Çevirmene teşekkürler. 40 bin ejderden geriye birkaç yüz kaldı??? Aptal ejderler bunu nasıl kabullenebilirler ????????
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
90. Bölüm Sen, Ben, Yabancılar (8)
Bilinmeyen Yörüngeye sahip Mızrak özgün ve üstün seviyeli bir dövüş sanatıydı dolayısıyla temelden büyük bir güç barındırıyordu ama hala tek vuruşla inanılmaz bir yıkım gücü ortaya çıkaran aktif güçlerden uzaktı.
Bu yetenek, düşmana beklenmedik bir zarar verecek saldırıyı sayısız yönün içine saklıyordu; sadece yeteneği öğrenmekle iş bitmiyordu, yoğun bir eğitim ve düşmanla taktik savaşı yapmak gerekiyordu!
“Bunun geldiğini görmedin!”
[Kuaaaaak!]
Ayrıca bunu iyi kullanırsa harika bir psikolojik saldırı da oluyor ve düşmanının savaşırken iyice sinirlenmesini sağlıyordu.
[Seni öldüreceğim!]
İzi sürülemeyen bir mızrak saldırısıyla kafasının arkasından neredeyse ölümcül bir şekilde yaralanarak, beyni ortaya çıkmış olduğu halde hızla kanatlarını çırptı ve geri çekilirken bir grup büyü yolladı.
[Senin bütün saldırılarını engelledim! Eeeek! Seninle daha fazla oynayacak zamanım yok! Geber!]
Ama Belirlenemeyen Yörüngeye sahip Mızrak yeteneğini daha da korkunç yapan şey, gizlenmesiyle birleşiminin harika olmasıydı.
Ejderha, Il Han’ın olduğunu ‘hissettiği’ yöne doğru büyü gönderiyor olsa da Il Han’ın yukarıda olduğunu ve kafasına saldırdığını fark edememişti!
“Nereyi kesiyorsun? Bu az önceki pozisyonumun bir yansıması!”
[Kritik Vuruş!]
[Kuaaaa! Hiçbir yeri kesmedim!]
Görünmez ve de takip edilemeyen saldırılar zaten yeterince korkunçtu, ama bir de üzerine, saldıran kişi de arada bir kayboluyordu.
Neye odaklanırsa odaklansın birini bile gözden kaçırdığında savaşın izini kaybediyordu yani Bilinmeyen Yörüngeye sahip Mızrak ve de Gizlenmenin birleşimi, mucize olarak adlandırılabilirdi.
[Khk, Krrrrr!]
Mızrağa odaklanarak mızrağı kullananın izini kaybediyordu ve kullanıcıya odaklanırsa da mızrak arkasına saplanıyordu. Kimse ejderhanın hislerini anlayamazdı. Ve bu duyguyu hissedenlerin hepsi de sonunda ölürdü. Şu an olduğu gibi.
[405,183,039 deneyim kazandın.]
[Bilinmeyen Yörüngeye sahip Mızrak yeteneği 11. Seviye oldu.]
[Süper insan gücü 40. Seviye oldu. Yeteneğin kullanım süresi artar.]
Il Han mızrağını geri çekti ve nefes nefese yere indi. Hemen ardından, havadan gücünü kaybetmiş bir ejderha cesedi düştü.
Il Han’ın Mızrak Ustalığını evrimleştirmesinin üzerinden iki gün geçmişti. Sonunda bu tekniği savaşta kullanmaya alıştığına karar vermişti.
“Fuu, bir şekilde üç dakika içinde öldürmeyi başarıyorum.”
Koşullar ne kadar iyi olursa olsun kimse ikinci sınıf birinin, günün birinde dördüncü sınıf canavarları üç dakika içinde öldürebileceğini düşünmezdi.
‘Tanrı’nın gözlerini kandıran yalnız’ olarak başlayan Il Han orada olan bütün kayıtları yeniden ayarlıyordu.
[Tuhaf. Harika bir şekilde kazansan da neden kafana vurma dürtüsü hissediyorum?]
“Çünkü fazla duygusalsın.”
