Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

32. Bölüm Son Ayak

Çevirmen: T4icho / Editor: Darkone

 

****Dragonspine Hanı****

ÖNEMSİZ BİR MACERACININ AĞZINDAN:

“Hey hey, söylentileri duydun mu?” bira bardağımı masaya koyarken konuştum.

Karşımda oturan iri yarı adam birasını bitirip bardağı masaya vurdu. “Şu ünlü maskeli kılıç ustasından bahsediyorsan, saçmalığın daniskası!”

Kızarmış yanakları ve dalgın bakışlarından sarhoş olduğu anlaşılıyordu.

“Hayır, söylentiler doğru gibi duruyor! Tanıdığım biri onunla aynı gruba denk gelmiş. Jasmine Flamesworth ile seyahat ediyor, dolayısıyla onu karıştırması pek mümkün değil.” saçları topuz olan cılız bir adam dedikodu yapmak için masamıza geldi.

“Yani? ‘Tanıdığın kişi’ onun hakkında ne dedi?” sarhoş sabırsız bir tavırla bağırdı.

“Halihazırda temizlenmiş olan küçük bir zindanı keşfe gitmişler. Duyduğuma göre çok kısaymış! Sanırım büyücü olmadığına dair söylentiler doğru.” cılız adam kafasını salladı.

“Bah! Hadi lan oradan! Maskeli kılıç ustası ya bir geliştirici ya da söylentiler fazla abartılıyor! Onun hakkında söylenen hikayeleri duydunuz mu? Bir zindanı tek başına temizlediği bile söyleniyor! Bu mümkün olabilir mi? B sınıfı bir geliştirici bile bunu yapamaz. Sıradan bir kılıç ustası mı bunu yapacak?” sarhoş bardağının tekrar doldurulması için bardağını havada sallıyordu.

“Harbi lan, bu söylentilere şüpheyle yaklaşmak lazım. Tek başına zindan mı temizlenir… Şu herifin Jasmine Flamesworth ile gezdiğini söylemedin mi? Muhtemelen o yardım etmiştir.” bir yudum daha aldım, hafiften çakır keyif hissediyordum.

“Aynen aynen? Siz aptallara söylüyorum, şu herif muhtemelen o kadar güçlü bile değildir! Kesin söylentiler aslında onun için değil Jasmine Flamesworth için söyleniyordur! Denyo dövüşçü de gelmiş kendine kılıç ustası diyor! Karşıma gelsin, anında yere sererim!”

İri yarı sarhoşun kafası güzelleşmeye başladıkça gürültülü olmaya başlamıştı.

Bugünlerde maceracılar arasında en çok konuşulan şey maskeli kılıç ustasıydı. Bazı söylentiler Jasmine Flamesworth’ün öğrencisi olduğunu söylüyordu ama bu pek olası değildi. Herkes rütbe ölçümüne girdiğinde B sınıfına yerleştirildiğini biliyordu ki bu olağan dışı bir şeydi. Bundan daha şaşırtıcı olansa şu anda A sınıfı olmasıydı! İki yıllık sürede bir rütbe atlamıştı!

Kendime acıyarak kafamı salladım. Bense burada C sınıfının sınırında bir maceracıydım. Son üç yılda üç kez rütbe atlama sınavını geçememiştim. Zindan ve görevlerden yeterli liyakat puanı topladığında maceracıların rütbe atlama sınavına girmesine izin verilirdi.

Sınıftan sınıfa bağlı olarak sınavlar da değişiyordu. Seçkin sınıfların ilki olan A sınıfına geçmek için adayın iki A sınıfı maceracıya karşı tek başına mücadele etmesi ve en az 10 dakika dayanması gerekiyordu.

Tuhaf olan şeyse maskeli kılıç ustası sınava girdiği sırada orada olanlar onun bir geliştirici olduğunu söylüyordu. Bu söylentiler hızla yayılmıştı ama onunla zindan keşfine gidenler hiç mana kullanmadığını ama kesinlikle bir canavar olduğunu söylüyordu.

