Teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
367. Bölüm Başka Ölmek İsteyen?
Zend, Kadim Kaplan'a doğru gitmek üzere bir at arabası bulmuş, artık kimsenin onun peşinde olmadığını düşünmesinden gelen rahatlıkla beraber Era ile birlikte yolculuk etmeye başlamıştı. Genel olarak sakin geçmişti uykudan uyandıktan sonraki zamanları, gerçekten de Zend'e saldırmaya kalkışan birisi olmamıştı. Zend'in, daha önce kendisini Berinne'nin kılığına girerek kandıran, sonra da ona saldıran o genç kadını bulması bile gerekmemişti. Eğer gerekseydi ondan da yardım alacaktı, ancak zaten başındaki ödülde parmağı olan insanların kim olduğunu öğrenmişti, Saf Görü adlı yeteneği sayesinde...
Kısa bir süre içerisinde, Kadim Kaplan'ın önüne varmışlardı. Era'nın başına bir kere dokunmasının ardından, arabanın parasını ödeyerek sürücüye teşekkür etmesinin ardından aşağıya indi genç adam. Kadim Kaplan'ın binasına en son geldiğinde hoş şeyler olmamıştı, şimdi de olaylar aynı şekilde gelişebilirdi belki de... Bilemiyordu şu an.
Derin bir nefes aldı Zend. Kapıdaki nöbetçi onu durdurmaya çalışmış olsa da, onun kim olduğunu anladığı anda zarar görmekten korktuğu için geri çekilirdi. Eğer Zend onu cezalandırmak isteseydi yapacak bir şeyi kalmazdı çünkü. Şüphesiz kaybederdi, bunun hesabı da sorulmazdı daha sonradan. Zend'in kim olduğu tüm Pounz tarafından öğrenilmişti artık, gelip de ona sataşabilecek bir seviyede değildi o nöbetçi...
Zend, nöbetçinin geri çekildiğini görmesiyle birlikte gülümseyerek içeriye doğru ilerledi. İçeri girdiği anda yüzüne çarpan hava dalgası ile birlikte içeride bir gerginlik oluşmuştu. Zend'in buraya gelmesinin anlamının ne demek olduğunu biliyordu Kadim Kaplan üyeleri. Üstelik, onun Vosu'yu öldürmüş olduğu söylentileri insanların arasında yayıldığı yayıldığı için, iyice onun güçlü olduğunu kendilerine ispatlamışlardı. Bu yüzden de içeriye başkalarının girmesinin yasak olmasına, Zend'in de kimseye danışmadan içeri girmesine rağmen kimse bir şey diyemiyordu şu anda ona. Normalde içeri giren başkası olsaydı karşısına dikilen onlarca kişi olurdu, ancak giren Zend olduğu için, bir şey diyemiyorlardı.
''Padolf burada mı?'' diye sordu Zend, ilk olarak gördüğü, en yakın olduğu kişiye. Ellerini cebine atmıştı.
''B-Ben...'' Zend'in, aynı zamanda kapının hemen yan tarafında olan insanlardan Zend'in seslendiği adam, önce ellerini kaldırmış ve avuç içleri karşıya bakacak şekilde kekelemişi, Zend'e yanlış bir şey söylemek istemiyordu, ancak ona doğru cevap vermezse de sorun olurdu. Bu yüzden bir şeyleri söylemesi gerekiyordu... ''Evet...'' diyerek devam etti hızlı bir şekilde. Onu bekletmeyi de göze alamazdı. ''Padolf burada, arka taraftaki odalardan birisine ilerlemişti...''
''Peki gelmesi için birisi onu çağırabilir mi?'' Zend kaşlarını kaldırdı bir kere daha. Konuşmuş, daha sonra da birkaç saniye boyunca beklemişti. Ancak gelen giden yoktu, sessiz bir şekilde geçiyordu zaman. Kimse Zend'in söylediğini üstüne almamıştı. Bu yüzden de Zend, mecburen birisini özel olarak görevlendirmek zorunda kalmıştı. Sol tarafında kalan genç bir Kadim Kaplan üyesine baktı, eliyle işaret etti ve ayağa kalkmasını sağladı. ''Sen, benim için Padolf'u buraya getirebilir misin?''
