Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

293. Bölüm Yua’yı İnandırma (2)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

‘’Gelirsek büyülü yaratık ortağıma…’’ Zend, yavaşça mırıldanırken Era’ya bakmıştı. ‘’Dün, o büyülü yaratıkla savaştın mı hiç?’’ dedi ve Yua’ya doğru çevirdi gözlerini. ‘’O baskına geldiği zaman yani.’’

 

‘’Onunla hiç mücadele etmemiştim, o bir katın girişinde duruyordu ve ben, büyülü yaratık askerlere mücadele ederken katın içine dalmıştım hızlıca. Kafa kafaya bir mücadelemiz olmadı.’’ Yua, Zend’e dürüst bir şekilde cevap vermişti.

 

‘’Peki onunla mücadele eden askerlerin seviyesi yüksek miydi? Yani, içlerinde bir Kraliyet Askeri filan var mıydı?’’ Zend sorularını devam ettirdi. Böylece Yua’nın üzerinde fark ettirmediği baskıyı iyice artırıyordu.

 

Yua, Zend’in son sorusundan sonra da biraz düşünmüştü. ‘’Hayır, sanırım içlerinde bir Kraliyet Askeri yoktu,’’ diyerek, Zend’in zaten bildiği şeyleri söylemeye başladı daha sonra da. ‘’seviyeleri ise on civarındaydı, ama kişi sayısı fazlaydı.’’

 

‘’Benim ortağım olan Era,’’ Zend Era’yı omzundan aldı ve Yua’ya doğru tuttu, aynı zamanda Yua’nın verdiği cevap Zend’in istediği türdendi, bu yüzden yüzünde yine kendine güvendiğini belli eden o ifadesi vardı. ‘’Kutsal Seviye’de olan bir büyülü yaratık.’’ diye konuştu ve Era’ya seslendi: ‘’Era, enerjini bir yayıver, Kutsal Seviye’de olduğunu anlasın.’’

 

Era ise Zend’in söylediğini hızlıca yaparak, enerjisini, seviyesi anlaşılabilecek bir şekilde yaydı etrafına. Daha sonra da tekrar eski haline gelerek, sakin bir şekilde beklemeye başladı olacakları. Zend’in ne söyleyeceğini aşağı yukarı tahmin edebiliyordu zaten, muhtemelen sadece normal sebepler vermesi bile o kızı inandırmaya yetecekti. Çünkü o kendi içinde de Zend’e inanmak istiyordu, anlaşılabiliyordu. İnsan kendi istediğine inanırdı sonuçta… Ama yine de, bu yanlış bir adım olabilirdi. ‘’Zend, bu yoldan gitmeye çalışırsan bir duvara toslayabilirsin yalnız, ben o gün kafa kafaya en azından on beş, yirmi askerle savaştım ikinci katta. Yani şu kız beni umursamayıp içeri dalmış olsa bile, benim büyüye kurulu saldırılara sahip olan bir büyülü yaratık olmadığımı anlamıştır, bu da o askerler tarafından bir süreliğine oyalanabileceğim anlamına geliyor. Ek olarak, ben seviyemi gizlemeye çalışmadan mücadele etmiştim orada, oradan birileri seviyemi hissetmiş, daha sonra da bir şekilde Yua’ya söylemiş olabilir. Ayrıca… Dustin’in, benim seviyemi bildiğini unutuyorsun.’’

 

‘’Oh…’’ Yua, Zend’in son söylediğini duyduğu zaman şaşırmıştı… Şaşırmasının arkasında ise, Zend’in düşündüğünden farklı bir sebep vardı.

 

‘’Yani, Era, seviyeleri on civarında olan askerler tarafından durdurulamaz. Eğer bir katın girişini tutuyorsa, sen onu atlatıp da içeri geçemezsin.’’ Zend, yüzündeki ifadeyi hiç değiştirmeden konuşmaya devam etti, ama Era’nın söyledikleriyle hafifçe tedirgin olmuştu. Dustin’in Yua ile her an konuşabiliyor olduğunu göz ardı etmişti Zend bir süreliğine, eğer bu ayrıntı o konuşmadan önce aklına gelseydi kesinlikle bu yola başvurmazdı. Çünkü eğer şimdi Yua, geçen sefer baskına gelmiş olan büyülü yaratığın Kutsal Seviye’de olduğunu biliyorsa… Cidden sorun yaşayabilirdi.

