Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

45. Bölüm Xyrus Akademisi

Çevirmen: T4icho / Editor: Darkone

 

3. Kitabımız Olan Kaderin Çağrısı ile maceraya kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

“UYANN!!!”

“UFF!” Elijah “nazikçe” karnıma iki yumruğuyla vurduğu sırada ciğerlerimdeki tüm hava dışarı akın etti.

Beni agresif oda arkadaşımdan koruması umuduyla uyumakta olan Sylvie’yi Elijah’a fırlattım.

“AAAHHH! SYLV ACITIYOR!!” beklediğim gibi Sylv, sakinleşene kadar Elijah’ın yüzünü tırmaladı ve ardından gelip yanıma oturdu.

“Fiziksel acının yanı sıra beni uyandırmanın başka yolları olmalı diye düşünüyorum.” karnımı ovarken homurdandım.

“Bana mı diyorsun? Seni uyandırmak ve uyandırdığımda da Sylvie’yi üstüme fırlatman ne kadar zor haberin var mı? Ejderha formunda bile değil, nasıl pençeleri bu kadar keskin olabiliyor?” Sylvie’nin bıraktığı çiziklere dikkatle dokunurken yakındı.

“Her neyse! Acele edip hazırlanmazsan gecikeceğiz. Ben çoktan yıkandım bu yüzden tembel kıçını kaldır.” Elijah giyinirken beni ayağıyla yataktan itti.

“Hadi yıkanalım, Sylv!” ortağımı aldım ve heyecanlı görünmeye çalışarak banyoya ilerledim.

‘Hayıııııııııy~ Baba yıkanmak istemiyorum! Temiziiiim!’ “Kyuuu~” Sylv’in umutsuz iniltileri bir kulağımdan girip diğerinden çıktı. Sylvie’nin pulları artık incelip uzamış kürke benzer bir hal almıştı. Dolayısıyla bu da onu kir mıknatısı haline getiriyor, sık sık yıkanması gerekiyordu.

“Ağabey~ uyandın mı?” Ellie üstümü değiştirirken kapıyı açtı. En azından Elijah tamamen giyinmişti ama ben daha sadece altıma bir pantolon geçirebilmiştim.

“Ağabeyinin muhteşem kasları nasıl?” Bedenimi profesyonel vücut geliştiricilerinin yarışmalarda soktukları şekillere soktum.

“Eww… Tek gördüğüm deri ve kemik, ağabey.” Kafasını salladı ve böyle bir ağabeyi olduğu için hayal kırıklığına uğramış gibi bir bakış attı.

Tch… Doğum gününde onunla dans ettiğimde bana ne kadar da düşkündü. Çok hızlı büyüyorlar…

“Acele edip giyin de kahvaltıya inelim!” Elijah ve ben hazırlanırken Ellie kapıyı kapattı ve önden gitti.

Xyrus’un giymemiz için gönderdiği üniformalar çok da sıradışı değildi. Benim için beyaz gömlek, gri yelek, boynumuzda yaka altına bağlamamız için bordo bir ip ve mükemmel bir dokuya sahip deniz mavisi bir pantolon göndermişlerdi. Yeleğimin göğüs cebine iliştirilmiş olan zincirle altın bir cep saati de vardı. Bunlarla birlikte çok bilgece bir görüntüm oluyordu.

Elijah’ın üniforması ise çok gösterişliydi. Beyaz işlemeli siyah blazer ceketi, siyah pantolonuyla uyumluydu. İp yerine kravata benzer bir şey takıyordu, tek farkı ucu düzdü. Kravatı siyahtı ve üstünde beyaz bir çizgi vardı. Bu öğrenci seviyesini gösteriyordu. Beyaz gömleği ve kılıç ile asanın birbirine geçtiği bir rozetle etkileyici duruyordu.

Sihirbazların kullandığı sıradan gereçler yerine Elijah işaret ve yüzük parmağına iki parçalı siyah bant takmıştı. Bu iki bant ince siyah bir zincirle bağlıydı. Buna yeni aldığı modaya uygun gözlükleri de eklenince gotik bir havası olmuştu. Bana bunların hepsinin kız arkadaş bulmak için olduğunu söylemiş ve görünüşüyle övünüp durmuştu. Ama yine de sürekli ne kadar denerse denesin benim kadar yakışıklı olamayacağından da övünüyordu.