''T-Tamam.'' Genç, hızlı bir şekilde ayağa kalktı ve Kadim Kaplan'ın ana binasının içlerine doğru koşmaya başladı. Ortamdaki gerginlik dikkate değerdi şu anda, Zend burada nefesini tutmamış olan bir kişinin bile olmadığını gördüğü zaman tatmin olmuştu. Böylesine bir etkisi vardı artık düşmanlarının üzerinde, burada Padolf'a açık açık saldırsa bile belki de kimse gelip onu durdurmaya çalışmayacaktı, bu gücün etkisiydi işte... Güçlü olana karşı gelinemezdi, Zend de sokaktayken bunu öğrenmişti pek çok kere. Çeşitli savaşçılara son derece saygı gösterildiğini, güçlü olan kişilerin söylediği şeylere kimsenin karşı çıkamadığını görmüştü defalarca kez... Tabii o zamanlar güçlü olarak gördüğü kişiler bile şu anda ona göre güçsüzdü, muhtemelen eskiden hayran olup kendisinden çok daha yukarıda olduğunu düşündüğü insanlar, şu an Zend'in karşısında zar zor konuşabilirlerdi... Elbette Tou'nun durumu farklıydı, o zaten herkese göre farklı birisiydi, son derece güçlüydü, şu an bile Zend'den güçlüydü zaten. Diğer savaşçı ve büyücülere göre istisnaydı. Zaten onun kadar hızlı bir şekilde güçlenen kişiler, dünya çapında bile nadiren görülmekteydi.
''Size yardımcı olabilir miyim?'' Zend, kollarını bağlayarak kapının yanındaki bir duvara yavaşça yaslanmış beklerken, yanında bir genç kız daha yaklaşmıştı, bu sesi daha önceden hatırlıyordu sanki Zend... Yüz tanıdık gelmemişti, ancak bir yerde bu sesi duymuştu, aklında vardı bu. Gözlerini birazcık kısmış, konuşmuştu daha sonra da. ''Daha önce karşılaşmış mıydık? Seni hatırlıyorum sanki.''
Kız kısa kahverengi saçlara sahipti, yüzünde birkaç parça çil vardı ve normal birisi olduğu söylenebilirdi, aynı zamanda mutlu da görünmekteydi... Ancak Zend'in konuşmasıyla birlikte yüzündeki samimi gülümseme yavaşça kaybolmuş, daha sonra da yutkunmuştu. ''Evet...'' dedi sessizce, ''Daha önce size saldırmak gibi bir hata yapmıştım...'' diyerek devam etti, görünüşe göre Zend'in ona bir şey yapmamasını istiyordu. Bunu reddetmek istemişti, ama Zend'in onu çoktan hatırladığına emin olmuştu nedense. Yalnızca bunu karşısındaki genç kızın da doğrulamasını istemişti... O böyle düşünmekteydi yani. ''Daha sonra da Tafu Sweng ortaya çıkmış ve bizi sabitlemişti, siz gidene kadar...''
''Oh, evet evet. Hatırladım onu, ben Chibui'den döndükten sonra kısa bir zamanı Pounz'da geçirmiştim ki, karşıma siz çıkmış ve ödülden dolayı saldırmıştınız, hatırlıyorum.'' dedi Zend, kafasını sallamıştı, dudağını büzmesinin ardından. ''Ama önemli değil, affediyorum sizi, hehehehe...'' diyerek sürdürdü konuşmasını, elini yavaşça sallamıştı. ''Sonuçta geçmişte kaldı o, hem başımda ödül olduğu için bana saldırmanız da doğaldı, sizi suçlamıyorum. Yani rahatlayabilirsin.''
Genç kız Zend'in söyledikleriyle birlikte, birkaç saniye biraz önceki gibi beklemesinin ardından uzunca bir nefes vermiş, daha sonra da başını hafifçe eğmişti. ''Öyleyse gerçekten de minnettarım.'' dedi, Zend'in ona düşman olmaması, epey rahatlamasını sağlamıştı anlaşılan. ''Ben de bir an beni de cezalandıracaksınız sanmıştım...''
''Yok canım, ben o kadar da acımasız birisi değilim, geçmişte olan geçmişte kaldı bile.''
''Tekrardan teşekkürler...''
''...''
Zend, karşısındakinin teşekkür etmesinin ardından tekrardan sessizleşmiş ve bir süre boyunca böyle beklemişti. Kimse bir şey demiyordu hâlâ, Padolf'un gelişini bekliyorlardı anlaşıldığı üzere. ''Era, Padolf'u takip edebiliyor musun?'' diye sordu Zend zihin yoluyla, etraftakilerin böyle bir soruyu duymasına doğal olarak müsaade etmezdi.
