Gri engereğin tepki almakta için üç yıl çalıştı bir şeyi üç dakikada öğrenmeyi beklemek.... gerçi rüzgar Tanrı’sının nefesi ile birlikte çalışsa süper olur
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
321. Bölüm Gecenin Parıltısı (6)
''Deniyorum şimdi.'' Zend yüzüğündeki el kitabını çıkardı. Ne yapması gerektiği yazıyordu burada Ağır Kılıç'ı kullanmaya başlamak için, bizzat Ranon'un yazılarıydı bunlar. Bu tekniği de Ranon yazmıştı, ötekini de. Öyleyse bu ikisinin bir ortak noktası olmalıydı, bu yüzden de birbirlerini kabul edebilirlerdi. Zend'e göre bu oldukça mümkündü, bir sorun olmaması gerekiyordu... Sonuçta Ranon'un yaptığı bir tekniği, onun yaptığı bir başka teknikten daha fazla ne memnun edebilirdi ki?
''Tamam.'' Era onayladı, Zend'in omzundan izliyordu olan biteni. Bu tekniği kabul etmesi güzel olurdu, sonuçta o tekniğin ne kadar güçlü olduğu üzerinde tartışmaya dahi gerek yoktu. Eğer Zend onunla Gecenin Parıltısı'nı birleştirmeyi başarırsa, gücünü epey bir artırmış olacaktı. ''Dene bakalım.'' dedi, Zend'i cesaretlendirmek isteyerek.
Zend bir kere yutkundu ve kafasıyla onayladı. Teknik bir kere kullanıldıktan sonra görevini bitiriyordu, bu yüzden Zend'in, önceki iki Tanrı Tekniği'nde denemiş olduğu gibi, küreyi elinde tutarken teknikleri kullanma taktiği bu sefer başarılı olamayacaktı.
Peki nasıl kullanmalıydı bunu? Ranon'a danışamazdı, çünkü o böyle bir şeyi, yani Zend'e bir kere daha yardım etmeyi kesin kabul etmezdi. Kendi kendine çözmesi gerektiğini söyler, üstüne onu bir de azarlardı. Bu yüzden Zend'in, Ranon'dan yardım almak gibi bir imkanı yoktu bu sefer.
Gerçi, tekniği sürekli kullandığı da söylenebilirdi aslında. Bu, Ağır Kılıç'ı kullanabilmesini sağlayan tekniğin, diğerlerine göre daha pasif bir teknik olduğunu biliyordu Zend. Rüzgar Tanrısı'nın Heyecanı'nı kullanmak için odaklanması ve hayal gücünü konuşturması gerekiyordu, Savaş Tanrısı'nın Heyecanı'nı ve tam olarak teknik sayılamıyor olsa da Kral Modu'nu kullanabilmek için ise onları aktifleştirmesi gerekiyordu. Ama Ranon'un sonradan Zend için yazdığı bu teknik ise bir kere aktifleştirilmesinin ardından bir daha kapanamayacak hale geliyordu. Aynı zamanda Zend'in enerjisini de yemiyordu, ona kalıcı bir güç vermiş ve görevini sonlandırmıştı. Yani aslında devamlı olarak kullanıyordu Zend onu, ancak farkında değildi.
Bu yüzden, sadece sakinleşerek fiziksel gücüne odaklanması, Gecenin Parıltısı'nın bu tekniği görmesi için yeterli olacaktı... En azından Zend böyle umuyordu.
Düşündüğü gibi yaparak, Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni sonlandırmasıyla birlikte derin bir nefes aldı, zihnini boşalttı ve sakin bir şekilde beklemeye başladı. Tabii aynı zamanda küre elindeydi, elleri hâlâ onun üzerine kapanmış bir şekilde beklemeye devam ediyordu.
