıldı. Devam eden sözleri kuralları takip etmeye alışmış öğrenciler ve öğretmenlere bir darbe daha vurdu.
Dışarıdaki kargaşa gittikçe büyüyordu ve ölüm kalım durumuyla yüzleştikleri için hızla karar verdiler. Daha fazla tereddüt etmediler ve kararlı ifadelerle en vahşi ve güçlü bineklere koşturdular.
Nekromansi bölümünden gelen herkes Han Shuo’nun ısrarı sayesinde en iyi binekleri seçtikten sonra, ahırdan fırladılar. O anda Akademi’nin Işık bölümü öğrencileri ve diğer zeki büyücülerle okçular sonunda ahıra varmışlardı.
‘’Lanet olsun, bizim atlarımızı sürüyorlar.’’ Irene’nin keskin gözleri Han Shuo’nun şu anda sürdüğü heybetli atın günler önce kendi sürdüğü at olduğunu anında fark etmişti.
Ne var ki, Han Shuo ve diğerleri ahırlardaki en vahşi binekleri sürüyordu ve aceleyle fırlamışlardı. Irene ve diğerlerinin küfürlerini göz ardı ettiler ve yollarına devam ettiler.
‘’Bryan, şimdi nereye gitmeliyiz?’’ Fanny ahırlardan çıkıp kaotik sokaklara daldıkları an Han Shuo’ya sordu.
Savaşçılar şu an Drol Kasabası’na çekilmişlerdi ve ork süvarileri kasabaya girmişti. Savunmasız tüccarlar uzun kılıçların haşmetli saldırıları altında kafalarını kaybeden ilk grup olmuştu.
Ork süvarileri devasa kurtlar sürdüğünden, ilk etapta kaçan büyücü ve savaşçıları takip etmemişlerdi. İlk yaptıkları iş dükkânları yağmalamak olmuştu. Devasa kurtların gövdelerinde sarkan büyük çantalar vardı ve çevredeki bütün dükkânların kaynakları bu çantaların içerisindeydi.
‘’Zajoski Şehri yönü olmadığı sürece, nereye kaçacağımızın önemi yok!’’ Han Shuo çevreyi taradı ve doğu sokaklarına doğru bir bakış attı. Kuzey sokaklarına kaçan daha az kişi olduğunu fark edince bir anlık düşünmeden sonra seslendi. ‘’Peşimden gelin, kuzeye gideceğiz.’’
Drol Kasabası düşmek üzere olduğundan, kaçan kişilerin ulaşmaya çalışacakları ilk yer Zajoski Şehri olacaktı. Han Shuo bir anlığına durumu gözlemledi ve Drol Kasabası’ndaki insanların yüzde yetmişinin Zajoski yönüne kaçtığını fark etti.
Ne var ki, bu kadar insanın sadece yüzde onunda binek vardı. Ork süvarileri kasabayı yağmalamayı bitirdiğinde, ilk hedefleri kesinlikle bu kalabalık olacaktı.
Binek olarak devasa kurtları kullanan süvarilerin hızları yürüyenlerden mutlaka daha yüksek olacaktı. Zajoki şehrine doğru kaçan bu insanların çoğu kasabanın yerlisi olmadığından, orkları çok iyi tanımıyorlardı. Muhtemelen ilk ölecek olanlar Zajoski yönüne kaçan bu grup olacaktı.
Han Shuo sakince yaptığı hesaplamanın ardından Fanny ve diğerleriyle birlikte kuzey sokağına yöneldi.
Bineklerin yardımıyla, Han Shuo ve grup son derece hızlı ilerliyordu. Han Shuo yolda, kuzey sokağına giden iki ork süvariyle karşılaştı. Devasa kurtların üzerindeki çantalar patlayacak durumdaydı. Bu süvariler Han Shuo’nun grubunu görmezden geldiler ve yağmalamak için başka bir dükkâna girmeye hazırlandılar.
Soğukça homurdanan genç adam dizginleri kaldırdı ve altındaki atın yönünü değiştirerek, umursamazca uzun kılıçlarını kaldırmış iki süvariye atıldı.
İki ork süvarisi şaşırdı. Görünüşe göre birisinin kendilerine saldıracağını düşünmüyorlardı. Dükkânın sahibini biçmek için kaldırdıkları uzun kılıçlarını çektiler ve birden ikiye ayrıldılar. Ellerindeki uzun kılıçları salladılar ve hızla yaklaşan Han Shuo’ya doğru savurdular.
‘’Bryan, deli misin? Kaç!’’ Lisa Han Shuo’nun aniden yön değiştirdiğini ve iki kurt süvarisine hücuma kalktığını görünce panikle çığlık attı ve grubun dikkatini çekti. Herkes kafasını çevirdi ve Han Shuo’ya doğru baktı.
Atı hücuma geçerken elinde bir hançer tutan Han Shuo sessizce bir büyü yaptı ve bir kemik oku orklardan birine doğru yolladı. Ork kendini savunmak için uzun kılıcını sallarken, Han Shuo’nun elindeki hançer çoktan diğer orka dönmüştü.
Hançer havada soğuk bir ışıkla kavis çizdi ve yumuşak bir sesle kemiğe kadar gömüldü. Han Shuo orkun uzun kılıcından sıyrılmış ve göğsünde kanlı bir delik açmıştı. Han Shuo ilk orku hallettikten sonra, dizginleri çekti ve atını şiddetli kişnemeler eşliğinde durdurdu.
Daha sonra sol eliyle uzandı ve canını aldığı orkun uzun kılıcını kavradı. Uzun kılıcı taşıyan sağ eli aniden aşağı indi ve öldürdüğü süvarinin devasa kurdunun canını aldı. Devasa kurt yere yığılırken viyakladı.
Han Shuo devasa kurdu hallettikten sonra, üzerindeki büyük çantayı kendi bineğine aldı. Genç adam daha sonra acımasız bir ifadeyle, henüz kemik oktan kurtulmuş olan diğer orka atıldı.
‘’Aman tanrım, yanlış mı gördüm? Bryan az önce kemik oku büyüsü yaptı. Neler oluyor?’’ Gene sertçe atın dizginlerini çekti ve şokla haykırdı. Diğer öğrenciler de Gene’nin takındığı gibi sersem ifadeler takınmışlardı.
‘’Lanet olsun, Bryan ne yapıyor?’’ Fanny Han Shuo’nnu kemik oku büyüsünü yapabildiğinden haberdardı ve bu yüzden pek şaşırmamıştı. Onu şaşırtan şey Han Shuo’nun şu anda dükkânları yağmayan ork süvarileri soymasıydı.
Magnec