Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

37. Bölüm Tedbirler

Çevirmen: T4icho / Editor: Darkone

KASPIAN BLADEHEART’IN AĞZINDAN:

Masamda yığılı kağıtların başına geçtiğimde maskeli maceracı Nota’nın, odama geldiğini gördüm. Arkasından kapıyı kapattı, baslı sesiyle fısıldamaya başladı.

“Bay Bladeheart… Bana yardım etmek istediğinizi söylemiştiniz sanırım.”

Maskeden zorlukla duyduğum sesi tüylerimi diken diken etmişti, sanki vücudumun her zerresi ‘tehlike’ diye bağırıyordu.

Bedenimin çığlıklarını görmezden geldim ve sabırlı bir yüz ifadesi takındım. Cevaplamadan önce gözlüklerimi ittim. “Evet. Bayan Flamesworth ile yakın ilişkiniz ve bireysel potansiyeliniz ile Lonca’nın dikkatini çektiniz.”

“...Anlıyorum.”

Kimliğini ve hatta yaşını dahi tahmin edemediğim maceracı bana bakmadan önce düşündü. Leywin ailesiyle bir tür bağlantısı olduğunu biliyordum ama yaptığım tüm araştırmalar sonuçsuz kalmıştı.

“Maceracılığa oldukça uzun bir ara vermeyi planlıyorum Kaspian. Bu yüzden senden bir iyilik isteyeceğim.”

“Lütfen devam et…” Kısa duraklamasının ardından artan merakımla cevapladım.

ARTHUR LEYWIN’IN AĞZINDAN:

Lonca Salonu’ndan ayrılmadan önce bazı şeyleri halletmemiz gerekiyordu. Öncelikle Lucas’ın maceracılık lisansı ve bu unvan ile gelen her ayrıcalığı iptal edilmişti. Bugün onu görme sebebimiz buydu; A sınıfı bir maceracı olarak konumu, kıdemli lonca çalışanları tarafından elinden alınıyordu.

“...İşbu bildirgeyle Sihirbaz Maceracı, Lucas Wykes, takım arkadaşlarının ölümüne dolaylı yollardan sebep olmak ve takım arkadaşlarını ölümüne yaralamak suçlarından dolayı A sınıfı rütbesinden yoksun bırakılmıştır. Yoldaşlarının iradelerine kasti ihaneti sebebiyle Lonca tarafından aksi belirtilmediği müddetçe bir daha maceracı olamayacaktır. Maceracı kartınızı iptal edebilirsiniz.” Müsamahasız, yaşlı yargıç tokmağını indirdi ve tokmağının sesi uzun bir süre yankılandı.

Bütün bu süreç boyunca, soylu yarı elf veledin yüzü kurbağa yemiş gibi buruş buruştu. Gözleri yargıç ile benim aramda mekik dokuyordu. Neden benim de duruşmada olduğumu anlayamıyor gibiydi.

Tepki bile veremediği intikamım karşısında şaşkına döndüğünü görebiliyordum. Hayatta olduğumuzu öğrendiğinde Ağaç Ata Muhafızı’nı öldürmek yerine bir şekilde kaçtığımızı düşünmüştü. Şimdi özgüvenini yansıtan bakışları şüpheyle doluydu ve zindanda olan bitenleri merak ediyordu.

Bu kuşkuyu onun içine ben yerleştirmiştim. Böylece ayağını denk alacaktı. Ona karşı kullandığım “Işın Silahı” yeteneğim aniden kulak memesini delip geçmişti. Böyle hızlı bir kaybı deneyimledikten sonra gelecekte bana karşı kendini koruma altına alması gerekecekti.

Kullandığım beceri öyle ahım şahım bir şey değildi ama amacına hizmet etmişti. Parmak uçlarımla kullandığım ışın silahı ölümcül ve kullanmak için zaman harcamamışım gibi duruyordu ama bu pek doğru değildi. Lazer ışınını göndermeden önce onun için gereken temel gücü oluşturmalıydım. Bu hem biraz zaman alıyordu hem de geri tepmesi çok daha şiddetli oluyordu. Lucas’a karşı kullandığım şey yoğunlaştırılmış ışındı. Kulak memesini delebilmemin sebebiyse ışının arkasına küçük metal bir düğme saklamış olmamdı. 