''Hayır, arka taraf özel bariyerlerle korunuyor, oraya erişemiyorum ben.'' dedi büyülü yaratık, bıkkın gözlerle etrafını izliyordu Zend'in omzundan. İnsanların korkuyla ona bakması hoşuna gidiyordu, ama yine de sıkılmıştı. Genel olarak onu gören herkes böyle bakışlara sahip olmaya başlamıştı çünkü. Bunlarla devamlı olarak karşılaşmak Era'yı pek de eğlendirmiyordu, o; genellikle karşısındakinin ölüm korkusu ile ondan kaçarken gözüne yerleştirdiği bakışlardan hoşlanıyordu. Bu tip şeyler onu eğlendirmiyordu yani...
''Tamam.'' diyerek devam etti. ''Keşke dışarıyı izlemesi için birisini çağırsaydık, şimdi kaçıp gitse haberimiz olmayacak... Era, sen gitsene dışarıya, ben burada dururken kaçarsa diye orada dur, sana zahmet...''
''Tamam.'' Era içten içe bundan hoşlanmasa da, Zend'e bir şey söylememiş ve hızlı bir şekilde dışarı çıkmıştı. ''Onu görürsem sana söylerim.''
Zend, Era'nın gidişinin ardından kısa bir süre daha bu şekilde beklemeye devam etmişti. Gelen giden olmamıştı hala.
''Gelmeyecek, değil mi?'' diye sordu, yan tarafındaki birine. İçerisi hala son derece gelmişti, bu sefer lider de uğramıyordu buraya.
''Evet, sanırım gelmeyecek.'' Onu cevaplayan da ilk olarak, biraz önce muhatap olduğu genç kız olmuştu.
''Era, onu gördün mü?'' diye sordu, biraz önce gönderdiği genç koşarak geri gelmişti çünkü. Onun Padolf olmadan gelmesi, Padolf'un çoktan dışarıya doğru ilerlediğini göstermekteydi.
''Hayır, sanırım daha dışarı çıkmadı. Tabii ben gelmeden önce gitmiş de olabilir...''
''Genç arkadaş, Padolf ne kadar önce dışarı çıktı?'' diye sordu Zend hızlıca, solgun bir yüzle geri gelmiş olan çocuğa. Aynı zamanda Era'nın onu terk etmiş olmasından dolayı tetikte beklemekteydi, birkaç kişi cesaret alarak ona saldırabilirdi çünkü... Zaten düşündüğü de gerçekleşmişti...
Bam!
Yüzüne doğru yollanmış olan bir baltadan kenara doğru çekilerek kaçmıştı Zend, balta da haliyle duvara saplanmıştı sertçe. Zend, atanı hızlı bir şekilde anlamıştı tabii, kafasının hemen yanına saplanmış olan baltayı çıkardığı gibi, geldiği gere geri fırlattı, bunu kendisine fırlatmış olan kişinin boynunun hemen yan tarafına saplanmıştı o da. Etrafına tehditkâr bir şekilde bakarken, ellerini iki yana doğru açmıştı. ''Bana saldırmaya başka cesareti olan var mı?'' diye konuşmuştu, bunu da karşısındakilerin cesaretini iyice kırmak için yapmıştı. Ama görünüşe göre, ona meydan okuyabilecek kişiler vardı burada... Zend'in gücü artık neredeyse herkes tarafından kabul edilmiş olsa da, grup oldukları zaman Zend'e karşı ayakta durabileceklerini düşünen insanlar hala mevcuttu... Bunlardan birkaçı da şu anda burada olacaktı ki, ona doğru bir kişi daha saldırıya geçmişti hızlıca.
''Kadim Kaplan'ın evine böyle giremezsin!'' diyerek bağıran bir adam, kılıcını çekmiş ve Zend'in sağ kaburgasına doğru, girdikten sonra onu sağa doğru ilerleterek genç adamın gövdesinde bir kesit oluşturmak için yollamıştı.
Zend de Kral Modu ve Savaş Tanrısı'nın Heyecanı'nı o anda çoktan aktifleştirmişti elbette... kendisine doğru yollanmış olan kılıçtan yine kenara doğru çekilerek sıyrılmıştı, daha sonra da yumruğunu, kılıcı tuttuğu eli olan sol elini yakaladığı adama doğru göndermiş, daha sonra da son derece sert bir şekilde onun göğsü ile elini buluşturmuş, birkaç çatırdama sesinin ortaya çıkmasından hemen sonra geriye doğru hızla fırlamasına yol açmıştı... Aynı zamanda kendisine yukarıdan saldırıya geçmiş olan bir başka suikastçiyi, Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanarak kendisine çizdiği yuvarlak yol ile birlikte, önce aşağıya doğru eğilip, geriye çekilmesiyle atlatmış, daha sonra da yolu izleyerek onun arkasında belirmiş ve bir yumruğunu da ona yollamıştı... Ellerinde ikişer tane bıçak olan suikastçi ne olduğunu anlayamamıştı tam olarak, Zend'in görüntüsünün henüz önünden ayrılmadığını görmüşken, bir yumruk yediğini hissetmişti. Görünüşe göre, genç adam onun mücadele edebileceğinden çok daha hızlıydı...
