son vuruş? bakalım sonucu ne olacak?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
77. Bölüm Milli Kahraman #3
Obur’un 4.aşamalı özelliği olan İletişim, Yeniden yazma’nın temellerini oluşturuyordu. Tam anlamıyla çift taraflı kılıç görevindeydi. Eğer başarılı olursa, bu özellik Theo’ya çok daha büyük fayda sağlayıp tam tekmil bir yetenek bahşedecekti. Ancak, başarısız olduğu takdirde, sahip olduğu tüm becerileri de kaybedip zihinsel bir darbeye maruz kalacaktı.
Theodore tehlikeli bir uçurumun kenarında gibiydi.
‘...?’
Gözlerindeki odak noktası kaybolmuş ve vücudu uyuşmuştu. Aklında dolanıp duran hatıraları 5 duyusunu da kısa sürede kaybetmesine neden oldu. Alfred Bellontes’in hatıralarının nerede bitip Theodore’unkilerin ne ara başladığını kestiremiyordu. Benlikleri arasındaki sınır birbirine karıştığı anda hatıraları da birbirine girip karmakarışık olmuştu. Zihni dengesi yaşına uyum sağlayamamış olsa da tüm zorluğa rağmen kahramanın ruhunu kabul etmeyi başarmıştı.
Bir şekilde, Theo dağılan benliklerini hapseden ruhsal bir yapı inşa etmeyi denediğinde, zihinsel dengesi şaşmış ve gözlerini kan çanağına çevirmişti.
‘Bu...Bekle...!’
Eğer kendini gözden geçirmese, kim olduğunun farkına bile varamayacaktı. Alfred vücudunda ufak bir yer edinmiş olsa da, ruhu Theo’nun zihni için bayağı yorucuydu. Hatıraları ve yetenekleri de Theo’nun kolayca sindirebileceği şeyler değildi. Bununla birlikte algıları genişleyerek ona, yakın geleceği az da olsa görme imkanı tanımıştı. Ayrıca bu durum biraz baş dönmesine de sebebiyet veriyordu.
Yine de, bu haller devam ederse, yorulmadan 5 dakika bile geçiremeyecekti. İçinde olduğu durum, istek ve kararlar doğrultusunda değişmeyen bir gerçeklik olma yolundaydı.
Gerçi, onu kurtaran kişinin Kibir olması da yeterince komikti.
-Tam karşındayken beni görmezden gelmeye nasıl cüret edersin!
Theo aklındaki karmaşanın içinde boğulurken, Kibir de öfkelenmeye başlamış ona hücuma geçmişti.
Bu et yığını istemsizce Theo’nun algı sistemini dürtüyordu. Neredeyse duran kalbi tekrardan atmaya başlamış, kasları ve sinirleri ise tedirginlikten gerginleşmişti.
Theo’nun boş bakışları kuyruktan duyulan ince bir sesle yeniden odak kazandı. Karşısındaki yaratık, bu sefer kalbi yerine boynunu hedefliyordu. Bu, Alfred’in bile karşı gelemeyeceği bir saldırıya benzediğinden, ölümle burun buruna gelen bu iki karakterin iradeleri de aynı doğrultudaydı.
Kiiing-
Theo bir adım öne geçip hamlesini yapınca, metali bile ayırabilecek kudrete sahip kuyruk yere düştü. Eğer yönünden azıcık bile şaşsaydı boynu kesilebilirdi.Nitekim Theo, başını eğerek bu saldırıdan kurtulabileceğine çok emindi. Yalnızca birkaç tel saçı kesilerek etrafa düşmüştü.
-Bu gereksiz bir çaba! Diyen Kibir, ahtapot bacaklarını açarak korkunç bir hızla koşmaya başladı.
Belki ses kadar hızlı değildi ama ortada 27 bacak söz konusuydu. 360 derecelik açılara da ulaştığı varsayılırsa, bacaklardan kurtulmak imkansızlaşıyordu. Bu sayı ve erişim noktasıyla Theo’nun alanı kısıtlanmış sayılırdı.
Ancak, Theodore karşısındaki bu bacakları dikkatle izledi. ‘Kuzeydeki bataklılarda bulunan asit... Bacaklarındaki asit insan derisini anında eritir.’
Güçlü asitle kaplı bacaklar, bataklıktan çıkıp gelen bir etçil yaratığa aitti. Hafif olduklarından darbesi fazla can yakmazdı ama eti ve kemiği eriten asit, işin rengini değiştiriyordu.
Buna rağmen, Theo ansiklopedilerden bu asitin zayıf noktasını okuduğundan geri adım atmayıp iki kolunu da havaya kaldırdı.
‘Savaş şarkısı. Güç coşkusu. Forte.’