İri yarı adam biraz ayılır gibi olmuştu ve şimdi adı sanı olmayan kılıç ustasının ondan daha iyi olduğu gerçeğine gıcık olmuştu. B sınıfı sıradan bir geliştiriciydi nihayetinde; bunun onur kırıcı bir durum olduğunu anlayabiliyordum.

*Tak*

Kapının açılma sesi yankılandı ve içeri giren figürü gördüğümde çatalımı düşürdüm.

“İti an çomağı hazırla! Herkesin dilinden düşmeyen bücür kılıç ustası burada! Küçük koruman nerede?” iri yarı adam yüzünde pis bir sırıtışla yerinden kalktı; yanakları hala alkolün etkisiyle kırmızıydı.

İşte bahsettiğimiz maskeli kılıç ustası; çılgın söylentilerin kaynağı kanlı canlı karşımızda duruyordu.

Maskenin altındaki mavi gözlerinin ifadesiz bir şekilde iri yarı adama baktığını gördüm. Baldırlarının ortasına gelen basit siyah bir palto giyiyordu. Paltonun kapşonu, maskenin kapatamadığı yerleri kapatıyordu. Yanından geçiyor olsam maskesi ve iki kılıcına rağmen onu fark etmezdim ama dikkatlice incelediğimde tuhaf bir yanı olduğunu fark ettim. Maskeli figür yaklaşık 1,60 boyundaydı, belki daha kısa. Paltosunun altında çok cılız bir bedeni vardı. Yani ya sıradan bir insandı, ya da bir sihirbaz. Arkasında normal bir kısa kılıç ve simsiyah bir çomak vardı. Acaba bir sihirbazdı da şu çomak da onun asası mıydı?

Sarhoşa baktıktan sonra maskeli figür yanından geçip gitti. Sanki onu zaman kaybı olarak görmüştü.

“Lan sen beni görmezden mi geliyorsun? Siktiri boktan söylentilerle ünlendin diye kendini BENDEN üstün mü görüyorsun?!” sarhoşun sabrı sınırına gelmişti. Dev kılıcını sırtından çekip kafasının üstünden savurdu.

“Sa-sakin ol! Burada birini öldüremezsin, yasak!” adamı yatıştırmaya çalıştım. Kollarımı kaldırıp kılıcını durdurmak için uğraştım ama maskeli adam arkasını bile dönmeyi tezgaha doğru ilerlemeye devam etti.

Bu sarhoşu daha fazla kızdırdı ve bedeni ile kılıcını güçlendirdi. Beni yana iterek maskeli kılıç ustasına kılıcını savurdu.

“BOOOOM!”

Darbenin etkisiyle ortadan ikiye yarılan kanlı cesedin görüntüsünü hayal edebiliyordum. Ancak beklediğimin aksine kılıç, maskeli adamın yanına saplanarak kıl payı ıskaladı.

Oh… En azından sarhoşun aklı başına gelmiş öldürmekten vazgeçmişti; muhtemelen onu korkutmak istemişti.

Tekrar kılıcını savurmasını önlemek için iri yarı adamı sakinleştirmek için kalktım ama ona baktığımda yüzünün şokla donduğunu gördüm.

“GRAAH!” kılıcını yerden kaldırarak tekrar savurdu. Artık handaki tüm müşterilerin bakışları buraya çevrilmişti, hatta kimisi tezahürat bile yapıyordu.

Güçlendirilmiş bedeni ve kılıcı ile sarhoş olmasına rağmen hızı ve gücü şakaya alınmayacak boyuttaydı. Kılıcını tekrar tekrar savurdu. Yoluna çıkan masa ve sandalyeleri kesti ama hiçbiri maskeli adama isabet etmedi. Maskeli adam olduğu yerde duruyordu ama ne zaman kılıç ona inse maskeli adamın görüntüsü bulanıklaşıyor, kılıç da ardıl görüntüye çarpıyordu. 

