Her şey çok dengeli , fazla dengeli. Bolum için teşekkürler bu arada
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
93. Bölüm Sen, Ben, Yabancılar (11)
Ejderhaların birleşerek yaptıkları saldırı Il Han’ın da beklediği gibi korkutucuydu. Saldırı sırasında sadece vücutlarını kullanmaları bile yeterince güçlüyken bir de büyü kullanıyorlardı.
Fantastik romanlarda sıklıkla ortaya çıkan zirvedeki büyü kullanıcılarından değillerdi ama oldukça uzun bir süre yaşadıklarından her bir büyü saldırısının yüksek standartları vardı. Büyüleri güçlüydü, çeşitliydi ve türden türe değişkenlik gösteriyordu.
[Alevlerimle yanıp kül ol ve cehennemde çürü!]
[Kritik Vuruş!]
“Ouch!”
[Yu Il Han!] (Erta)
“ *Homurdanır* Ben iyiyim. Saldırının beni vurmasına izin verdim.”
Ejderhaların temelde ateşe yakın olmaları büyük bir şanstı çünkü böylece saldırıları da ateş ve türevlerine giriyordu. Bu yüzden Il Han ateş büyüsü tarafından vurulmaktan başka yol olmadığında alacağı hasarı azaltabiliyordu.
[Kukukuhahahaha!]
[İnsanlar çok zayıf!]
[Onu öldürmemeye dikkat edin.]
Ejderhalar, Il Han’ın inanılmaz güçlü ve de ateş etkisini 80% azaltan bir zırh giyeceğini düşünmediğinden, her darbe alışında seviniyordu.
Gerçekte Il Han’ın sadece çok hızlı hareket edebildiğini ve de saldırı gücünün çok yüksek olduğunu sanıyorlardı, onların gözünde Il Han çelimsiz bir insandı.
Tetikte olmamaları Il Han’ın işine geliyordu. Il Han, ejderhalar büyü kullanırken onların hareketlerini incelemişti, ejderhalar birbirlerinin saldırılarına karıştıkları zaman hep durumu tersine çevirebilecekleri bir şans yakaladıklarını düşünüyordu. .
[Şimdi!]
Tam o sırada, Il Han’ın bir fırsat yakaladığını düşünen ejderhalar hemen büyülerini ona fırlattı, aynı anda saniyeler içinde gökyüzü mana ve patlamalarla kaplanmıştı. Il Han tekrar zıplayabilmek için bu anı bekliyordu.
[Kahretsin!]
[O-onu vuramadık. Kaçtı mı!?]
Hatalarını fark eden ejderhalar etrafa şaşkınlıkla bakıyorlardı ama Il Han çoktan kendini gizlemeyi başarabilmişti. Dahası, onu iyi hissettiren bir şey daha vardı.
[Zıplama yeteneği 40. Seviye oldu. Tekrar zıplama üçe çıkar ve mana kullanarak havada kalma süresi artar.]
Kanatları olmadığından sürekli zıplıyor ve tekrar zıplıyordu, dolayısıyla bu beklediği sonuçtu. Bu sayede, havadayken daha faal bir şekilde hareket edecekti.
‘Eğer durum böyleyse...’
İlk olarak mızrağını fırlatmayı düşündü ama fikrinin değiştirerek ejderhalardan birine doğru tekrar zıpladı. Hedef aldığı ejderha şu ana kadar süren savaş yüzünden boynu yaralanmış olandı.
Ejderhalar her yerdeydi, hareket ediyor ve tuzak büyüleri yerleştiriyordu. Ama bu kesinlikle Il Han’ı bulamadıklarının kanıtıydı. Il Han’ın, tuzakları bile atlatabilen gizlenme tekniğinin farkında değil gibiydiler!
Il Han tuzak bölgesini geçerken iki eliyle mızrağını kavradı ve boynuna iyileştirme büyüsü uygulayan ejderhaya yaklaştı. Ardından kendini tutmadan süper insan gücüne mana ekleyerek kas gücünü geliştirip mızrağını ejderhaya sapladı!
[Kritik Vuruş!]
[Khaaaaaak!]
[Kahretsin, tekrardan bize vurdu!]
Il Han’ı fark eden tuzak büyülerinin, çok geç olmasına rağmen, hepsi çalışarak onu yaraladı. Bu kadarını o da bekliyordu. Büyük bir istekle kan içeceğini emerken Kutsal Yenilenme’yi aktive etti.
[Kutsal Yenilenme yeteneği 40. Seviye oldu. Dinlenme enerjisinin etkisi ve de iyileşme hızı büyük ölçüde artar.]
