Elinize sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
39. Bölüm Soru Cevap #2
Bu kelimeleri duyan Theo, yüzündeki şaşkınlığı saklayamadı.
‘Saklı özellik mi…?’
Geçen son birkaç ayda büyü kitabı Obur’un kıymetini daha iyi anlamıştı. Ortada bilgiyi büyü kitapları yiyerek ustalığa dönüştüren bir ‘tüketim’ vardı. Theo aynı zamanda büyüyü depolayan ‘Ezber’ özelliği gibi, daha başka özelliklere de sahip oluyordu.
Obur’un özelliklerini de ortaya çıkaran yapay eşyalar varsa, ülkenin gözdesi haline gelmek an meselesiydi. Ama şimdi ona başka özellik sunacak bir durum ortaya çıkmıştı ve bu herkesi bunaltmaya yetmişti.
-iştah açan bir şeye benziyor.
‘Bak, karşı çıkmayacağım ama bunda menfaatin ne?’
-Menfaat falan yok. Sadece sahibimin gelişmesini hızlandırmak istiyorum.
Obur konuşmasına devam etmeden önce somurttu.
-Asıl sorun yemeğin kalitesi. Beni daha önce (Atış bilimi Büyüsü) ve (Element Büyüsüne Giriş) dışında nadir kitaplarla beslemedin. Lütfen klişe kitaplar seçme.
‘Yemeğin kalitesi…?’
-Pisboğaz olduğumu düşünebilirsin, ama sonuçta sen de etkilenmiyor musun?
Obur, nadir kitapları iki kez yemişti. Ancak halka açık yerlerde bulacakları orijinal kitap sayısı sınırlıydı.
(Atışbilimi Büyüsü) tesadüfen rastladıkları bir kitaptı ve (Element Büyüsüne Giriş) kitabı da Vince’in yardımıyla önlerine gelmişti. Farklı alanlarda yazılan ve bizzat kahramanlarından uygulamalı büyü kitapları, basit bir öğrencinin hayal edeceği bir şey değildi.
Ancak, eğer Obur’un söyledikleri doğruysa Theo’nun reddetmesi için bir sebebi yoktu.
‘Her halükarda, gelişmek için nadir kitaplar yemek zorundayım. Bu süreçte bir özellik açılacaksa bu benim de işime gelir.’
Özellikleri serbest bırakmanın yolu biraz saçma olsa da gerçek buydu. Obur’un özelliklerini kullanıma açması kendi isteğine kalmıştı, o sebeple Theo zorlandığı anda vazgeçme hakkına sahipti. Kaybedecek bir şeyi yoktu, aksine kazanacağı faydalar vardı.
Sonuç olarak, Theo Obur’un önerisine kulak vermişti.
-Bu özelliğin anahtarı basit. Etrafında var olan bir şeyi yiyerek kazanabilirsin.
‘O şey ne?’
-Bu bir…
Theo duyduklarından sonra kaşlarını kaldırarak sordu. ‘Neden o?’
***
Biraz aman geçti.
Bir müddet trans halinde olan Vince, gözlerini açtı. Mavi gözleri bir anlığına parlasa da yavaş yavaş parlaklığı kaybolmuştu. Bunun nedeni bedeninin 6.halkaya uyum sağlamaya çalışmasıydı.
‘Huuu…’
Hafifçe dışarı verdiği nefesi duyan Theo, Vince’in uyandığını anlamıştı.
‘6.halkaya geçişinizi kutlarım Profesör!’
‘Teşekkür ederim. Hepsi senin sayende.’ Vince bu tebrik karşısında samimi bir sesle karşılık vermişti.
10 yıldan fazla 5.halkaya sıkışıp kalan Vince, Theodore ile tanışıp Obur’un çağrısına kulak vermese daha nice yıllar 5.halkada takılı kalacaktı. Hayır, belki de birkaç yıl daha? Bazı büyücülerin kaderinde, ölene kadar halkayı aşamamak da vardı. Vince Haidel için Theodore tek şansı olmuş olabilirdi.
‘Eğer araştırmalarıma yalnız devam etseydim bir 10 yılımı daha harcamış olurdum. Sanırım Bergen Akademisi’nde seninle tanışmam hayatımın en büyük talihi, Theodore’
‘P-Profesör.’
‘Bakma bana öyle. Sormuş olduğum soru arkeoloji dünyasını yılların ötesine taşıyacak bir gelişmeydi.
Profesörün övgüsü mübalağalarla şişirilmiş bir övgü değildi. Eski büyü imparatorluğu Balcia’yla ilgili tüm eski eserler yok edilmişti.
Vince’in şans eseri bulduğu levhalar olmasaydı, Balcard dilini araştırmaları mümkün olmayacaktı. Elinde tuttuğu kaynak, bu tarihi dili iyi düzeyde koruyabilmiş ve Vince’e çalışması için iyi bir fırsat sunmuştu. Ama aynı zamanda onu 5.halkaya hapseden bir engeli de beraberinde taşımıştı.