İri yarı adam bu şekilde 5 dakika devam ettikten sonra nefes nefese kalmış öfkesi yüzüne vurmuştu ama artık daha temkinli görünüyordu. Bu yüzden bir adım geri attı.

“Kaçınmaktan başka bir şey bilmez misin? Anlaşılan sen kaçarken koruman senin için her şeyi yapıyormuş!” adam pis pis sırıtıyordu. Hala maskeli figüre karşı kazanabileceğini sanıyordu. İki eliyle kılıcını sıkıca kavradı ve tekrar savurdu. Bu sefer önceki saldırılarından çok daha hızlıydı.

*Çın*

Maskeli adamdan daha ağır olan devasa kılıç nasıl olduysa havaya savruldu. Sanki başka bir kılıç tarafından fırlatılmış gibi bir ses çıkmıştı ama görememiştim. Maskeli adamın silah çektiğini bile görmemiştim.

“Bitirdin mi?”

*DOOOOOOOOOOM*

“A-aaah…” sarhoş yere düşmeden önce çıkardığı son ses buydu.

Su altında derinlerdeymişim gibi hissettim. Nefes alamıyordum ve etrafımı saran atmosfer beni eziyordu.

“...”

Ko-korkuyorum…

Korkunç!

Bazı seçkin savaşçıların mana canavarlarını korkutup kaçırabilecek boyutta öldürme arzusu yayabildiğini duymuştum ama bu da ne lan? Birini öldürebilecek seviyede öldürme arzusu mu olurmuş?

Yavaşça kafamı bu arzunun sahibi olan maskeli adama çevirdim. Ona bakarken kanımın çekildiğini hissedebiliyordum.

Maskesinin altında yatan ifadeyi göremiyordum ama görmeme gerek de yoktu. Ondan yükselen karanlık, kötücül bir aura vardı. Sanki etrafındaki aura canlıydı ve öfkeyle kükrüyordu. Öldürme arzusu bana odaklanmadığı halde altıma işemiştim.

Sarhoşun içinde bulunduğu kötü durumu gördüm. Gözleri kocaman açılmış, bedeni kaskatı kalmıştı. Bir şeyler mırıldanıyordu ve gözlerinden akan yaşlar yüzünü yıkıyordu. Bununla beraber pantolonunun kasık bölgesinde koyu lekeler oluşmuştu.

Aniden kana susamışlık arzusu geri çekildi ve tekrar nefes alabildim. Derin bir nefes aldım ve havasızlıktan öksürdüm. Diğer maceracıların da benimle aynı durumda, hatta daha kötü durumda olduğunu görebiliyordum.

Maskeli adam tezgaha döndü ve titreyen garsonla yüz yüze geldi. Kızın suratı bembeyaz olmuştu.

“Sanırım bir arkadaşım ‘Nota’ için buraya bir şey bırakmış.” maskeli adam konuştu. Gür sesi net ve sakindi.

“Ev-evet! Hemen getiriyorum!”

Garsonun uzattığı çantayı aldıktan sonra hafifçe eğildi ve çıt çıkarmaya korkan hanın sessizliğini arkasında bırakarak ayrıldı.

ARTHUR LEYWIN’IN AĞZINDAN:

“Neden bu kadar sürdü?” Jasmine yemekleri atlarımızın eğerlerine yerleştiriyordu.

“Ah handaki maceracıların biriyle ufak bir atışma yaşadım! Haha.” kahverengi bineğime atlarken kafamı kaşıdım.

Jasmine’in şüpheli gözlerle bana baktığını, yarı açık gözleriyle beni yargıladığını hissedebiliyordum.

“Sorun yok, sorun yok! Büyütülecek bir olay çıkartmadım! Adamı incitmedim bile!” Jasmine’in Dragonspine Hanı’na girmesini engellemek için onu ikna etmeye çalışarak ellerimi salladım.

Jasmine kafasını salladı ve atına binerek ilerlemeye başladı.

“Deh!” ben de aynısını yaptım ve hedefimize doğru ilerledik.