Bu sırada Kutsal Yenilenme 40. Seviyeye ulaşmıştı.
Artık daha az enerjiyle daha hızlı iyileşebileceğinden yeteneğin etkisi bir anda iki katına çıkmıştı. Şimdi kemikleri kırılsa bile iki saniyede tekrar iyi olurdu. Erta doğru söylemişti. Dinlenme Yeteneği en harikasıydı!
[Kyahak! Kyaaaa!]
“Ugh!”
Aşırı miktardaki acıya katlanamayan ejderha vücudunu havada döndürdü. Hareketi, hız trenlerinden bile daha korkunçtu; Il Han eğer orada sallanmaya devam ederse sonunun geleceğini biliyordu.
Kendisini ejderhanın boynuna sabitledi. Ona ve etrafına ne kadar büyüyle saldırılırsa saldırılsın ve güçleri nasıl olursa olsun direndi ve bir anda, tek eliyle ejderhaya girmiş mızrağı daha da derinlere ittirdi.
Hemen ardından da çantasının ağırlığını mızrağa aktardı!
Yüz binlerce ton ağırlık artık ejderhanın boynuna binmişti. Il Han boynunun bu şekilde kırılmasını diliyordu ama böyle iyi dayandığına göre dördüncü sınıf yaratıklar saf bir irade gücüyle bu kadar ağırlığa katlanabiliyordu.
Ama artık havada uçabilmesi imkânsız gibiydi. Ejderhanın bedeni, ona saplanmış olan mızrak ve de Il Han ile birlikte aşağı düşmeye başladı.
[Ugh, Esila’yı kurtarmalıyız!]
[Eeeeek, o insanı öldüreceğim!]
[Bunu yapamayız, seni aptal!]
Havadaki ejderhalar, kendi türlerinden birinin düşmeye başladığını görünce panik yapmış ve homurtularla onu kovalamaya başlamışlardı.
Il Han’ın aklına takılmış bir şey vardı.
“Beni öldüremezler mi…?”
[Ne demek istiyorsun, Yu Il Han?]
Il Han’ın aksine ejderhaların dilinden anlayamayan Erta, bu soruyu sormuştu. Ama Il Han’ın da bu sözlerin ardında ne olduğuna dair bir fikri yoktu, bu yüzden de Erta’ya cevap vermedi. Tersine beynini çalıştırdı.
‘Beni öldüremezler mi? Bu emri kim verdi ki? Eğer öyleyse, beni Günbatımı Bahçesi’ne ait ejderhaları öldürmek için yem olarak mı kullanıyorlar?’
Evet. Şimdiye kadar çoktan Günbatımı Bahçesi’ne ait olan ejderhalar savaşmaya başlamış olmalıydı yani bu düşünce oldukça akla yatkındı.
Il Han bunu kabullenerek kendi haline bırakabilirdi ama böyle anlarda beyni bütün kapasitesiyle çalışıyordu.
‘Hayır, bu çok zayıf. Benimle Günbatımı Bahçesi arasındaki müttefiklik geçici ve takım bozulduğunda ortaklığımız da bitecek. Ejderhalar da düşmanları da benim rehine olarak çok da etkili olmadığımı biliyor olmalı. Öyleyse…’
Başka bir hedef.
Örneğin ta yukarılarda, Yıkıcı Şeytan Ordusundaki üstün varlıklara karşı savaşan başka bir üstün varlık. Bu daha mantıklı olmaz mıydı?
‘Lita’yı hedefliyorlar….?’
Il Han’ın kalp atışları hızlandı. Reddetmek istiyordu ama fazlasıyla mantıklıydı. Başka türlü, onu canlı yakalamalarının bir anlamı olmazdı.
Şüphe anında kesinlik kazanarak düşüncelerine hükmetmeye başladı.
Onu canlı yakalayarak Lita’yı kazanmayı amaçlıyorlardı.
Bu düşünce kafasında belirdiği anda Il Han’ın kalbi alev aldı. Zihnindeki ani değişim onu bile korkutmuş ve bütün sebeplerini kaybetmişti.
‘Ölsem bile yakalanmayacağım ve Lita’yı tehlikeye atmayacağım.’
Yalnız olarak yaşarken aldığı kararlardan biriydi bu. – Kendi hareketlerinin sorumluluğunu almak.
Başkalarının zayıflığını fark etmesine izin vermemek ve yalnız savaşmak; katı bir şekilde bu kararı almış ve uygulamıştı. Kimseye zayıf görünmemek için tek bir kez bile şikayet etmeden yaşamıştı.
