Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

27. Bölüm Suç Ortakları

Çevirmen: T4icho / Editor: Darkone

"Pekala… Kim gönüllü?" babam kahvesinden bir yudum aldı ve ardından hepimizin oturmakta olduğu yuvarlak masaya fincanını geri koydu. 

İkiz Boynuzlar ile handaki kahvaltımız yeni bitmişti ve annem kız kardeşimin ağzından kaçan yemek kırıntılarını temizliyordu. 

"Kuu!" Sylvie kafasını göğe kaldırarak masaya fırladı. Telepati olmadan herkes, 'babamı korumaya yeterim' demeye çalıştığını anlayabilmişti. 

"Sylviee! Buraya gel!" kız kardeşim bir parça eti sallayarak efsanevi ejderha bağımı, açlıktan ölen bir köpek yavrusu gibi kendine çekti. 

İç geçirdim… Onu bir parça et ile yemlemeyi akıl eden bir haydutun peşinde kuyruğunu salladığını düşünerek kıkırdadım.

Babamın eski grup üyeleri, başka gruplar ile birlikte yaptıkları zindan keşfini yeni bitirmişti. Başka bir görev alana kadar boş zamanları vardı.

Kıymetli mızrağını parlatan Adam konuştu. “Bebek bakıcılığı pek de benim tarzım değil o yüzden bunu pas geçeceğim. Üstelik benimki gibi bir kişilikle eminim ki Arthur beni uykumda öldürür.”

Babam sadece onayladı. Adam’ın mizacını bildiğinden birbirimizle iyi geçinemeyeceğimizin farkındaydı.

“Durden ya da Helen’in, Arthur’a eşlik edeceğini düşünmüştüm. Dürüst olmam gerekirse size çok fazla ödeyemem ama Alice ile birlikte zararlarınızı karşılamak isteriz.”

“Böyle konuşma Rey, biz bir aileyiz. Ona eşlik etmekten ve büyümesini izlemekten keyif duyarım.” Nazik dev bana bakarak cevapladı.

“Durden haklı. Bunu para için yapmıyoruz biliyorsun. Üstelik son zindan baskınında yeterince hazine bulabildik.” Helen başını salladı.

Aniden havaya kaldırılan bir el gördüm ve hep beraber ona döndük.

“Gönüllü olmak isterim.” 

“J-Jasmine? Arthur ile gitmek mi istiyorsun?” Angela, çift silahlı takım arkadaşına bakarken heyecanla söylendi. Benimle gitme konusunda en heyecanlı olan oydu.

Angela’nın bir maceracı için söz konusu olası tehlikelerden daha büyük bir tehlike arz ettiğini düşünüyordum. Uygun olmadığını ima etmeye çalıştım ama Jasmine’in bana eşlik etmek için inisiyatifi eline alması şaşırtıcıydı.

“Hmm… Mantıken düşünürsek Arthur’u korumak için en uygun kişi Jasmine. Durden saldırgan alan etkili büyülerde uzman. Ben de Arthur ile gitmek istiyorum ama koruma benim güçlü bir yönüm değil.” Helen başını kaşıdı.

“Jasmine, Arthur ile gitmek konusunda emin misin?” Annem endişeyle sordu.

Kafasını salladı ve kararlı bir bakış attı.

“Pfft! Bu hanımefendi gitmek istediğini söylüyor. Aramızda elemental yatkınlığı olan tek geliştirici o! Koyu sarı aşamaya geçen yıl ulaştı ve rüzgar elementine sahip. Sanıyorum ki en uygun kişi o.” Adam sandalyesinde arkasına yaslanarak iki elini de ensesine koydu ve güldü.

“Hmm… Arthur’un güvenliği için bu konuda geri adım atmam gerekecek. Yazık oldu.” Durden hafifçe kafasını kaşıdı.

“Üzgünüm Durden, Arthur’a ne kadar değer verdiğini biliyorum.” Babam sempatik bir gülümseme gönderdi.

“İleride belki de zindan baskınında İkiz Boynuzlar’a katılırım!” haykırdım.

Durden başıma vurarak kıkırdadı. İkiz Boynuzlar’ın kalanı da güldü.

Bir hafta içinde Jasmine ile Maceracı Loncası’na giderek kayıt olmamı kararlaştırdık. Basit bir testi geçerek E sınıfı olarak başlayacaktım. Sonrasında tamamladığım görevler ve isteklerle sınıfım yükselecekti.

Eve döndük, alt katta Lilia’nın yanına bir hizmetçinin koyduğu su ile meditasyon yaptığını gördüm.

