Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

26. Bölüm Akıbet

Çevirmen: T4icho / Editor: Darkone

Beni ikiye bölmek için inen kılıcın etrafında silik bir mana ışıltısı vardı. Sekiz yaşındaki bir çocuğa karşı kılıcını güçlendirmek… bu herifte hiç merhamet yok mu? Geliştirici muhafız bana doğru saldırıya geçerken öfkeden kararmış yüzü açığa çıktı.

Kendi ailemin ve Vincent’ın ailesinin yüzündeki dehşeti görebiliyordum. İkiz Boynuzlar beni ikiye bölmeye çalışan saldırganı durdurmak için çaresizce arayı kapatmaya çalışıyordu. Kralın kendisi bile muhafızının bu beklenmedik hamlesinden dolayı şaşkınlık içerisindeydi. Kraliçe çılgınca asasına ulaşmaya çalışıyordu.

Bana saldıran büyücüye tembelce baktım. Öfkeli olduğundan ya da belki de çocuk olduğum için beni küçük görmesinden kaynaklı olarak saldırısını ancak vasat olarak değerlendirebilirdim. Kılıcını aşağıya doğru savururken sağ ayağımla öne adım attım ve kılıcını balçak ile kabza arasındaki kısmından yakaladım.

Savuruşunun momentumunu kullanarak öndeki ayağımla döndüm ve hala kılıcının balçağını tutarken bedenimi geliştiricinin bedeniyle paralel konuma getirdim. Güçlendirilmiş kılıcı bedenimin önceden durduğu yeri keserek zeminde ufak bir çatlak oluşturarak gömülü kaldı. Tek bir hızlı hareketle manasıyla güçlendirmediği çenesine bir yumruk attım. Yukarıya doğru attığım yumruğun ve aşağıya doğru yaptığı saldırının güçleri birleşerek tahmin ettiğimden daha fazla ses çıkmasına sebep oldu ve hafif bir ‘uuf’ sesiyle yere yığılıp kendinden geçti.

Sebastian denen zavallı aptalın yüzüne baktığımda dişlerini gıcırdatarak büyü mırıldandığını gördüm.

Sebastian’ın Ağzından:

Bu arsız velet! Haddini bilmeliydi! Eğer Kral senden bir şey istiyorsa, bu bir istek değil; bir emirdir! Utanmadan reddetmesi yetmezmiş gibi Yüce Kralımıza akıl veriyor! Bu velet bağını hak etmiyor! Safkan sihirbazların olduğu bir aileden geliyorum, doğayı arzuma göre şekillendirmeye kadirim. Gel gör ki bu velet böyle bir yaşta Eşit Bağ’a sahipken benim bağlı bir canavarım yok! Bu canavarın bu yaşta böyle bağ kurabilmesi onun en az A sınıfı olduğunu gösterir.

Öylesi bir canavarın büyüyünce alacağı hal benim bineğim olmaya layık! Yine de beni reddetti! Kral’ı reddetti!

Hüsranla dişlerimi gıcırdatmadan edemedim.

“SENİN GİBİ KIÇI KIRIK BİR KÖYLÜ KRALIYLA BÖYLE KONUŞMAYA NASIL CÜRET EDER!”

Harry’nin bağırırken kılıcını kaldırıp saldırıya geçtiğini gördüm. 

EVET! Öldür o veledi! Geliştiricilerin de işe yaradığı zamanlar oluyor demek ki. O velet geberdiğinde o siyah yaratığın meşru sahibi olacağım.

Ama daha kutlamaya başlayamamışken bilincini yitirdi.

“...”

Ne oluyor lan?

O yarım akıllı nasıl kendini bayılttırdı? Agh… Bir işin olmasını istiyorsan kendin yapacaksın.

Ama daha sopamı çıkaramadan o veledin bana doğru yürüdüğünü gördüm.

Eceline mi susadı? Bu noktada umursamıyordum. Büyücü bile olmayan Vincent, Kral’ın en yakın arkadaşlarından biri olabilirdi ama bu rastgele velet için en fazla ufak bir ceza alırdım. O mana canavarı buna değerdi.

Sessizce büyümü mırıldandım; kellesini havaya uçuracaktım. Ağzımın hareket ettiğini görüyor ama yine de bana doğru yürüyor mu?

Hah! Her şeyi kolaylaştırdığın için teşekkürler velet. İyi de neden bu anca yarı boyumda olan veledin sanki kendisi üstünmüş gibi bana yukarıdan baktığını hissediyordum. 

