eline sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
178. Bölüm Yama Ailesi (9)
Zend'in ardışık üç saldırısıyla birlikte enerjisi tamamen bitmişti ve üçüncü saldırıdan sonra geriye doğru savrularak küçük bir mesafe boyunca geriye sürüklendi.
Bu sırada Emerantaos'a yaptığı ikinci ardışık saldırıda odada büyük bir ses oluşmuş, ardından da bir toz dalgası kalkmıştı ve Zend dönüyor olduğu için tam olarak dikkat edememiş, yerin göçtüğünü düşünerek umursamamıştı. Şimdi düştüğü yerden yorgun bir şekilde kalktığında, Emerantaos'un iki elinin de dolu olduğunu gördü, muhtemelen yüzyıllarca yaşamış olsa da belli etmeyen adamın yüzünde garip bir ifade vardı.
Zend dikkatli bir şekilde tekrar baktığında, Emerantaos'un yukarıya doğru tuttuğu, Zend'in saldırısını karşılamak için kullandığı kılıcın, biraz önceki kızıl kılıç olmadığını fark etti. Bu sefer elindeki koyu turuncu bir renge sahip, biraz önceki kılıcın yanında boyut olarak daha küçük kalan, genişlik olarak ise hemen hemen öncekiyle aynı olan bir kılıçtı.
''Hm? Bunu niye kullanmaya başlamış ki?'' Zend adamın kaldırdığı kılıca doğru bakmaya devam ederken, tozlar yavaşça dağılmaya başladı ve diğer eli de açığa çıktı.
Tozların tamamen dağılmasıyla birlikte, Zend gördüğü şeyle donup kaldı.
'Kılıcı... Kırılmış mı?!' Bu sefer şaşkınlığın içine, bu sonucu hiç beklemiyor olan Zend de girmişti. Yama Ailesi'nin liderinin iki eli de doluydu: Bir elinde biraz önce kullandığı kızıl kılıcın kabzası ve metalinin bir kısmı, diğer elinde ise sağlam gibi görünen turuncu kılıç vardı. Kızıl kılıcın öteki kısmı parça parça olmuş ve yere düşmüş, etrafa saçılmıştı. Tozun dağılmasıyla birlikte Yama Ailesi'nden olan diğer insanlar manzarayı görünce dehşete çoktan düşmüştü bile. Hiçbiri, yenilmez olarak anılan Emerantaos'un kılıcının yedinci seviye bir savaşçı tarafından kırılabileceğini düşünmüyordu. Yavaşça mırıldandı yaşlı adam: ''Şu hale bak, Qiawshi'nin burada olup da bunu görmesini isterdim.''
''OH,'' Emerantaos kendi kendine sessizce mırıldandıktan sonra elini yukarı doğru kaldırdı ve kırılan kılıcına baktı. ''normalde gelen saldırılara direkt olarak kılıcımla savunmaya alışkın olduğum için aynısını yaptım, ama senin kılıcın zehri benimkinin içine işleyip birkaç saldırıda artarak onu zayıflatmış anlaşılan, ani bir savaşa girdiğimiz için onu koruyucu büyülerle kaplatmaya gerek olmadığını düşünmüştüm, darbelerin hasarını direkt olarak alınca, onu içten çürüten zehirle birlikte fazla dayanamadı. Üçüncü saldırıyı alsaydım kalkanlarım oldukça zarar görebilirdi, neyse ki yüzüğümde birkaç tane kılıcım daha vardı.'' Yama Ailesi'nin lideri olayı kendine mantık çerçevesinde açıklamaya çalışıyormuş gibiydi.
''Ben, kılıcınıza zarar verebileceğimi tahmin edememiştim, özür dilerim, parasını öderim.'' dedi Zend hemen düştüğü yerden ayağa kalkıp, pek fazla enerjisi kalmasa da hareket edebilecek kadar enerjiye sahipti sonuçta.
