adamın iyi niyetinden yararlanma :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
8. Bölüm Bu kitabın tadı nasıl? #4
Theo, Alfred’inki gibi nasırlı olmayan elini kontrol etmeden önce kafasının arkasına dokundu. Yalnızca 20 dakikalığına kaybolmuş olmasına rağmen, bedeni ona yabancı gelmişti. Bu, Alfred Bellomtes’in hafızası Theo’ya iyice yerleşmiş anlamı taşıyordu.
Şimdi bile, sanki parmak ucundan mavi bir ışık çıkacak gibi geliyordu.
‘Hayır, bu şuanda mümkün mü?’
Theo düşünmeden parmağını uzattı. Bu savaş kahramanı Alfred Bellontes’in sırrıydı. Dışarı çıkıp birinci sınıf şovalyeleri bile öldüren ölüm parıltısı.
Bu güçlü bir duyguydu.Büyü vücuttaki damarların içinde bulunan sabit büyü halkalarından dışarı çekiliyordu ve vücudun dışında etkisini gösteriyordu.
Pajijik.
‘Ugh!’
Sanki derisi içeriden yanıyormuş gibi bir ağrı saplandı.
Kolu Alfred’inkinden farklıydı. Yıllardır, belkide onlarca yıl, vücut çalışan bir koldan çok daha zayıftı. Büyülü okun oluşturulması Theo’nun birkaç damarını patlatmıştı. Şayet Theo, Alfred’in ortaya koyduğunu yapmaya çalışsaydı, sağ kolunun bütünü kendinden geçerdi.
Neyse ki, Theodore Miller o kadar küstah değildi.
Bunun mümkün olup olmadığını sormuştu, sanki şimdi mümkünmüş gibi, ve Alfred’in başıyla onayladığını hatırlıyordu. Eş zamanlı olarak, Theo’nun kan damarları patlarken mavi ışık ortaya çıktı.
Piing!
Alfred’inkine nazaran zayıf ve dumanlı bir mavi ışık kütüphane camına çarparak ortadan kayboldu. Yine de, bu büyünün gücü, bilinen Büyülü okların gücünün iki, hatta üç katıydı. Öyleolsa da, kullanılan büyü gücü miktarı olağan büyü gücünden farklı değildi. Bu, Alfred Bellontes’in sanatı ve çok sayıda büyücünün araştırdığı (Atışbilimi büyüsü)nün özüydü.
‘...Gerçektende, çok başarılı.’
Theo titrek bakışlarıyla oku oluşturan işaret parmağına baktı. Damarların patladığı noktalarda çürükler meydana gelirken ön kolu Büyülü okun tesiriyle zonkluyordu.
Yine de, Theo buna fazla önem vermemişti. Kendisi, Akademi’nin 3. Tekrar mektubu almış uzun vadeli mankafasıydı.
Kimse ondan birşey beklemiyordu. Yeteneğini farkeden tek kişi olan Profesör Vince bile, ona yüz çevirmişti. Herkesin yapabileceği genel bir büyü Theo için mümkün değildi.
Bunu kendisi de kabullenmişti. Diğerlerinin peşinden koşmak fazlasıyla zordu, o yüzden vazgeçmişti. Belki de ondan...
İçinde kopan duygusal fırtına hayatı boyunca hissetmediği bir eğlenceydi. Kimsenin başaramadığı büyüyü başarmanın düşüncesiyle içini gıdıklayan bilinmedik bir neşe.
‘Yapabilirim. Yapabilirim!’
Theo yeteneği tarafından yüz üstü bırakılmış ve gerçek hayatta görmezden gelinmişti. Kimse farketmeden 5 yıl geçirmişti. Akademide herkes Theodore’a ezik diyordu, ve onun, bunu tersine çevirecek gücü yoktu. O da kendini eski bir kütüphaneye kapatmıştı.
Şu var ki, bu andan itibaren durum değişebilirdi. Hayır, değişecekti.
‘...Güzel.’
Kızışan duygularını bastırıp derin bir nefes aldı, sonra sol eline baktı. Bugün, iki kitap yuttu-
Tutuşturma ve Alfred-tarzı Büyülü ok.
Beklentilerin ötesinde olan bu başarı neticesinde, ıslak dil bile Theo’ya sevimli gelmişti.
‘Obur.’
Dil, bu çağrısıyla sallanmaya başladı.
-Soru, var mı?
Theo tereddütle başını salladı. Bügünlük öğrendiği iki büyü yeterliydi. Alfred’den aldığı büyü geçen haftanın tamamından büyüktü. Üstelik, Theo sakince kendini yokladı ve o anda ‘tüketmesi’ gereken başka büyü olmadığını farketti.
‘Şimdilik 2.halkaya yetecek büyüm var. Alfred’in büyüsü gibi olanlar hariç, onu beslemeye gerek yok. Şimdi, beni 3.halkaya ulaştıracak büyü gücüne ihtiyacım var.’
Şayet büyü ateş olsaydı, büyü gücü onun yakıtı olurdu. Yeterli büyü gücü olmazsa, büyü yapamazdı. Aksine, eğer büyü gücü devasa olursa zayıf kontrol kabiliyeti büyük bir tahribata neden olabilirdi.
Neredeyse sonsuz büyü gücüne sahip olmak, ejderhaların en güçlü tür olarak hüküm sürmelerinin muhtemel sebebiydi.
Eğer Theo zengin bir ailede doğsaydı, bunu düşünmesine ihtiyaç kalmazdı. Büyü bileşiminden alıp büyük miktarda büyü gücü edinebilirdi. Söylenildiğine göre bileşimi tüketikçe etkisi azalıyordu, ama 3.halkada istenen büyü gücü miktarını sağlaması onun için yeterliydi.