Sadece kulağını uyuşturacak kadar zararsız bile olsa odaklanmış ışık arkasında geri tepme bırakmıştı. Tiz ses ve yıldırım oluşturan artçı, çocuğun içine korku salmıştı.

“Yargılanacak sıradaki kişi Geliştirici Maceracı, Nota. Lucas Wykes’a karşı sergilediği saldırgan tutum sebebiyle Lucas Wykes ve muhtemelen tüm Wykes ailesi ile arasında oluşan düşmanlık göz önünde bulundurularak, Lucas Wykes’ın Xyrus Akademisi’ne devam ettiği süre boyunca Nota’nın Xyrus şehrine girmesi yasaklanmıştır.” bir kez daha tokmak masaya indi. Lonca çalışanları bunu onaylayarak kendi aralarında mırıldanmaya başladı.

Yapabildiğim en kızgın sesimi çıkararak podyumda öne eğildim. “Efendim! Bu cezaya itiraz ediyorum! Lucas’ın ihaneti yüzünden neden ben cezalandırılıyorum?” Haklılığımı kanıtlamak istercesine yumruğumu indirdim. Bu olaylar yaşanırken Lucas’ın kibirli bir şekilde gülümseyerek bakışlarını yargıçtan uzaklaştırdığını gördüm.

Maceracı lisansını kaybetmesinin onu etkilemeyeceğini biliyordum ve “benim de yoldan çekilmemle” artık endişelenecek bir şeyi kalmamıştı.

“Yeter! Vaziyetin farkındayız bu yüzden lisansın elinden alınmadı. Normal şartlar altında Lonca Salonu içerisinde büyü yapman buna yeterli sebep sunardı. Bay Wykes ya da ailesinin etrafına yaklaşmadığın sürece maceracı olmaya devam edebileceksin.” Yargıç gözleriyle beni oyarken kaşları çatılmıştı.

“Bir dakika! Onun kimliği ne olacak efendim? Maskesini çıkarıp elini kolunu sallayarak şehre girerse? Bana ve aileme zarar verirse ne olacak?” Lucas elini kaldırdı ve gözleriyle bana zafer kazandığını ilan etti.

“Kimliğinin bu duruşma sonrasında kayıt altına alınmasına daha önceden karar verdik Bay Wykes. Bariz sebepler dolayısıyla siz Bay Nota’nın kimliğini öğrenemezsiniz. Belirlenmiş Lonca Salonu üyeleri Bay Nota’nın -maskeli ya da maskesiz- nerede olduğunu bilecekler. Bu tartışmaya açık değil. Bu duruşma bitmiştir.” Yargıç duyurdu ve itiraz hakkı sunmadan dışarıya çıktı.

“Hıh!” Lucas maceracı kartını verip son bir kez bana baktıktan sonra arkasını dönüp ayrıldı. Yardakçıları da peşinden koşturdu. “Umarım kendi iyiliğin için benden uzak durursun.”

Velet sihirbazın tehdidini duymazdan geldim. Korumalar, Yargıç ve Lonca çalışanlarının gittiği arka odaya kadar bana eşlik etti.

Kapı arkamdan kapandıktan sonra korumalar beni serbest bıraktı ve yargıç da tuttuğu nefesini bıraktı.

“Bu tiyatronun sizi memnun ettiğini düşünüyorum Bay Nota?” Keskin beyaz kaşları seğirdi.

“Katılımınız için teşekkür ederim sayın yargıç.” hafifçe eğildim.

Kafasını salladı ve çaresizce bana baktı. “Gerek yok. Senin için yapmadım. Umuyorum ki bunun ardından olay çıkartmazsın. Wykes ailesinden gerçeği sonsuza kadar saklayamayız ama onlara zıt düşmediğin sürece bir sorun yaşamazsın.”