Ne diyebilirim ki? Anne ve babamın genlerine teşekkür borçluyum.

Aynada Elijah ve kendimi inceleyince fiziksel olarak ne kadar geliştiğimizi fark ettim. Bir zamanlar inek bir öğrenci gibi duran Elijah gitmiş yerine garip bir şekilde karakteriyle çelişen daha keskin ve soğuk bakışlar gelmişti.

Bana gelirsek safir mavisi gözlerim neredeyse ışık saçıyordu. Saçlarımın ateşli kestane rengi gözlerimle uyum içindeydi. Mavi göz ve kırmızımsı saçlarımın ne kadar tesadüf eseri denk geldiğini düşündüm. Beni tanımlayan iki rengin, en çok uyumlu olduğum iki elementi yansıtması ne kadar da tuhaftı? Elijah’ın yüzüne oranla benim yüz hatlarım daha keskindi ama yumuşak ve nazik bir yüz hattına sahip olmam zarif görünmemi sağlıyordu.

Bana ait değilmiş gibi yüzümü inceledim. Bu bedende 12 yılı geride bırakmama rağmen eski dünyamda sahip olduğum yüze daha alışkındım.

“Doğru seçimi yaptığından emin misin Art? Bilge Büyücü olmak istediğine inanamıyorum. Benim gibi Savaş Büyücüsü olursun sanıyordum.” Elijah saçını şekillendirirken konuştu. Taranmış düz siyah saçları artık daha kısaydı ve bir yanlara doğru şekil verilmişti.

“Ben de senin Xyrus’ta Savaş Büyücüsü olmak isteme sebebinin sevimli kızlar olmasına inanamıyorum.” sırtına şaplak atarken pis pis sırıttım.

“Kapa çeneni… Sen görürsün. Yeni ve gelişmiş Elijah harika bir kız arkadaş bulacak ve sen de ağzından akan sularla kıskançlıktan kuduracaksın!” blazerını düzeltti ve kendine son bir bakış attı. Belli ki görüntüsünden tatmin olmuştu, kapıya doğru yöneldi. Sylv kafama zıplayıp pençelerini kafa derime geçirdi ve ben de erken yaşta kel kalma endişelerimle birlikte Elijah’ı takip ettim.

“Siz oğlanların hazırlanması oldukça uzun sürdü! Kimi etkilemeye çalışıyorsunuz?” Annem bize parmağını sallarken annemle uyumlu bir önlük giyen Tabitha kıkırdıyordu.

“Günaydın çocuklar, acele edin ve kahvaltınızı yapın. Lilia öğrenci konseyinde olduğu için oryantasyon sırasında sahnede olacak. Endişeli olacaktır, bu yüzden ona tezahürat yapmayı unutmayın.” Tabitha, annem ve Ellie’nin yanına oturdu.

“Görüyorum ki ikiniz de size verdiğim kolyeleri takıyorsunuz.” Ağzım yulaf ve meyve ile doluyken konuştum.

“Evet, bu kadar güzel bir takıyı neden takmayalım ki zaten. Keşke sendeki bu ince düşüncenin yarısı babanda da olsaydı…” Annem Anka Kuşu Ejderi kolyesini okşarken iç geçirdi.

“Tüm arkadaşlarım kolyemin güzelliğini kıskandı! Bana daha fazla güzel şey aldığından emin ol, tamam mı ağabey?” Ellie heyecanla sandalyesinde öne doğru eğildi.

“O halde sana güzel şeyler almam için bana sebep verdiğinden emin ol.” dırdır ettim. Ağabey yanım hala onun güzelce yetişmesini diliyordu.

“Umm… Alice Teyze, okula gitmeden önce yüzümü iyileştirebilir misin? Kedi tırmalamaları yüzünden okuldaki ilk günümün kötü geçmesini istemiyorum.” bakışlarını, ona dil çıkarmakta olan Sylv’e çevirdi.

“Pfft. Hala Sylvie ile mi dövüşüyorsun? Gel, bir bakayım.” annem elini Elijah’ın alnına koydu ve bir şeyler mırıldanmasıyla parmak uçlarından parıltılar yayılmaya başladı. Birkaç saniye sonra çiziklerden eser kalmamıştı ve Elijah da rahatlayarak derin bir nefes verdi.