Cevap veren Il Han ejderhaların cesetlerini araştırdı ama dördüncü sınıf büyü taşı çıkmamıştı.
Taş çıkma olasılığının 17% olduğunu hatırlıyordu ama şimdi düşününce bu oran kesinlikle bir yalandı.
İki gün içinde 300 kadarını öldürmüş olsa da sadece yedi tane büyü taşı bulmuştu. Bir de sınıf arttıkça büyü taşı bulunma olasılığının da artacağını söylemişlerdi!
[Sınıf yükseldiğinden vücutta depolanan mana oranı arttığından yüksek sınıftaki canavarlarda büyü taşı olma olasılığı gerçekten daha yüksek. Ama, Yu Il Han, ejderhalar manayı başka her türlü ırktan daha iyi kullanabilirler. Elbette mananın vücutlarında birikmek yerine büyü taşında birikme olasılığı daha düşük.]
“Yerine?”
[Mana vücudun her yerinde dolaşır böylece bedenin kendisi yapılacak nesneler için iyi bir malzemedir. Ayrıca ünlü ejderha KALPleri büyü taşları arasında bile en iyisi olarak bilinir.]
Ejderha KALBİ! Il Han’ın kalp atışları, bir süre önce Erta ile büyü taşları hakkında yaptıkları konuşmayı hatırlayınca hızlanmaya başladı.
“Yani öldürdüğüm bütün dördüncü sınıf ejderhalarının en iyi büyü taşlarına mı sahip olduğunu söylüyorsun?”
[Hayır tabii ki de. Onlar beşinci sınıf ejderhalarda bile nadir görülür. Ejderha KALBİ büyü taşlarından bile daha nadirdir çünkü ejderha kalplerinin mana kullanarak özel bir değişimden geçmesi gerekir. Eğer dördüncü sınıf bir ejderhadan KALP kazanmak istiyorsan çok şanslı olmalısın.]
“Ao, gerçekten. Önce insanı heyecanlandırıp bundan daha sonra bahsetme!”
[Böyle sinirlendiğinde aşırı tatlı oluyorsun!]
Lita ile takıla takıla bütün yanlış şeyleri öğrendi! – diye homurdandı Il Han.
“Sıradaki yere gidelim. Mızrağa alıştım yani sıradakinin peşine düşmeliyim.”
[Ne?]
“Fırlatmayı evrimleştirmek.”
Il Han’ın daha güçlü olma arzusunun sonu gelmiyordu. Elbette hepsi basit bir amaç içindi, ‘hayatta kalmak’. Ama hiç bitmeyen kuvveti övülmeye değerdi.
Şu an için ejderhaları sadece fırlatarak öldürmek imkânsızdı. Ama neyse ki onları tek fırlatmada öldürmek gibi saçma bir kural yoktu dolayısıyla Il Han’ın tek yapması gereken canavarların işlerini mızrağını fırlatmaktı.
Aslında Il Han hazır Dareu’da dördüncü sınıf canavarları öldürebiliyorken diğer yetenekler için gereken koşulları da yerine getirmek istiyordu ama Fırlatma yeteneği şu an tek düşündüğü yetenekti.
Yakın Dövüş, Kör Silah Ustalığı ve Kılıç Ustalığı hep özel ustaca şekillerle üçüncü sınıf canavarları tek vuruşta öldürmeyi gerektiriyor ve Il Han’ı umutsuzluğa sürüklüyordu.
“Peki, artık o koşulları görevi tamamladıktan sonra kalan canavarlarla yerine getiririm.”
[Her şeyi al zaten, hıh.]
Sadece son darbede mızrağını fırlatması gerektiğinden evrim koşulları hızlıca yerine getirilmişti. Tek yapması gereken ejderhalar ölmek üzere gibi gözüktüğünde geriye koşarak mızrağını fırlatmaktı.
Bazen Il Han’ın zamanı kalmadığında mızrak fırlatmadan da ölenler oluyordu ama otuz dakika kadar bir sürede harika bir şekilde koşulları yerine getirebilmişti.