Bam!
Bir yumruğuyla daha bir can almıştı oracıkta Zend. Bu artık ona dokunmuyordu, ona yukarıdan saldırmış olan suikastçinin de ileriye doğru gidip organları dışarıya fırlarken duvara yapışmasının ardından, derin bir nefes almıştı. Ancak, bu sefer beşli saldırılara maruz kalmaya başlamıştı... Görünüşe göre, gerçekten de bir grup insan ona saldırmak için bir süredir hareketsizce bekliyordu.
Zend, hala kılıcını çıkarmamakta ısrarcıydı. Ağır Kılıç'ının görülmesine izin veremezdi, aynı zamanda diğer kılıçları kullanmasına gerek olmadığını da düşünüyordu. Ne gerek vardı ki buna? Zaten rakiplerini güzelce yenecekti...
İlk olarak kendisine fırlatılmış üç tane küçük bıçağı yakaladı Zend, sol tarafından ona kısa bir bıçakla saldırmaya başlamış olan bir Kadim Kaplan üyesine doğru ilerleyerek, kendisine sağ ve üst taraflarından yollanmış olan saldırıları savuşturdu ve sağ elindeki tekli bıçağı, kısa bıçağını tutan eli olan sol elini yakaladığı savaşının boğazına soktu, daha sonra da onu sağa doğru çevirerek, kendisine yollanmış birkaç bıçağın şu anda boğazına bir bıçak saplanmış olan savaşçının vücuduna girmesine neden oldu, onu güzel bir şekilde bir kalkan olarak kullanmıştı.
Daha sonra hiç vakit kaybetmedi ve kendisine hızlı bir şekilde saldırmaya devam ediyor olan, biraz önce sağ tarafında kalmış bir suikastçiye doğru döndü, sol elindeki iki küçük bıçağın bir tanesini, onun kendisine bir tekme savurmasını gördükten sonra zıplamasının hemen ardından fırlatmıştı, tekmesi hala ilerliyor olan Kadim Kaplan üyesi, saldırısını sonlandırıp geri çekilememiş ve boğazına saplanan hançerle birlikte yere doğru ilerlemişti... Tabii Zend'e saldırmak için, diğer bir suikastçi hiç vakit kaybetmemiş ve bir büyü yapmaya başlamıştı onun biraz uzağından, Zend burada bir büyü tutmayacaktı doğal olarak, bunu onlara gösterecek değildi. Bu yüzden, şimdi yukarıdan ona doğru saldırıya geçmiş olan bir savaşçıyı daha, hafifçe eğilip saldırısını atlatmasının ardından paçasından yakaladı ve kendisine doğru yollanmış olan birkaç toprak mızrak için onun vücudunu kalkan olarak kullandı, biraz çırpınsa da kaçınamamıştı o...
Geriye kalan ise, pek fazla kişi değildi... Zend, çevik hamlelerle iki rakibini daha öldürdükten sonra Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi ile büyücünün önüne ilerlemiş, onu boğazından yakalamış ve yumruğunu göğsüne yapıştırmıştı, yakalandığı zaman çıkardığı sese bakılırsa, bu bir kızdı... Ancak hiç fark etmezdi, biraz önce göğsü parçalanarak ölmüştü zaten.
Zend, kanının daha hızlı akmaya başladığını hissetmesiyle birlikte, korkutucu bir gülümseme yaymaya başladı etrafına. bundan hoşlanmıştı, öldürmeyi seviyordu açıkçası... Düşmanları öldürmeyi, tabii ki. Masumları öldürmekten nefret ederdi ve asla böyle bir şey yapmak istemiyordu...
''Başka ölmek isteyen? Hep birlikte saldırabilirsiniz, kılıcım kanasusamış bir şekilde sizi bekliyor olacak, sorun yok...'' dedi, o anda, insanlar onun bir kılıç kullanmıyor olduğunu fark etmişti...
***
1815
Magnec