Ama gerçekten ejderhalar tarafından yakalanırsa Lita onun hareketlerinin sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalacaktı. Korkunç bir durumdu ve Il Han böyle bir durumun yaşanmasına, ölse bile izin vermezdi.
Nasıl Lita, Il Han’ın önemli olduğunu düşünüyorsa Il Han da Lita’nın önemli olduğunu düşünüyordu.
‘Bir hata yapmadan önce bunu anlamam iyi oldu.’
Il Han rahatlamıştı. Artık neyin peşinde olduklarını bildiğine göre hiçbir şeyden korkmasına gerek de kalmamıştı. Ayrıca ejderhaların, Il Han’ın ejder dilini bildiğinin farkında olmamaları da iyi olmuştu.
Il Han şu ana kadar ölümle burun buruna savaşıyordu ama ejderhaların onu canlı yakalamak istediği ortaya çıkmıştı.
Çok büyük bir hata yapmışlardı. Bu şekilde Il Han, savaş sırasında çok büyük bir avantaj kazanmıştı!
Ama öncelikli olan şey, önündeki ejderhaları öldürmekti. Il Han, boynuna mızrak saplı ejderha yere düşmeden, hafifçe havada zıpladı ve ejderha büyük bir sesle yere çakıldığında tekrardan ejderhanın boynuna inerek mızrağı çıkardı.
Neredeyse ölü bir canavarı öldürmek zor değildi. Bilinmeyen Yörüngeye sahip Mızrak ile tek bir vuruş yeterli olurdu.
[1,192,303,119 deneyim kazandın.]
[Daha fazla dayanamıyorum! Kendi türümüz, basit bir insan tarafından öldürülürken tek yapabileceğimizin izlemek olduğunu mu söylüyorsun!]
Ejderhalardan biri sonunda öfkeden çıldırmıştı. Bedenini kızgın, turuncu alevlerle kaplayarak gözleri ejderhanın cesedini yerden alan Il Han’ın üzerinde olduğu halde inanılmaz bir hızla inişe geçti. Öyle ki bir bağlayıcı büyü yaparak yerden kumdan oluşan bir elin çıkmasına sebep olmuş ve Il Han’ı engellemeye çalışmıştı.
Il Han buna direnmedi. Uysalca dev kum elin onu yakalamasına izin verdi ve elindeki dev kara kemiz mızrağıyla birlikte duruşunu ayarladı. Mızrağın ucunda her zamankinden de fazla güç topladı.
Tıpkı ok atmaya hazırlanan bir okçu gibi bedenindeki bütün kasları gerginleştirerek mızrağını yavaşça geriye çekti.
[A-aptal! Durdurun onu!]
[Onu öldürmekten çok daha önemli şeyler var… kahretsin! İnsanı koruyalım!]
Diğer ejderhalar aceleyle kızgın ejderhanın peşine düştü ama öfkeden kuduran ejderha Il Han’ın yanında ilk ulaşan oldu.
[Kroaaaaa…. Kahak!]
[Kritik Vuruş!]
Ama ejderha, Il Han’a yaklaştığında ağzını açar açmaz kan fışkırmaya başladı. Ejderhanın vahşi uçuşu, akıl almaz saldırı yüzünden dengesini kaybetti.
Nasıl saklanmıştı? Elbette Il Han, Bilinmeyen Yörüngeye sahip Mızrak yöntemini kullanarak ona saldırmıştı. Daha açık olmak gerekirse mızrağını fırlatmıştı.
Ama mızrak saldırısının aşırı gücünün ardında başka bir sebep yatıyordu. Il Han mızrağı fırlatsa da fırlatmasa da hala duruşunu bozmamış, öldürücü saldırıya hazırlanıyordu ve biraz önceki ejderha dengesini kaybetmiş bir şekilde onun üstüne düşüyordu.
[Aptal!]
İkinci ejderha bir anda kum ele çarptı. Hemen ardından üçüncü ejderha, Il Han’ın bedenini engelleyen kum elin büyüsünü bozdu.
Il Han’ın yuvarlanarak savuşturacağını düşünmüşlerdi ama bu an tam olarak Il Han’ın beklediği andı.
Mızrağın ucundan vahşi Mor Alev yükseldi. Il Han iki eliyle mızrağı çekerek sağlamca yere bastı ve ikinci gelen ejderhanın önüne çıkmasıyla yukarıya doğru fırlayan ilk – ona saldıran – ejderhanın açık ağzına fırlattı.