“Anlıyorum. Kaspian ‘kimliğimi’ güvenle ortaya çıkarabileceğim bir yer olduğundan bahsetmişti, doğru mu?” loş odaya baktım.

“Evet, dostların diğer tarafta seni bekliyorlar.” Yargıç kitaplıktaki birkaç kitapla oynadı ve yerde bir geçit açıldı.

“Size burada veda ediyorum ve ileride Wykes ailesi ile sorun yaşamamanızı diliyorum Bay Nota.” kısaca kafa salladıktan sonra muhafızlar ve yargıca abartılı bir selam verdim. Geçide gitmeden önce lonca çalışanlarına da selam verdim.

Diğer taraftaki kapıyı açtım. Sylv’in attığı kafa ile karşılandım.

“Kyu!” ‘Nasıl gitti baba? Bitti mi? Eve gidebilir miyiz?’

Beni karşılayan diğer iki kişi ise Jasmine ve Elijah idi. “Her şey bitti. Hadi eve gidelim.” Sylv kafama kuruldu.

Birkaç adım attıktan sonra Elijah sordu, “Samantha’yı ziyaret etmek istemez misin?”

“Onu ziyaret etmesem daha iyi. Jasmine, buraya tekrar uğradığında onu kontrol eder misin?” Jasmine bunca zamandır sessizdi ama başıyla onayladı.

Gelecek planlarımızdan bahsederken Elijah morali bozuk görünüyordu ve yol boyunca pek bir şey söylemedi.

Hala Canavar Ormanları’nın sınırlarında olduğumuz için Xyrus’a giden ışınlanma kapısına ulaşmak sıradaki görevimizdi.

“Sanırım burada yollarımız ayrılıyor?” Elijah dağınık saçlarını kaşırken zayıf bir tebessüm ile bize baktı.

“Ha? Bizimle gelmiyor musun Elijah? Yapman gereken bir şey mi var?” Bizimle Xyrus’a geleceğini varsaymıştım ama düşününce kendi planları da olabilirdi.

“N-ne? Bir şey planladığım söylenemez ama sizinle gelmem gerçekten uygun mu?” gözlüklerini düzeltti ve utanmış yüzünü gizlemek için öksürdü.

“Şey şüphe çekmemek için geçitlerden ayrı gitmemiz gerek ama bence bir süre birlikte kalıp sonrasında da okula beraber gitmemiz fena olmaz.” Sırıttım.

“Be-beraber? Anlamıyorum. Okula gitmeyi hiç düşünmemiştim.” kafası karışmış görünüyordu, dolayısıyla onunla uğraşmayı bırakıp sadede gelmeliydim.

“Zindandan çıktığımızdan beri düşünüyorum. Kendine bu krallıkta bir isim yapmaya çalışıyordun… değil mi?” Kolumu boynuna doladım.

Elijah sessizce onayladı, ne planladığımı anlamaya çalışıyordu.

“...Pekala! Adını Sapin’deki en prestijli okuldan mezun olmaktan daha iyi nasıl duyurabilirsin ki!” Açıkladım.

Elijah’ın gözleri fal taşı gibi açılırken Jasmine bile fikrim karşısında şaşırmıştı. “Ama… okula nasıl gireceğim ki? Yani… bazı yeterlilikleri karşılıyor olabilirim ama bir arkaplanım yok. Darv’dan olmam bile başlı başına beni reddetmeleri için bir sebep.”

“Şanslısın çünkü sana o arkaplanı sağlayabilirim. Bu abin sana okula girme fırsatı verebilir. Ee ne dersin?” kolumu boynuna dolarken güldüm.

“Pffft! Ne ağabeyi? Senden büyük olduğumun farkındasın değil mi? Yine de… hala emin değilim.” Elijah kaburgalarımı dürttü.

“Biliyorsun… Lucas da Xyrus Akademisi’ne gidecek. Beni onunla yalnız bırakmayacaksın, değil mi?” Kolumu daha da sıktım.

