Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

5. Bölüm Şimdiki Hayatım

Çevirmen: T4icho / Editor: Darkone

REYNOLDS LEYWIN’IN AĞZINDAN:

 

Aslan oğlum!

Bir oğlumuz olduğu için çok mutluyum. Acaba bebekler ne zaman eğitime başlayabilir? Ben tekrar ne zaman eğitime başlayabilirim? Adamım, oğluma büyüyle ilgili her şeyi öğretmek için sabırsızlanıyorum! Umarım tıpkı babası gibi bir geliştirici olur. Sihirbazlık temellerini biliyorum ama zihinsel egzersiz yapmak dışında bir şey yapamıyorum.

Öte yandan Alice, gördüğüm en yetenekli insanlardan biri. Şifacı olarak bile müstesna biri. O zamanlar, benimle çıkmayı kabul ettikten sonra grubuma katılmış ve birlikte pek çok göreve çıkmıştık. İyileştirici güçleri inanılmazdı ama beni asıl şoke eden bir bölgedeki tüm dostları iyileştiren alan büyüsüydü. Ne özel bir kadın! Ve ben onun kocasıyım!

Hehe… Bunu söylemekten bıkmayacağım.

Aile babası olmadan önceki eski güzel zamanlarda, Canavar Ormanları’na gidip mana canavarlarını avlardık. Mana canavarları, mana özümseme ve canavar çekirdeği dediğimiz mana çekirdeğini oluşturma becerisine sahip eşsiz hayvan ve yaratıklar.

Canavar çekirdeklerinin sınırsız bir kullanım alanı var ve bu da onları bulunmaz hint kumaşı konumuna sokuyor. Elbette canavar çekirdeklerinin değeri, sınıfına göre belirleniyor. Mana canavarları E sınıfından (et ve kürk için kullanılan evcilleştirilmiş dişli boğa) SS sınıf canavara kadar derecelendiriliyor. SS canavarları hakkında bir şey diyemem çünkü daha önce ne birini gördüm ne de duydum. Dolayısıyla var olduklarına bile şüpheliyim ama kim bilir?

Temel kural; mana canavarlarının onlarla aynı sınıfta yer alan insanlardan çok daha güçlü olduğunu düşünmelisin. Bunun başlıca nedeni mana faktörünü devreden çıkarsak bile bir canavarın fiziksel bedeninin ortalama bir insana oranla çok daha güçlü olması.

Canavar Ormanları tehlikelidir ama dikkatli olup yolunu kaybetmediğin sürece beladan uzak durmak çok kolay. Güçlü canavarlar genellikle yer altında veya çok uzaklardaki zindan tarzı mağaralarda takılıyor. Canavar Ormanları’nın ilk birkaç bin kilometresi detaylıca haritalanmış durumda ve en azından C sınıfı bir maceracı olduğunuz sürece hiçbir sorun yaşamazsınız.

Arada sırada birkaç maceracı grubu gerektiren görevler yayınlanır. Bunlar genellikle henüz keşfedilmemiş zorlu zindanların temizlenmesi ve haritalanmasına yönelikti. Bir mana canavarı kendi inini yaratacak ve diğer mana canavarlarını hizmetkar olarak kullanacak kadar güçlüyse, işin ucunda yüklü hazineler olduğuna güvenebilirdiniz.

Oğlum Art’a bu hayatla ilgili her şeyi ve daha fazlasını anlatacağım ki onun beynini yıkaya… Yani biraz büyüdüğünde maceracı olmanın tadına bakması için yüreklendirebileyim.

Küçük Art hiç uyanmazsa ne yaparım bilmiyorum. Oh Tanrım, ne kadar süreceği mühim değil. Herhangi bir büyücü olabilmesi gururlu ve mutlu bir baba olmam için yeterli.

