Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

22. Bölüm Herkes Kazanır

Çevirmen: T4icho / Editor: Darkone

 

“Hayır! Mümkünatı yok! Arthur! Maceracı olmanın ne kadar tehlikeli olduğunu biliyor musun? Hepimiz seni öldü bilirken eve yeni dönmeyi başardın ve karşıma geçmiş intihara koşacağını mı söylüyorsun? Hayır, olmaz! Kesinlikle olmaz.”

Annem bunu söylerken ağlamak üzereydi. Hiçbir zaman duygularını kontrol etme konusunda iyi olmamıştı. Yanında duran Eleanor annemin bacağına yapışmıştı.

“Anne, kızma. Ağbiy kötü değil! Uuu… anne, ağlama.”

Müdire Goodsky beyanımın ardından köşkten ayrılmıştı. Bana sormak istediği şeyler olduğunu biliyordum ama aile içi tartışmamız için bize müsaade vermişti. Şu anda beni azarlamakta olan annemle ebeveynlerimin odasındaydık. Beni tehlikeli sayılabilecek herhangi bir şeyi yapmayı düşünmekten bile men etmişti.

Babam biraz daha mantıklıydı. Onun da bu fikri sevmediğini biliyordum ama yaşımın dışında maceracı olmam için bir engel görmüyordu.

Annemle tartışmayacaktım. Bunların hepsini benim için endişelendiği için söylüyordu ve onu bu yüzden suçlayamazdım. Bu tepki beklediğim bir şeydi ve alıştıra alıştıra söylemeyi planlamıştım ama bu akşam Müdire Goodsky ile tanışmam tüm zamanlamayı yerle bir etmişti.

Babam, uzun süre sessizliğini koruduktan sonra konuştu. “Tatlım, Arthur’u dinleyelim en azından. Maceracı olsun demiyorum ama en azından onu bir dinlesek mi?”

“O gün olanlardan sonra hala nasıl bunu söylersin?!” annem bağırdı. Hıçkırık krizine girmek üzereydi.

Babamın cevap vermesi için ona döndüm. Annemin neyden bahsettiğini merak ediyordum ama bir şey demeyip kafasını salladı ve annemi teselli etti.

Annem tekrar sakinleşip konuşana kadar bir saate yakın zaman geçti.

Annemin ellerini tuttum. “Anne. Hemen yarın ayrılmayı planlamıyorum. Sizinle evimizde birkaç ay zaman geçirmeyi planlıyordum.”

Hala sessizliğini koruyordu ama yüzü biraz yumuşamıştı. Sıcak bir tebessümle anneme baktım. Sylvie de bunu takip edip annemin elini yalamaya başladı.

“Elf Krallığı’nda üç yıl geçirdiğim için bizim dünyamızda hakkında çok fazla şey kaçırdım. Bir maceracı olmanın biraz deneyim kazanmam için en iyi yol olduğunu düşündüm.” annemin ellerini bırakmadan anlattı.

“Nereye varmaya çalıştığını anlıyorum, Arthur. Senden biraz daha büyük olsam da ben de uyandığım gibi gerçek hayatta dövüş deneyimi kazanmak için yanıp tutuşuyordum.” babam eski günlerini yad etti. “Ama annen de bunun tehlikeli olduğunu söylemekte haklı.”

Annem buna karşılık şiddetle kafasını salladı.

Biraz düşünürken sessiz kaldım.

“Baba. Anne. Peki ya beni gözetip koruyacak biri olursa? Bu sizin içinizi biraz olsun rahatlatır mı?”

“...”

“Hmm… Aslında, bu hiç de fena bir fikir değil.” babamın çoktan potansiyel adayları düşünmeye başladığını görebiliyordum.

“A-ama… Seni üç yıl göremeyeceğim!” annem tekrar karşı çıkmaya başladı.

Kafamı salladım, “Anne, uzun yolculuklara veya çok uzaktaki tehlikeli görevlere gitmeyeceğim. Birkaç ayda bir geri döneceğim. Hatta ne yapacağıma bağlı olarak çok daha sık ziyaret edeceğim.”

“Ağbiy, gidiyor musun?” kardeşimin yüzünde Noel Baba’nın gerçek olmadığını öğrenmiş gibi bir ifade vardı.

Panikledim, “Hayır, hayır, Ellie. Burada kalıyorum. Ağabeyini artık sık sık göreceksin, tamam mı?”

