Ohaaa yavru ejderha mı yoksaa ?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
17. Bölüm Sonraki Adım
“Hey Art! Acele et! Geç kalacağız!”
“Ahhhhh!! Tess! Dur! Pes ediyorum! PES EDİYORUM!” haykırdım.
Tess sonunda ayak kilidini çözüp beni serbest bıraktı.
“Beni uyandırmanın daha nazik bir yolu yok mu Tess?” bacaklarımı tekrar hissetmek için masaj yaparken söylendim.
“Seni uyandırmak git gide zorlaşıyor! Bir şeyler yapmam gerekiyor değil mi? Üstelik her gün böyle güzel bir hanımefendiyi görerek uyanıyorsun.” Gözlerini kırpıştırarak söyledi.
“Hizmetkarları da yeterince güzel buluyorum, çok teşekkür ederim,” Nefes nefese söylenmeye devam ettim.
Beni duymuş olacak ki yan tarafıma güzel bir çimdik attı.
Çadırda tek başına uyumaya korkan utangaç Tess nereye gitti; gitmemem için yalvaran sevimli Tess nereye gitti? Onu geri getirin! Ben onu daha çok seviyordum!
Elenoir’da geçirdiğim üç yılda elflerin insanlara oranla çok daha erken uyandığını fark ettim. İnsanlar için ortalama yaş on üçken, elfler için bu ondu.
Tess bir elf için bile hızlı uyanmıştı. Geçen yıl bir patlamayla uyanmıştı. Benim uyandığımdaki kadar büyük bir patlama değildi ama üst kattaki odasını yıkıp alt kata düşmeyi ve hemen altındaki mutfakta bir delik açmayı başarmıştı. O zamandan beri benimle birlikte dedişin eğitimi altındaydı. Uyandığından beri daha özgüvenli ve yürekli olmuştu ki bu iyiden ziyade kötüydü. Bedenimin ne kadar güçlü olduğunu bildiği için beni kum torbası olarak kullanmaktan çekinmiyordu. Virion dededen ve diğer sihirbaz hocalarından öğrendiği yeni büyüleri benim üstümde deniyordu. Yine de binlerce defa söylememe rağmen hala acı hissettiğimi anlamıyordu, lanet olsun!
Bana gelince, bugün benim için özel bir gündü. Üç yıl sonra nihayet bedenimin mana özümsemesi tamamlanmıştı. Doğum günüm yaklaşıyordu. Tess birkaç ay önce dokuz yaşına basmıştı ve ben de nihayet sekiz yaşıma giriyordum. Üç yıl boyunca etrafımdaki manayı özümseme iznim yoktu. Sadece mana çekirdeğimdeki manayı bedenimle özümseyebiliyordum. Bugün özümseme aşamasını bitirerek canavar terbiyeciliğin ilk adımını atmıştım.
Duş almaktan vazgeçtim ve uygun bir cübbe giydim. Taşı cübbemin içine tıkıştırdıktan sonra Tess ile avluya çıktım.
“Sonunda uyandın demek, ha Art? Karın bugün seni nasıl uyandırdı? Haha!” Virion dede çayından bir yudum alırken alay etti.
“Ahh, karım mı? Nasıl yani? İblislerle evlenildiğini bilmiyordum. Bir canavar yaratıyorsun, dediş.” homurdandım.
Neyse ki Tess bu konuşmaları kaçırmış, henüz avluya gelmişti.
“Tess iyi bir kadın olarak yetişecek, Art. Geç olmadan torunumun aklını başından alsan iyi olur.” çay bardağını havaya kaldırarak güldü.
Tess bu yorum üzerine kızardı ve yanıma dirsek attı.
“AHHH!” Neden? Ben ne yapmıştım?
“Hahaha! Art! Hazır mısın? Sonunda o gün geldi çattı. Bundan sonra şans eseri canavar iradesine sahip olan maceracıların aksine gerçek bir canavar terbiyecisi olacaksın.” kollarını kavuşturarak vurguladı.
“Canavar terbiyeciliğinin temel aşamalarını hatırlıyor musun Art?” beni denedi.