Devamında da gücünü hissetmeye başladı genç adam, kollarından, bacaklarından, tüm vücudundan devamlı olarak yayılıyor olan gücü, birazcık odaklanmasının ardından hissedebilmişti. Her yerindeydi güç, bedeninin tamamındaydı. Ranon'un ona verdiği teknik tüm vücudunu etkilemişti, geçmişte Zend saldırılarının güçlü olmasını istediği için devamlı olarak bir Vuruş Süngeri ile antrenman yapmış ve kollarının gücünü artırmıştı bayağı, bu yüzden vücudunda bölgelere göre dağılan bir güç oluşmuştu. Ancak şimdi orantılıydı her şey, Vuruş Süngerleri'ni kullanarak kazandığı güce oranla, Ranon'un tekniğinden kazandığı güç son derece fazlaydı, ezici bir üstünlüğe sahipti... Sonuçta o teknik kendisine, bir Ağır Kılıç'ı kullanabileceği kadar güç vermişti, doğal olarak Zend'in kendi çabalarıyla kendini geliştirerek kazandığı güce oranla çok daha yüksek olacaktı. Bu şekilde de Zend'in vücut bölgeleri arasındaki güç farkı epey azalmıştı, artık Zend'in kol gücü, bacaklarının gücüne göre çok da ileride değildi.
Akciğerlerini boşalttıktan sonra derin bir nefes daha aldı genç adam. Odaklanmaya başlamasıyla birlikte vücudunun yavaşça ısındığını hissetmişti, ellerinin içindeki küreye yollayabiliyordu gücünü. ''Era, durum nedir?'' diye sordu, yavaşça gözlerini açarak. Kendisi de görebiliyordu gözlerinin önündekini, ancak Era'nın fikirlerini almak da fena bir etki oluşturmuyordu. Bunun işe yarayacağını düşündüğü için son derece heyecanlıydı, aynı zamanda umutluydu da. Zend daha da güçlendiğini düşünüyordu da... Bu gerçekten inanılmaz ve mükemmel olurdu, dünya üzerinde onun fiziksel gücüne karşı koyabilecek sayılı insan kalırdı, Gecenin Parıltısı'nı bu tekniği güçlendirmesi için ikna edebilirse... Elbette bu gerçekleşirse, fiziksel güç kazanacağından da tam olarak emin değildi genç adam. Sonuçta Gri Engerek'in İki Koruyucu adlı tekniği de başta saldırıya yönelikti, Ranon'un söylediğine göre. Ancak Gecenin Parıltısı işin içine girdikten sonra Gri Engerek'i savunmaya başlamıştı teknik, yani Gecenin Parıltısı'nın etkisiyle birlikte bir tekniğin işlevi tamamen değişebiliyordu, bunu unutmamak gerekliydi. Ama yine de Zend'in umudu, gücünün daha da fazla artmasıydı. Çünkü yakın zamanda çok güçlü rakiplerle karşılaşabileceğinin farkındaydı. Şimdiye kadarki rakipleri onun Ağır Kılıç ile yaptığı saldırılardan canlı ayrılamamıştı çünkü Zend'in yıkıcı gücü, onların dayanıklığının çok daha üstündeydi. Ancak eğer karşısına epey güçlü birisi gelirse onun saldırılarına dayanabilirdi, eğer Zend'in daha fazla gücü olursa ona kolay bir şekilde üstünlük sağlaması mümkün olurdu. Elbette hızdan yana da bir sorunu vardı genç adamın, bir şekilde hızını da artırması gerekiyordu... Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni ilk deneyişinde kabul ettirememişti Gecenin Parıltısı'na, eğer Ağır Kılıç elindeyken onu kullanması da mümkün olsaydı acayip yararlı olurdu Zend için. Ancak ne yazık ki böyle olmamıştı, belki de bu teknikte Zend'in bir şekilde Ağır Kılıç ile birlikte Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanması mümkün olurdu. Bu da epey kârlı olurdu, bu yüzden Zend Ağır Kılıç ile birlikte hızlı hareket edebilmesini sağlayabilecek her şeye razıydı şu anda... Gücünü artıracak şeylere da razıydı, çünkü hızını artırmak için Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'nden başka bir tekniği de öğrenebilirdi, sonuçta dünyada o kadar Ağır Kılıç kullanıcısı vardı, bu insanların bir şekilde hız artışı yaşıyor olması gerekiyordu Ağır Kılıç'la birlikte savaşıyorken. Zend Emerantaos ile düşman değildi, hatta dost bile sayılabilirlerdi. Öyle ki, Emerantaos ona değerli bir Ağır Kılıç bile hediye etmişti. Eğer Zend ondan, hızını artırabilmesi için birkaç ipucunu söylemesini isterse muhtemelen reddetmeyecekti. Tabii önce bunun için Emerantaos'un yanına falan gitmesi gerekiyordu, epey zahmetli bir iş olacaktı, ondan Ağır Kılıç ile ilgili Zend'e yardım etmesini istemek.