Annem ve babam Eleanor’a ne kadar zeki ve güçlü olduğum hakkında pek çok hikaye anlatmıştı. Ellie’nin en sevdiği uyku vakti hikayesi uçurumun tepesinde annemi kurtarmam ve bu yüzden yaralanarak evden birkaç yıl uzakta kalmamdı. Böylece kız kardeşim için bir çeşit kahramana dönüşmüştüm.

“Neden okula bile gitmeden maceracı olmak istedin ki? Normalde tam tersi olmaz mı?” annem hafifçe mırıldandı.

“Kısmen babamın hissettiği gibi; yeteneklerimi gerçek hayatta test etmek istiyorum. Ayrıca annecim, okula gittiğimde herkesle uyum sağlamak istiyorum. Eğer sekiz yaşında okula başlarsam bu oldukça zor olur. Böylesine büyük yaş farkıyla arkadaş edinebileceğimi sanmıyorum.”

Acınası bir bahaneydi ama annem ilk defa beni anlayan bir bakış attı.

Sanırım çocuğunun arkadaşsız bir başına olması bir annenin en kötü kabusuydu.

Tam olarak yalan da sayılmazdı. Bunu söylerken Sylvia’nın ölmeden önceki son isteği aklıma gelmişti. Benden hayatın tadını çıkarmamı sadece çalışarak harcamamamı istemişti. Ne olursa olsun bu sözü tutmakta kararlıydım.

“Ayrıca, birkaç ay daha burada olacağım. Kim bilir belki o zamana benden bıkarsın ve ben daha kendi başıma gitmeden sen beni kovarsın.” anneme göz kırptım.

Annem bunun üzerine kafama vurdu ama aynı zamanda kıkırdamıştı. “Seni gidi! Bazen gerçekten babanın kopyası oluyorsun. Şükürler olsun ki en azından benim zekamı almışsın.” bana kocaman sarıldı ve içimde hala alışamadığım sıcaklığı hissettim.

“Hey! Ben zeki değil miyim?! Benim ateş yatkınlığımı da almış!” babam karşı çıktı.

“Hmph! Oğlum benim değişken güçlerimi almış.” annem beni babamdan kaçırarak ona dil çıkardı.

“Ellie de öyle! Bleh!” kardeşim annemi taklit etti ve yıkılmış babama dil çıkardı.

“Hıh! Kimse benim tarafımı tutmuyor.” ağlıyormuş gibi yapıp kızına sarılmaya çalıştı. Bu durum hepimizi güldürdü.

Ertesi gün pazardı ve babamın izin günüydü. Hem Leywin hem de Helstea ailesi kahvaltı için bir araya gelmişti, “Eee, Arthur’un ne yapacağı konusunda bir karara vardınız mı?” Vincent omletini mideye indirdiği sırada sordu.

Tabitha kafasını salladı, “Yemin ederim bazen bu yemek masasındaki adabın bana bir soylu olup olmadığını sorgulatıyor, hayatım.”

“Hihihi, kafana takma. En azından senin kocan benimkinden iyi. Rey’in gülmekten ağzındakileri püskürttüğü akşam yemeğini hatırlasana? O kadar utanmıştım ki masadan ayrılmak için Ellie’yi bahane etmek zorunda kalmıştım.” annem iç geçirdi.

“Öhöm! Her neyse! Evet, dün gece konuştuktan sonra bazı şartlar altında maceracı olmasına izin verdik Vince.” babam hafifçe kızarırken konuyu değiştirmeye çalıştı.

“Oh? Ne şartı?” meraklı Tabitha, Lilia için omleti keserken sordu.

“Doğum gününden önce maceracı olmak yok, yani üç ay daha burada. Ayrıca görevlerinde bir koruması olmasına karar verdik. Bunun dışında gerisiyle kendi başa çıkabilir. Elbette son şartımızda mümkün olduğunca çok ziyarete gelmesi.” babam kızarmış bifteğiyle uğraşırken açıkladı.

“Koruması için birini düşündün mü? Daha doğrusu ona koruma olabilecek biri var mı ki? Bence Arthur korumayı güvende tutar!.” sekiz yaşında bir çocuğun yetişkin deneyimli bir korumayı savunduğu düşüncesi onu güldürdü.

Annem babama bakarak yanıtladı, “Henüz aklımıza biri gelmedi. Rey ile birlikte Helstea Müzayede Evi’nin muhafızlarından bulabiliriz diye düşündük ama aklımıza biri gelmedi.”

“Biraz daha omlet alabilir miyim, lütfen?” kardeşim çatalını havaya kaldırarak araya girdi.