''Yok yok, bu kılıcın benim için özel bir değeri yoktu zaten, merak etme,'' Emerantaos gülümseyerek konuştu ve birkaç saniyeliğine sustu, konuşmasını daha tamamlamamış olsa da sessiz kalmıştı. ''Ah, pardon, ben hala bunu nasıl kırabildiğini tam olarak kavrayamadığım için şaşkınım... Genç adam, dediğim gibi olduysa ve zehir çok büyük rol oynadıysa bile bu kılıç tonlarca ağırlığa sahipti ve elbette kırılması da, en büyük zehirlerin içerisinde kalmış olsa bile hayli zordur; çünkü biz bu kılıcı yaparken dünyadaki en dayanıklı malzemeleri kullanıyoruz.'' Derin bir nefes aldı adam, bir yandan kılıcını izliyor, bir yandan da konuşuyordu. ''Gerçekten, bunun böyle kırılması çok ilginçti, kılıcıma nasıl bir güçle saldırdın ki?'' Zend'e baktı bu sefer, sayısız düşmanın ölümünü görmüş bu gözler, delici bir havaya sahipti.
''Her neyse,'' Zend elini başının arkasına koyup bir sorun olmaması için yavaşça gülümserken Emerantaos devam etti. ''sonuçta olan oldu, daha fazla düşünüp zorlamanın anlamı yok. Bu savaşın üstüne seninle birlikte birbirimizi tanımak için küçük bir yürüyüşe çıkalım mı? Rica ediyorum.''
''Eh,'' Zend yavaşça nefes verdi. Yama Ailesi'nin en güçlü adamının, dünyadaki en güçlü Ağır Kılıç savaşçısının kılıcını kırabileceği, aklının ucundan bile geçmemişti. Ayrıca bu teklifi reddedebileceğini sanmıyordu, çünkü Emerantaos ondan bir istekte bulunmuş olsa da, bu isteğin reddedilmesini hiç istemediği ve böyle bir şey olursa hoşnut olmayacağını Zend'e gözleri açıklıyordu. Zend de duruma uyarak bunu kabul etti. ''Yama Ailesi'nin lideri ile bir yürüyüşe çıkmak benim için bir onur olur.''
''Haha, ne güzel!'' Yaşlı adam sakalını sıvazladı birkaç kere ve daha sonrasında yanındakilere hızlıca bağırdı: ''Ne bekliyorsunuz, hadi ortalığı temizleyecek birilerini çağırın ve dağılın. Görünüşe göre dünkü suikastçiler tekrar buraya gelmeye cesaret edemeyecek ve o gencin bizim canımızı sıkmak gibi bir amacı yok, anlaşılmıyor mu? Zaten enerjisi de yok. Ona enerjisini daha hızlı yenileyebilmesi için birkaç hap verin.'' Zend'in itiraz etmemesi onu oldukça neşelendirmiş gibiydi.
Emerantaos'un konuşmasının ardından etraftakiler hızlıca bir yerlere gitmeye başlayarak, Zend'e ortamda minik bir panik oluştuğunu gösterdi. Bu sırada, Zend Emerantaos ile savaştığı süre boyunca kazandığı deneyimleri düşünüyordu tabii, bunları unutmadan aklına kazımalıydı. 'Gerçekten acayip güçlü biri, hızının ve gücünün belli bir kısmını kullanmadığından eminim, buna rağmen kılıcımla karşıladığım saldırıları kolumu uyuşturup enerjimin bir kısmını harcamaya yetti.' Zend aklından birçok düşünceyi birden geçirirken, elindeki kılıca baktı. Onu yere bırakmıştı ama kabzasından tutuyordu hala, biraz öncekinden farklı olarak altın rengine girmemişti ve Zend'in onu tanıdığı renkte, simsiyahtı. Zend o kılıcın, dünyanın en güçlü Ağır Kılıç kullanıcısının kılıcından daha sağlam olduğunu düşünüyordu şu anda, sonuçta işin içine farklı etkenler girmiş olsa dahi o kılıç bir kılıcı paramparça etmeyi başarmıştı. İçi memnuniyet ile dolmuştu genç adamın. Daha sonra tekrar aklına savaşını getirdi. 'O, kılıcı kullanırken fazla güç uygulamıyordu, onu tutup çektiğinde kılıcı daha arkadan geliyordu, bu düşüncemi bu hareketi kanıtlıyor. Kılıcı tam saldırmak üzereyken yanına çekiyor ve gücünü kullanmaya başlıyor, daha sonra da saldırıyı gerçekleştirdiği anda gücünü maksimum seviyeye çıkarıyor, bu da saldırısını en büyük kuvveti ile gerçekleştirmesine olanak sağlıyor ve maksimum enerji tasarrufu yapıyor. Bu şekilde çabuk yorulmuyor olmalı. Ayrıca ben saldırı yaptığımda kılıcını önce hafifçe geri çekerek saldırımı karşılıyordu. Benim enerjimin büyük bir kısmını yiyen bu hareketi miydi ki? Kılıcı geriye doğru çektiğinde ben, kılıçların çarpışacağını düşünerek tüm gücümle baskı uyguluyor oluyorum ama kılıcım beklediğimden daha geç hedefe ulaştığı zaman uyguladığım gücün bir kısmı boşa gitmiş oluyor, havayı yarmak için büyük bir güç harcamış gibi oluyorum. Vay be, güzel taktikmiş bu.' Zend içten içe mutlu olmuştu çünkü bu dövüşü gerçekten istemişti, içinde hem istediği bir şeyi gerçekleştirmiş olmasının mutluluğu vardı, hem de epey deneyim kazandığı bir savaştan çıkıp artık Ağır Kılıç'ı daha iyi anlamasıyla birlikte heyecanlanmıştı.