Ama böyle bir şeyi yapmak kafasındaydı Zend'in, şu anda ne kadar güce sahip olduğunun epey farkındaydı. Ağır Kılıç'a tam olarak hakim olamadığını da biliyordu ve yalnız başına çalışarak bu eksikliklerinin büyük bir kısmını giderebilecekti, ancak yardım alması da şarttı.
Kafasında Ağır Kılıç ile ilgili düşünceler varken, sakin bir şekilde Gecenin Parıltısı'nın karşılık vermeye başlamasını beklemeye devam ediyordu genç adam. Yaklaşık bir dakikadır gücüne odaklanıyor olmasına rağmen biraz öncekine göre farklı bir şey hissetmeyi başaramamıştı Gecenin Parıltısı'nda, ama umudunu kesmemişti. Bu sefer bir belirti alacaktı...
Zend'in sorusuna Era basit bir şekilde cevap vermişti. ''Henüz başladı parıldamaya, o siyah küre.'' Daha sonra da kafasını yaklaştırmıştı biraz ona doğru, ''Savaş Tanrısı'nın Heyecanı'nda kırmızı, Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'nde yeşil ışıklar saçmıştı ancak şimdi, siyahlığının tam zıttı olacak şekilde beyaz ışıklar saçıyor. İlginç görünüyor...''
''Hmm...'' Zend de odağını bozmamaya dikkat ederek gözlerini açtı yavaşça. Ellerinin içindeki küreye bakmıştı. ''Güzel görünüyor aslında.'' dedi, pencerelerden içeri dalıp yerleri ısıtırken, içerideki parıldamaların sayısını artıran güneşin ışığıyla birleşmişti şu anda, Gecenin Parıltısı'nın içerisindeki beyaz ışık. Siyahla birlikte dans eden beyaz insanı mutlu etmeye yetiyordu bile, iki zıt taraftaki renklerin bir arada böylesine uyumlu bir şekilde durabilmesi size pek çok şeyi kanıtlıyordu... Tamamen ters alanlardaki kişilerin bile anlaşabileceğini görüyordunuz, bambaşka kafa yapılarının bir arada nasıl uyumlu olabileceği düşüncesi aklınızda canlanıyordu aniden. Başka iki renk olsa, Zend'in hisleri böyle uyanmazdı. Ancak siyah ve beyazın dansı, her zaman görülemeyecek bir şeydi...
Genç adam gözlerini ondan çekmemişti, çünkü dikkatinin dağılmasını istemiyordu. Ancak odanın içerisinde ilerleyen güneş ışıklarının gözünü alması ani bir şekilde yaşadığı bir şey olmuştu, gözleri tek bir noktada olmasına rağmen.
Bir süre daha bu şekilde beklemişti, devamlı olarak gücünü hissediyor, vücudunun içerisine dolaşan kanının damarlarında akışını dinliyordu... Farklı hiçbir şey hissedememişti hala, Gecenin Parıltısı'nın ona bir belirti vermediğinden emindi. Biraz öncekilerde de böyle olmuştu zaten, en iyisi bu şekilde biraz beklemekti, çünkü ne yazık ki bir şeyleri elde etmeyi başaramamıştı görünüşe göre. Gecenin Parıltısı bu tekniği de mi beğenmemişti yoksa? Eğer böyle değilse, onun, Zend'in gösterdiği tekniği tanıması için daha fazla zamana mı ihtiyacı vardı? En iyisi bir süre beklemekti, çünkü Era ile birlikte görmüşlerdi ki daha önce denediği tekniklerde de, şimdi de, beş ile on dakika arasındaki bir bekleyiş Gecenin Parıltısı'nın onlara bir şeyleri belli etmesi için yeterli değildi. Bunu Era'ya söyleme ihtiyacı hissetmişti Zend.
''Era, öyle görünüyor ki bu teknik de Gecenin Parıltısı'nın ilk başlarda bize bir belirti vermesi için yeterli olmadı, en iyisi bir süre boyunca bu şekilde beklemeye devam edelim. Sonuçta başka deneyeceğimiz bir teknik kalmadı, eğer ki gidip de düşük seviyeli tekniklerde Gecenin Parıltısı'nı kullanmaya çalışırsam ona yazık etmiş olurum, biliyorsun. Eğer on dakika bize bir şeyler vermesi için yeterli değilse ona daha fazla zaman ayıralım, böylece ona bunlardan birini seçmesi gerektiğini söylemiş oluruz herhalde, ne dersin?'' diye sordu ve kafasını yavaşça yana doğru çevirerek, dikkatli bir şekilde onun ellerini izliyor olan büyülü yaratık ortağına baktı.