Son iki yılı düşündüm. Jasmine bugün gittiğimiz zindan keşfi için mümkün olduğunca hızlı bir şekilde A sınıfına ulaşmamı istemişti. Benim sınıf atlama yolculuğum sırasında onun da rütbesi artmıştı. Artık AA sınıfı bir maceracıydı. Hala Kaspian ile arasında seviye farkı vardı ama bu iki yıl içerisinde kendini geliştirmişti. Görev yapmadığımız veya zindan keşfinde olmadığımız zamanlarda kozlarımızı paylaşıyorduk. Geceleri uyumadan önce birkaç saat meditasyon yaptığımdan emin oluyordum. Son iki yıl içerisinde açık turuncu aşamaya ulaşmıştım ki meditasyon yapmak için ayırdığım zaman göz önünde bulundurulduğunda büyük bir başarı sayılırdı.

Hayır. Bu dönemdeki en büyük başarım şüphesiz bedenimdi. Mana kullanmamak beni geriletse de bedenimi ve kılıcımı etkili kullanmayı hatırlatmıştı. Böylece kendimi güçlendirdiğimde çok daha etkili bir şekilde bedenimi kullanabiliyordum. Gücümün %100’ünü kullanabildiğimi söyleyemezdim, sonuçta hala uzuvlarım ve kaslarım bir yetişkin seviyesine ulaşamamıştı. Ama en azından dövüşürken dengesiz ve saçma hamlelerimi tekrarlamıyordum. Kılıç tekniklerimden bazılarını, geliştirmem gereken şu anki bedenime uygun olması için uyarlamıştım.

Kolay bir gelişim süreci olduğunu söyleyemezdim. Bunu kanıtlayan yara izlerine sahiptim ama değdiğini biliyordum. Bedenimin özümsediği ejderha iradem ve mana rotasyonu sayesinde geleceğim için doğru yolda olduğumu biliyordum.

Jasmine eskisinden daha güçlüydü. Onunla yolculuk ederken kılıç ustalığındaki en büyük kusuru fark ettim. Ateşe yatkın beceriler öğrenerek büyüdüğü için rüzgar elementi becerilerini tek başına öğrenmek zorunda kalmış ve bunları da yine tek başına hançerleriyle uygulamayı öğrenmişti.

Rüzgar elementinde çok iyi değildim ama bu ona hiçbir şey öğretemeyeceğim anlamına gelmiyordu. AA sınıfı sınavını ona öğrettiğim yeni teknikleri kullanarak geliştirdiği çifte bıçak tekniği ile geçmişti. Ben de AA sınıfı sınavına girmek istemiştim ama liyakat puanım henüz yetmiyordu. Daha fazla görev yapmam veya zindan temizlemem gerekiyordu.

Sylvie’ye zihinsel bağımla bir mesaj gönderdim. Canavar Ormanları’na geldiğimizden beri tuhaf davranıyordu. Sürekli iletişim halindeydik ama bir sebepten ötürü benimle buluşmak istemiyor, hatta ailemi ziyaret etmek için benimle Xyrus’a dahi gelmiyordu. Ne zaman gelmesini istesem, gelmeden önce yapması gereken bir şey olduğunu söylüyordu. Ne kadar olgunlaştığını hissedebiliyordum. Aramızda geçen konuşmalar ve yansıttığı duygular giderek karmaşıklaşmıştı.

İlk yıl birkaç kez eve gitmiş olsam da bu yıl Xyrus’a gidip zindanlara dönmem daha uzun sürüyordu. Onun yerine mektuplarla iletişim kuruyor ve annem ile babamı Lonca Salonu’nda, ışınlanma kapılarının orada görüyordum. Babamın eğitimine devam ettiğini anlayabiliyordum çünkü keskin turuncu aşamaya ulaşmıştı. Onun yaşındaki biri için bu oldukça etkileyiciydi. Hem kendisi hem de oğlu iyi durumda olduğu için gururla gülümsüyordu.

