kimsin la sen
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
27. Bölüm Başkent Mana-vil #2
Krallığın başkenti olan Mana-vil, büyü yarışması süresince sıkı denetim noktalarıyla bilinirdi.
Yani aptalın biri, kimliğini doğrulayacak bir belge olmadan geçmeye yeltenirse hapsi boylardı. Hatta ailelerini görecekleri güne kadar hapiste bir ay kuru ekmek yedikleri bile söylenirdi.
O sebeple, turistler, seyyahlar ve diplomatlar başkentin giriş kapısında sırada beklerken gerginliklerini gizleyemiyorlardı. Aylar öncesinden hazırlanmaya başlanan etkinlikler bir hiç olabileceğinden, bu önlemlerin haklı tarafı da vardı. Gordon bile gülümsemesindeki tedirginliği saklayamıyordu.
Ancak, Profesör Vince her zamanki gibi duruyordu. Kafileden Theo’yla birlikte emin adımlarla çıkıp Gordon’a seslendi. ‘Başkan, önce biz gidiyoruz.’
‘Ha?... Ah! Burda beklemeniz gerekmiyor mu?’
‘Benim davet mektubum var.’
Vince, elindeki mektuba bakıp başıyla işaret etti. Büyü yarışmasına davet mektubuydu ve davet mektubu yalnızca o kişinin saygınlığının ölçüsü değil aynı zamanda en açık kimlik kartıydı.
Bu mektubu tutan büyücü, kapılardan direk geçiş hakkına sahipti ve bununla beraber Mana-vil’deki dükkanlarda yarışma boyunca özel indirimden faydalanıyordu. Ekstra olarak kalacak yerlerini de seçme imkanları vardı.
Gordon mektuba imrenerek baktı ama büyücüyle birlikte sadece asistanlarına izin vardı. O yüzden Vince, yüzlerce kişiyi yanında götüremezdi. Sonunda, Gordon üzerlerinde iyi bir etki bırakmakla yetinmeye karar verdi.
‘İşler, profesörümüz sayesinde iyi gitti. Bir şeye ihtiyacınız olursa ne zaman isterseniz gelin. Elimden geldiğince yardım ederim.’
‘Nezaketiniz için teşekkür ederim. O halde tekrar görüşmek üzere.’
‘Tabi, yolunuz açık olsun!’
Gordon kibarca eğildi. Vince ve Theo, Gordon’u arkalarında bırakıp uzun kuyruklardan geçerek ilerlediler. Kalabalığın içinden ıslıklar ve uğultular yükselse de kimsenin umrunda değildi. Gövdesinin üstünde başı olan herkes Vince’in kırmızı cübbesinin ne anlama geldiğini bilirdi.
‘Profesör Vince, Kırmızı Kule’den.’
Theo detayları sormak istese de kelimeleri geri yuttu. Bergen Akademisi öğrencisi nasıl olur da başkentteki 4 kuleyi bilmezdi?
Merkezde bulunan Büyü Cemiyeti’nin etrafında Kuzey, Güney, Doğu ve Batı’da olmak üzere 4 kule bulunurdu. Kulelerin dış duvarları, sembolize ettikleri 4 elementin rengine boyanmıştı.
Kuleler arasında, ateş büyücülerinin genellikle bulunduğu yer Kırmızı Kule’ydi. Askeri olarak en kuvvetli olan ve savaş konusunda mükemmel büyücülerin yetiştiği büyü kulesiydi. Paralı asker sektörü, kırmızı cübbeli büyücülerle asla ters düşmemesi konusunda talimatlara boğulmuştu.
Birçoğu, Meltor Krallığının esas gücünü oluşturuyordu. Bu büyücülere bulaşan ahmakların Mana-vil’e adım atmaya hakları yoktu. Aynı talimat, kapıdaki görevliler için de geçerliydi.
‘Afedersiniz!’ görevli, Vince’in kırmızı cübbesini görür görmez selam verdi.
Doğal bir şekilde selamı alan Vince, mektubunu uzattı.
‘Bergen Akademisi’nden geliyorum, Kırmızı Kule üstlerinden Vince Haidel. Mana-vil’e en son 7 yıl önce geldim. Bir hata var mı?’
‘Yok. Doğrulandı.’
Görevli, Büyü Cemiyeti’nde kayıtlı bilgileri içeren bir aletle Vince’in kimliğini doğrulamıştı. Ardından alette çıkan soruları sordu. Aldığı cevaplarda bir yanlış olmadığını görünce, mektubu Vince’e geri verdi.