Sadece seni daha çok gebertmek istememe neden oluyorsun velet!

Kıvılcım büyümü tamamladığımda önümde dikiliyordu.

*ÇATIIIIIIRRTT*

“Küt!”

Bu garipti, neden dengemi kaybettim ki?

Dizimin saçma sapan bir açıyla büküldüğünü gördüm. Kemiğim ve tendonlarımın derimi delip geçtiğini görebiliyordum.

B-bu BENİM bacağımdı!

“AHHHHHH!”

“B-BACAĞIM! BACAĞIM!” Daha önce bu kadar şiddetli bir acı hissetmemiştim. Neden soylu bir sihirbazın acıya direnmek için kendini zorlaması gerekiyor?

Neden kimse bana yardım etmiyor? Çevreme baktım ve herkesin donduğunu gördüm. Hayır hayır şaşırmaktan değil gerçekten donmuş gibiler. Acaba acı görüşüme mi zarar verdi? Çevremdeki herkesin ve her şeyin negatif imaj haline geldiğini gördüm.

“...”

“Bu yer uzun süre dayanmaz o yüzden hızlı olalım. İkimizin de çıkarları için bağımın peşinden aptalca koşmayı bırakmalısın. Irkımızın lideri ile düşman olmak istemiyorum. Onun yüzü suyu hürmetine sana bu son şansı veriyorum.”

Çocuk öyle bir konuşuyordu ki sekiz yaşında olduğunu unutturmuştu. Cümlelerini dizme şekli içime ürpertiler yayan bir güç ve asalet taşıyordu. 

Bana sırtını döndü ve benzen uzaklaşmaya başladı. Birkaç adım sonra bana döndü.

İfadesiz yüzüyle bana yukarıdan bakıyordu. Sıcak bir iğne gibi bakan bakışları başımı deliyor gibiydi ve acıdan gözlerimi kırpıştırmama neden oluyordu.

Hayır… Hayır, hayır, hayır. Nefes alamıyorum. O kadar korkuyorum ki acıyı bile hissedemiyorum. Bedenim kaderini kabullenip ölmeye hazırlanırken bacaklarımın arasından sıcak bir his yayıldı.

Çömeldi ve bir böceğe bakar gibi gözlerini kısarak bana baktı.

Bakışlarını bir böcekmişim gibi bana dikmişken ağzını açtı,

“Haddini bil.”

Kral Glayder’ın Ağzından:

Sekiz yaşındaki çocuğun bu ülkenin kralına karşı imalarından daha çok mantığı beni etkilemişti.

Sebastian bize onlarca yıldır hizmet eden soylu bir muhafız olsa da benden çocuktan bağını almamı istemesine uymamam gerekirdi. Ama yine de söz vermiştim ve sözümden dönmem şanıma uymazdı.

Ardından her şey tersine döndü. Kraliyet Muhafızları sekiz yaşındaki bir çocuğun kışkırtmasına… atlayacak kadar mankafa mı???

Sorun çıkmayacağını düşünüp Tapınak Şövalyeleri’ni yanımda getirmemiştim ama bu acemi muhafızların da böyle sorun çıkaracağı hiç aklıma gelmezdi.

Şaşırsam da kendimi toplayıp yüz ifademi korudum. Olan olmuştu. Kraliyet muhafızı bir çocuğu öldürürse halk birkaç gün çocuk ve ailesine acır ama en nihayetinde çocuklarını doğru yetiştirmedikleri için aileyi suçlardı.

Çocuğun ailesinin Vincent’ın dostları olması yazıktı. Vincent ile bağımı koparmak gelecekte sorun teşkil ederdi.

Yine de sekiz yaşındaki çocuğun hızla kraliyet muhafızını bayıltırken kullandığı hareketler kaşlarımın havalanmasına neden oldu.

Harry, budala herif. Bedenini bile güçlendirmeyecek kadar deneyimsiz! Sapin kraliyet muhafızlarının yüz karası!

“KKYYYAAAAAAAAAAAAAAAA!” yükselen çığlık sesiyle yerimden sıçradım.

Karımın gözleri fal taşı gibi açılmış arkamdaki bir şeye bakıyordu.

Bir saniye önce bir şeyi olmayan Sebastian nasıl kendini sol bacağından kemiği çıkacak kadar yaralanmış halde yerde bulmuştu? Üstelik çocuğa da dik dik bakıyordu.

Yerde sopasına uzandığını ve çocuğa doğrultarak bir büyü mırıldandığını gördüm.