‘’Ah… Doğru… Haklısın.’’ Yua, yavaşça başını eğdi. Bir şey söyleyememiş ve sadece onaylamakla yetinmişti, kafasının içinde Dustin’in sözleri çınlarken…

 

''Zend'i biliyorsun, değil mi? Muhtemelen kapüşon ve maske takıyor olan oydu, kılıca yumruğunu indirip onun kırılmasını sağlayan da. Şu kedicik de onun büyülü yaratık ortağı, Kutsal Seviye'de. Zaten yaptığı saldırılardan bunu anlamayı başarabilmişsindir, o zayıf bir büyülü yaratık değil. Aslında tam olarak bir bire bir savaşçısı, ayrıca avcılığı da oldukça iyi yapıyor, yırtıcı bir hayvan.’’

 

‘’Heh, güzel.’’ Zend, mırıldandı yavaşça. ‘Görünüşe göre herhangi bir sorun yaşamadık. Eh… Era’yı anlatacağım diye, az daha yakalanıyorduk.’ diye geçirdi içinden. ‘Sadece görünüşleri benziyordur, tesadüf desem çok yavan kalırdı. Şimdi en azından onu tatmin etmiş oldum.’

 

‘’Öyleyse sorun yok, değil mi? Günlerdir suçsuz olduğumu ispatlamaya çalışıyorum ama ne yazık ki, bir türlü bunu kabul eden olmuyor, hehehe…’’ dedi ve yavaşça güldü genç adam.

 

Yua ise sadece kafasını sallamıştı ve bir şey söylememişti, kafasını yukarı doğru kaldırmış, gülerek Zend’e bakmıştı. ‘’Evet evet, ben de senin o maskeli olamayacağını tahmin ediyordum zaten.’’ Karşı karşıya olan iki gencin arasında oluşan kısa süreli sessizliği bozan taraf belirlendikten sonra, Zend cevap vermişti çabucak.

 

‘’Sana güvenebileceğimi biliyorum Yua, iyi ki arkadaş olmuşuz!’’ dedi ve kafasının arkasına attı elini yavaşça.

 

Yua ise gülümsemişti tekrardan, Zend’e gözlerini yukarı doğru kaldırarak bakarken. Ondan büyük olsa da, geçen zamanın ardından kısa kalmıştı Zend’e göre. ‘’Bu arada Zend, ödül için neler yapmayı düşünüyorsun?’’ diye sordu, Kral Dustin, bu ödülü Zend’i bir şekilde krallığın içine katmak için kullanacağını söylemişti, bu yüzden bu konuyu Yua da merak ediyordu. Zend gerçekten de krallığa bu yoldan katılacak mıydı? Ustası, bizzat Yua’ya Tanrı’nın Şefkati’nin Zend’in gelecekte krallığa katılmak için zorlanamayacağını söylediğini anlatmıştı, öyleyse Kral Dustin başarılı olabilecek miydi, yoksa Qouen’in öngördüğü üzere, Zend krallığa zorla katılamayacak birisi mi olmuştu? Bilmiyordu genç kız, Kral Dustin onun bu dünyada en çok hayran olduğu kişiydi, o yanlış yapmazdı, yaptığı hemen her şeyde başarılı olurdu. Ama Tanrı’nın Şefkati Qouen de basit biri değildi, o da en azından Kral Dustin kadar inanılmazdı. Onun öngördüğü bir şeyin de yanlış çıkması pek kolay değildi, üstelik Zend’in bu yaşına kadar yaptığı şeylere bakılınca, Qouen’in, Zend hakkında söylediği şeylerden büyük bir kısmının doğru çıktığı görülüyordu. Qouen, Zend’in krallığa zorla katılamayacağı konusunda da, diğer konularda oluğu gibi haklı mıydı? Eğer haklıysa, Kral Dustin neden bunu anlayamamıştı ki? Çünkü eğer Zend’i zorlar, üstüne krallığa katılmasını sağlayamazsa Zend krallığa düşman bile olabilirdi, zorla güzellik olmazdı, bu ancak nefret oluştururdu. Zend’in gelecekte Pounz’a düşman olduğunu düşünmek de fazlasıyla acı vericiydi Yua gibi, Pounz’un koruyucularından biri olan Tou’nun öğrencisi olan bir kişi için. Zend’in gelecekte ne kadar güçlü olacağını tahmin etmek zor değildi, eğer öyle biri, Pounz’a katılmamakla kalmayıp bir de düşman olursa, krallığın işi gerçekten de çok zorlaşırdı…

 

Kral Dustin’in yaptığı yanlış mıydı? Eğer yanlışsa da, gelecekte bu onlara ne gibi şeylere mâl olacaktı?..