Biri uyandığında ne tür bir büyücü olacağını söylemek çok kolay. Ne kadar geliştiriciler, sihirbazlar ve değişkenlerin hepsi şeffaf bir bariyer oluştursa da bu süre zarfında etraflarındaki mana akışı farklı gerçekleşir.

Geliştiriciler ilk uyandıklarında mana kanallarının baskın olduğunun bir göstergesi olarak bariyerin etrafında itici bir güç yaratır. Diğer yandan sihirbazlar mana damarlarının baskın olduğunun bir göstergesi olarak bariyerin etrafında mana çekici bir güç yaratır. Tabii ki itiş ve çekiş gücünün derecesi o kategorideki kabiliyetlerine bağlı olarak gerçekleşir.

Böbürlenmek istemem ama ben ilk uyandığımda, ki bu on iki yaşımdayken gerçekleşti, uyuyordum ve itiş gücü benim birkaç dakika havada süzülmemi sağlamıştı!

İnsan bedenini havaya kaldıracak kadar kuvvetli bir güç!

Eğer o zaman olmasaydı…. Eminim aile babasına dönmem bu kadar hızlı olmazdı.

Neyse, oğlum uyandığı gibi onu eğiteceğim. Eğer bir sihirbaz olursa sanırım ana kasabadan ona bir öğretmen bulabilirim. Sonuçta Alice ve ben, onu bu konuda eğitecek kadar ehil değiliz...

...demiştim ama...

 

*BOOM*

 

Evimizin 4’te 3’ü havaya uçtu…

Ne olmuştu?

Çok şükür Alice benimle birlikte ön bahçedeydi ama… Art… Küçük Art hala evdeydi…

“ARTHUR!!”

Alice’in gözleri endişe ve şaşkınlıkla büyürken tüm kanının yüzünden çekildiğini gördüm. Karımı birkaç dakikalığına onu koruyacak bir kalkanla yere bıraktım.

Bedenimi korumak için derimi mana katmanıyla kaplayıp patlamaya doğru atıldım. Evimden kalanlar patlamanın kaynağına yaklaştıkça üstüme savruluyordu. Evimden geriye kalan parçalar ve birkaç kayayı atlattıktan sonra patlamanın kaynağını gördüm.

Oğlumun etrafında neredeyse şeffaf bir bariyer parıldıyordu. Dahası bu patlamanın sebebi güçlerinin uyanması sonucu ortaya çıkan itiş gücüydü. Evimizin 4’te 3’ü ile arka bahçemizin tamamını yok eden çukurun merkezinde süzülüyordu.

Haha…

Bacaklarımda derman kalmadı ve oğluma bakarken dizlerimin üstüne çöktüm. Oğlum uyandığında neredeyse üç yaşındaydı. Üç…

Gülsem mi ağlasam mı bilemiyordum.

“Reynolds! Canım!”

Ağzım beş karış açık bir halde karıma baktım. Etrafa saçılacak parça kalmayınca yavaş yavaş yanıma gelmeyi başarmıştı.

Suratını kollarıyla siper etmiş bir halde Art’tan yayılan kuvvetli itiş gücüne dayanmaya çalışarak yanıma ulaşmıştı.

“Reynolds! Ne oldu? Neler oluyor? Art nerede?”

Konuşacak gücü bulamayarak oğlumuzu parmağımla işaret ettim.

Kafası karışmış bir halde parmağımın gösterdiği yöne baktı ve ağzından tek bir fısıltı nüksetti, “Tanrım…”

 

ARTHUR LEYWIN’IN AĞZINDAN:

 

Vay be, harika hissettirdi!

Yaşadığım atılımla kendimi yenilenmiş hissediyordum; yeni oluşmuş mana çekirdeğimi sezmek için gözlerimi yumdum. Benim tatlı küçük mana çekirdeğim!

“ART! OH, BEBEĞİM! İyi misin?”

Babam yerde diz çökmüş bir haldeyken annemin bana doğru atıldığını gördüm.