Helstea evinde yaşananları da bana anlatmayı ihmal etmiyorlardı. Kız kardeşim mana çekirdeğini henüz oluşturamamıştı ama Lilia birkaç hafta önce uyanmıştı. Uyanışı sırasında yatağı patlamıştı ki bu bir büyücü için olağan bir durumdu. Ailesi bunun karşısında çok heyecanlanmış ve onu Xyrus Akademisi’ne yazdırmak için beklememişlerdi. Test edildikten sonra mana çekirdeğinin ortalama olduğu ve mana kanallarının ise mükemmel olduğu ortaya çıkmıştı. Etrafındaki manayı özümseme konusunda büyük bir yeteneği vardı ki bu tüm sihirbazların temeliydi. Sanırım seneye okula başladığımda üst sınıfımda olacak.

Düşüncelerimden sıyrılırken Jasmine’in “Geldik…” dediğini duydum. Bineklerimizi yavaşlatarak ormandaki açıklığa doğru ilerledik.

Bir mağara olan zindan girişinin önünde bir grup insan toparlanarak içeri girmeye hazırlanıyordu. Sanırım en sona biz kalmıştık.

“Cheh… Daha fazla gelişimciyle uğraşacağız gibi duruyor.” tanıdık, aşağılık bir ses duydum. Bineğimden inip maceracı grubuna doğru yürüdüm. Sarışın ateş sihirbazı bana tiksindiğini belirten bir bakış attı. Jasmine hemen arkamdaydı. Bu sırada zırhlı bir geliştirici öne çıkıp elini uzattı.

“Lütfen Lucas’a aldırmayın ve grubu tanıtmama izin verin. Adım Reginald Brooks ve A sınıfı bir geliştiriciyim. Toprak elementi, sarı aşamada çekiç kullanıcısıyım.” grubun olduğu yerdeki çekicini işaret etti.

Reginald’ın kısa, dağınık kahverengi saçları gözleriyle eşleşiyordu. Köşeli bir yüzü vardı ve kısa sakalı, 1,90 boyu ve geniş omuzlarıyla çok erkeksi duruyordu.

Grupta bizim dışımızdaki geliştiriciler; Reginald, Kriol ve Brald idi. Kriol, su elementine yatkınlığı ve silah seçimi olarak dev bir kalkan kullanmasıyla çok defansifti. 1,70 boylarında kısa ve biraz şişmandı. Göbeğini görmezden gelirsek yapılı bedeni güçlü olduğu hissini veriyordu. Brald çok soylu görünen biriydi ve 1,80 boylarındaydı. Omuzları ile göğsünü kaplayan beyaz metal bir zırh giyiyordu. Arkasında pelerini savruluyordu. Taranmış sarı saçları ve keskin ela gözleri ile tam bir kadın avcısıydı. Şaşırtıcı bir şekilde gerçekten bir centilmendi ve elimizi sıkarken gülümsedi.

“Bana Brald derler ve kısa süre önce AA sınıfına ulaştım, açık sarı aşama geliştiriciyim. Ateş elementine yatkınım. Geniş kılıç ve kalkanda uzmanlaştım. Bu görevde lideriniz benim.” gülümsedi. 

Geliştiriciler kendini tanıttıktan sonra sihirbazlar öne çıktı. Lucas dahil 4 sihirbaz vardı. Sırık gibi bir adam, bir kız ve ölçüm sırasında da gördüğüm ciddi görünümlü, gözlüklü çocuk. Adı neydi ki…?

“Adım Elijah Knight. A sınıfı, koyu turuncu aşama sihirbaz. Toprak üzerine tek uzmanlık.” Kısaca konuştu.

Ona dikkatle bakmadan edemedim. Bundan fazlası olmalıydı. Ne kadar genç olursa olsun sadece toprak sihirbazı olması onu test edilmeden B sınıfı bir maceracı yapmazdı.