“Teşekkürler, Alice Teyze.” Elijah sandalyesine yaslandı ve kahvaltısına devam etti.

Babam çalışmaktan kan ter içinde kalmış bir halde yanımıza geldi, “Kahvaltıya geç kaldığım için üzgünüm! Küçük bir atılımın tam ortasındaydım!” heyecanla oturdu ve Elijah ile bana baktı. “Vay be~ İki oğlum da okula gidiyor. İnanamıyorum. Arthur’u iyi büyüttük gibi duruyor, değil mi tatlım?” babam kocaman sırıttı.

 “Büyüttük derken? O benim oğlum.” annem gururla sandalyesinde doğruldu.

Babam homurdandı, “Tch~ Sanırım sadece başlarını belaya soktuklarında benim çocuklarım oluyorlar ha?”

“Bilmene sevindim.” annem anacan bir tavırla konuşarak masayı kahkahaya boğdu.

Masada sadece Vincent ile Lilia yoktu. Lilia’nın yapması gereken şeyler olduğundan okula birkaç gün önce gitmesi gerekmişti. Vincent ise bugün yola çıkacak olan Dicatheous gemisinin yönetim komitesinde olduğu için fazla meşguldü.

“Xyrus’ta Bilge Büyücü olmak istediğini söylediğinde çok şaşırdım doğrusu, Art.” babam yumurtalarını çiğnediği sırada konuştu.

“Evet, ikisi de iyi seçenek ama Savaş Büyücüleri tüm övgüyü toplayan taraf oluyor.” Tabitha iç geçirdi. Lilia, Vincent ve Tabitha’nın karşı çıkmasına rağmen Savaş Büyücüsü olmayı seçmişti. Bilge Büyücüsü olmak daha az tehlike barındırdığı için ikisi de kızlarının bir Bilge Büyücü olmasını istemişti ama Lilia adını duyurmakta kararlıydı.

“Haha, kaslarımı gevşetmek için Mana Dövüşü üzerine bazı genel dersleri alıyor olacağım ama sadece dövüş taktikleri öğreteceklerse benim öğrenebileceğim pek bir şey yok demektir.” gülümsedim.

“Pek öğrenecek bir şey yok mu? Bunu dediğini öğrencilerden biri duysa dayak yerdin… hayır, bekle, seni dövemezler bile.” Elijah bana kafa tutan biri yüzünden okulu katlettiğim düşüncesiyle kahkahalara boğuldu.

“Lütfen kendini kontrol altında tut, Arthur. Okula giden çok nüfuzlu aile bireyleri var. Tabitha’nın ailesi için sorun çıkarmak istemezsin.” annem endişeli ifadesiyle araya girdi.

“Merak etme! Aşırıya kaçmadan döverim!” yulaf dolu ağzımla selam verirken Sylv meyvelerimi çalıyordu. Annem kafasını salladı ve babam da kahkaha attı. Bu sırada hizmetçi içeri girdi.

“Bay Arthur, Bay Elijah, şoför oryantasyon merasimine yetişmek istiyorsanız yola çıkmanız gerektiğini söyledi.” Eğilirken konuştu.

“Anne, Ellie gitmeden önce bana işaret parmaklarınızı uzatır mısınız?” ayağa kalktım ve yanlarına gittim.

“Ha?” annem kafası karışmış bir şekilde bana bakıyordu ama yine de parmağını uzattı. Kız kardeşim de annemi taklit etti. Mana yoğunlaştırdığım parmağım ile parmaklarına dokundum. Parmak uçlarında bir damla kan oluştu.

“Kolyelere kanınızı damlatın.” Sesimdeki ciddiyet sayesinde merakla dolsalar da teslim oldular. İşaret parmaklarını kolyenin üstüne götürdüler ve kolye kanı anında emdi.

“Artık bu kolyeler size bağlı. Yani sadece siz takabilirsiniz. Babam ya da ben sizi korumak için yanınızda olmazsak diye, sizi koruma görevini üstlenecekler. Ama yine de ben yokken güvende kalın, tamam mı?” ikisine de sıkı sıkı sarıldım ve kız kardeşimin gözleri doldu. Babam ve Tabitha’ya sarıldım, babam beni güçlü kolları arasına aldı.