“Ühü… Lily adil değil! Bensiz çalışıyor!” Kardeşimin koşturup Lilia’nın yanında rahat bir pozisyona geçip meditasyona başladığını gördüm.

İkisinin de birkaç yıl içinde gerçek bir mana çekirdeği oluşturabileceğini söyleyebilirdim. Lilia bu hızla giderse yaşıtlarıyla aynı zamanda uyanabilecekti.

Ellie çalışmanın gerektirdiği sabra sahip değildi, bu yüzden bir ya da iki saat geçtikten sonra sıkılıyordu. Yine de bu da iyiydi, sonuçta çok erken büyücü olmasını istemiyordum. Eğer erken uyanırsa pek çok istenmeyen göz üzerinde olurdu. Mana çekirdeğini dokuz on yaşlarında oluşturması yeterli olacaktı.

“Baba, Müzayede Evi’ne kılıç bakmak için gidebilir miyiz? Son olayların ardından gidemedim ve artık çalışmaya başlamak istiyorum.” 

“Evet, benim de takımıma söylemem gereken şeyler vardı zaten. Bir araç hazırlatıyorum git de yıkan.”

***

Helstea ailesi ile Müzayede Evi’nin önünde buluştuk. Tabitha nasıl olduğumu sorarken yüzünde rahatlamış bir ifade vardı. Başımla onayladım ve endişelenmemelerini, iyi olduğumu söyledim. Vincent’ı, bu olay karşısında Kral’ın duruşu rahatsız etmiş gibiydi ama şu anda Kral ile birbirimize karşı ilgisizdik. Kral beni parlak bir çocuktan fazlası olarak görmüyordu ki bu da şimdilik işime geliyordu.

Kral’ın temsilcisi, o geliştirici ve Sebastian’ın soyluluklarının kaldırıldığını söylemişti. Ancak Vincent gözlerini devirdi ve bunun kraliyet muhafızı olarak baştan eğitim alarak tekrar eski pozisyonlarına kavuşacakları anlamına geldiğini söyledi. Babamın bu adaletsizliğe karşı öfkeden yumruklarını sıktığını hissettim ama böyle bir şey olacağını tahmin etmiştim.

Babam, Vincent ile birlikte korumaların yanına gitti. Tabitha ise Lilia ile ilgilenmek için geri döndü. Bu sayede kılıç arayışımda bir başıma kaldım.

Helstea Müzayede Evi’nin deposunda, başka tüccarlardan ve maceracılardan ya da cüce krallığından satın aldıkları pek çok ürün mevcuttu. 

Tarafsız bölge üzerine yaşanan berabere sonuçlanan savaştan bu yana elfler ile neredeyse hiç ticaret yapılmıyordu. Yıllar geçtikçe ırklar arasındaki ilişki dostluk turnuvası düzenleyecek kadar gelişse de aradaki düşmanlığın yatışma uzun zaman alacak gibi duruyor. Çok yazık, oysa ki elf silahları, cüce ve insan silahlarından daha avantajlı.

Elenoir’de Eralith ailesi ile yaşarken öğrendiğim bir şey de cücelerin zırh ve silah konusunda ırksal becerilerinden dolayı yüksek kaliteye ulaşmalarına rağmen elfler yaylarda ve sihirbaz asa/değneklerinde yetenekliydi.

Efsunlu silahların çoğu dünkü müzayedede kapılmıştı bu yüzden reyonlarda sadece sıradan silahlar kalmıştı. Özel bir şey aramıyordum antrenman yaparken güvenebileceğim bir şey arıyordum.

Raflardaki kılıçlardan bir kaçını alıp denedim ama kötü işçilikleri beni rahatsız etmişti. Kılıç ve kabza dengesi kötüydü ve çoğu saplama ya da savurma odaklıydı.

Bu illa ki kötü oldukları anlamına gelmiyordu ama uzun süre yüksek kalite kılıç kullanınca silah seçimim konusunda kılı kırk yarmaya başlamıştım.

Sylvie kafamın üstüne kurulmuş merakla kılıçları inceliyordu.

Teşhir ürünlerinin tutulduğu yerden daha derinlere daldım ve silahların variller ile kutularda saklandığı kısıma ulaştım.

Buradaki silahlar hakkında gözüme çarpan ilk şey birkaç kategori altında sınıflandırılabilecekleriydi.

Geniş kılıçlar vardı, geniş ağır kılıçlar veya uzun kılıçlar. Çoğu dövüşçü ve saldırgan geliştirici bu tarz dev silahları tercih ediyordu. Onlar hakkındaki genel görüş kaba ve yabani olduklarıydı.