Ondan sonra boncuk gibi gözleri olan otuzlu yaşlarında görünen uzun adam öne çıktı. Yamuk burnu ve ortadan ayrılmış kahverengi saçları ile alımlı bile görünmüyor olmasına rağmen yüzünde kendini beğenmiş bir ifade vardı. “Öhöm! Bana Oliver diyebilirsiniz. A sınıfı, koyu sarı aşama sihirbaz. Şifacı değişkenim, iyileştirmede uzmanlaştım.” Kollarını bağlarken kendini beğenmiş bir tavırla çenesini uzattı.

Tavrını bir kenara bırakırsak şifacımız olmasından memnundum.

“Selam! Adım Samantha ama bana kısaca Sammy diyebilirsiniz! Koyu sarı aşama, A sınıfı sihirbaz, su üzerine tek uzmanlık, hizmetinizdeyim!” bana doğru göz kırptı. Samantha yirmilerinin ortasında çekici bir kadındı ama tavrına bakılırsa o da bunun farkındaydı. Dalgalı sarı saçları omuzlarından süzülüyor ve açık mavi gözleri neredeyse gri gibi duruyordu. Gözleri büyük ve yuvarlaktı; 1,50 boyuna uygun olarak sevimli görünmesini sağlıyordu. Fiziği İkiz Boynuzlar’ın ismi lazım olmayan üyesi gibi belirgin olmasa da gayet güzeldi. Oliver da ona yan yan bakıyor, ilgili olduğu anlaşılıyordu.

“Jasmine, açık sarı aşama, AA sınıfı geliştirici. Rüzgar elementli çifte kılıç.”

Partnerim lafı dolandırmadan kendini tanıttı.

“Nota, açık turuncu aşama, A sınıf geliştirici. Kılıç üzerine ateş yatkınlığı.” dedim kısaca.

Brald gülümsedi, “İkiniz de hoşgeldiniz! Grubumuzda bir AA olması daha beni mutlu etti!” diğer iki geliştirici de kafa sallayarak buna katıldı. Oliver ve Lucas umursamaz tavırlarını ortaya koyduktan sonra Lucas ateş uzmanlığında sarı aşamaya ulaşmış bir sihirbaz olduğunu duyurdu. Elijah taştan ifadesini korurken Samantha sürekli bana bakıyor maskenin ötesini görmeye çalışıyordu.

“Sormadan edemeyeceğim. Bay Nota geliştirici olmadığınıza dair çeşitli söylentiler var ama az önce geliştirici olduğunuzu söylediniz.” Reginald dev çekicini alıp omzuna yaslarken sordu.

“Kişisel sebeplerimden ötürü büyü kullanmıyordum. Bu yüzden söylentiler nükse etmiş olmalı.” omuz silktim ve hareket etmemizi işaret ettim.

Meraklarını gidermeyeceğimi fark ederek öksürdü ve grup için formasyon oluşturdu.

En önde Brald olacaktı, kılıç ve kalkan tarzı ile ön hatta olmaya uygundu. Onun yanında saldırgan tarzımız ile Reginald ve ben olacaktık. Yanları Kriol dev kalkanıyla koruyacak ve onu geçen her şeyi öldürme görevini de Jasmine üstlenecekti. Hepimiz Oliver’ı ortaya alarak dört sihirbazımızı korumaya almıştık. En çok korunması gereken kişi şüphesiz şifacımızdı.

“Derhal yola koyulmalıyız!” Brald duyurdu. En önde ve sessiz Jasmine’in dışındaki tek AA sınıfı olmasından ötürü liderlik vasfını üstlenmişti.

Bu zindan AA sınıfı olarak derecelendirilmişti. Yani sadece A sınıfı ve üstü grupların girmesine izin veriliyordu. Brald bir süre önce zindanın keşfedilmemiş kısmına giden gizli bir tünel bulmuştu. Bugün keşfe çıktığımız şey de bu tüneldi. Zindan keşfimiz bilinmeyen yerlere ilerlemeyi içeriyordu. Herkes silahlarını kuşandı ve hatta kendini beğenmiş sihirbazlar bile ciddi bir ifade takındı. İlk kaşiflerinin taktığı ismiyle “Uğursuz Lahit” zindanına adımımızı attık.