[Kritik Vuruş!]
[Kahak!]
Ejderha tek bir çığlık atabildi. Bir an sonra, ağırlık transferi aktive olarak onu yere çiviledi.
Damağında bir mızrakla yere çakılan ve bir yandan da yarasavari kanatlarını çırpan ejderhanın görüntüsü tıpkı Icarus’un düşüşüne benziyordu. (Ç/N: Icarus: Yunan mitolojisinde en iyi zanaatkâr olan Deadalus’un oğlu. Babası minatorların doğduğu labirenti ve oğlunun uçabilmesi için iki kanat yapmıştı.)
[Kritik Vuruş!]
Final vuruşuydu. Belki bu ejderhanın öncekilerden daha yumuşak organları vardı, belki de yanlış pozisyonda düşmüştü ama bu vuruşla birlikte boynu kopmuştu.
[1,209,896,198 deneyim kazandın.]
[İçimizden üçünün öldüğünü düşününce…!]
[Biz…yüce ejder ırkı, bu insana gülünç mü görünüyor?]
İkinci ve üçüncü ejderha da ilk ejderha gibi çıldırdılar ama Il Han bu sahneyi gördüğünde bile korkmuş gözükmüyordu. Yalnızca ejderhanın bedenini ve de mızrağını aldı.
[Seni asla öldürmeyeceğim. Sana ölümden daha da acı verici şeylerin olduğunu göstereceğim.]
[Aptal insan! Şu ana kadarki gücümüzün gerçek gücümüz olmadığını bütün vücudunun anlamasını sağlayacağım..!]
Düz bir çizgi halinde saldırdılar. Ama Il Han çabucak zıpladı ve havada tekrardan iki kere daha zıplayarak kilometrelerce yükseğe çıktı.
“Tekrar zıplama özelliğini defalarca kullanabilmek kesinlikle inanılmaz.”
Ejderhaların havadaki hızları korkutucuydu ama o sırada Il Han onların hızını aşarak savaştaki üstünlüğü ele geçirmişti. Bunların hepsi gelişen zıplama yeteneği sayesindeydi.
Ama Il Han tam gülümsediği ve mızrağı atmaya hazırlandığı sırada Erta sert bir sesle konuştu.
[Yu Il Han.]
“Çabuk söyle.”
[Bunu kendin görsen daha iyi olur.]
Il Han anlık olarak duruşunu değiştirmeden durdu ve kafasını çevirdi. Havada yükseldiği için ufkun ötesini görebiliyordu.
Onlarca ejderha ve yüzlerce ejder türü ona doğru uçuyordu.
“İşte bu görülmeye değer.”
[Ç-çıldırmış ejderhalar kendi türlerini kışkırtmış olmalı. Yu Il Han-nim. Bu gidişle…] (Reta)
Düşük sayılı grupları öldürmeyi planlıyordu ama anında bir grup dövüşüne dönüşmüştü! Il Han, ejderhaların arasındaki iletişimi küçük gördüğünü kabul etmeliydi.
[Zemine geri dönerek büyü biçimini çalıştırmalıyız! Onlarla doğrudan savaşamayız!] (Erta)
[Hayır, ne yazık ki bu imkânsız. Şu anki durum imparatorun yok edildiği zamanki ile çok benzer. Onlarca ejderha bir bölgede toplanarak biçimi etkinleştirmeye engel olmuştu ve…!] (Reta)
Reta geçmişe bakarak öfkesini kustu. Aslında ejderhaların, Il Han’ın büyü biçimini kullanarak kaçmasını engellemesi beklendik bir durumdu.
Peki, şimdi ne yapmalıydı? Nasıl hayatta kalacaktı? Tekrar Lita’yı görebilmesi için ne yapması gerekiyordu?
Il Han öncelikle doğrudan ona gelen ejderhaya Mor Alev yanarken mızrağını fırlattı v ölümcül bir yara açtı. Sonra da tekrar zıplayarak ona doğru inişe geçti. Bir yandan da mırıldanıyordu.
“Ölecekmişim gibi göründüğüm zaman benimle konuş.”
[Yani…] (Erta)
“Evet.”
Acı bir şekilde güldü.
“Görünüşe göre burada bariyeri kullanmak zorunda kalacağım.”
Bundan 17 dakika sonra, Il Han dört ejderha daha öldürmüştü ve tam bedeni ikiye ayrılmak üzereyken Sonsuzluğun Kum Saati’ni aktive etmeyi başardı.
Magnec