 

‘’Ödülü mü?’’ Zend kaşlarını kaldırdı hafifçe, yaşının oldukça genç olmasına rağmen alnında birkaç kırışıklık oluşuyordu kaşlarını yukarıya doğru yolladığı zaman. ‘’Onu bir şekilde halledeceğim muhtemelen, beni gerçekten zorluyorlar ancak gelecekte, bu ödülü koyduklarından dolayı pişman olacaklar. Bu ödülde parmağı olanları bir yakalayayım, işte o zaman işleri bitecek…’’

 

‘’Bunun için…’’ Yua, sessiz bir şekilde devam ediyordu konuşmasına. Zend ile konuşurken tam olarak rahat edememeye başlamıştı, ona tamamıyla güvenemeyeceğini söylüyordu içinden bir ses… ‘’Kraldan destek istemeyi düşündün mü? Sonuçta o Pounz Krallığı’nın başında olan kişi, eğer onu ikna etmeyi başarabilirsen ödülün kaldırılmasını sağlayabilir, eminim. Beyaz Taç reddedilse de, bu ülkede Kraliyet Ailesi, Güneş Ailesi’ne göre daha fazla otoriteye sahip, dünya geneline bakınca iş değişiyor tabii ama burada böyle. Ondan yardım istersen, ödülü kaldırabilir...’’ dedi ve Zend’e bir tavsiye verdi.

 

‘’Kral Dustin bana neden yardım edecekmiş ki?’’ Zend ise tekrar şaşkın bir şekilde bakmıştı Yua’ya. ‘’Bana yardım etmesi için ona bunun karşılığına bir şey vermem gerekiyor, benim krala verecek bir şeyim yok.’’ diyerek, bu konudaki fikrini belli etti hızlıca genç adam. Yua, Kral Dustin’e epey yakın olduğu için görünüşe göre Zend’in de ona yakın olmasını istiyordu. Yani, onun Zend’in Dustin’in emri altına girmesini istiyordu. Zend eğer Dustin’den böyle bir şey isterse, Dustin kesin onun krallığa bağlı kalmasının karşılığı olarak, ödülün kaldırılmasında yardımcı olacağını söylerdi. Zend Dustin’e bağlı olmak gibi bir şeyi istemiyordu, ileride Kraliyet Askerleri’nden biri olacaktı elbette, bu da onun planları arasındaydı. Ancak bunu yapmasının sebebi Dustin’e bağlı olmak olmayacaktı, aklında farklı planlar vardı…

 

‘’Bence bir dene, Kral Dustin iyi biridir, insaflıdır da. Böyle bir yardımın karşılığında bir şey isterse, adaletli davranacaktır, emin olabilirsin. Hem onun için bir iki görev yapsan bile bunun bir zararı olmaz sana, ama ödülü kaldırmaya çalışırken kendini riske atabilirsin, bundan korkuyorum.’’ diyerek de cevap vermişti Yua. Ellerini göğsünde birleştirmişti, hala biraz çekingen gibi görünüyordu Zend’in yanındayken…

 

‘’Eh, bakalım.’’ Zend ise göz kırptı. ‘’Olabilir belki. Zaten ileride Kraliyet Askerleri’nden biri olmayı düşünüyorum, endişe etmene gerek yok, Pounz Krallığı’na düşman olmayacağım ve Pounz Krallığı’na düşman olacak birileri için de çalışmayacağım, ben burada büyüdüm ve bu topraklarda yetişen meyveleri yedim, buralardan para kazandım. Gidip de başka bir ülke için çalışacak değilim.’’ diyerek devam etti. Söyledikleri Yua’nın gözlerinin parlamasına neden olmuştu bir anda.