“İyi çocuklar olun ve bizi endişlelendirmeyin. Her fırsatta ziyarete gelin ve bizi merakta bırakmayın!” Babam ve annem bizi bırakmadan önce konuştu.

“Bay ağabey, bay Elijah! Güvende kalın!” Biz merdivenden inerken kardeşim ardımızdan bağırdı.

“Bagajlarınız aracın arkasında.” Şoför eğildi ve bizim için kapıyı açtı.

“Hedef, Xyrus Akademisi!!” Elijah aracın içine girmeden önce beyanda bulunur gibi elini göklere kaldırdı.

--------------------------------------

Aynı şehirde bulunduğu için Xyrus Akademisi’ne yolculuğumuz uzun sürmedi. Fakat kampüsün kendisi çok büyük olduğu için ana kapılardan geçmek zaman aldı.

Özene bezene donatılmış, kimisi normalin iki katı büyüklüğünde olan düşük sınıf mana canavarlarının çektiği arabalar ufak bir trafik oluşturuyordu.

“Peh… ne kadar da gösteriş meraklısı bunlar da.” Şatafatlı öğrencilerin özgüvenli bir şekilde gösterişli araçlarından indiğini gören Elijah homurdandı. Geliştirici ve sihirbazların araçlarını ayırt etmeyi sağlayan dekoratif silahlar araçları süslüyordu.

Bizim arabamız da oldukça lükstü ama bu sıradan insanların bakış açısına göreydi. Zengince dekore edilmiş büyük ailelere ait olan arabalara kıyasla bizimki göze çarpmıyordu.

“Geldik Efendi Arthur, Efendi Elijah.” Şoför kapıları açtı. İkimiz de ciğerlerimize kampüs havası çektik.

“Hah… buradaki havanın tadı aynı… farklı olur sanmıştım.” Elijah dudaklarını şapırdattı.

“Aptal olma.” mermer patikada ilerleyen öğrenci kalabalığını takip ettiğimiz sırada arkadaşımızı öne ittim.

“Ohanzii…” Elijah’ın ağzı beş karış açılırken gözleri karşımızda yükselen binaya bakıyordu. Kelimelerin anlatmak için yetersiz kaldığı devasa beyaz bina beni bile kendine hayran bırakmıştı.

“Hadi içeri girelim.” Elijah’ın kendine gelmesini sağladım ve diğer okula yeni kaydolan öğrencilerle birlikte yürümeye başladık.

İçeri girdiğimizde ne kadar gürültülü olduğunu fark ettim. Binlerce heyecanlı öğrenci hep bir ağızdan kimisi beraber geldikleri arkadaşlarıyla, kimisi ilk defa tanıştıkları insanlarla konuşuyordu.

“OTURACAK BİR YER BULALIM!” Yanımda duran Elijah’ın duyması için bağırmak zorunda kaldım. Sonunda konferans salonunun ortasındaki sıralardan arka taraflarda olan bir yer bulabildik.

Dikkatle baktığımda etraflarındaki kişilerle konuşmakta olan pek çok elf ve cüce görmek beni şaşırttı.

“Vay canına, daha önce hiç saf elf görmemiştim. Gerçekten de artık bu akademiye üç ırk da katılabiliyor gibi duruyor.” Elijah heyecanla etrafına bakınıp ruh eşini bulmaya çalışıyordu. Bense bu öğrencileri bir grup çocuk olarak gördüğüm için kafa sallamakla yetindim.

Çevreme bakmaktan sıkılınca dikkatimi sahnedeki bir tanesi hariç hepsi boş olan platformlar çekti. Aniden keskin bir bulanıklık şekil kazandı ve Müdire Goodsky sahnede belirdi. 4 sene önce taktığını gördüğüm sihirbazların giydiği o aşırı büyük şapkasını giymiyordu. Onun yerine beyaz cübbesi ile uyumlu zarif bir taç takıyordu. Gözleri kapalıydı ama açtığında soğuk terlememe sebep olacak şekilde doğrudan bana bakıyordu. Gülümsedi, gözleri hala benimkilere kilitliyken elini yavaşça havaya kaldırdı.