Virion dedenin geçtiğimiz yıllarda üstüme boca ettiği temelleri tekrarladım. “Tüm canavar terbiyecilerinin vücutlarının bürünmesini dileyebileceği çeşitli biçimler vardır. Bürünebilecekleri biçimler mana çekirdeklerindeki Canavar iradesinin gücüne bağlıdır. Tüm canavar terbiyecilerinin sahip olduğu ilk aşama ‘Edinim’dir. Bu aşamada Terbiyeciler canavarlarının içsel gücünün ufak bir bölümünü harekete geçirebilir. İkinci aşama ‘Entegrasyon’ ise Terbiyecinin vücudunun Canavarının iradesi ile özdeşleşip canavarın içsel güçlerinin üzerinde daha iyi kontrole sahip olmasını sağlar.”
“Doğru! Bu aşamalar bir canavar terbiyecisinin canavar iradesinden ne kadar yararlandığını gösterir. Canavar ne kadar güçlüyse bu o kadar zorlaşır ama aynı zamanda terbiyeci içgörü elde edemezse ilk aşamayı geçmek imkansız hale gelir. Akılda tutulması gereken şey ise Entegrasyon aşamasının her zaman Edinim aşamasından güçlü olmadığıdır. Edinim aşamasında canavarının spesifik bir yeteneğine dokunursun. Entegrasyon ise çok yönlü bir güçlendirme sağlar,” son derece ciddi bir ifadeyle hatırlattı.
“Sana daha önce söylememiştim ama gerçek bir canavar terbiyecisi olmak üzeresin bu yüzden canavar iradesini elde etmenin farklarını bilmelisin. Eğer canavar öldürüldüğünde mana çekirdeği hala tek parçaysa büyücüler çekirdekteki iradeyi özümseyip içgörü edinmeye çalışır. Bu şekilde oluşanlara taklitçi terbiyeciler denir. Çok daha kolay ve basit olsa da bu yöntemle içgörü edinmek oldukça nadir ve kısıtlıdır. İkinci aşamaya girmemin bu kadar uzun sürmesi benim de taklitçi terbiyeci olmamdan kaynaklı. İkinci aşamaya girebilmiş olmam kendimi oldukça şanslı görmeme neden oluyor. Arthur sen ise oldukça nadir olan miras terbiyecisisin; canavar gönüllü bir şekilde iradesini sana aktarmış.”
Devam ederek açıkladı, “Art, ilk aşamam beni gerçekten de o kadar hızlandırmıyor ama varlığımın bir kısmını silerek gölgelere karışabiliyorum. Henüz ikinci aşamamı görmedin, değil mi? Dikkatli izle. Bu aşamayı geçmem on yıldan fazla zamanımı aldı.”
Bedenini çevreleyen güçlü mana akışını hissedince bedenimin sinmesine engel olamadım. Bir anda etrafını çevreleyen mana tekrar bedenine döndü ve gözlerim yuvalarından fırladı.
Dedenin derisi simsiyah oldu. Gözlerinin akı bile siyahlaşırken göz bebekleri kısılıp sarıya döndü. Toplu beyaz saçları özgür kaldı ve parlak siyah bir renge dönüştü. Onu çevreleyen aura karşısında titredim ve bir adım geri attım.
“Bu Entegrasyon aşaması. Arkana sızacağım. Dikkat et,” hırladı, sesi öncekinden daha gıcırtılıydı.
Dediği gibi arkama mı sızacaktı… diye düşünürken bir anda görüşümden kayboldu. Varlığını hissedemiyordum ama söylediği gibi arkama baktığımda sarı parlayan gözleriyle bana yukarıdan baktığını ve parmağını şah damarıma bastırdığını gördüm.
Hızlı. Neredeyse anında ışınlanma gibiydi ama önceki yerinde meydana gelen izlerden böyle bir şey olmadığını biliyordum. Benim takip bile edemeyeceğim bir hızdı. Yakın bile değildim. Hayır. En korkutucu kısmı bu manyak hızı değil, varlığını gizleyişiydi. Hemen ardımda olmasına rağmen nerede olduğunu hissedemiyordum.
Normale döndü, Tess güzel bir gösteri izlemiş gibi tezahürat yaparken dedişin yüzü kızardı.
