Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

3. Bölüm Mana Kullanım Ansiklopedisi

Çevirmen: T4icho / Editor: Darkone

 

Yüce bir kraldım. Tek hareketimle ülkemin orduları önümde diz çökerdi. Rakiplerimi alaşağı ettiğim gibi halkımın anlaşmazlıklarını da çözerek unvanımı hak etmiştim. Silahşörlük ve Ki hakimiyeti konusunda kimse beni geçemezdi ki en nihayetinde bireysel güç geçmişimdeki Dünya’da bir hükümdar için olmazsa olmazdı. Kral olma hakkı doğumla size bahşedilmez bunun için mücadele etmeniz beklenirdi. Yine de iki hayatımın toplamında şu andan daha fazla gururlandığım bir an olduğunu hatırlamıyorum.  

Emekliyorum, hey yavrum hey!    

Şimdiye kadar annemin beni uyutmak için anlattığı hikayelerle yetinmek zorunda kalmıştım. Anlatmayı kestiğinde şikayet edercesine bir dizi ses çıkarıyordum. Bazen babam beni kucağına oturtup eski günlerini yad ederdi ki burasının nasıl bir dünya olduğunu anlamam konusunda biraz yardımcı olmuştu.   

Eski maceracı (görünüşe göre bu bir meslek sayılıyordu) Reynolds Leywin, bu alanda oldukça tecrübeliydi. Maceracılar Loncası’nın sunduğu hazine seferleri ve çeşitli görevlere katılan gruplarda yer almıştı. Nihayetinde Krallık sınırında yer alan Valden isimli şehirde anneme rastlaması sonucu emekliye ayrılmıştı. Şehrin Maceracılar Loncası’nı ziyareti sırasında orada çalışan annemin onu görünce nasıl deli divane olduğunu gururla anlatmıştı. Fakat annemin bu sırada babamın ensesine geçirdiği şaplak ve bana yalan söylediği için kızması aslında tam tersi olduğuna inanmamı sağlamıştı.   

Bu arada artık adım Arthur Leywin. Ya da kısaca Art, biliyorum eski bir Kral için fazla sevimli. Ama ayna olarak kullandıkları metal parçasında kendime bakma fırsatı bulduğum için son derece tatlı göründüğümü itiraf etmeliyim. Annemin kestane kumralı saçları, babamın safir mavisi göz bebekleriyle birleşmişti. Büyüdükçe yüz yapım nasıl oturur kestiremiyordum ama şişman bir şey olmadığım sürece ortaya güzel bir şey çıkacağına emindim.    

Gelecekteki hanımlara uyarımdır! Kalbinizi kırmaya geliyorum! 

  Haftalar boyu yerde sürünmemle sonuçlanan başarısız emekleme denemelerim nihayet meyvesini verdi; hatta annem çamaşır asarken evin kütüphane/çalışma odası olan yere sızmayı bile başardım. Annem etrafta cirit atmaya başladığım gün “Sen de en az baban kadar başa çıkması zor biri olacaksın.” diye yakınmıştı.   

  ....

Ansiklopediyi kapattım ve yerde daha rahat bir konum aldım… Açıkçası tek yaptığım göbeğimin üstünde uzanmaktı. Çünkü ne hikmetse dik oturmak ve emeklemek çok yorucuydu.   

Okuduklarıma göre bu dünya hiç gelişmemiş denilebilirdi. Teknolojik ilerleme diyebileceğim bir şey görmemiştim. Kullanılan taşıma araçları çeşitli boyutlardaki at arabaları ve nehirlerde açılan gemilerdi. 

Kraliyet ailesini veya yetkili kişileri ziyaret etmiyorsanız silahlarınızla özgürce dolaşabilirdiniz. Tanrı aşkına market alışverişine bile silahla geliyorlar!    

Yani önceki hayatımdaki Dünya’da silahlı askerler ve muhafızlar vardı. Ama onların varlığının sebebi suçluları caydırmaktı, her an öldürmeye hazır bir tavır sergilemek değildi.   

Ama burada durum farklı. Geçen gün silah dükkanından birkaç eşya çalan bir hırsızın, iri yarı kel bir paralı askerin mızrağıyla sırtından vurulmasına tanık oldum. Dahası etraftaki insanlar, hırsız can verirken iri yarı adamı alkışa tuttu.     