“YETER! SEBASTIAN! BU NE CÜRET!” bu cahil ahmak tüm bu sorunun onun bağa olan açgözlülüğü yüzünden çıktığından habersiz miydi?

Nankör herif…

“Asanı indir! Mesele kapanmıştır.” öfkeyle gürledim. Kral’ın huzurundaydı. Ne kadar alışkın olursa olsun ona hayatına bir anda son verebileceğimi hatırlatmak gerekiyordu.

Şimdi de çocuk bayıldı ve ailesi ile dostlarının ona doğru koştuğunu gördüm. Bu olayı örtbas etmek yorucu olacak.

Çocuğun ailesi ve dostları bana tepki gösterip göstermeme konusunda tereddüt yaşıyordu.

Krallarının karşında yerlerini bilmeleri ne kadar bilgece.

“Ahh… Sanırım çocuğun tedavi edilmesi gerek, o yüzden lütfen yapmanız gerekeni yapın. Bu meseleyi başka zaman da halledebiliriz.” dedim ve çocuklarım ile eşimi beraberimde sürükledim. Bu sırada iki acınası palyaço kraliyet muhafızları tarafından taşınıyordu.

ARTHUR LEYWIN’IN AĞZINDAN:

AHHHH kafam!

Görüşüm netleşti ve kafamı sağa sola çevirdim.

Odamdayım.

“Kyu!!” Sylvie derhal uykusundan uyandı ve yüzümü yalamaya başladı. ‘Uyandın! Uyandın!’ diye zihnime konuşurken kuyruğunu şiddetle sallıyordu.

"Mmm? Oh sonunda uyanmışsın!" annem kafasını kollarına yaslamış halde yatağıma eğilmişti. 

"Doktor şoktan dolayı bilincini yitirdiğini ve yakında uyanacağını söylemişti. Gerçi 8 saat boyunca baygın kalmanı beklemiyordum." saçlarımı okşarken içten bir halde gülümsedi. 

Kırmızı gözlerinden bir süredir ağladığı anlaşılıyordu. 

Kahretsin, yine onu endişelendirdim. 

"Ben bayıldıktan sonra ne oldu?" yatağımda doğruldum ve zıplayıp duran Sylvie'yi kucağıma aldım. 

"Sen bilincini yitirdikten hemen sonra hepimiz oradan ayrıldık. Kimse düzgün düşünemiyordu ve önce Kral'ın kendisi ayrıldı. Baban şu anda aşağıda Kral'ın temsilcisi ile birlikte. Oturma odasında, yaşananları konuşuyorlar." bu konuda biraz endişeli görünüyordu. 

Kafamı salladım ve yataktan kalktım. Sylvia'nın ejderha iradesini ilk aşamada kullandığım için bedenim ağır geliyordu. Bu yüzden annem odasında uyumakta olan Ellie'ye baktıktan sonra annemle birlikte yavaşça alt kata indik. 

Alt kata ulaştığımızda babamın ve boğuk sesli bir adamın konuştuğunu duydum. 

Beni görünce temsilci ayağa kalkıp hafifçe selam verdi, biraz rahatlamış görünüyordu. Babamın sırtı bana dönüktü ve yaşlı adamın hareketini görünce bana döndü. 

"Oğlum! Kalkmışsın!" koltuktan fırladı ve beni kucakladı. 

"Evet, ben iyiyim baba. Siz ne konuşuyordunuz?" kafamı salladım. 

"Bu temsilci Kral'ın 'küçük anlaşmazlık' için özrü olarak birkaç altınla buraya geldi." dedi babam sıktığı dişlerinin arasından. 

"Yüce Kralımız, Leywin ailesine Arthur Leywin'e saldıran iki muhafızın da görevden azledildiğini söylememi istedi."

"Neredeyse oğlumu öldürüyorlardı! Kral buna karşılık onlara fırça çekip hadi evinize mi diyor?" babam öfkeden kızarmaya başlamıştı. 

"Babacım, sorun değil. Bak ben iyiyim. Bu meseleyi uzatmayalım." babamın elini sıkıp kafamı ona çevirdim. 

Kral iyi birine benziyordu ama böyle zamanlarda sanırım öncelikleri farklıydı. 

Temsilci kralın yaptığı şey doğruymuş gibi bakıyordu. 

Bu saçmalık için fazla yorgunum. 

Bu meseleyi bir kenara bırakarak bir şey demiş olmasına karşın Sebastian'ı sordum, "Dizi kırılan sihirbaza ne oldu?" 