Sonra tekrar selam verdi, ‘Kusura bakmayın, Profesör! Geçebilirsiniz!’
‘İşiniz maalesef çok. Size kolay gelsin.’
‘Teşekkürler.’
Vince ve Theo denetim noktasını aşıp kağıdan geçtiler. Dil düzeyi dahil tüm temel testleri atlamarı, diğer herkesten önce şehre girmelerine müsaade etmişti.
Bu, davet mektubu alan bir büyücünün ayrıcalığıydı. Theodore bir kez daha, ona yandaşlık eden kişinin kim olduğunu hatırladı.
Ve böylece, büyücülerin ana yurdu başkent Mana-vil’e ilk adımını atmış oldu.
***
‘Hava vagonu’ sadece Mana-vil’de bulunan ilginç bir yöntemdi.
Vagon kelime pek uygun sayılmazdı ama yerini karşılayacak başka kelime de yoktu. Vagon sürücüsü olan büyücü, büyülü taşlara büyü gücü vererek vagona uçması için gereken yakıtı sağlıyordu.
Elbette, bu uçma büyüsü olmadığından vagonun hızı oldukça düşüktü. Yine de, Mana-vil’e tepeden bakmak, kaydadeğer bir turist çekme yoluydu. Bir vagon Mana-vil’in üzerinde uçtuktan sonra Büyü Cemiyeti’nin kapısının önüne yumuşak bir iniş yaptı.
‘Büyü Cemiyeti’ne geldik. 30 gümüş!’
‘Eskiye göre bayağı pahalanmış. Oo, galiba enflasyon var.’ Vince keyifsizce, her biri 10 gümüş değerinde 3 gümüş bozukluk verdi.
Asillerin ve zengin tüccarların kullandıkları ulaşım araçlarında binmişlerdi. O yüzden fiyatı, normal hava vagonlarından çok daha farklıydı. Eğer Theo yalnız gelseydi, yolu tüm o korkunç kalabalığın arasından geçecekti.
‘Şimdi, acele edelim.’
‘Tamam.’
İkisi vagondan inip hızlıca Büyü Cemiyeti’nin ön kapısından girdi.
Theo, iki antik sütunu ve genişçe açılmış kapıları geçtikten sonra, ifadesi değişmişti.
Herhangi bir büyücü bile, atmosferdeki yoğun büyülü avrayı hissedebilirdi. Çok kesin olmasa da, kabataslak yoğunluğun az veya çok olduğunu söyleyebilirdi. Theo, algısındaki ilerlemeden dolayı yoğunluğu çok daha iyi hissedebiliyordu.
‘Dışarıdakinin dört ya da beş katı... yok, belki daha fazlası.’
İçeri gireli çok kısa süre olmuştu, ama nefes alışı hemen değişmişti. Vince’i takip ettikçe daha da zor nefes alıyordu. Genelde, nadide bir kıyafet giyen yahut çok güçlü büyü gücüne sahip olan biri çabuk göze çarpardı, ama o, hedefe varana kadar kendini kaybetmemeye çalıştı.
Gidecekleri yer, Büyü Cemiyeti’ndeki tüm harici işlerin halledildiği resepsiyon bölümüydü. Vince bir boşluk bulup mektubunu uzattı. ‘Vince Haidel, Kırmızı Kule üstlerinden.’
‘Bekleyin lütfen.’ Burası Büyü Cemiyeti olduğundan, resepsiyon görevlisi de bir büyücüydü. Mektubun doğruluğunu kontrol etmek için büyülü bir alet kullanıyordu.
‘Evet, doğrulandı.’
‘Basit kontrol prosedürü tamamlandıktan sonra, görevli davetiyeyi verdikten sonra bu yıl ki büyü yarışmasının içeriğini anlattı. Bu açıklama, muhtemelen ağzından belki de yüz binlerce kez çıkmıştı.
Tam açıklamadan sonra, görevli kısa bir nefes aldı.
‘...Bu kadar. Sorunuz var mı?’
Vince kafasında bilgileri toparladığından başını biraz geç salladı. Arkasında duran Theo’ya bakıp buraya neden geldiklerini anlatmaya başladı.
‘Öğrencimin, öğrenci turnuvalarına katılması için başvuru formu istiyorum.’
‘Ah, sizin için doldurmaktan mutluluk duyarım.’
Görevli bu tip şeylere alışıktı, o yüzden çekmeceden bir form çıkarıp Theo’yla ilgili sorular sormaya başladı.
‘İsim ve yaşı söyleyin.’
‘Theodore Miller, 19’
‘Ne iş yapıyorsun?’