O anda, ek bir büyü kollarını sarmaladı. ‘Baş döndüren alevli eller!’
Parmak uçlarından dirseğine kadar kırmızı alevler çıktı. Bu deli gibi yanan alevler dokunduğu her şeyi küle çevirmeye hazırdı. Asit daha tene değmeden, asiti bile buharlaştırabilirdi.
Alevlerle kaplı elleri, yaratığın bacaklarını hedef aldı. Papang! Bang! Papang!
Bu yaptığı, Lee yoonsung’un akıcılığından çok farklıydı. Alfred pratik dövüş tekniklerini doğrudan öğrenmiş biriydi. Yumruk ve elinin tersiyle yapılan saldırılar genelde kullanılan saldırı tipleriyken, onun saldırısı 27 bacağı da tek seferde mahvedip arkada bırakmıştı.
-Ne?! Kibir, kendi saldırısının bu şekilde etkisiz hale geleceğini düşünmemişti, o yüzden şaşkınlığını da gizleyemedi.
Theodore iletişim özelliğini kullanmasaydı, şimdiye çoktan ölmüş olurdu. Sonuçta, Alfred bilgi ve büyü noktasında yetersiz, Theodore da tecrübesiz ve savaşmayı iyi bilmeyen birisiydi. O yüzden, bu savunma taktiği ikisinin becerilerinin karışımıyla ortaya çıkmıştı.
Bacakları ve kılıç biçimindeki kuyruğu hallettikten sonra, Theo Kibir’in tam karşısına geçti.
‘Ezberle. İki oluk açılsın. Volkanik kabuk.’
Volkanik kabuklar vakit kaybetmeden Kibir’in gövdesine doğru hareket etti.
Kwaang!
Çok büyük bir şok dalgası oluştu. Theo bu şok dalgasının ivmesinden faydalanarak Kibir ile mesafesini açtı. Geçici bir avantajı elinde tutuyordu ama bu savaşı kazanma şansı hala yoktu. Bir daha ki sefer, Kibir kendini bilinmedik bir yaratığa da çevirebilirdi.
Theodore 20 metre uzağına geldikten sonra, o et yığınının tekrardan şekil değiştirdiğini gördü.
‘Gövdesi çok kötü darbe alsa da kendini çokçabuk toparlıyor... sanırım üst seviye yıkım gücü bu yaratığın hakkından gelmenin tek yolu.’
Son hamlesinin altından kalkamazdı. Bu gerçeği bir kez daha fark eden Theo dudağını ısırdı. Cehennem büyüsü, Volkanik kabuğun yıkım gücüne denk olan tek büyüsüydü. Bu saldırısının bile, Herman ve askerlerinin ateş borbadımanından kurtulan Kibir’i alaşağı edeceğinden şüpheliydi.
Beklendiği üzere, Kibir kendini hızla yenilemişti. Başına aldığı yaralar iyileştikten sonra, Kibir Theo’ya parlayan gözlerle baktı. Büyülü ok, Yanan eller, Volkanik kabuk... şimdiye kadar kullandığı büyülerdi.
-Görüyorum ki, saldırıların şok ve alev üzerine kurulu. Diye mırıldandıktan sonra kendini bir daha toparladı. Kibir’in tüm yaptığı şiddetle sınırlı olsaydı, lakabı ‘zirve etçil’ olmazdı. Kibir’in asıl mahiyeti, kendi eksikliğini giderip düşmanın gücünü de uygun seviyede tutmaktı.
Ateşin tüm dünyada silah olarak kullanılan bir şey olmasıyla birlikte, kullanan kişiye etkisiz hale getirme imkanı da sunuyordu.
‘Kırmızı ördek pulları, renkli kaplumbağa kabuğu, ısıya dayanıklı semender derisi ve zebani bedeni.’
Çatırtı sesleri duyuldu.
Zebani görünümlü vücuduna 3 özellik eklenmiş ve ısı yayan bir varlığa dönüşmüştü. Kırmızı ördeğin pulları semender derisinin üzerinde kırmızı bir ışık saçarak parlıyordu. Aynı zamanda, kara bir kabuk Kibir’in hassas yüzünü ve eklemlerini sarıp koruyordu.
İşte bu hali, Herman ve askerlerinin savaştığı şekliydi.
-Seni biraz beklettim, maymuncuk.
Kibir’in gözlerinden kırmızı ışıklar parlamaktaydı. Bu görünüme bürünmesiyle, istese lavların içinde bile yüzebilirdi.Topladığı tüm özellikleri, 6.halka ateş büyülerini etkisiz bırakma gücüne sahipti ve bu da Theodore için ölümcül düşman demekti.
Eğer Theo hücumlarını doğru yapamazsa, umumi bir katliama kurban gidecekti. Onu kurtaracak tek şey olan büyülü ok da Theo’nun sahip olduğu yıkım gücüne bağlıydı.