[Fırlatma yeteneğini kullanarak ikinci sınıf canavar öldür 100,000/100,000]
[Fırlatma yeteneğini kullanarak üçüncü sınıf canavar öldür 10,000/10,000]
[Tek bir atışla üçüncü sınıf canavar öldür 100/100]
[Fırlatma yeteneğini kullanarak dördüncü sınıf canavar öldür 5/5]
[Üçüncü sınıf büyü taşı 400/400]
[Dördüncü sınıf büyü taşı 2/2]
[Fırlatma yeteneğini birleşik bir şekilde evrimleştirmek için gereken koşullar yerine getirildi. Yeteneği geliştirecek misin?]
“Evet. Benim de kolay bir şekilde yaşamama izin ver!”
Il Han hiç duraksamadan Fırlatma yeteneğini evrimleştirdi. Anında, bir öncekinden biraz farklı olan yazılar retinasında belirdi.
[Birleşik evrim son seviyede bir yan yetenek gerektirir. Ateş etmeyi yan yetenek olarak kullanabilirsin. Fırlatma ve Ateş etmeyi birleşik bir şekilde evrimleştirecek misin?]
Il Han, beliren yazıdan sonra Erta’nın birkaç gün önce söylediklerini anlamıştı. Neden normalin iki katı kadar dördüncü sınıf büyü taşı kullanması gerektiğini de anlamıştı.
İki tane son seviyeli yetenekleri birleştiriyordu, tabii ki de iki taneye ihtiyacı olacaktı!
Ateşli silahları kullandığında ateş etme yeteneği uyanmıştı ve doğal olarak son seviyeye yükselmişti. Evrim için hiçbir ihtimal olmadığından onu öylece bırakmıştı ama şimdi böyle bir şey olmuştu. Il Han sadece mutlu hissedebilirdi.
Duraksamadan yetenek evrimine devam etti ve anında parlak bir ışık ve tuhaf bir duygu onu sarmaladı. Yarı yarıya Dinlenme yeteneğinin ve de Mızrak Uzmanlığının evrimleşmesine benziyordu.
Evrim, aynı zamanda harikaydı.
[Mutlak Kesinlik yeteneğini kazandın; ateş ederken ya da bir şey fırlatırken mesafe, kesinlik ve güç çarpıcı bir şekilde ve yetenek geliştikçe yükselir. Büyük miktarda mana kullanarak kayıtsız şartsız hedefini vurabilirsin.]
Beklendik bir sonuçtu. Son raddeye kadar yükselen ateş etme ve de fırlatmanın böyle bir sonuç vereceğini az da olsa tahmin ediyordu. Ama şaşırmamış da değildi. Yeteneğin hem aktif hem de pasif etkileri normal bir şekilde kabul edemeyeceği kadar güçlüydü.
“Gungnir!?” (Ç/N: Gungnir: Odin’in mızrağı)
[Bunu neden ilk başta söylemediğini merak ediyordum.]
Mutlak iktidar hissi Il Han’ın vücudunu doldurdu. Mitolojide var olan bir silahı gerçeğe dönüştürerek bir mucize gerçekleştirmesi… Nasıl mutlu olmazdı ki?
[Görünmez değil. Norveç mitolojisinden Odin’in kesin vuruş yapan mızrağı Gungnir’in Fenrir tarafından yapıldığını biliyor muydun?]
“Bu beni biraz yatıştırıyor.”
Neyse ki, mızrağa alışabilmek için dört saat boyunca mızrak fırlatması gerekmiyordu. Mutlak Kesinlik, özgün yetenek olan Bilinmeyen Yörüngeye sahip Mızrak yeteneğinden özellik olarak farklıydı ve savaşları mızrak fırlatarak başladığından yeteneğine uyum sağlaması için daha çok zamanı olacaktı.
Bu süreçte Il Han mana yetersizliğinden dolayı Mutlak Kesinlik yeteneğini aktif olarak kullanamayacağı için üzülmüştü ama üstün seviyede bir yetenek geliştirmek harika bir performans çıkarmıştı ortaya. Üstelik Gizlenme ve de Mızrak Ustalığı ile birleştirildiğinde çok dada harika oluyordu.
Daha da güçlenmiş Il Han ejderhaları çok daha hızlı avlamaya başlamıştı ve bir hafta sonra 200. Seviyenin hemen üstündeki ejderhaların çoğunu yok etmişti.