“Ar...Nota’ya katılıyorum. Her zaman Maceracı olmaya dönebilirsin.” Jasmine ağzından kaçırdığı hatayı fark eden biri oldu mu diye etrafına bakındı.

“Tamam tamam! EĞER beni okula yazdırabilirsen, geleceğim! Ayrıca birinin Lucas’ı okulun ilk gününde öldürmene engel olması gerekiyor!” Elijah’ın ciddi yüzü tebessümle aydınlandı.

“Güzel! Jasmine, Elijah’ı Hestea evine götürebilir misin? Halletmem gereken şeyler var. Size yetişirim!” Onları geçidin olduğu tarafa ittim.

Jasmine onayladı ve Elijah’ı alıp gitti. Görüş alanımdan çıktıklarında maskemin altındaki yüzüm ciddileşti ve Sylvie ile birlikte sol tarafa döndük.

“Çıkabilirsin.” sakince konuştum.

Anında Kaspian yanımızda belirmişti.

“O ikisini önden göndermekle tedbir aldığın için memnunum.” Basitçe kafasını salladı.

“Yargıcın oyunumuzda yardımcı olmasını sağladığın için teşekkür ederim. Lucas’ın uzun bir süre tetikçe olacağını sanmıyorum.” dedim.

“Ne demek! Olay kimse ölmeden çözüldüğü için memnunum.” Bariz olan şeyi ima ederek bana gözlerini dikti.

Omuzlarımı silkip ilerledim. “Biraz daha tedbirli olmanızı öneririm Bay Nota. En zor kısmı aştınız ama gardınızı düşürmeyin.”

Ona bakmadan elimi salladım ve ışınlanma kapısına yöneldim.

Elijah’ın okula kayıt olması fazla dikkat çekmezdi. Jasmine, Helstea ailesine yakındı ve Elijah için kefil olması da sorun olmazdı. Lucas ile birlikteyken Şafak Şarkısı’nı kullanmadığımdan emin olmuştum. Tek sorun, Sylvie idi.

Lucas, Lonca Salonu’nda Sylvie’nin küçük, kedigil formunu görmüştü. Sylvie’ye sorma fırsatım olmadan bedeni parlamaya başladı.

Siyah pulları beyaza döndü ve boynuzu tamamen ortadan kayboldu. Sürüngenimsi kuyruğu büyürken pulları dikleşti. Parlak ışık dinerken hayal görüp görmediğimi anlamak için gözlerimi kırpıştırdım. Kedigil-sürüngen hali gitmiş yerini tam bir tilki almıştı. Bedenindeki pullar kaybolmuş yerini kürke bırakmıştı. Emin olmak için okşadığımda pullarının incelip uzadığını bu sayede kürke benzer bir görüntü aldığını fark ettim. Bedeni kar beyazı renge bürünmüştü. Burnu, kulaklarının ucu, kuyruğu ve patileri ise eskisi gibi siyahtı.

“Kyu!” ‘Böyle daha iyi oldu mu baba?’ boyutu hala aynıydı. Tepeme zıplayıp saçlarımın arasına kuruldu.

‘Dönüşüm beni yordu. Biraz uyuyacağım baba.’

“Ta-tabii… Slyv.” şimdiye bu tür şeylere alışmış olmam gerekirdi ama Sylv beni şaşırtmaya devam ediyordu. Tüm ejderhaların formlarını diledikleri gibi değiştirme becerisi mi vardı? Ana formunun, zindan zemininde gördüğüm gibi ejderha olduğunu biliyordum ama rengini ve boyutunu tamamen değiştirebilmesi olağanüstüydü.

Pekala… bu sorunu çözmüştü.

Kasabaya ulaşmadan önce yere elektrik akımı gönderip tek başıma olduğumdan emin oldum. Maskemi ve paltomu çıkarıp çantama teptim.

Hala Canavar Ormanları ve Ulu Dağlar’ın sınırındaydık ve küçük kasabaya ulaştığımda hayatta kalma mücadelesi veren tüccarlar ve maceracılar ile dolu olduğunu gördüm. Bakılacak pek bir şey yoktu, bu yüzden hızla kısa kılıcımı satıp sadece siyah çomağımla kaldım.