''Bence de.'' Era kafasını salladı hızlı bir şekilde. ''Muhtemelen daha fazla vakit gerekiyordur ona, yoksa bu teknikler kabul edilmeyecek kadar kötü değil, Ranon'un senin için yazdığı o tekniği bile kabul etmeyecek kadar kendini beğenmiş olamaz bu Gecenin Parıltısı sonuçta... Hem çok kısa zamanda bir karşılık almayı beklememiz de zaten saçma, Gri Engerek onu kullanabilmek için üç yıl harcadığını söyledi. Bu da demek oluyor ki onunla ilgili bir şeyleri öğrenerek, onu ilk defa kullanmak için en iyi ihtimalle bile birkaç ayını harcamış olmalı. En iyi ihtimalle hem de! Bu da, sadece küçük bir belirti almak için bile en azından birkaç hafta boyunca aynı şeyleri yapmaya devam etmiş demek oluyor, üstelik Gri Engerek'in de büyük bir deha olarak görüldüğünü ikimiz de biliyoruz. Yani normal bir insan, bu teknikte minik bir değişim olduğunu görmek için bile aylarını harcar, sen ise sadece yirmi dakikanı harcadın şimdiye kadar, bu yaptıklarımız elbet sonuç verecektir, şimdi pes etmeyerek aynı şeyleri yapmaya devam etmemiz gerekecek. Yani moralini bozmana hiç gerek yok.'' dedi, Zend'e doğru çevirmişti o da başını. ''Bu şekilde sürdürelim yaptığımızı, odaklanmanı bozma hiç.''
''Tamamdır.'' Zend kafasını salladı hızlı bir şekilde, zaten onun kafasından da bunlar geçmişti, biraz önce dile getirdiği üzere. Gözlerini kapattı ve tüm odağını vücuduna çevirdi bir kere daha, 'Eminim...' diye içinden geçirdi. 'Eminim, bir an gelecek ve bu teknik, bana son derece büyük bir güç sağlamış olacak. O an gelene kadar bekleyip çalışacağım azimli bir şekilde, zaten bunu yapmazsam kendime savaşçı dememin bir anlamı kalmaz, hehehe...'
Aklından Gecenin Parıltısı hakkında binbir türlü düşünce geçerken, odaklanmasını sürdürüyordu Zend. Vücudunun her bir ayrıntısını hissediyordu, meditasyon haline geçmişti adeta, yalnızca fark, o küreyi tutmak için ellerini kaldırıyor olmasıydı.
''Bunu kucağıma alsam bir şey olur mu ki?'' diye mırıldandı, hızlı bir şekilde bağdaş kurmuş, ellerini dizlerinin üstüne koymuş ve ayaklarının hemen önüne de siyah küreyi koymuştu, onu sürekli olarak havada tuttuğu zaman kolları yavaşça ağrımaya başlıyordu çünkü. Böyle de enerjisi ona ulaşabilirdi, bu yüzden bir sorun olmamalıydı. Era da hemen başının üstüne çıkmış, hareketsiz bir şekilde beklemeye başlamıştı. Onun pek bir ağırlığı olmadığı için rahatsız olmuyordu Zend, Era ancak bir iki kilogram kadar oluyordu küçüldüğü zaman. Bu yüzden sorun yoktu.
***
Birkaç saat hızlı bir şekilde geçip gitmişti, güneş en tepeden ayrılmıştı çoktan. Zend sabırlı bir şekilde meditasyonunu sürdürüyordu, bunu Chibui'de hemen her gün yaptığı için artık zor gelmiyordu Zend'e sakin bir şekilde oturarak vücudunun hareketsiz kalmasına izin vermek... Dışarıdan bu çok kolay görünse de, aslında pek kolay bir iş değildi, bir şeyler yapmak istiyordu çünkü insan sürekli. Hareket etmek, koşmak, vücuttaki enerjiyi atmak istiyordu. Bu isteklere karşı gelmek pek kolay değildi. Ama Zend alışmıştı artık...
Kapıya birkaç kez vurulmasıyla birlikte kendine gelmişti hızlı bir şekilde, ''Buyurun,'' diye seslenmesinin ardından, tanıdık bir yüz ile karşılaşmıştı.
***
1805
Magnec