Bu sefer ne yapmıştı da annem onu böyle cezalandırmıştı?

Annem beni kucağına alarak sıkıca sarıldı, öyle ki neredeyse tam gelişmemiş kaburgalarım kırılacaktı.

“Anne, ağlamak yok. N’oldu?” diyebildim.

Beni boğmaya devam ederken yanıt vermedi ve ağlamayı kesmedi. Babam yanına gelerek annemin sırtını ve kafamı sıvazladı; bana zayıf bir gülümsemeyle baktı.

Kısa süreli bir kafa karışıklığının ardından kafamı annemin göğsünden kaldırıp etrafa bakındım. Bir de ne göreyim? Evimizin yerinde yeller esiyor ve kocaman bir çukurun tam ortasında dikiliyoruz.

...Ne oluyor lan?

Kim yaptı bunu? Bir Kral’ın evini yok edecek kadar yürek yiyen de kim?! Suçluların hepsi hesap verecek! Gece gündüz demeden peşlerine düşüp intikam…

“Tebrikler, Art kuzum. Uyandın, şampiyon.”

“...”

“...”

Bunu ben mi yaptım?

Eski dünyamda bir genç uyandığında buna benzer bir olay yaşanırdı. Şeffaf bir bariyer gencin etrafında belirir ve bariyer hafif bir itiş gücüne sahip olurdu. Sanırım, bu dünyadaki itiş gücü atmosferde yer alan manadan dolayı daha kuvvetliydi.

Eski bir Kral olarak bu… şey… durum için özür dilemeye karar verdim.

“Üzgünüm Anne, Baba. Başım dertte mi?”

“Haha… Hayır, Art kuzum, başın dertte değil. Sadece senin için endişelendik. İyi olmana sevindim.” annemin gözleri dolmuştu ama kıkırdamayı başardı.

Diğer yandan ahmak babam çok daha heyecanlıydı.

“Oğlum bir dahi! Üç yaşına bile basmadan uyandı! Bu eşi benzeri görülmemiş bir şey! Bir de kendimi hızlı sanırdım, peh!”

Mükemmel atmosfere sahip bu tablo geçmekte olan bir komşunun “Ne oldu burada?!” demesiyle kesildi.

“Haha, bu pisliği temizlesek iyi olur.” babam ensesini sıvazlayarak sırıttı.

 

Uyandığımdan bu yana birkaç hafta geçti. Şimdilik uyandığımı sır olarak saklamaya karar verdik. Babam eski Maceracı grubu üyelerinden birkaçına ulaşarak evin onarımında yardım istedi. Biz de bu sürede yakındaki bir hana yerleştik. Sihirbazlar evin temelini kaldırıp geliştiriciler de ağır işleri hallederken evin tamamlanması uzun sürmedi. Büyünün güzelliği! Ne tuhaftır ki babamın eski grup arkadaşları evimizin neden havaya uçtuğunu sorgulamamış gibi görünüyordu.

Bu da ahmak babam hakkında çok şey söylüyordu.

Evimizin yeniden inşası sırasında doğum günüm (29 Mayıs) gelmişti. Ebeveynlerim beni o sabah bir hediye ve somun… ekmeğine? benzer bir şey ile uyandırdı.

Ahh! O bir pastaydı!... Siyah olmasa anlamak daha kolay olurdu.

Hediye paketini açtığımda dikkatlice oyulmuş tahta bir kılıç buldum. Ebeveynlerimin ikisine de sarılarak hediye ve pasta için teşekkür ettim.

Doğum günümü kutlamaları beni şaşırtmıştı çünkü önceki iki doğum günümü kutlamamıştık. Ben de bu dünyada doğum günlerinin kutlanmadığını düşünmüştüm. Daha sonra öğrendim ki doğum günleri 3 yaşından itibaren kutlanmaya başlanırmış. Bu da çok uzun zaman önce üç yaşından küçük bebek ölümlerinin çok sık yaşandığı dönemden kalma bir gelenekmiş.