“Heh! O formu kullanmak üzerime yük bindiriyor. Onca yıldır çalışmama rağmen bu forma anca bir saat kadar bürünebiliyorum. Edinim aşamamdayken Canavarımın iradesinin ufak bir kısmını açığa çıkarıp gölge panterin hız ve gizliliğinin ufak bir kısmını edinebiliyordum. Ama Entegrasyon aşamasına eriştiğimdeyse hızım ve gizliliğim artarken buna uymak için duyularım da genişledi.”
Doğrulayarak kafamı salladım.
“İyi! Seremoniyi başlatalım,” ellerini kavuştururken cevapladı.
Aramızda bir kol mesafesi bırakarak yüz yüze durduk. Başlamak üzereyken Tess heyecandan öne doğru eğilmişti.
“Sadece mananı serbest bırak. Herhangi bir şeyi kontrol etmeye çalışma. Gerekirse ben kısıtlarım, senin rahat bir ruh halinde olman ve bunca yıldır asimile ettiğin mana partiküllerini harekete geçirmen oldukça önemli,” yol gösterdi.
Başımla onayladıktan sonra, dede mana çekirdeğime mana yönlendirmeye çekirdeğimi doldurup taşırmaya başladı.
Anında gözeneklerimde sıcak hava akımı varmış gibi sıcaklık hissiyle doldum.
Bedenimin sınırlarına ulaştığını hissederken gürültülü bir patlama konsantrasyonumu bozmuştu. Bu sayede dedişin geriye fırlatıldığını ve Tess’in oturduğu sandalyeden arkasına devrilip yuvarlandığını görebilmiştim.
Kemiklerim beni terk etmeye çalışıyormuş gibi dayanılmaz bir acı bedenimden yükseldi. Çığlık bile atamadan görüşüm karardı. Acıyı yatıştıracağını bildiğim için karanlığı kabullendim.
Yatağımda uyanıp kalktığımda kendimi yenilenmiş hissediyordum. Yanıma oturmuş kafasını dizlerime yaslamış olan kişi Tess’ti. Böyle uyumasını görmek onu köle tüccarlarından kurtarıp evine kadar eşlik ettiğim zamanları anımsatmıştı.
Dede kısa süre sonra odaya girip diğer yanımdaki sandalyeye oturdu. Uykuya dalmış torununu uyandırmakla uğraşmadı bile.
“Nasıl hissediyorsun velet?” Dudakları yarı sırıtacak şekilde kıvrılmıştı.
“Onu sana sormalı dediş. Uçtuğunu gördüm; hatta Tess bile geriye savruldu.”
Utangaç bir şekilde güldü. “İtiraf etmeliyim o kadar büyük bir güç beklemiyordum. Bana iradeyi nasıl bir canavardan aldığını söylememek için gayet geçerli nedenlerin olduğunu biliyorum ama yine de bir kez daha soracağım. Nasıl bir canavar iradesini sana verdi?”
Sylvia ile geçirdiğim zaman gözümün önünde canlandı ki o anlardan biri de onunla tanıştığımı kimseye söylemememdi. Yine de Virion gerçekten güvenebileceğim ve bunu öğrenmeyi hak eden nadir kişilerdendi. O olmasaydı şu anda hayatta bile olamazdım.
“...Pekala, onun sözlerini kullanırsam, bizim ejderha diye adlandırdığımız bir canavar bana iradesini aktardı.”
Konuştuğum anda Virion’un yüzü şok olmuş bir ifadeyle dondu ve odaya ağır bir sessizlik çöktü. Kendi kendine konuşurken sadece “mümkün” ve “asla olmadı” sözcüklerini seçebilmiştim.
“Ej-Ejderha…” bana boş boş bakarken hırıltılı bir şekilde konuştu.
“Aman tanrım… bir Ej-Ejderha Terbiyecisi. Tüm hayatım boyunca bir Ejderha Terbiyecisi’nin doğuşunu görebileceğimi bile düşünmüyordum… Hatta onu eğiten be-benim! HAHAHA! Bir Ejderha Terbiyecisi!”
Tess, Virion’ın yaygarasına uyandı ve ona bunamış gibi baktı.
Aniden omuzlarımdan kavradı ve gözlerini bana dikti. “Sır olarak saklamakta haklıymışsın. Kimseye söyleme. Kendini ve çevrendekileri koruyacak güce kavuşmadan önce bunu sır olarak saklamalısın.”
“Git gide daha da öyle düşünmeye başlıyordum zaten dediş,” ciddi bir şekilde cevapladım.