Temsilci kafasını salladı, "Bilmiyoruz. Danıştığımız uzmanlar, sana saldıran muhafızın manasının sekerek onun bacağına isabet ettiğini öne sürdü."

Buna karşılık omzumu silktim, mesele çözülmüş gibi duruyordu. 

Tavrı karşısında babam iyice sinirlenmeye başladıktan sonra temsilci ayrıldı.

"Şu geliştiriciye haddini güzel bildirdin. İşte benim oğlum." babam bana yumruğunu uzattı ve ben de gülümseyip yumruğumu tokuşturdum. 

"İkiz Boynuzlar nerede? Burada olurlar sanmıştım."

Annem kıkırdadı, "Onları bu meseleden uzak tutmamız gerekti yoksa azılı suçlulara dönüşürlerdi."

Buna güldüm ama babamın yüzündeki çaresiz ifadeye bakılırsa bu bir şaka değildi. İkiz Boynuzlar yakındaki bir handa bekliyordu. Babam yarın kahvaltı için hana gideceğimizi ve maceracılık kariyerimde kimin bana eşlik edeceğini tartışacağımızı söyledi. Bunu onaylayarak kafamı salladım ve odama döndüm. Doğum günüme iki haftadan az kalmıştı. Bu dünyadaki ilk önemli adımımı atabilecektim. 

Yatağıma döndüm ve avuç içlerime bakarak tembel tembel bugün olanları düşündüm. İlk defa Sylvia'nın ejderha iradesini kullandım. Yıllarca Sylvia'nın iradesini bedenimle özümsemiş ve 4 ay kadar alıştırma yapmıştım. Bunu düşününce Sylvia'nın ne kadar güçlü olduğunu düşünerek iç geçirmeden edemedim. 

Sylvia'nın gücünden oluşan okyanusa daha yeni adım atıyordum. Virion dede sadece hız ve kamuflaj becerisi elde edebilirken, bir miras terbiyeci olarak ilk aşamada çok daha fazla güce ulaşma imkanım vardı. 

Sebastian üzerinde kullandığım şeye "Zaman Çarpıklığı" adını vermiştim. Kısa bir süreliğine zaman ve mekandan ayrılabliyordum. Başka bir şeyi değiştiremiyordum ama bu bana durumumu gözden geçirme imkanı veriyordu. Bugün sınırımın dışına çıkmış ve yanımda bir kişiyi daha almıştım. Bu da Kralın şimdilik kralın gözüne batmamamı sağlamıştı. Henüz krala karşı çıkabilecek kadar güçlü değildim. 

Zaman Çarpıklığı'nı geri tepme yaşamadan tek başına kullanma sürem 2 saniyeydi. Bugün hem yanımda başka birini sürüklemiş hem de bunu 7 saniye kadar sürdürmüştüm. Sebastian denen böceği korkutmak için tüm manamı tüketmiş ve yarım gün baygın kalmıştım. Belki de onu öldürmeliydim. 

Hayır. Artık böyle şeyler düşünemem. Sırf kendimi düşündüğüm için gereksiz yere insanları öldürmek, bu dünyada yapmamam gereken bir şey. Bu dünyada farklı biri olmalıyım. 

Kafamı salladım. Daha çok zamanım vardı. Sabırlı olmalıydım. 

Vincent'ın yatağımın baş ucuna bıraktığı paketi açtım ve tüm yüzümü kaplayabilecek inci beyazı maskeyi gördüm. Basit bir maskeydi ve gözler için açılmış tilki gözüne benzer iki oyuk vardı. Burun veya ağız için oyuk yoktu; sadece sol gözden başlayarak aşağı inen mavi bir çizgi. 

Maskeyi denedim ve ip veya başka bir şeyle tutturmama gerek kalmadan maske yüzüme oturdu. Ardından gece mavisi paltomu giydim, biraz uzundu. Paltoyu ilikledikten sonra, palto bir anda küçüldü ve üstüme tam oturdu. 

Suikastçi veya infazcı adayı gibi hissettiğim için utanç duydum. 

"Ahh, ahh. Test. Test." ses tonum beni şaşırttı. Tamamen farklıydı. Toy, cırtlak sesim gür bir hal almıştı. 

"Kuu?" Sylvie bana merakla baktı ve üstümdekileri çıkararak güldüm. 

"Sen de biraz aksiyon yaşayacağımız için heyecanlı değil misin Sylv?" kafasını okşadım ve geleceği hayal ederek yatağıma gömüldüm.