Zend savaşta izlediği Emerantaos'u aklına getirmeye devam ederek düşünmeyi sürdürdü: 'Benim bir saldırımı karşılarken de ağır kılıcı yan tutarak bir eliyle kabzasından tutarken öteki eliyle de kılıcın diğer uç kısmına doğru olan bir yerden destek vererek saldırımın gücünü iki koluna da yaydı. Ağır Kılıç diğer kılıçlar gibi keskin olmadığı için bir yeri kesme riski yok, bu yüzden onu rahatça tutabilirim, bunu öğrenmem iyi oldu. Üstelik güçlü saldırılara karşı sadece bir kolu kullanmaktansa iki kolu birlikte görevlendirmek çok daha avantajlı. Hmm, bir dahakine ben de yapacağım.' Zend bunun gibi birçok şeyi gözlemlemesine rağmen, onun dikkatini en çok çeken şey Emerantaos'un elinde bir ağır kılıç olmasına rağmen sahip olduğu hızdı. O hızını tam olarak kullanmasa bile Zend'in gözleriyle zar zor takip edebileceği kadar hızlıydı, eğer tüm hızını kullanıyor olsaydı Zend kesinlikle onu gözleriyle takip edemezdi, zaten savaşta da ancak refleksleri sayesinde bir anda beliren Emerantaos'a karşı koyabilmişti. Onun gerçek hızını ise, ona üst üste üç saldırı yaptığı anda görmüştü.
Adam kılıcının kırıldığını görmüş, yüzüğünden yeni bir kılıç çıkarmış ve ardından saldırının kendine ulaşmasını engellemişti. Bunu öyle bir hızla yapmıştı ki, Zend ikinci saldırıyı yaptıktan sonra bir kere daha dönüp üçüncüyü yapmak için Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'nin kendine sağladığı dönüş hızına sahipken bile onun bunu yaptığını fark edememiş, enerjisi bitip geriye savrulup düştükten sonra baktığı zaman adamın yeni bir kılıç tuttuğunu görmüştü. Yani adam bir saldırı gibi hızlı süren bir şey yapmamasına rağmen Zend'in, aralarında hemen hiç geniş zaman boşluğu bulunmayan ikinci ile üçüncü saldırıları arasında bir kılıç çıkarabilecek kadar hızlı davranabilmişti. Bu gerçekten şok ediciydi! Dünyanın en güçlü savaşçılarından biri olmak böyle bir şeydi demek ki... Zend ona imrenerek birkaç saniye boyunca bakmıştı, onun gibi olmak istemişti içten içe, o çok güçlüydü.
Bu sırada çoktan Era gelip Zend'in omzuna atlayarak yanağını birkaç kere diliyle ziyaret etmişti. ''İyiydin ortak.''
''Hehehe, öyle olacağım tabii, ne sandın?'' Zend kıkırdayarak Era'ya baktı.
''Bunları alın,'' Zend'in karşısına, ailede savaşçı ya da büyücü gibi görünmediğini düşündüğü ilk kişi çıktı ve elindeki birkaç küçük hapı ona verdi, ''enerjinizi yenilemenize yardım edeceklerdir.''
''Teşekkür ederim.'' Zend teşekkür ederek adamın ona uzattığı hapları aldı ve gülümseyerek bir tanesini ağzına attı. Elindekilerin enerjisini geri kazanması için olduğunu dışarı yaydıkları enerji parçalarından anlayabiliyordu, birini yuttuktan sonra öteki ikisini de teker teker ağzına attı.
