Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

343. Bölüm Karşılaşma

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

''Eh...'' Zend bir iç çekti. "Eski günleri hatırlamayalı çok oluyor, özellikle o günü aklıma çok uzun bir zamandır hiç getirmemiştim..."

 

Nevi Zend'e bakarken gülümsemişti bir kere daha. "Evet, gerçekten eskide kalan bir gün o."

 

"Aynı zamanda kötü ve utanç verici bir gün de..." Zend, karşısındaki genç kızı dinlerken birden tanıdık bir ses duymuştu yanı başında, kafasını yavaşça çevirmesiyle, Nevi'nin anlattığı o günde olup bu baloya da katılmış olan birisini görmüştü...

 

"Yua, hoş geldin." dedi genç adam, arkasındaki arkadaşı için yanındaki sandalyeyi geriye doğru çekmişti. "Girdiğimde etrafa bir bakındım ama seni seçemedim, kalabalığın arasında kaybolmuştun herhalde..."

 

"Evet, annemlerleydim." diyerek hızlıca cevap verdi ve Zend'in onun için çekmiş olduğu sandalyeye oturdu. "Gizli gizli geleceğini tahmin etmiştim ve bu yüzden etrafı gözlemliyordum, ama herhalde kendisini gizlemek isteyen bir Zend'i görebilecek kadar nitelikli değilim henüz..." dedi ve güldü esprili bir şekilde.

 

"Ne kadar gizlenmek istesen de birileri seni elbet görüyor, bunu biraz önce kesin olarak anladım." dedi Zend, kafasını sallamıştı Yua'yı onaylarcasına.

 

"Hahahaha..." Yua Zend'in de güldüğünü görünce, kendini tutmamış ve bir kahkaha patlatmıştı. "Bunun senin için epey rahatsız edici olduğunu biliyorum, göz önünde olmayı sevmiyorsun ama yapacak bir şey yok..."

 

"Ne yazık ki öyle." Zend bir kere daha kafasını salladı. "Muhtemelen bu baloda Dustin'e iyice gıcık olacağım... Ne barışmaymış arkadaş, Tarini ısrar etmeseydi kesinlikle buraya gelmeyi kabul etmezdim." diyerek hafifçe sitem etti, aynı zamanda etraftaki insanların onu dinlediğinin de farkındaydı. "Vosu ile bir barış yaşamaya pek niyetim de yok ama, neyse artık..."

 

Yua Zend'in sitemlerini ilgiyle dinlemişti, onun ne düşündüğü kendisi için önemliydi çünkü. "Zend, bence biraz daha iyimser olmalısın, Kral Dustin bu baloyu sadece sevdiği bir aile lideri ile Pounz'a gelecekte epey destek olacak birisinin, yani senin aranın iyi olması için düzenledi... Durumu duydum, Fozre Ailesi'nin başına konulan ödülde bir parmağı varmış gerçekten de, haklıymışsın. Ama bu suç Lord Vosu'nun değil, kendisi de söylemiş sana..." dedi genç kız, Zend'in bu konuda aksi davranmamasını umuyordu. Onun inatçı birisi olduğunun farkındaydı, ancak kralın bu yaptığının karşılıksız kalması da hoş olmazdı. Dustin'in sadece bir kişi için böyle bir davranışta bulunması da pek fazla görülebilecek bir şey değildi çünkü... Kral, normalde adımı atan degil, bekleyen taraf oluyordu, onun sağ kolunun öğrencisi olarak en iyi Yua biliyordu bunu... Kral Dustin, genel olarak birisi için uğraşmazdı. Ancak Zend için uğraşıyordu, çünkü ona değer veriyordu. Onun Pounz Krallığı için önemli birisi olacağının farkındaydı. Kral Dustin, Zend'i elinden kaçırmamak için elinden gelen her şeyi yapabilecek birisiydi...