“Aferin! Tüm hikayeyi bilmek istesem de şimdilik bana söylediklerinle tatmin oldum.” Gülümsedi.
“Ne oldu dediş? Art sana ne söyledi? Üü… benden sır saklamanız hiç adil değil.” Tess surat asmaya başlamıştı.
“Hahaha, zamanı gelince öğreneceksin küçüğüm. Arthur! İyi haberlerim var. İki yıl sonra açılacak olan ışınlanma kapısı erken açılacak. Dört ay sonra Xyrus şehrinde bir turnuva düzenlenecek. Bu turnuva oldukça önemli çünkü hem elfler hem de cüceler bu turnuvaya ve insan akademisinin eleme sınavına temsilcilerini gönderecek. Turnuva sırasında insanların ruhu bile duymadan seni Sapin’e sokabiliriz,” Dediş yüzünde keskin bir gülümsemeyle haykırdı.
“Gerçekten mi dediş? Yakında eve gidebilir miyim?” yataktan fırladım.
Nihayet ebeveynlerimi tekrar görebilecektim! Büyük Rinia aracılığıyla onlara mesaj gönderiyordum ama su kahinliği tekniği ile onları gördükten sonra bir daha görememiştim.
“Gid-gidecek misin, Art?” Tess’in yüzünden düşen bin parçaydı.
“Evet. Ailemle görüşmem gerek. Ama endişelenme! Seni ziyarete geleceğim! Hatta belki sen de beni Sapin’de ziyarete gelirsin!” onu neşelendirmeye çalıştım.
“Hala dört ayımız var, Arthur! Işınlanma kapıları açılana kadar eskisinden daha çok çalışmanı bekliyorum, velet! Özümseme yapmaktan mana çekirdeğin gelişme fırsatı bulamadı. Sadece canavar iradeni geliştirmek için odaklanma. Bunu sadece son kozun olarak kullanmalısın. Anlaştık mı?”
Haklıydı. Ejder irademin Edinim aşamasına adım atmış olsam da bunu kullanmanın gereksiz dikkat çekeceğini biliyordum. Canavar irademi mümkün mertebe kullanmamalıydım.
Dediş sırtıma vurarak konuşmaya devam etti, “Şimdi! Banyonu yap ve dinlen. Leş gibi kokuyorsun velet. Küçüğüm, Arthur’u tek başına bırakalım bu sayede kendine gelebilir.”
Tess’in hala bu kadar erken ayrılacağım haberini almasıyla somurtmakta olduğunu fark ettim. Üç yıl boyunca beraber büyümüştük ve aramızdaki bağ kardeş bağının da ötesindeydi. Sadece dokuz yaşında olmasına rağmen çiçek açan güzel bir kadının belirtilerini taşıyordu. Bunu düşünmek büyürken onu göremeyeceğim için pişmanlık duymama neden oldu.
“Tess! Neşelen, olur mu? Gitmeden önce hala birkaç ay daha buralardayım ve gitsem bile bu kalıcı olmayacak. Bir gün senin de gelip ailemle tanışmanı umuyorum.” Ona samimi bir şekilde sarılmıştım.
“Ayy! N-ne yapıyor---?!” kıpkırmızı kesilirken kafasından çıkan dumanları görebiliyordum. Ardından beni ittirdi ve kaçıp gitti.
“Ah! Gençlik! Haha, iyi uyu velet!” kapıyı arkasından kapatırken kafasını sallayarak gülümsedi.
Tess çoktan ergenliğe girmiş miydi?
Duşa girmeye üşenerek tekrar yatağa sıçradım.
“Duşa girmeden önce biraz daha uzanacağım,” yüksek sesle homurdandım.
*Hışır* *Hışır*
Bu gece rüzgar mı vardı ki? Normalde yaprakların hışırdadığını duymazdım.
*Çatırt*
Pekala, bu tuhaf bir sesti.
Oturdum ve sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştım.
*Çatır* *Çatır*
Bakışımı sandalyede asılı olan cübbeme çevirdim.
“Kyu~” “Kyu~”
Kyu?
Cübbem “kyu~” sesi çıkarmaya mı başlamıştı? Ne halt döndüğünü anlamaya çalışırken kaşlarım çatıldı.
*Çatırt!* “Kyu~!”
Taş!
Magnec