‘Bergen Akademisi’nde öğrenciyim.’
‘Ve...’
‘...’
10 dakika sonra, Theodore Miller’in kişisel formu doldurulmuştu. Görevli formu tam diğer dolu formların arasına koyacaktı ki son anda unuttuğu bir şeyi hatırladı. Her daim aynı cevabı aldığından sormayı unuttuğu bir soruydu.
‘Öğrenciniz 4.halka öğrencisi mi?’
Bu soruyu sormasına gerek bile yoktu. Katılanların, büyü yarışmasına gelip yarışmalarda yer almak için Akademi’deki en yetenekli öğrenci olmalılardı.
Maddi desteğin yanında, tüm yarışmacılar 4.halkadaydı. 4.halkaya ulaşmak, eşiği geçecek kadar büyü gücüne sahip olmaya bakarken, 5.halka büyücüsü olmak için bir bilgiye veya başarıya ihtiyaç vardı.
Bu sebepten ötürü, turnuvadaki tüm öğrenciler 4.halka büyücüleriydi. Vince’in cevabı da buna binaen daha kafa karıştırıcıydı.
‘3.halka.’
‘...Ha?’
‘3.halka dedim.’
Görevli şaşkınlıkla bakarken acı bir gülümsemeyle devam etti, ‘Üzgünüm, ama öğrencinize tekrar sorar mısınız? Turnuvadaki herkes 4.halka büyücü. Temel güvenlik önlemlerini alıyoruz, ancak her yıl, yaralanlar hatta ölenler oluyor.’
Görevli, 3.halka birini kabul etmekten korktuğundan umutsuzca açıklamaya çalıştı. Bunun sebebi sağduyusuydu. Halkalar arası farkı aşmak asla kolay olmazdı. Kıdemli büyücüler bile zorlanırken, bir Akademi öğrencisini düşünemiyordu.
Yine de, Vince genel ifadesiyle Theo’ya bakıp sordu, ‘Dediği gibi. Ne düşünüyorsun?’
‘Yapacağım.’ Theo tereddütsüz cevap verdi.
Mana-vil’e gelirken, tek başına ifrit lideri yenmişti.
Bu sırada, Alfred’in hafızası ve tecrübeleri de vücuduna entegre olmuştu, o yüzden kendine güveni yüksekti. Katılanlar ne kadar güçlü olursa olsun, bir ifrit liderden daha kuvvetli olacaklarını düşünmüyordu.
Ancak, görevli iç geçirerek endişe etmeye devam etti. Öğrenciler öldüğü takdirde sorumluluğun ona kalacağını düşünüyordu. Tam o anda...
‘Ne, 3.halkacık mı? Eğer bu çömez, Kırmızı Kule tarafından yetiştiriliyor olsa, 1 halkalık farkı aşabilirdi. Sonuçta 4.halka olmayı zorunlu tutan bir şart yok.’ Diyen bir ses Vince ve Theo’nun arkasından duyuldu.
‘Hmmm?’ Vince tuhaf bir ifadeyle baktı ve mavi cüppesiyle yaklaşan bir büyücü gördü.
Mavi cüppe, Mavi Büyü Kulesi’nin rengiydi. Birçok yönde, Kırmızı Kule kadar meşhurdular.
Mavi cüppeli büyücü tereddüt etmeden Vince’e yaklaştı ve rahatsız edici derecede arkadaş canlısı bir tavırla konuşmaya devam etti, ‘Bu, hatırlamadığım bir yüz. Öğrencinin ilk turnuvası galiba?’
‘Doğru.’ Vince kısa cevap vermişti.
İşte sinirlerin gerildiği ve etraftaki büyüyü kurutan bir savaş başlamıştı. 5.halka büyücüsünün duyguları biraz daha yoğunlaşsa, havada dalgalanmalar meydana gelirdi.
Vince’in soğuk cevabına rağmen, mavi cüppelinin kaşı seğirdi ve sesini kısarak karşılık verdi, ‘sana tavsiye vermeye geldim ama bu tepkin çok antipatik. Kuralların geçen seneden bu yana değiştiğinden haberin yok mu?’
‘Turnuva kuralları değişti mi?’ beklemediği kelimeler karşısında Vince’in sesi biraz yğksek çıktı.
Bu durum, mavi cüppeliyi gülümsetmişti. Başıyla onayladı, ‘Belki sana yardımcı olabilirim.’
Nasıl ortaya çıktı bilmiyordu ama, bu tavırları pek de iyi bir izlenim oluşturmuyordu.
Magnec