 

Zend gözlerini devirdi Yua'ya bakarken. Şu anda kendi düşüncelerini belirtemezdi, çünkü çevredeki insanlar dikkatli bir şekilde burayı dinlemekteydi, Vosu'nun yalan söylediğini anlamanın pek zor olmadığından bu yüzden bahsetmeyecekti şimdilik, gerekirse ileride anlatabilirdi. Sonuçta Yua onun işinr yaramıştı bayağı, geçmişte, Fao ile konuşabilmesini, dolaylı olarak da Fozre'nin ödülle olan ilişkisini kanıtlayabilmesini sağlayan kişi oydu. Ona eskisi kadar kötü davranmıyordu genç adam bu sebeple, Yua, geçmiştr pek çok hata yapmış olsa da zamanla kendisini düzeltebilmişti, Zend için iyi bir arkadaş olabiliyordu. Ek olarak güçlü de olduğu için, tam olarak işe yarar bir hale gelmekteydi. Hem kralın sağ kolu olan Tou'nun da öğrencisiydi.

 

Yua, Zend'in gözlerinden anlamıştı gerekenleri. Genç adam basitçe Vosu'ya inanmıyordu, Yua bunu daha önceden tahmin edebilmişti zaten, ama şimdi net bir şekilde anlamıştı, biraz önce de bunu teyit etmek için konuşmuştu Vosu hakkında, Zend'in ne düşündüğünü kanıtlaması gerekiyordu. "Aman, neyse." dedi yavaşça, bir elini umursamaz bir şekilde sallamıştı. "Tengo Ailesi ile görüşmek ister misin? Biraz uzağımızdalar ama hızlıca gidebiliriz, kardeşlerim seni merak ediyordu."

 

Zend Yua'yı nazikçe reddetmek zorunda kalmıştı, çünkü eğer bir ailenin yanına giderse, birçoğununkine gitmesi gerekecekti. O kadar dolaşmak istemiyordu, işi gücü vardı onun! Yumuşak bir şekilde kafasını salladı, "Yok yok, teşekkür ederim, eğer isterlerse kardeşlerin gelebilir. Benim bir yere kaçtığım yok sonuçta, şimdi Tengo Ailesi'ne ziyarete gidersem, Beyaz Taç'ın filan arasının iyi olduğu her aileye gitmek zorunda kalırım, kusurs bakma..."

 

"Tamam o halde." dedi Yua, oturduğu yerden kalkmıştı yavaşça. "Ben ustamın yanına gideyim biraz, balodan önce, içeride onun yanına uğramamı söylemişti." 

 

"Tamam, görüşürüz." Zend de kısaca veda etti. 

 

Konuşmayı dinliyor olan insanlarda ise bir şaşkınlık vardı, çünkü daha önce, kimse Siyahlar'daki böylesine genç olan iki kişinin dostça sohbet ettiğini görmemişti burada... Bu iki genç de genç neslin içinde önemli bir yere sahipti, Yua Zend kadar öne çıkmıyordu, ancak o da çok değerliydi. Bunu herkes biliyordu, Yua, yıllardır genç nesilde başlıca gösterilen isimler arasındaydı. Zend bu listeye gireli çok uzun bir zaman olmamıştı henüz. Onun inanılmazlığı ise, bir anda tüm algıları yıkmış olmasıydı... 

 

Bu yüzden Yua'dan daha fazla tanınıyordu. Herkesin saygısını kazanmıştı tabii, on yedi yaşındayken on beşinci olmak, pek çok insanın gözüne girmek içim yeterliydi. Ancak her zaman... Saygı duymayan bir kıskanç oluyordu ortalıkta. 