“Buldum!” babam aniden yaşadığı aydınlanmayla ayağa sıçradı ve neredeyse boğulmama neden oldu.

“İkiz Boynuzlar yakında bir görevden dönecek. Lonca Salonu’ndan iki ay içinde geleceklerine dair bir mektup aldım! Harika! Bu niye daha önce aklıma gelmedi ki?! İkiz Boynuzlar’dan biri sana bakabilir. Arthur! Onları hatırlıyorsun, değil mi?” babamın gözleri heyecanla parlıyordu.

“Hey! Bu hiç de fena bir fikir değil!” annem mutfaktan seslendi. Babamın iyi bir fikir bulması karşısında duyduğu şaşkınlık sesine yansımıştı.

Ön patileriyle masaya uzanmış olan kucağımdaki Sylvie’ye bir parça et uzatırken yanıtladım, “Elbette onları hatırlıyorum. Bu harika bir fikir, baba. Döndüğümü biliyorlar mı?”

“Hayır. Ne yazık ki onlara mektup yazma fırsatı bulamadım. Bugün yapmayı düşünüyordum.” babam geri oturup kafasını kaşıdı.

Vincent kahvaltısını bitirdikten sonra konuşmaya daldı.

“Arthur, dün Müdire Cynthia’ya Xyrus Akademisi’ne kayıt olana kadar kimseye gücünü göstermeyeceğini söyledin değil mi? Bir maceracıyken bunu nasıl yapmayı düşünüyorsun?”

“Ah, evet. Ben de o meseleye gelmek istiyordum.” çatalımı çileğe batırmaya çalışırken konuştum. “Maceracı olarak kimliğimi gizli tutmayı planlıyorum. Maceracılar Loncası’nda çoğu üyenin takma isim kullandığını ve hatta kimliklerini halka açıklamadıklarını okumuştum.” ne yazık ki Sylvie’nin görünümünü gizlemek için bir yol yoktu. Bu yüzden onu iyice saklamam gerekecekti. Neyse ki pelerin içindeki cebe sığacak kadar küçüktü.

“Mm… Anlıyorum.” hem Tabitha hem de Vincent bunu onayladı.

Böylece kahvaltı merasimi sona erdi ve dağıldık.

Babam eski grup üyelerine mektup yazmak için Lonca Salonu’na gitti. Annem ve Tabitha, Lilia ile Ellie’yi alıp alışverişe çıktı. Beni de yanlarına almak istediler ama en son alışverişe çıkışımın acısını hissederek kibarca bu teklifi reddettim.

Yıkandım ve köşkün sağ kanadına gittim. Vincent’ın ofisi buradaydı.

*Tak* *Tak*

“Evet?”

“Benim, Arthur.” yanıtladım.

Kapı açıldı ve meraklı bakışlarla Vincent belirdi. “Ah, içeri gel! Seni buraya hangi rüzgar attı, Arthur? Daha önce ofisime hiç gelmemiştin.”

“Ah, evet. Sizinle konuşmak istediğim bir konu var. Bu yüzden sizi ziyarete geldim.” masasından yere kadar uzanan evrak yığınlarına baktım.

VINCENT HELSTEA’NIN AĞZINDAN:

Bu çocuk gerçekten sekiz yaşında mı?

Ses tonu omurgamdan soğuk terler akmasına neden oldu. Benimle konuşmak istediği “bir konu” olduğunu söylediğinde neden bu kadar gerilmiştim?

“Konu nedir?” yüz ifadem ciddileşirken sordum.

“Sizden bulması zor birkaç eşya elde etmem konusunda yardım istiyorum.” devam ederken oturdu ve gözleri benimkilerle buluştu. “Dayanıklı başlıklı bir pelerin veya cübbe ve bir de yüzümü tamamen kapatan bir maske istiyorum. Maskenin ses değiştirme özelliği olması gerekiyor.”

Bu eşyaları neden istediğini anlamak zor değildi. En yüksek tabaka soyluları ve Kraliyet Ailesi’ni bile cezbeden Helstea Müzayede Evi’nin sahibi olarak bunları bulmam zor olmazdı. Maske biraz uğraştırabilirdi çünkü ses elemental sanatçısının bunu yapması gerekirdi fakat halledilmeyecek bir şey değildi.

Yine de… neden bu odadaki hava bu kadar ağırlaştı?

Tam olarak anlam veremiyorum…

İşte bu!

Neden bu sekiz yaşındaki çocuk, Sapin Kralı’nın çevresindeyken hissettiğime benzer bir baskı yayıyor?

Hayır. Bu hava Sapin Kralı’nın baskısından bile daha ağır.