[Üçüncü sınıf öldürmek 10,000/10,000]
[Dördüncü sınıf öldürmek 816/1,000]
Ve artık Il Han’ın varlığı ejderhalar tarafından ortaya çıkarılmıştı.
Büyü biçimi sayesinde değil, ejderhalar onun tarafından yok edildiği içindi.
[Buradaki büyü biçiminin hala aktif olması düşünülünce…]
[Sen kimsin! Şimdiye kadar nerede saklanıyordun da ancak ortaya çıktın!]
Il Han üzerine doğru gelmekten olan bir gurup ejderhada ödü patlayarak kaçtı. Ejderhalardan biri kafasından koyu kırmızı kan fışkırırken oldukça acı içindeymiş gibi görünüyordu. Ama eğer Il Han durursa aynı hale gelirdi.
“Sadece bir tane olmasına rağmen! Bunlar bir anda hareket etme gibi bir şey mi yapıyorlar!?”
[Eğer dördüncü sınıflarsa neden yapamasınlar? Öyleyken bile büyü biçimi kadar güçlü değil. Yapabilirsin!]
Erta, Il Han’ın gücünden ve şu ana kadarki davranışlarından sarhoş olmuş bir şekilde pozitif konuşuyordu ama şu ana kadar ejderhalarla ilgili iyi deneyimleri olmayan Reta korku içinde bağırdı.
[Biçimi şimdi başlatacağım! Öncelikle ejderhaların olmadığı bir yer-]
“Hayır, şimdi kaçamayız!”
Il Han, başkaları kaçmak istediğinde başını sallayarak böyle şeyler söyleyen kişiydi!
“Eğer biraz beklersem bunlar gruplaşır. Kontrolden çıkmadan önce onları öldürebildiğim kadar öldürmeliyim.”
[Büyük ihtimalle.]
Üçüncü sınıfları bilmiyordu ama dördüncü sınıf ejderhalar çoğunlukla kocaman kıtada tek başlarına yaşıyorlardı.
Herhangi biri yapabilirdi: Neredeyse mutlak güce ulaşarak orada yaşayan bütün varlıkları öldürebilirdi. O zaman hemen hemen aynı güce sahip akrabalarıyla birlikte yaşamaları için bir nedenleri yoktu.
Il Han’ın dördüncü sınıfları şu ana kadar sorunsuzca öldürmesinin sebebi buydu. Aynı zamanda onun hakkında hiçbir dedikodunun yayılmamasının sebebi de buydu.
Ama artık varlığı açığa çıkmıştı. Ejderhaları tehdit edebilecek güce sahip bir adam, büyü biçimini kullanarak Dareu’daki her yere gidebiliyor ve ejderhaları avlıyordu. Hangi aptal hala yalnız kalıp ölmeyi seçerdi ki?
Ejderhalar yavaş yavaş toplanıyorlardı. Harekete geçmeyenler hala haberleri duymamış olanlar ya da yenilmeyeceklerine güvenenlerdi.
Bu iki grubun da ortak noktası öldürmenin kolay olmasıydı.
“Hemen gidelim. Buradan en uzak yerde yaşayanın yanına!”
[Evet!]
Durumun ciddiyetini bildiğinden Reta da acele ediyordu. Il Han tam yer değiştirirken ona bakan iki ejderhaya el salladı.
Il Han’ı küçük bir alanda yakalayamadıklarından öfkeyle kükrediler.
[Kroaaaaaaa!]
[Seni küle dönüştüreceğim.]
Il Han’ın az önce bulunduğu yeri mahvettiler ama bırakın Il Han’ı yaralamayı, büyü biçimine bile zarar veremediler. Bunu da çok iyi biliyorlardı.
Dareu üzerindeki büyü biçmi böyleydi. Maddedense daha çok ruhsaldı ve büyünün efendisi büyüyü bozmadıkça veya her biri aynı yerde toplanmadıkça ortadan kaybolmayacaktı. Yoksa büyü biçimi hala varlığını koruyamazdı.