10 yılını bu dili çözmek ve daha fazla yapay eşyaya ulaşmak için harcamıştı.
‘Beklediğim bunca yılın ödülünü şimdi alıyorum.’ Keyfi yerine gelen Vince, içindeki büyü gücünü güçlükle bastırmıştı.
Onu boğan duygu patlamasıyla Theo’nun elini tuttu. Tüm üst düzey büyücüler ‘duvar’ı aşmanın anlamını çok iyi bilirlerdi. Vince’in zihni ve bedeni sahip olduğu büyü gücüyle dolup taşıyordu. Kaybettiği yıllara sünger çekip, dominant yapıdaki insanlığa açılan yolda ilk adımını atıyordu.
Kontrol edemediği bu aşırı mutluluğu, elbette boşuna değildi.
‘Bunu şimdi yapmak… Sorun olacak mı?’ diye düşündü Theo.
Büyücülerin diğer bir özelliği de soğukkanlı düşünebilmeleriydi, o sebeple böyle duygu patlaması yaşadıkları anlar çok nadir görülürdü. Bu durumda, Vince’in, Theo’dan gelecek küçük taleplerini kabul etmesi büyük bir olasılıktı. Theo, Obur’un ona uyumadan önce bahsettiği ‘Özgürlük koşulları’nı düşündü.
‘Boyut cebi ile beslemek… Acaba bu eşyanın ne kadar pahalı ve nadir olduğunun farkında mı?’
Obur’un ona anlattığı özgürlük koşulları, boyut cebini yediği takdirde gerçekleşecekti.
Mekânsal büyüleri yapmak için en az 6.halkaya ulaşmak gerekirdi. Boyut cebi söz konusu olduğunda ise, belli miktarda bir boşluk cebin içine yerleştirilmeliydi ki işin zor kısmı burasıydı.
Boyut cebi krallıkta yalnızca Büyü Cemiyeti ya da kıdemli büyücüler tarafından yetkilendirilmiş büyücülere satılırdı. Yani tekel satışlar yasaktı ve eşyanın kaybolması veya yok olması halinde yenisiyle değiştirmek imkânsızdı.
Ve Obur böyle bir eşyayı mı yemek istiyordu? Vince yanında olmasa Theo çoktan kahkahayı basardı.
‘Afedersiniz, Profesör.’
‘Efendim?’
‘Şu… Yani, orada…’
Ancak Theodore öyle biri değildi. Turnuvaları kazanması için Vince’in ona ne kadar para döktüğünü biliyordu ve bir gün ona bunu ödeyecekti. Theo boyut cebine ihtiyacı olduğunu söyleyemezdi, o nedenle sözlerini kendine sakladı. ‘Yok bir şey. Ne diyeceğimi unuttum zaten.’
‘Ah, peki.’ Vince gülümserken Theo’nun omzuna elini koydu. Sıcak eli Theo’nun düşüncelerini dağıtmıştı.
‘Hoo, en iyisi başka bir yol bulalım. İhtiyaç duyarsa onu standartların altında bir şeyle de besleyebilirim.’
Theo fikrini değiştirince, Vince söze girdi. ‘Oh, aklıma gelmişken sana söyleyeceklerim vardı. Neredeyse unutacaktım.’
‘Profesör…?’
‘Oh, bunu kendine yük gibi görme.’
Kafası karışan Theo’nun bakışlarını izleyen Vince, sorusunu sormadan önce tereddüt etti. ‘Theodore Miller, benim varisim olur musun?’
‘Ne? Bu dedikleriniz… Acaba?’
‘Düşündüğün gibi. Adını kütüğüme geçirmeyi düşünüyorum.’
Vince’in söylediklerini duyan Theo boş bakıyordu.
Orta seviye ve üzeri tüm büyücülerin öğrenci edinme hakları vardı. Büyücüler, araştırmalarını devredecekleri bir öğrenciyi aramak için tüm dünyayı bile gezebilirlerdi.
Akademide ders vermekten farklı bir işti. Bu, Vince’in hayatı boyunca yürüttüğü araştırmalara sahip olmak demekti. Seçilen öğrenci, ölene kadar hocasının sorumluluğunda olurdu.
Vince’in tüm varlığını Theo’ya devretme kararı karşısında Theo’nun gözleri kızarmıştı.
‘…Ben bunu başarabilir miyim?’ diye sordu Theo, sanki her şeyi berbat edecekmiş gibi.
Yine de, Vince gülümseyerek onayladı. ‘Bunun korkaklık olduğunu düşünebilirsin. Büyü kitabını hak etmediğim halde yanımda tutmak istediğim için utanmaz biriyim.’
‘…..’
‘Bana yine de inanıyor musun? Yaşlı biriyim ve sana bunu söylemeyi bir süredir düşünüyordum.’ Bu sözleri söyledikten sonra kendini rahatlamış hissediyordu.