Benden bir iyilik istediği apaçık ortada. Ama sanki beni ölçüyor “hayatta tutulacak kişiler” listesinde nereye koyulmam gerektiğini değerlendiriyordu.

Ondan böyle bir baskıyı hiç hissetmemiştim. Muhtemelen bu hiç onunla yalnız kalmadığım içindi.

Hemen meseleyi kapatmak için hızla yanıtladım, “Elbette, bunları bulmak sorun olmaz. Maske biraz zaman alabilir ama sen maceracı olmadan önce hazır olur.”

Hafifçe başıyla onayladı ve içime su serpildi. Bana kendini tanıtmak için kuyruk olan soylular vardı ama bu çocuk…

“Karşılığında yardımcı olabileceğim bir şey var mı? Karşılığını vermeden böyle bir talepte bulunursam kötü hissederim.” dedi.

Kaşlarımın arasında terler oluştuğunu hissettim. “So-sorun değil, gerçekten. Babana aslında çok şey borçluyum. Benim için çalışıyor olabilir ama muhafızlarımı eğitme şekli sayesinde müzayedeler sırasında yaşanan sorunlar azaldı.”

Hakikati söylemiştim. Rey’in Helstea Müzayede Evi’ndeki yeri doldurulamazdı. Eğittiği muhafızlar arasındaki liderliği ve karizması birinci sınıf kalitesindeydi. Hayatımı kurtardığında ona borçlanmıştım ve şimdi de hem ailesine hem de ona borçluydum. Rey’e verdiğim cömert maaş ve ailesine evimi açmamla bile borcumu ödeyebilmiş gibi hissetmiyordum. Tabitha ve Lilia bile Rey’in ailesiyle yanımıza taşınması sonucunda mutlu olmuştu. Her zaman ailemle yeterince zaman geçirmenin pişmanlığını duyuyordum ama artık onlara eşlik eden Alice ve Ellie ile biraz daha iyi hissediyordum.

“Hmm, eğitim demişken aklıma bir fikir geldi.” aşağı bakarken mırıldandı.

Bir süre önce Arthur’un düşünürken yüzünd oluşan ifadeyi fark etmiştim… bakışları uzaklara dalıyor ve kaşları kısılıyordu; dudakları düz bir çizgi halini alıyor ve burnu normal insan zekasının düşünebileceğinin üstüne bir şeyler düşündüğünü ifade edercesine seğiriyordu. Gerçek zekanın ifadesiydi. İç geçirdim. Küçük Lilia’m ile aynı yaşta olduğuna inanmak zordu.

“Kızınızı bir büyücü olarak eğitmeme izin verin.” havadan sudan konuşur gibi bombayı kucağıma bıraktı.

ARTHUR LEYWIN’IN AĞZINDAN:

“Kız kardeşime yakın zamanda mana kullanımı öğretmeyi planlıyorum. Lilia’yı da bu derslere almam sorun olmaz. Bayan Tabitha’nın da sizin de büyücü olmadığınızı fark ettim, dolayısıyla kendi başına uyanması imkansız olabilir. Ancak eğer şimdi başlarsak, ortalama yaşta uyanmayı başarır.” dedim.

Açıklamamla sessizlik çöktü. Kafamı kaldırdım ve Vincent’ın gergince kurcaladığı evrak yığınını devirdiğini gördüm. Yüz ifadesi donmuştu ve kalp atışlarının hızlandığını hissedebiliyordum.

“Bu dediğine ge-gerçekten inanabilir miyim? Gerçekten kızımı bir bü-büyücü yapabilir misin?” uzun bir süre sessizliğini koruduktan sonra sordu.

“Elbette. Uzun bir süreç olacak ama kesinlikle mümkün. Eee.. ama bu dersleri gizli tutmanı istemek zorundayım. Çocuklarını büyücü yapmam için kapıma dayanan ebeveynler görmek istemiyorum.” gerginliği dağıtmak için güldüm.

Konuşmayı beceremeyince kafasını delice sallayarak onayladı…

“İçtenlikle söylüyorum ki… kızımın bir büyücü olduğunu görmekten daha mutluluk verici bir şey olamaz.” demeyi başardı, ağlamanın eşiğindeydi.

“Harika! O halde konuştuğumuz eşyalar için size güveniyorum! Şimdi izninizle çekiliyorum. İşinizi böldüğüm için özür dilerim.”

Kucağımda uyuyan Sylvie’yi alıp odadan çıktım.

Düşündüğümden iyi geçmişti.