Piing!
Bu düşüncenin aklına gelmesiyle, Theo’nun işaret parmağından mavi bir ışık çıkıp Kibir’in başına isabet etti.
Jjejeok.
Kibir’in yüzünü örten kara kabuk ikiye ayrıldı.
-Kahkahkah... biraz gıdıklandım.
Tek bir kan bile damlamamıştı. Büyülü ok, etrafındaki kabukları kırmaya güç yetiremiyordu. Bunu idrak edince yüzü asıldı. Henüz elinden geleni ortaya koymuş değildi, ancak tüm bu yaptıkları gücünden önemli bir miktarı azaltmıştı. Bu ne olduğu belirsiz yaratığın dış kabuğu gerçekten de çok sertti.
Karşısındaki yaratık, üstünlüğünden emin bir şekilde kükredi.
-******!!!
Çıkardığı ses, hafif bir titreşim oluştururken, bu keskin gürültü yerin sallanmasına ve sesi işiten tüm diğer canlıların yerlerine çakılmasına sebep olmuştu. İyileştirme büyüsünü de işin içine katınca kulak zarı aniden patlayan Theo, acısına güç bela dayanıp yüzünü buruşturdu.
Kuuong!
Yaratık ayağını yere sürüp Theodore’a doğru atıldı.
‘Kahretsin!’
Hareketleri insan veya diğer hayvanlardan kat kat fazlaydı. 5 metreyi geçen boyuyla göz açıp kapayana kadar birkaç metre yaklaşmış ve sadece üç adımda, Theo’nun açmaya uğraştığı mesafeyi kapatmıştı.
Uzun kılıçlara benzeyen pençeleri, şimdi Theo’ya yetişiyordu.
Swaaaack!
Theo’nun durduğu yere savrulan üç kılıç darbesiyle, taşlar ikiye bölünmüştü. Kılıç gibi keskin pençeleri aynı zamanda bir hayli ağırdı da. Tek bir dokunuşla yaprakları bile kesmesi göz korkutuyordu.
Kibir pençelerini her savurduğunda, etraftaki birkaç ağaç kesiliyor ve alanı genişletiyordu. Sonunda Theo’ya yaklaşana kadar 4 defa pençe savurdu.
-Hm?
Ancak, pençesini savurup parçalara ayrılan Theo sadece bir seraptı. Theo’nun yanılsaması kaybolunca Kibir de afalladı. Theodore bu hamlesini, Kibir kendi fiziksel özelliklerine aşırı odaklandığından kolaylıkla yapabilmişti.
‘Belki de bunu iki kez daha yapabilirim. Lanet, harcamak için fazla değerli.’
Hesap yapacak vakti yoktu ve gizli kartlarından birini daha açıp oyuna devam etti. İlüzyon büyüsü hayatını kurtarsa da Theo’nun sayılı kartlarından birine mal olmuştu.
Büyülü ok ve ateş bazlı büyülerin ertık bir ehemmiyetinin kalmadığı gibi, diğer numaraları da Kibir’e açık ettiği anda özelliğini yitiriyordu. Onun için, henüz kullanmadığı özel taktiklere ihtiyacı vardı.
...Tabi ya, henüz Kibir’e göstermediği saklı bir yöntemi daha vardı.
Theodore bakışlarını ellerine indirip belirsiz bir tonla sordu. ‘Bu mümkün mü?’
Tam şu anda, vücudu belirsiz bir durumdaydı. Alfred ve Theo’nun hatıraları birbirine karıştıktan sonra gücünün son damlasına ulaşmıştı. Şayet ikisi birden Kibir’e karşı tek takım olmazsa, benlikleri de kendi hallerinde yok olup gidecekti.
Bununla beraber, ne Theodore ne de Alfred şimdiye kadar kadar bu taktiği düşünebilmişti. Eğer gerçekten bu yöntemi gerçekleştirirlerse, karşılarındaki canavar bile ölümcül sonucundan kaçamayacaktı.
‘Bir deneyelim, Prens Alfred.’
Theo yanıtı duyunca gülümsedi. ‘Bir adam, düşmanı meydan okuduğunda asl ageri adım atmaz.’
Kahramanların genel mizacı bu şekildeydi. Alfred Bellontes’in yetenekleri, Theodore Miller’da tekrar hayat buluyordu. Kahramanlar her daim kaderin dönüm noktasında şaha kalkar, başkalarının imkansız gördüklerini başarırdı.
Bundan yola çıkıldığında, zaferi tam o anda kesinleşmişti.
Theodore geri kalan tüm büyü gücünü son bir daha toplayınca, amansız bir sıcaklık tüm vücudunu sardı.
Magnec