Theo’nun ne düşüneceğini bilmese de, sonuçta kendisi aziz falan değildi. Savaşlarda sebepsiz yere binlerce insanı öldürmüş biri, şimdi kalkmış kendisine güvenmesini itiyordu. Büyü kitabının varlığı onun için bir fırsattı, ana hedefi değil.
Vince ‘Theodore Miller’ denen bu çocuğu sevmişti, o yüzden bunun gerçekleşmesini istiyordu.
Yakın zamand, Vince Haidel’in ismini duymayan kalmayacaktı. 40lı yaşlarında 6.halkaya ulaştığından gelecek birkaç yıl içinde ismi popüler büyücülerle anılmaya başlanacaktı. Daha da ileri giderse, bir sonraki Kırmızı Kule Üstadı adayı olabilirdi.
Eğer Theo bu teklifi kabul ederse, böyle yüce birinin öğrencisi olacak ve sonra yerine geçecekti. Theo bu teklifin külfetinin farkındaydı. ‘Bu benim için çok ağır. Bu…’
Theo bunu reddederse, buna saygı duyacaktı. Hüznünü belli etmeden yine eskisi gibi ona yardım edecekti. Ara sıra birbirlerine mecbur hissetseler de, bu döngü devam edecekti. Birbirlerine derin duygularını söylemeden ortaklığa devam edeceklerdi. Büyücüler arası bilgi alışverişi gibi olacaktı.
Theo böyle bir ilişki düzeyinde kalmak istemiyordu. Sakin bir ifadeyle Vince’e yaklaştı ve sıkıca elini tuttu. Titreşimler ikisinin avcundan geçip ortada buluştu.
‘Teşekkürler, Profesör.’
‘…Hayır, artık profesörün değilim. Akademi’den mezun oldun.’ Kocaman gülümseyen Vince ünvanına bir değişiklik getirdi. ‘Bundan sonra bana Hocam diyeceksin.’
Bu sırada, bu iki büyücü arasındaki ilişki, uzun vadeli mankafa ve Bergen Akademisi’nin kıdemli profesörü arasındaki ilişki yeniden kurulmuştu.
***
Ertesi gün, Vince Büyü Cemiyetini resepsiyonuna kendini Theodore Miller’ın hocası olarak kaydettirdi. Bir kez kayıt alındığı zaman bunu iptal ettirmek zor olsa da, imza atmaktan çekinmedi. Kararını çoktan vermişti.
‘Y-yavaş yapabilirsiniz…’
‘Endişe etme.’
‘Pekâlâ.’
Resepsiyon görevlisinin söylediklerine kulak asmayan Vince’in yüzünde her zamanki donuk ifadesi vardı.
Bu sayede, 1 saat süren işlemler 20 dakikada bitmişti. Tamamlanan dosyayı aldıktan sonra, görevli canavar görmüş gibi oradan uzaklaşırken Theo ve Vince de kendi yollarına gittiler.
Büyü yarışması planları bugün uygulamaya geçecekti. Büyücülerin kendi öğrencileriyle katılamayacakları yarışmalar da vardı ama hepsi bu değildi.
Büyü Cemiyeti binasının lobisinde büyük bir plan afişi asılıydı. Yarışmaları işaret eden Vince, içlerinden bildiklerini anlattı. Bilmediği çok etkinlik vardı ama neyse ki, öğrencisinin de yer alacağı bazı etkinlikleri eklemişlerdi.
‘Büyü çağırmaya ilgi duyarsan, bak şu yarışma fena değil. Doğudan gelen büyücüler de olacağından farklı elementleri tanıma fırsatın olabilir.’
‘İlginç.’
‘Kırmızı Kule’nin sunduğu ’Saldırı büyüsü’ de güzel, ama… Bence orası gideceğin bir yer değil. Ufak ağaçları yok etmeye meraklı çok insan oluyor.’
Öncelikle, Kırmızı Kule tarafından yapılan yarışmaların çoğu savaş meydanları ve yok edici büyüler üzerineydi. Sonrasında, Kırmızı Kule’nin bütçesi yıkılan yapıları tamir ettirmek için kullanılırdı.
İkisi de başını sallayıp sonraki yarışmalara göz gezdirdiler.
Onlar afişe bakarken, yanlarına gelen birisi sordu. ‘Afedersiniz, siz Theodore Miller ve Vince Haidel misiniz?’
‘Hmm, siz kimsiniz?’ diye sordu Vince. Arkasını dönünde, özel logosunun bulunduğu mavi cüppeli bir büyücü gördü.
‘Ben Mavi Kule’den Melrose. Sizi özel nedenden ötürü görmek istiyordum.’
Loren’a nazaran, bu mnavi cüppeli büyücü daha kibardı. O yüzden Vince’in cevabı da ılımlı oldu. ‘Tabi, ne vardı?’
Fakat, ardından duyduğu sözlere pek dostça yaklaşamadı.
‘Üzgünüm ancak, benimle gelmelisiniz. Kule Üstadı ikinizi de çağırdı.’
Magnec