 

"Oh, sonuçta herkesin dilinde olan bu meşhur Zend, ismi bile duyulmamış, buraya girebilmesinin tek nedeni soylu bir aileye dahil olması gereken sıradan birileriyle konuşabiliyormuş, heh, ne kadar yazık! Halbuki ben onu çok daha farklı hayal etmiştim, bir ailesi olmayan mı? Hayır hayır, o, ailesi onun için yeterince iyi olmadığı için onları bırakmış olmalıydı. Burada bir sorun var!" demişti bir genç, izin almadan Zend'in masasındaki sandalyelerden birisini çekmiş ve sitemli bir şekilde konuşmuştu, kelimelerini Nevi'ye çarptırdığı ortadaydı, bunu anlayamamak için aptal olmak gerekirdi... Tabii, Zend'i rahatsız etmişti bu da. Bu çocuk kim oluyordu da gelip Zend'in masasına otutabilececeğini, hatta biraz önce onun konuşmuş olduğu birisini aşağılayabileceğini düşünüyordu? Bu hakkı kim vermişti ki ona? 

 

Zend, muhtemelen kendisinin Nevi'ye cevap vermiş olmasındsn kaynaklı olarsk cesaret bulmuş, gelip ona hiç haddi olmamasına rağmen sitem etmiş olan gence doğru çevirdi kafasını. "Oturabileceğini kim söyledi?" dedi, sesinden soğukluk akıyordu, konuşmaya böyle girmiş birisine karşı nazik olacak değildi doğal olarak. 

 

Genç, Zend'in soğuk cevabına şaşkınlık göstermişti, görünüşe göre gerçekten de Zend'in herkese karşı, Nevi'ye olduğu gibi nazik olmasını bekliyordu. Bu yüzden de direkt atlamıştı konuşmaya... "Onun oturmasına izin vermiştin, ayrıca o da senden izin almadan önce oturmuştu... Benim oturmam mı sorun oluyor?" 

 

"Bir saniye, sen bana sanki samimiymişiz gibi seslenebileceğini de nereden çıkardın?" dedi Zend, sesi son derece ciddiydi, konuşmalarıyla birlikte anınds ortamda bir soğuk hava dalgasının yayılmasını sağlamıştı. Halbuki normal bir şekilde konuşuyordu şu anda, ne iradesini, yani aurasını kullanıyordu, ne de enerjisini... Bunlardan birini kullansaydı, şüphesiz o genç oracıkta bayılırdı... Zend'in enerjisinin gücünü bile kaldıramayacağı ortadaydı. 

 

"Hayır, ben genelde herkese karşı böyle konuşuyorum..." dedi, açıklama yapmaya çalışırken. Zend'in soğuk tepkisini beklemiyordu, bu yüzden ne diyeceğini bilememişti ilk olarak. 

 

"Bir daha benimle samimiymişsin gibi konuşmaya çalışırsan dilini keserim." dedi Zend, tehditkarlığı her yanından anlaşılabiliyordu şu anda. Yanındaki birisinin aşağılanmaya maruz kalması hiç hoşuna gitmemişti. 

 

"..." Zend'in söyledikleriyle birlikte her yerde bir sessizlik ortaya çıkmıştı, alınlardan düşen ter damlaları yeri ıslatmaktaydı, etrafta hakim olan mutlak bir gerginlik vardı, Zend'in birkaç kelimesi, buraları dondurmak için fazlasıyla yeterli olmuştu...

 

"Kardeşim size bir sorun mu çıkardı?" Sessizliği bozarak Zend'e seslenen, daha sonra da biraz önce onun tehdit etmiş olduğu kişinin, yani kardeşinin arkasına geçmiş ve ellerini onun omuzlarına yerleştirmişti. "Kusuruna bakmayın, biraz sabırsızdır."

 