 

‘’Ah, gerçekten mi? Kral Dustin bundan bahsetmişti ama ciddi olmadığını sanmıştım, sonuçta Pounz Krallığı pek güçlü olarak görülen bir krallık değil… Üstelik dünyada gidebileceğin ülkelerde sana bir sürü imkan da verilirdi, bu yüzden kısa süre içerisinde Pounz’a göre daha gelişmiş bir ülkeye gideceğini düşünmüştüm.’’ Yua, biraz önceki çekingenliğini üzerinden atarak gülümsedi. ‘’Ama eğer düşüncelerin gerçekten de böyleyse, sana gönülden teşekkür ederim!’’ dedi ve başını eğdi hafifçe. ‘’Senin, gerçekten de Pounz’a bağlı kalacak olman beni acayip mutlu eder.’’ Sıcak bir şekilde gülümsemeye devam ediyordu genç kız.

 

‘’Heh, ne demek!’’ Zend de onun gibi sıcak bir şekilde karşılık verdi, Yua şu an onun karşısında olsa da, genel olarak onu sevdiğini söyleyebilirdi. Kız ilk başlarda çok hırçın ve asi olsa da, devamında sakinleşmiş ve Zend’i kabullenmişti, başlarda Zend’i zayıf görmüş, onu sevmemişti. Ama daha sonra, zamanla o da Zend’den hoşlanmaya başlamıştı… Onunla arkadaş olmak Zend için iyiydi. ‘’Hem sen de bu yüzden burada değil misin?’’ diye sordu ardından. ‘’Sen isteseydin, gidip daha iyi imkanlara sahip olacağın bir ülkede gelişimini sürdürebilirdin, sen de epey potansiyeli olan birisin ve zaten yeni neslin en iyilerinden olarak gösteriliyorsun, bu ben savaşçılığa başladığımdan beri böyleydi. Ancak Pounz’da kalmayı tercih ettin değil mi?’’

 

Yua, Zend’in onu övmesini beklemiyordu ve genç adamın söylediklerini duymasıyla birlikte utanarak, tekrar birazcık kızardı. ‘’Yani… Öyle de denebilir, ben de Pounz’un güçlenmesini istiyorum, doğup büyüdüğüm, ailemin olduğu yerin daha güçlü olmasını istiyorum. Bu yüzden herhangi bir ülkeye gitmedim ve gitmeyeceğim de. Ama tabii seninle karşılaştırılamam, ben Pounz’da sadece bu nesilde dahilerin arasında olarak gösterilirken sen, son zamanlarda Pounz’a tarih boyunca uğramış olan en yetenekli çocuk olarak gösteriliyorsun, sadece yeni nesilde değil, tüm tarihte bir numara olmayı başardın. Dünya sıralamasına bile girmen mümkün oldu, bu yüzden benim Pounz’u terk etmeyişim, seninkinin yanında hiçbir şey.’’ dedi ve Zend’in övgülerine, birkaç övgüyle cevap verdi.

 

‘’Eh… Beni herkes gözünde büyütüyor…’’ Zend ise alçak gönüllülüğünü sürdürürken, hızlıca konuşmuştu. Normalde bu gibi bir durumda utanırdı ama şimdi bastırmıştı kendisini, Yua’yla son altı yıldır ilk konuşmalarıydı ve onda da utanıp kızaramazdı, o genç kızın aksine… ‘’Neyse, ben şimdi içeri gireyim.’’ dedi ve yan tarafına doğru dönerek kapıya ilerledi. Daha sonra tekrar konuşabiliriz, şimdi seni oturup birbirimizi görmediğimiz zamanlarda yaptıklarımızla ilgili konuşabileceğimiz bir yere davet etmek isterdim, ama senin Fozre Ailesi’nde işlerin varmış gibi görünüyor. Daha sonra artık.’’ dedi ve samimi bir şekilde gülümsedi.

 

Yua, biraz önceki, Zend’in yanında rahat edememeyişini bir anda bırakmış gibi görünüyordu. Şu anda oldukça mutlu gibiydi çünkü. ‘’Tabii tabii, bana boş olduğun günleri söyle, ben de bu günlerden birinde ustamdan izin almaya çalışayım.’’ dedi ve arkasından genç adama baktı, gözlerindeki hayranlık, imrenme ve sevgi, hemen anlaşılabiliyordu.

 

***

 

1664