Daha dengeli kılıçlar, ağırlıklı olarak şövalyeler ve maceracılar tarafından kullanılan, pala tarzı kılıçlardı. Genelde tek elle kullanılır ve diğer elde de kalkan taşınırdı ama çift elle kullanılan varyasyonları da vardı. Çok yönlü performansı en iyi şekilde elde etmek için bu standart kılıç tipi kullanılırdı.

Son kategori ise tek elle kullanılan hafif kılıçlar vardı. Bu kategoride sabre, tek kenarı keskin kavisli bıçaklar (basitçe katana), meç ve hançer/kısa kılıçlar bulunuyordu. Süvari kılıçları, katanalar ve meçler genel olarak hız ile kesinliğe odaklanırken, hançerler ve kısa kılıçlar çift silah ustaları tarafından kullanılırdı.

Buradaki silahlar bile ikinci sınıf olsa da tutkum olan kılıçlarla dolu bir yerde olmak heyecanlanmama neden oldu.

Hayal kırıklığına uğrayarak iç geçirdim. Çabalarım sonuç vermiyordu, elimdeki düz kılıcı öylesine savurdum. Başka bir şey bulamazsam bu kılıcı alacaktım.

İlerlemeye devam ederken kılıç bölümünü geçerek karma bir alana geldim. Gerçek dövüşte kullanılmayacak kadar gösterişli veya yetersiz tasarıma sahip eşsiz silahları görebiliyordum.

Koridorlarda dolaşırken mınçıkaya benzer bir şey bulunca kıkırdadım. Mana kullanmama rağmen kaldırmakta zorlandığım ağır bir topuz bile vardı.

“Peh! Çıkmaza girdik gibi duruyor Sylv.” yere oturdum ve Sylvie etrafı keşfe çıkarken arkamdaki kalkana yaslandım.

“Kuu!” Sylv’in silah yığınını karıştırdığını gördüm. Kafamı eğip baktım.

Etrafta koşturup etrafı arayıp tararken tozları havalandırdığını duyabiliyordum.

Aniden ‘bir şey buldum’ dediğini duydum. Ayağa kalktım ve Sylvie’yi takip ettim. Patisini kaldırmış heyecanla siyah bir… çomağı işaret ediyordu.

60 santimetre uzunluğundaydı ve siyah yürüme değneğine benziyordu.

“Böyle bir şey aramıyorum, Sylv.” dedim ama bakmam için beni zorlamaya devam etti.

Siyah çomağın ağırlığı beni şaşırttı. 5 santim genişlikte ve 2 santim kalınlıktaydı.

Sert bir tahtadan yapılmış gibi dursa da sadece yürüme değneği olmak için ağırlığı fazlaydı.

Yüzüme yaklaştırdım, loş ışıkta daha iyi incelemeye çalıştım.

Çomağın yüzeyinde mat bir yapı vardı ve ışık yansıtmıyordu. Aynı zamanda çok da yumuşaktı.

Yakından bakınca çomak boyunca bir desen oluşturan girintiler vardı ama bunun dışında özel bir şey yok gibiydi.

Sylv sanki kayıp kıta Atlantis’i ya da ona eşdeğer bir hazine bulmuş gibi bakıyordu ve gözleri ışıl ışıl parlarken kuyruğu delicesine sallanıyordu.

İç geçirdim… Onu iyi hissettirmek için çomağı savurdum.

“Oh…” hayranlıkla fısıldadım.

Savuruşum şaşırtıcı derecede pürüzsüz ve dengeliydi. Üstelik yedek olarak aldığım kısa kılıçtan çok daha iyiydi. Bir kez daha inceledim. Sadece yürüme değneği veya asası olmak için ağırlık dağılımı fazla iyiydi. 

Tam bu sırada gördüm. Belli belirsiz bir şeydi bu yüzden gözlerimi manayla güçlendirdim; buna rağmen özellikle aradığım için noktayı görebilmişti.

Girintilerden bile daha belirsiz olan iki çomağı ayıran ince bir çizgi vardı.

“...”

Bu bir kılıç!

Anında kınından çekmeye çalıştım ama bir şey olmadı.

“Hrrgghhh!” manayla güçlendirilmiş bedenimle bile kılıcı çekemedim.

Bana sakın bunun Kral Arthur’un efsanevi kılıcı gibi değerini kanıtlaman gereken bir kılıç olduğunu söylemeyin…

Ardından kılıca alev özellikli mana yönlendirdim ama hala işe yaramıyordu.

“Grrrraaah!”

30 dakika sonra, elemental mananın yanıt olmadığını fark ettim.

...Mümkün değil… Yoksa…

Ejderha irademi aktifleştirdim. Gücünü kullanmadım sadece iradeyi kılıca yönlendirdim.

*Tık*