Zend kendisine bir yumruk atmak istemişti, çünkü birileriyle dövüşmesinin gerekli olacağı anın yakında geleceğinin farkına varmıştı, eğer bir ağabey işin içine girerse, kesin bunun sonu kötü bitiyordu... Bu durumu en son Chibui Dağı'nda deneyimlemişti Zend, işin sonu o kadar kötü bitmişti ki, Zend şu anda bile o olayın sonuçlarını düzeltmeye çabalıyordu. Başı bir sürü belaya girmişti, bir ağabey ve bir de onun kardeşi yüzünden... Yine öyle bir şey olmasını istemiyordu. Ama karşısındakiler ısrar ederse de kendini geri tutmayacaktı. Gerekeni yapacaktı. Ancak bu sefer, birilerini öldürmemeye dikkat edecekti. Sonra iyice uğraşması gerekirdi filan, hiç katlanamazdı bu duruma. "Önemli değil, yalnızca biraz daha dikkatli olması yeterli." dedi ve bu sefer, biraz daha yumuşak bir şekilde konuşmuştu. Karşısındaki kişinin ona saygılı bir şekilde yaklaştığını görmüştü çünkü her gördüğü ağabey ile kavga etmesi ya da onu öldürmesi gerekmiyordu sonuçta, barışçıl davranırsa aynı şekilde tepki alması gerekiyordu. Zaten almazsa sorun oluşurdu, o zaman tepki verirdi işte genç adam.

 

"Ağabey, sanırım o düşündüğümüz kadar mükemmel değilmiş... Belki de saygımı bile hak etmiyordur." dedi küçük kardeş, ağabeyine. Zend onun beklentisini karşılayamamıştı anlaşılan.

 

Bunun üzerine, ağabeyi yavaşça ellerini onun omuzlarından çekti ve yan tarafındaki sandalyeye doğru geçti, Zend'e baktı, "İzninizle oturuyorum." dedi ve usulca oturdu. Daha sonra da kardeşine bakmış ve gülümsemişti, "Kardeşim, birisinin güç seviyesi, kimlerle konuştuğuna göre değişmez. Unutma. Bana saygı gösteriyorsun, değil mi? Eğer güce bakarak karar veriyorsan buna, Lord Zend'e de kesinlikle saygı göstermelisin. Sonuçta eğer bir karşılaşma yaparsak, Siyahlar'ın içerisinde on beşinci olan bir kişiye karşı kesinlikle şansım olmayacaktır, Lord Zend eğer kendisinden daha güçsüzlerle konuşuyorsa zayıf değildir, aksine, bu onun yüceliğini gösterir. Seni geç, ben bile Siyahlar'a girmekten çok uzağım. Yani eğer seni tatmin edecek olan şey güç ise, Lord Zend'de bunun fazlasıyla olduğundan emin olabilirsin. Ayrıca ona hayran olunmasının asıl nedeni bu değil... Sonuçta geçmişte de Siyahlar'da on beşinci olanlar vardı, ancak bunların hiçbiri on brl yaşında değildi. Lord Zend'in inanılmaz olmasını sağlayan şey, daha önce kimsenin başaramamış olduğu bir şeyi yapması... İstersen ona meydan okuyabilirsin, bu, onunla aranda nasıl ezici bir güç farkının olduğunu görmene fayda sağlayacaktır... Elbette Lord Zend de kabul ederse." dedi, yavaşça Zend'e bakmıştı. Meydan okuma ile ilgili bir şeylerin Zend'in isminin içinde geçmiş olduğu bir cümlede söylendiğini duyan insanlar her işi bırakmış, bir anda buraya dönmüş ve odaklanmışlardı. Herkes Zend'in nasıl savaştığını görmek istiyordu sonuçta, bu onlar için önemliydi, Zend çoktan örneklemeşmeye başlamış biriydi ve savaşı da mükemmel olmalıydı. Buradaki birçok insan, bunu görmek için çok değerli bir şeyi feda edebilirdi. Zend'in tam gücüyle savaştığını görmek için, pek çok şeyi yapabilirlerdi.

 

Zend gülümsemişti usulca. Birisiyle dövüşmesi gerekecekti, bunu biliyordu zaten buraya geldiğinde. Eğer yapacağı savaş, böyle barışçıl bir şekilde başlamışsa hayır demeyecekti... Bakışlarını büyük olan kardeşe doğru kaldırdı. "Madem beni bir düelloya davet ediyorsunuz, ikiniz birlikte gelin. Hatta başka kardeşleriniz varsa onları da çağırın, böylece başkalarıyla uğraşmam gerekmeyecektir..."

 

***

 

1638