[…Harika bir kaçış. Lanetli ama harika bir büyü biçimi.]
[Durumu fark edemeyen aptal akrabalarımız ona av olacaklar.]
Ama bu neydi? Il Han’ın yok olduğu yerde kalan iki ejderha bütün öfkeleri sanki yalanmış gibi bir anda sakinleşmişlerdi.
[O an gerçekten de geliyor.]
[Hehe, sen de mi öyle düşünüyorsun?]
Bir sonraki cümleleri Erta’yı şok edecek bilgiler içeriyordu.
[Yıkıcı Şeytan Ordusu’nun kehaneti doğruydu. Başka dünyalarla bağlantı… Çok harika bir şey değil mi? Daha çok av, dünyanın daha da büyümesi demek. Ve cennete ulaşmak! Ben de onlardan biri olabileceğim!]
Evet, Dareu’da sadece Günbatımı Bahçesi’ne bağlı ejderhalar yoktu. Gerçekten çok kötüydü ama şu anda Kaos Duvarı’nda meleklerle bir savaş içinde olan Yıkıcı Şeytan Ordusu’na bağlı ejderhalar da vardı!
Üstelik amaçları bilinmeyen Günbatımı Bahçesi’nin tersine bunların belirgin bir amacı vardı. Yıkım, Avlanma ve Büyüme!
Bu durumda Dareu’nun yıkımında Yıkıcı Şeytan Ordusu’nun parmağının olduğu çok açıktı. Ejderhaların doğal olmayan gelişimi ve davranışları açıklanabilirdi.
Elbette Il Han ve Erta’nın bunu bilmelerinin imkânı yoktu.
[Üstün varlık, heh. Gerçekten tatlı bir kelime.]
[Hehe, bu yeterliliğe ulaşan ilk kişi ben olacağım. Ama şu an hilekâr yılan balığını öldürmeye odaklanmalıyız.]
Hilekâr yılan balığı, Il Han. Bütün saldırılarını kullanmış, onu öldürmeye çalışmışlardı ama Il Han her seferinde kaçmayı başarmıştı.
Yılan balığının bayrak göstermiş olması iyiydi ama hepsi bu kadardı. Eğer onu başıboş bırakırlarsa başka dünyalara gidecek olan kendi türlerinin sayısı azalırdı. Bu olmadan önce onu yakalamanın gereği yoktu.
[Toplanmalıyız. Hilekâr yılan balığını öldürüp değişiklerle karşılaşmaya hazır olmalıyız.]
[Acele edelim. Akrabalarımız toplanmaya başladı.]
Ejderhalar kanatlarını çırparak hareket büyüsünü kullandılar. Il Han’ı yakalamak için onlarla aynı amacı taşıyan kendi akrabalarından oluşan gruplarla hareket etmeye başladılar.
Il Han bunu bilmiyordu ve kısıtlı zamanında öldürebildiği kadar ejderha öldürmeye çalışıyordu.
“ *Nefes nefese* ”
[Yu Il Han, iyi misin?]
“Hayır, değilim. Reta, hareket et, çabuk.”
Görevi tamamlaması gereken süreden geriye iki gün kalmıştı. Yalnız ejderhaları öldürmeye çalıştığından av hızı gözle görülebilir bir ölçüde azalmıştı.
[Hemen gideceğiz. Bir büyü tuzağı olabilir yan dikkatli ol lütfen!]
“Sorun yok, tuzaklar bile beni fark edemez.”
Görevi tamamlamasına 43 canavar kalmıştı. Biraz daha dayanırsa birikmiş deneyimiyle birlikte seviye bile atlayabilirdi. Il Han’ın motivasyonu, eğer bunu başarabilirse bir şekilde hayatta kalabileceği düşüncesinden kaynaklanıyordu.
“Çabuk.”
[Anladım.]
Kan içeceği içerken Reta’ya üsteledi ve Reta da hemen biçimi aktifleştirdi.
[Sör Cennet’in Ordusu’nun temsilcisi. Konuşmamız gerekiyor.]
“…”
[…]
[…]
Ve altın pullu, önünde tuhaf bir işaretle uyuyan bir ejderha belirdi.
Magnec