''Hadi gel bakalım.'' diyerek Zend'e baktı Emerantaos, ardından da yan tarafındaki pencereden dışarı atladı.
''Ne?'' Tabii Emerantaos'un böyle bir harekette bulunmasını beklemiyor olan Zend oldukça şaşırmıştı. ''Neden kapıları kullanarak çıkmıyoruz?'' diye mırıldansa da fazla sorgulamadı ve kaliteli olduğunu anladığı haplar sayesinde bir kısmını yenilediği enerjisiyle birlikte Yama Ailesi'nin liderini takip ederek kendini pencereden aşağı bıraktı. Üst katlarda olmaları bir şeyi değiştirecek değildi, çünkü zaten sadece üçüncü seviye olan bir savaşçı bile bu kattan aşağı atlayıp bir zarar görmemeyi başarabilirdi.
''Kapıları kullanmaya ne gerek var.'' Emerantaos sırıtarak, arkasından kendisini taklit ederek pencereden atlayan Zend'e baktı.
''Garip bir bakış açısı.'' Zend de gülerek sempatik bir şekilde espri yapan Emerantaos'un yanına doğru ilerledi, arkasından da Era fırladı tabii. O bir kediydi temelde, büyülü yaratık olmasa bile buradan atlamak zor olmazdı onun için.
''Her neyse,'' Emerantaos biraz bekledi. ''Genç adam, benim ismimi bildiğini düşünüyorum, ama yine de söyleyeyim, ben Emerantaos Yama. Evime geldiğinden bu yana hiç boş vaktiğimiz olmadığı için daha ismini soramadım sana. İsmin nedir?'' dedi, malikanenin bahçesinde duvarın kenarında yürüyorlardı, güneş gökyüzünde sayısı pek az olan bulutlarla oynamaya devam ederken hava oldukça sıcaktı. Emerantaos elini gözüne siper ederek güneşten korunmuş bir şekilde, Zend'e dikkatini vermişti.
''İsmim Zend.'' Zend samimi bir şekilde cevap verdi.
''Hm? Bir soyadın yok mu peki?''
''Soyadım mı?'' Zend kendi kendine sessizce mırıldandı. Daha sonra yan tarafında uçmaya çalışan küçük bir böceği yakalayarak Kral Modu'nu kapattı, zaten biraz önce enerjisinin sıfırlanmasına rağmen onu açık tutmakta oldukça zorlanmıştı, hapları aldıktan sonra enerjisi yenilenmeye başladığı için bir sorunu olmamıştı, ama daha fazla da açık tutmayı istemiyordu çünkü bunu uzatmak ona zarar vermeye başlayabilirdi.
Zend normalde bu soruya hiç cevap vermemeyi düşünüyordu, çünkü Fungyuo'daki, doğmasını sağlayan kişi dışında kimseyi ailesi olarak görmüyordu, Raddha olarak da söylemesi hiç doğru olmazdı, çünkü bu onun başını belaya sokabilirdi.
''Bu çocuk Fungyuo soyadını kullansın, Tanrı'nın Şefkati.'' Bir anda aklına manevi annesi olarak gördüğü kadının, eski Fungyuo Kraliçesi'nin sözleri geldi. Zend'in doğumunun bedelini hayatıyla ödeyen, hiçbir doğruluğu yokken ona atılan iftira yüzünden ölüme mahkum edilen kadının sözleri... Zend'in aklına bu anılar geldiği gibi, beraberinde intikam arzusunu da getirmişti. O anlar aklında canlanınca, yine intikam isteğiyle yanıp tutuşmaya başlamıştı... Adalet istiyordu o, kısasa kısas istiyordu!
''Zend Fungyuo.'' diye fısıldadı Zend yavaşça. Annesinin son isteğini yerine getirmeyecek değildi sonuçta. Eğer o kadın böyle istediyse, Zend hayatında Fungyuo olarak da anılacaktı. İçinde birbirinden yoğun olan onlarca his vardı, ama bunları dışarı yansıtmamayı tercih etmişti. Tabii sessizce duraklamasına baktığı zaman Emerantaos bu sorusunun kötü bir durumu Zend'e hatırlattığını anlamıştı.
***
1724
Magnec