Şimdiye kadar gelenlerin çoğu onu fark etmiş ve yüksek sesle konuşup tezahürat etmeye başlamışlardı ama Müdire Goodsky’ın eli kafasının hizasına ulaştığında her şey sessizliğe büründü.

Etrafıma bakındığımda herkesin ağızlarını hareket ettirmesine rağmen sesleri çıkmadığı için şaşırdıklarını gördüm.

“Kabalığım için özür dilerim ama yüksek sesle konuşmaktan nefret ediyorum. Boğazım için iyi değil, hayır kesinlikle değil.” Hoş ve nazik bir sesle konuşmasına rağmen en arka sıradakiler bile net bir şekilde duyabilmişti.

“Hepinizi burada karşılıyorum. Geleceğin liderleri, bilgeleri ve Dicathen’in güçlü evleri, naçizane akademime hoş geldiniz. Bendeniz Cynthia Goodsky, lütfen bana Müdire Goodsky deyin ve kampüste yanımdan geçerken selam vermekten çekinmeyin. Konuşma yapma konusunda pek iyi değilim, bu yüzden sadece selam vermek ve sizi akademinin temsilcisi olan benimle birlikte önemli kararlar almada rol oynayan Öğrenci Konseyi ile tanıştırmak için buradayım. Lütfen onları güzelce karşılayım.” elini salladı ve konsey üyeleri tek tek sahneye çıkmaya başladı.

İlk önce Jarrod’un bakışlarını karşıya dikmiş bir şekilde özgüvenle yürüdüğünü gördüm. Seyirciler arasındaki kızlardan yükselen tiz çığlıklarla sevimli oğlan yüzü parlıyordu. Arkasında çok neşeli, şen şakrak bir çocuk kocaman gülümsemesi ile seyircilere el sallayarak geliyordu.

“Bak bak! Lilia orada! Tezahürat yapmalıyız!” Elijah ayağa kalktı ve ciğerlerini patlatırcasına bağırmaya başladı, ben de onu taklit ettim ve adını bağırmaya başladık. Sahnenin merkezine sakince ilerleyip ufak bir eğilme ile selam verirken o utangaç tavırları kaybolmuştu. Bunca gürültünün içinde bizi duymasının imkanı yoktu ama yine de biz arkadaşımıza tezahürat yapmaya devam ettik.

Lilia’nın arkasından uzun boylu, perçemlerini 2:8 oranla ayırmış bir çocuk çıktı. Çok ciddi bir ifadesi vardı ve her şeyi bilen tavrı, duruşuna yansımıştı. Tek eksiği bir çift gözlüktü ama gözlük giymiyordu. Gözleri Elijah’ın gözlerinden daha keskin, daha soğuktu. Bir açıdan etkileyici bir tipi vardı ki bu da kızların bir kez daha çığlık atmasına neden oldu.

En son sahneye çıkan kişi kalabalığı sessizleştirmişti. Karıştırması imkansız olan metalik gri saçlar konferans salonunun ışıklarını yansıtırken ona dingin bir hava katarken krem gibi teni etrafımdaki erkeklerin ağzını açık bırakmıştı. Seyircilere döndüğünde badem şeklindeki turkuaz gözleri konferans salonundaki her erkeğin kalbini ele geçirmişti.

Sadece 13 yaşındaydı… değil mi?

Bir çocuktan ötesi olarak görmediğim bu kızın benim bile yutkunmama sebep olacak kadar olgunlaştığını gördüğümde gözlerime inanamamıştım. Hala çocuksu duran yüzü bile geri kalan herkese kıyasla ne kadar güzel olduğunu saklayamıyordu ama sadece potansiyelini düşünmek bile… kafamı sallayıp düşüncelerimi durdurdum.

Lilia’dan daha uzun olsa da yanında duran ciddi tipli çocuktan kısa kalıyordu ama tavrı ve duruşu onu sahnedeki herkesten daha üstün kılmıştı. Saygıyla eğildikten sonra doğruldu. Saçlarını sivri kulağının arkasına atarken, yüzü oyuncak bebek misali ifadesizdi.

“Adım Tessia Eralith. Bugün burada akademinin Öğrenci Konseyi başkanı olarak bulunmaktan gurur duyuyorum.”