Sorun şu ki, o kadar büyü bileşimi almak için gereken para, Miller malikanesi 5 kez satıldığı takdirde elde edilirdi.
O yüzden, Gluttony’e sorusunu sordu, ‘Büyü gücünün nasıl yükseltileceğini bilmek isterim.’
Eski büyü kitabı... kitaplara yazılmamış bir dönemden bir kalıntı... Theo, Obur’un tükettiği devasa miktarda bilgiler içinde, büyü bileşimi almadan büyü gücünü yükseltmenin bir yolu olduğuna inanıyordu.
-....
Obur, bir süreliğine sessiz kaldı.
‘Ne? Bilmiyor musun?’ diye sordu Theo, ani bir kaygıyla.
Obur, o anda memnuniyetsiz bir tonla cevap verdi.
-Ahmak, çocuk, soru, gereksiz. Büyü gücü, 100 fazla yol, yükselt. Ve, söylerim, sana, tek birşey.
’100 y-yolu mu var?’
Theodore’un ağzı şaşkınlıktan açık kaldı.
Büyü Kulesi, birinin büyü gücünü yükseltmenin sadece 3 yolu olduğunu söylemişti; büyülü bitki ve hayvanları yemek, simyayla yapılan bileşimler yahut başka büyücüden büyü halkası almak.
Tüm bu metodlar cep yakan fiyatta olduğundan düşünmeye bile yeltenmemişti. Ama artık anlaşılan, 100 yöntem vardı. İlaveten, Obur Theo’ya sadece birini söyleyecekti.
‘O zaman, ne yapmalıyım?’
Eğer 100 yolu varsa, Theo elbet birine uyacaktı. Obur titreyen bir sesle Theo’yu sıkıştırdı;
-Şartlar, ekle, Ben, daralt, cevap.
‘Bir şart... mesela?’
-En, etkili.
‘Sahi.’
Eğer ‘En’ kelimesi eklenmişse, geriye bir cevap kalıyordu. İki ve daha fazla cevabın olması ‘En’ kelimesinin manasını bozardı. Theo, Obur’un açıklamasını anlamıştı, karar vermeden önce bir anlık tereddüt yaşadı.
‘Bana şimdi kullanabileceğim en etkili yöntemi öğret.’
Yöntem ne kadar mükemmel olursa olsun, eğer Theo’da işe yaramazsa hiçbir faydası yoktu.
Örneğin, bir ejderhanın kalbine yada yasaklı kara büyüye ihtiyaç duyan bir tavsiye alırsa bu oldukça kullanışsız olurdu. Dahası, genel bir en etkili yöntemi isteyebilir ve karşısına başka türlerde işe yarayan bir yöntem çıkabilirdi.
O yüzden, Theo bu aralığı daralttı. Bu, Obur’a Theo için uygun en etkili yöntemi söylemesine imkan tanımıştı.
-Anladım.
Tanıdık bir ses duyulmuştu.
(Obur’un saklı bir özelliği çözüldü! Açgözlü Büyü Kitabı olarak, Obur büyülü olan herşeyden beslenebilir. Şimdiye kadar, yalnızca öz çıkarıyordu. Ama şimdi maddenin özelliğinden bir parça kendine alabilecek.)
(Büyü gücü olan maddeler sahibininde büyü gücünü yükseltecek. Obur artık lanetli yapay dokuyu bile tüketebilecek.)
(Öz çıkarmak yerine, basitçe yemek yemek, Obur’un uyku halinde kullanılabilecek.’
Sesin verdiği bilgi inanılmazdı.
Obur’un saklı özelliklerinin olması ve sorduğu soruyla bunu ortaya çıkarması onu şaşırtmıştı. Görünüşe bakılırsa Obur’a soru sormak sadece bilgi edinmek için değildi. Eğer Theo bunu iyi kullanırsa, bu güçlü büyü kitabının işlevselliğini artırırdı.
‘Büyü barındıran şeyler... kolay görünüyor ama düşümdüğümden zor olabilir.’
Akademi’de büyü gücü olan şeyler bulmak kolaydı.
Neticede Akademi büyü öğreten bir yerdi, o yüzden büyü gücüyle dolu birçok ekipman ve materyal vardı. Şimdi simya sınıfına gidecek olsa yığınla büyü malzemesi bulurdu.
Yine de, o eşyaları yemek, kütüphane kitaplarını yemekten farklıydı.
Kütüphanecilerin tek yaptığı kapıyı kilitlemek olduğundan kütüphanenin doğru dürüst bir yönetimi yoktu. Kütüphaneden birkaç kitabın eksildiğini bim bilecekti? Birkaç raf yerinden sökülse, bir terslik olduğu anlaşılmazdı.
Bununla birlikte, sınıflar kütüphane gibi ihmal edilmiyordu. Simya sınıfında bile, hergün ölçüleri kontrol eden 2-3 hademe olurdu. Tek bir küçük bileşim şişesi alınsa, giriş çıkış kayıtlarına bakabilir ve o kişinin Theodore olduğunu anlayabilirlerdi.
‘Bunu Akademi içinde yapamam. Çok büyük bir risk.’
Öyleyse, cevap Akademi’nin dışında bulunmalıydı. Theo’nun canı buna sıkılınca, sonunda bir çözüm buldu.
Cevabın yerini bulması için birinin yardımına ihtiyacı vardı. Aklına tek kişi geldi.
‘... Profesör Vince’ten isteyebilirim.’
Profesör Vince...
Onun yeteneğinden ötürü pişmanlık duyan Vince, Theodore’un isteğini kolay kolay geri çevirmezdi.
Magnec