Bu dünya ve eski dünyam arasındaki benzerlik ikisinin de monarşi sistemine sahip olmasıydı. Dicathen kıtasının her biri Kral ve kraliyet ailesi tarafından yönetilen Krallıkları vardı. Gerçi benim Dünya’mın aksine burada krallık hakkı kan yoluyla babadan oğla geçiyordu.    

Ansiklopediyi inceledikten sonra bulunduğumuz kıta dışındaki kıtalar hakkında pek bilgi olmadığını fark ettim. Nehir kıyısı boyunca yolcu ve mal taşıyan gemiler olduğu düşünülünce bu durum fazla tuhaftı. Herhalde gemilerdeki teknoloji okyanusları aşacak seviyede değil.   

Bu dünyada alışmanın zor olduğu bir şey varsa o da tüm bu büyü olayıydı. Eğer insanüstü güçlerden bahsediyorsak, elbette Dünya’da da bunlara bel bağlardık.   

Dünya’da gelişimciler bedenlerinde bulunan doğal Ki’ye yoğunlaşarak kullanılabilir hale getirmeyi öğrenmişti. Ki’yi bir kas olarak düşünebilirsiniz. Sürekli bir kası yorar ve ardından dinlenerek bu işlemi tekrarlarsanız kasın güçlendiğini görürsünüz. İşte Ki de tam olarak bu şekilde güçlenerek daha geniş bir Ki havuzu yaratır. Ardından Ki, özel damar ve meridyenler aracılığıyla yoğunlaştırılarak bedeni veya silahı güçlendirmek için kullanılırdı.   

Bu dünyada Ki yerine mana denilen bir şey kullanılıyordu. Daha şaşırtıcı olansa mananın atmosferde bulunuyor olmasıydı. Bu sayede Gelişimciler, ya da Büyücüler, çevrelerinde bulunan manayı kullanabilir ve bedenlerine çekerek nihayetinde mana çekirdeğinde yoğunlaştırabilirdi. Eski dünyamda Ki sadece bedende oluşabiliyor ve orada var olabiliyordu. Atmosferde Ki var mıydı? İnsanların kirliliği yüzünden varlığını yitirmiş miydi? Bunların cevabını kimse bilemez.   

Dünya’da gelişim oldukça önemliyken, kişinin içsel Ki merkezi daha da önemliydi. Sonuçta bedeninde ne kadar Ki varsa ortaya çıkaracağın güç de buna orantılı olurdu. Bu mana çekirdeğinin atmosferde bulunan mana yüzünden önemli olmadığı anlamına mı geliyordu?   

Bardak ne kadar büyükse o kadar fazla alırdı, değil mi?   

  

Eski dünyamda Ki merkezim o kadar da büyük değildi. Ki merkezimin yeterince büyük olmamasını ise Ki yoğunlaştırma ve kullanımı konusundaki efektif yöntemlerimle telafi etmiştim. İşte tam bu sebeple bir deha olarak görülüyordum. En ufak bir Ki kırıntısını dahi kullanmam sayesinde bulunduğum Mücadeleciler bölüğündeki en güçlü kişi haline gelmiştim. Bana Kral olma hakkını kazandıran da bu olmuştu.   

Ki gelişimcilerinin kullandığı yöntemleri mana için kullanacak olursam, hem mana çekirdeğinde hem de atmosferde bulunan manaya yoğunlaştırırsam iki katı… hayır, hayır … üç katı güçlenmez miyim?   

Raftan çekmeyi başardığım kitap birkaç soruma yanıt olmuştu. 

  

“Yeni Başlayanlar İçin İmtiyazlı Büyücülük Rehberi” 

  

“Manayı kontrol etme gücü büyük oranda genetik olmasına rağmen büyücülerin çocuklarının çevrelerinde bulunan manayı sezemediği pek çok vaka gözlenmiştir. Son yapılan araştırmalar sonucunda ise yaklaşık olarak her yüz çocuktan birinin çevresinde bulunan manayı sezebildiği ortaya çıkmıştır. Ama manaya ne kadar yatkın olduklarını görebilmek için hala mana merkezlerinin tam oturmuş olması gerekmektedir - bu da ergenlik çağının herhangi bir evresinde gerçekleşir. Bir büyücünün uyanışı, mana merkezinin oluşması sonucu etraftaki mananın itilmesiyle ortaya çıkan bariyer ile gerçekleşir. ”   

Sayfaları çevirirken dikkatimi çeken bir şeyle karşılaştım.   