Ne geri kafalılık ama.

İlgimi çeken bir şey daha vardı.

Çocukların aileleri ile birlikte tarlalarda çalıştığını ve demircide çıraklık yaptığını görünce zorunlu bir eğitim sistemi olmadığını fark etmiştim. Basit eğitimler (okuma yazma gibi) aileler tarafından veriliyordu.

Son birkaç hafta çok hızlı geçip gitti. Uyandıktan sonra babam elinden geldiğince bana mana temellerini ve nasıl mana ile gelişebileceğimi öğretti. Bir ufaklığın anlayabilmesi için elinden geldiğince basit bir dil kullanmaya çalışıyordu ama sanırım yetişkin kavrama kabiliyetim olmasa pek bir şey anlamazdım.

Temeller şu şekildeydi:

Ne kadar güçlü olduğunu öğrenmenin en kolay yolu mana çekirdeği rengine bakmaktı. Başlangıçta mana çekirdeği, mana parçacıklarının kan ve diğer beden sıvılarıyla karışmış olmasından dolayı siyah olurdu. Birinin bedenindeki mana daha saf bir hal alarak bunları filtrelediğinde koyu kırmızı bir renge dönerdi. Oradan itibaren de mana çekirdeğinin rengi giderek açılırdı; koyu kırmızıdan kırmızıya ve sonra açık kırmızıya.

Renk geçiş sırası şu şekildeydi: siyah, kırmızı, turuncu, sarı, gümüş ve beyaz.

Kırmızı mana çekirdeğinden sarı mana çekirdeğine kadar renkler kendi içinde üç tona (Koyu Turuncu, Keskin Turuncu, Açık Turuncu) ayrılmıştı. Mana çekirdeğinin açık renge sahip olması çekirdeğin ne kadar saf olduğunu temsil eder ve kişi de bu saflığa orantılı bir güç kullanabilir.

Babamın verdiği dersler işe yarar olsa da ilerlediğimiz hız sabrımı zorluyordu. Anneme birkaç gün sonra, “Anne, büyü kitapları alabilir miyim?” diye sordum.

Annemin hala Lonca Salonu (Maceracı Loncası) ile bağlantısı olması sayesinde mana kullanımı ve farklı silahlarla dövüş üzerine geniş bir kitap koleksiyonu elde etmeyi başarmıştı. Bazıları birkaç basit kelime içeren resim dolu kitaplardı ama bunları görmezden geldim. İlgimi çeken kitapların daha yüksek seviye olduğunu görünce annem bana tuhaf bir bakış atmıştı. Bu kitaplardaki kelimelerin çoğunu anlayamayacağımı düşünerek beni daha basit kitaplara yönlendirmeye çalıştı. Daha kolay anlayabileceğimi iddia ediyordu ama eninde sonunda pes etti.

Her günüm annemin bana okuma yazma dersleri vermesi ve babamın bana geliştiricilik öğretmesiyle geçiyordu. Geliştiricilik teorisi ve uygulamasına dair temel bilgileri bana sunduktan sonra fiziki eğitime başladık. Bedenim dövüş antrenmanları için fazla küçük olduğundan koşu ve beden egzersizlerine yöneldik. Herhalde üç yaşındaki bedenimin şınav çekmeye çalışmasını izlemek fazlasıyla komikti ama babam kahkaha atmayacak kadar kendini tutabildi.

Annem veya babamdan ders almadığım zamanlarda henüz yenilenmiş kütüphaneme kapanarak mana çekirdeğimi daha fazla yoğunlaştırmak için meditasyon yapar, kitap okurdum.

Rutin günlerimin dışında özel bir şey olmadan bir yıl geçerken babam bir akşam yemek esnasında konuştu.

“Canım, sanırım Art’a düzgün bir hoca bulmanın zamanı geldi.”