Son durağım bir dükkandı. Çifte kapıları açtığımda beni çeşitli eserler karşıladı.

“Ecvius Eser Dünyası’na hoşgeldiniz! Ee… nasıl yardımcı olabilirim?” enerjik genç bir kadın beni karşılarken 11 yaşındaki bir çocuğun burada ne aradığını sorguluyordu.

“Merhaba! Buraya tüccar olan babamla geldik. Benden onun için bir şey almamı istedi.” masum bir gülümsemeyle baktım.

“Ne kadar sevimli! Kafandaki küçük tilki de ne?” tezgahın üstünden eğilerek bize daha yakından baktı. Sylvie hala uyuyordu, bu yüzden babama ait yavru bir mana canavarı olduğunu söyledim.

“Anlıyorum, anlıyorum. Peki, sana nasıl yardımcı olabilirim?” ellerini çırptı.

“Küçük bir depolama eseri arıyorum.” ona baktım. Söylediğim şey karşısında şaşırdığı belli oluyordu.

Çeşitli kitapları okurken bu dünyada orijinal boyutundan daha fazla malzemeyi içinde barındırabilen özel bir maden olduğunu keşfetmiştim. Hiçbir kitap bunu nasıl yaptığını anlatmıyordu -bu yüzden onların da bilmediğini düşünüyorum- ama oldukça nadir ve değerli bir şeydi.

Çabucak kendine geldi, yüzüne bir gülümseme kondurdu ve beni tezgahın ardındaki bir odaya yönlendirdi. “Burada en değerli ürünlerimiz bulunuyor. Bu duvar tüm boyutsal malzemelerimizi barındırıyor.”

“Sadece bunu saklayacak bir şeye ihtiyacım var.” belimde asılı olan Şafak Şarkısı’nı gösterdim.

“Hmmm… sadece onun içinse bir yüzük yeterli olacaktır.” Raflara baktıktan sonra konuştu. Ufak bir kutuyu getirdi. İçinde elmas ve daha küçük mücevherlerle süslenmiş altın bir yüzük vardı.

“Şey… daha sade bir şeyiniz var mı?” Yüzüğü geri verirken konuştum.

“Hmmm… çoğu insan boyutsal depolama eseri istediklerinde en göz alıcı ziynet eşyasını ister.” Başını kaşıdı ve küçük odanın raflarını araştırmaya devam etti.

“Aha! Bu nasıl?” Bana verdiği küçük kutuyu açtım ve içindeki soluk gümüş yüzüğü gördüm.

“Bu yüzük az önce gösterdiğim altın yüzükten daha değerlidir ama bunu döven demirci yüzüğü bu sade halde bırakmakta ısrarcı olmuştu. Bu yüzük muhtemelen çomağını ve geniş bir bavulu içinde saklayabilir.” Bana oldukça ciddi bir gülümseme gönderirken konuştu.

Düşünmeden yanıtladım. “Alıyorum.”

Bu inatçı kadınla pazarlık ederek zindanlardan topladığım canavar çekirdekleri ve 200 altında anlaştık. Neredeyse elimde olan her şeyi ona vermiştim. Elimde sadece kısmen kullandığım S aşama canavar olan Ağaç Ata’nın çekirdeği ve bir avuç gümüş kalmıştı. Ashber kasabasında birkaç bakırla mutlu mesut yaşadığım günleri anımsarken depresif bir şekilde iç çektim. 200 altın Lonca’nın ayrıyetten Kaspian’ın “bunlarla önlem al” diyerek verdiği paraydı. Yüzüğü diğer tüm parmaklarıma büyük geleceği için sağ baş parmağıma taktıktan sonra yüzüğe ve kılıcıma manamı yönlendirdim. Siyah kılıcım parladı ve anında yüzüğe çekildi. Aynısını maskeme ve çantamın içindeki paltoma da uyguladım ve ışınlanma kapısına doğru ilerledim.