“... Mana birkaç yöntemle kullanılabilir. Mana kullanımındaki en yaygın iki yöntem: bedenin mana ile güçlendirilmesi (geliştirici) ve mananın dışa vurumu (sihirbaz)...”   

“...geliştiriciler genellikle manayı kullanan savaşçılar arasında görülür. Manayı bedenlerinde yoğunlaştırarak hem kendilerini hem de saldırılarını güçlendirebilirler.”   

“...dışavurum yöntemi ise Büyücülerde görülür. Büyücüler manalarını yoğunlaştırdıktan sonra belli bir alana veya hedefe belirli bir etki oluşturan büyüler kullanabilir.” 

  

Zayıflıklar ve Kısıtlamalar 

  

“Geliştiriciler inanılmaz kuvvet, savunma ve çevikliğe sahip olabilir ama zayıflıkları kısıtlı menzillerinde yatar…”   

“Sihirbazlar akıl ermez güçlere sahiptir ve çevrelerini iradelerine göre şekillendirebilirler. Yine de böyle bir güç kısıtlamalarla gelir. Geliştiricilerin aksine, mana merkezlerinde bulunan mananın çoğunu kullanan Sihirbazların büyü yapabilmek için dış dünyadaki manayı da kullanmaları gerekir.”   

“İki Büyücü - ya da daha bilimsel tabiriyle Mana Kullanıcıları - tipi de mana merkezlerine bel bağlar ve ona göre sınıflandırılırlar. İki tipin de mana merkezlerinin eğilimini ölçmek için kendi yöntemleri bulunmaktadır.”   

Sayfayı değiştirir.   

“Bir Geliştirici’nin becerisi veya yeteneği, bedeninde yoğunlaşan mananın gücüyle ölçülür. Bu da mana merkezlerinde bulunan mananın çeşitli kısımlara yönlendirilmesindeki hızı ve etkiyi belirler...”  

“Bir Sihirbaz’ın gücü veya yeteneği, nispeten mana damarlarının gücü ile ölçülür. Bu da büyü yaparken dış dünyadan mana emilimindeki hızı ve etkiyi belirler.”   

Sayfayı değiştirir.   

“... Büyücüler (Mana Kullanıcıları) sıklıkla bu iki bölümden birinde nitelendirilir çünkü her ikisinde de yetkin olmaya çalışmak inanılmaz boyutlarda zaman alıcı ve verimsizdir. Çoğu kişi mana yoğunlaşması ve mana damarlarında belirgin bir farkla doğar…” 

  “...geliştiriciler güçlü mana damarlarına ihtiyaç duymaz çünkü çoğunlukla manayı çekirdeklerinden kullanırlar. Diğer yandan sihirbazlar da güçlü mana yoğunlaşmasına ihtiyaç duymaz çünkü manalarını kendi bedenleri üzerinde kullanmazlar.”   

“Ustalık seviyesi yükseldikçe geliştiriciler ve sihirbazlar arasındaki fark da doğal olarak azalır ancak bu yalnızca ileri seviyeye ulaşıldığı takdirde....”   

Hmm… O halde benim ahmak babam iyi derecede becerili bir geliştirici ve ortalama bir sihirbazdan daha aşağı.   

Şu iyileştirici ışık… Annem ne oluyor?   

Sayfaları kurcalar.   

AHA!   

“Birkaç ender görülen değişken vardır. Değişkenlerin en bilinen iki türü elementsel değişkenler ve Şifacılar'dır. Hala keşfedilmemiş olanlar olsa da en çok arananlar şifacı olarak da bilinen değişkenlerdir. Şifacıların ender becerisi eşsiz yenileyici manalarını başkaları üzerinde kullanmalarına olanak sağlar. Böylece yaralanmaları ve sakatlıkları iyileştirebilirler.”   

Vay be… Annem harikaymış. 

  

Sihirbazlığa Giriş 

  

“Sihirbazlar için düzgün mana kullanım adımları şu şekildedir: etraftaki manayı bir alanda topla, bedenine bu manayı çek, ardından atmosferin manasını arındırmak ve stabil hale getirmek için mana çekirdeğine yönlendir, bu manayı istediğin büyüye dönüştürmek için zihninle uygun bir iletkene (değnek, sopa, yüzük, vs.)  yönlendir...”   

Sayfayı değiştirir.   

“...Büyü ne kadar güçlüyse etraftan manayı çekmek, mana çekirdeğinde depolamak, arındırmak-yoğunlaştırmak ve son olarak odaklanarak büyüye dönüştürmek de o kadar uzun sürer…”   

Sayfayı değiştirir.   

“Sihirbazlık için odaklanmış manayı belli bir büyüye dönüştürmek gerekir ve bu nedenle sihirbazlar belirli elementlere (Hava, Su, Ateş, Toprak) karşı özel bir eğilimleri olduğunu fark edecektir. Fakat düzgün bir eğitimle tüm elementlerde yetkin olmak mümkündür.”   

Sayfayı değiştirir. 

  

Geliştiriciliğe Giriş 

  

“Sihirbazlığın aksine mana toplamakta daha az zaman harcanır. Geliştiricilik etkili kullanmak için hızlı ve etkili bir mana çekişi gerekir. Bu da mana çekirdeğinden daha kolay olacağı için atmosferden çekişler daha az tercih edilir…  

İşte burada taşlar yerine oturmuştu… Geliştiricilik Ki kullanımına çok benziyordu, tabii şu etraftan mana çekme olayı hariç. Eski dünyamda sihirbazların olmamasının sebebi atmosferde çekip kullanabilecekleri mana olmamasıydı.   

Okumaya devam ederken daha da odaklanıyordum.   

“...geliştiricilik için mananın kullanıcının uygun gördüğü şekilde bedenin farklı kısımlarına düzgünce dağıtılması gerekir. İlk bakışta kolay gibi görünse de geliştiricilik için kişinin kendi bedenini kavraması bu konudaki en önemli adımdır. Mana kanallarını etkili bir şekilde kullanmak için yıllar süren fiziki ve zihinsel gelişim gerekir.”   

Sayfayı değiştirir.   

“Geliştiricilik mananın mana çekirdeğinden en saf halinde çekilmesini gerektirdiği için ilk başlarda elementel algıda seçilebilir farklar olmaz. Ancak geliştiriciler manayı daha özgürce kullanabilmeleri sayesinde güçlendirmeleri aracılığıyla çeşitli dövüş biçimleri ortaya koyabilir.”   

Sayfayı değiştirir.   

“İki gelişimci tipi için de ‘geri tepme’ denilen olay gerçekleşebilir. Geliştiriciler için bu durum mana çekirdeğinin tüketilmesi sonucu ciddi bedensel ağrılarla ortaya çıkar ve bu ağrıların şiddeti mana çekirdeğinin ne kadar hasar gördüğüne göre değişkenlik gösterir. Sihirbazlar içinse geri tepme mana çekirdeğinin taşmasıyla gerçekleşir. Bu olaya gelişimcinin kapasitesini aşan büyüler yapmaya kalkışması veya mana çekirdeğinin kaldıramayacağı kadar güçlü büyüler yapması neden olur.”   

Kitabı kapatarak kıçımın üstüne oturdum. Okuduğum bilgileri sindiriyordum.   

Eski dünyamdaki Ki merkezi ile bu dünyadaki mana çekirdeği arasında acayip derecede benzerlik olması, mananın gelişmesi için ergenlik çağına ulaşılması gerektiği ibaresine inanmamı oldukça güç kılıyordu. Eski dünyamda çocuklar dahi meditasyon yapabilir ve bedenlerine saçılmış Ki’yi algılayabilirdi. Ki tek bir yere toplandığı zaman da Ki merkezi ortaya çıkardı.   

Hipotezimi test etmek için meditasyon yapmaya başladım. Yedi aylık bedenimdeki manayı algılamaya çalışıyordum… 

 “İşte buradasın! Art, kuzum, kaka yapmakta zorlanıyor musun yoksa?”   

Anne! Dünyanın en iyi büyücüsü olma yolculuğuma başlıyordum! Beni kabız bir çocukla karıştırma!   

Beni kaldırıp yavaşça kollarının arasına aldı. Zorla altım değiştirilmeye götürülüyordum ki ne ilginçtir bezim çoktan dolmuştu.