Bu elf yeteneği olan istediğin yaratığın yanında belirme mi ?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
84. Bölüm Sen, Ben, Yabancılar (2)
Zindanın içi eskisinden pek de farklı değildi. Sonsuz yaylalar, dolup taşan kimsesizlik… Sadece gökyüzünün rengi değişmişti. Zindanı saran koyu renk sanki her an zindan çökecekmiş gibi hissettiriyordu.
[Senkronizasyon çok ilginç. İkinci değişim yakı zamanda yaşanmasa bile ejderhaların zindana girebileceğini düşünüyorum.]
“Reta Kar’iha. Nasıl büyü biçimine geçebilirim?
[Reta iyi. Bu yer hala zindanın yüzeyi. Dareu’ya girmeden önce En azından zindanın özüne, daha önce savaştığımız yere gitmelisin.]
“Güzel, o zaman acele edelim.”
Il Han hemen içinde kan içeceğinin olduğu erzak torbasını aldı. Kapağı çıkararak paketi ısırdı. Sanki Kore’de popüler olan bir dondurmayı yiyormuş gibiydi ama kan içeceği aşırı zehirli olduğundan kan içeceğinin konulduğu paket, sıradan malzemelerden yapılmamıştı.
“Fu… Haa!”
Pakettekini içen Il Han yeri tekmeledi. İstatistikleri Cennet Görevi sayesinde artmış olsa da hızı aşırı fazlaydı. Sebebi tabii ki de manaydı.
Mana bütün fenomenleri ve de hareketleri etkiliyordu. Onları en iyi kullanma yöntemi de tekniklerden geçiyordu.
Bazı yetenekler sadece mana ile çalışabiliyordu ve bazıları da manaya ihtiyaç duymasa da mana ile daha da güçlü oluyordu.
Süper insan gücü ve zıplama yeteneği ikinci kategoriye giriyordu. Gizlenmesi pasif olduğundan hiç mana harcamayarak bütün manasını süper insan gücüne ve zıplama yeteneğine ayırabiliyordu.
[Mananın gücü süper insan gücüne eklenir. Yeteneğin etkisi 20% artar.]
Bilekliğindeki mana yenilenmesi sayesinde manasını hızlıca iyileştirebiliyordu. Kesin konuşmak gerekirse durum sadece bundan ibaret değildi. Şu anda bilekliğinin yanında bir küpe, bir yüzük ve de bir kolye de takıyordu.
[Düzgün Savaşçının Kara Piton Küpesi]
[Seviye – Nadir]
[Seçenekler –
- Mana yenilenme hızında artış.
- Yakın saldırıda sabit rakibini korkutma ihtimali.]
[Kullanıcı Kısıtlaması – Üretici, Yu Il Han.]
[Dayanıklılık – 2,200/2,200]
Üçüncü sınıf büyü taşı olmasa bile seçeneklerinden bağımsız olarak yaptığı aksesuarların malzemeleri, aksesuarı özel yapacak kadar iyiydi.
Bunun sonucunda da mana yenileme hızı 50% artıyordu.
Il Han aslında eski bir kabile şefi gibi bütün vücudunu aksesuarlarla kaplamak istiyordu ama Erta umutsuzca onu durdurmuştu.
Yaptığı cübbe ve zırhlarda saldırı gücüne odaklanmasının aksine, aksesuarların direk bedene etkisi oluyordu. Eğer fazla olursa kullanıcı için tehlikesi de artardı ve sonuç olarak da diğer aksesuarlarla çarpışırlardı.
Daha basit bir açıklamayla, kullanabileceği ekipman yerleri neredeyse dolmuştu.
Neyse ki, mana yenilenmesi sağlayan dört aksesuar ve de sürekli kutsal yenilenmeyi kullanmasını sağlayan kan içeceği sayesinde Il Han durumunu en üst noktada tutarak zindanda koşmaya devam edebiliyordu.
Eğer Büyük Değişim’in başındaki Il Han bir hız treni olsaydı, şu anki hali bir ordu jeti olurdu. Sadece kafasını sıkıca kavramış Erta titriyordu.
“Hiç trol ya da akrep görmüyorum.”
[Bu da zindanın senkronize olduğunun başka bir kanıtı. Zindanı oluşturması gereken mana Dareu tarafından emilmiş.]
Eğer troller olsaydı kan içeceği depolayabilirdi ama olmadığını görünce hafif bir hayal kırıklığı yaşamıştı.
Ama trol kanını, Dareu’yu temizleyerek Dünya’ya döndükten sonra almaya karar verdiği sırada etrafın görüntüsü değişmeye başladı; yayladan ormanlara yüksek yerlerden alçak yerlere.
“ *Nefes alır* ”
Fazlasıyla ağır mana yüzünden Il Han bir anlığına sersemlemiş hissetti. Reta Dareu’nun üçüncü değişimini yaşadığını ve mana yoğunluğunun da Dünya ile kıyaslanamayacağını söylemişti.
[Buna mana hastalığı deniyor. Diğer dünyalara giden herkes bunu hissetmiştir.]
“Evet, onlarla aynı şeyleri yaşadığım için çooook mutluyum.”
Il Han alayla konuşarak derin bir nefes aldı. Hafiften sersemlemiş olsa da bir süre sonra her şeyin düşündüğü kadar kötü olmadığını fark etti.
Eğer çevresini yoğun bir mana sardıysa, mana kullandığında daha büyük etkiler bekleyebilirdi.
“Yani sert vurursam daha sert darbe mi alırım?”
[Ne kadar da ilginç bir açıklama şekli. Bugün senden öğrendim.]
“Ama aktif bir vuruşum yok. Benim fazla bir işime yaramaz.”
Il Han, Dareu’ya girdikten sonra artan gerilimi, Erta ille konuşarak atmaya çalışıyordu. Erta’nın özel eğitiminin sonucu buydu işte. Il Han ve de Lita’nın arasındaki ilişkiyi kıskandığından böyle bir yöntem izlemişti.
Reta’nın bahsettiği büyü biçiminin olduğu bölgeye girmeleri yarım saatlerini almıştı.
[Güzel, hala burada.]
Il Han etrafında bir değişiklik fark etmemiş olsa da Reta sesini yükseltti. Il Han bşaşını sallayarak onu onayladı.
“Gerçekten mi? Etrafta ejderhaların değiştirdiği bir şeyler yok değil mi?”
[Hiç yok. En son kontrol ettiğimle aynı.]
Reta’nın kendine güvenen tavrı üzerine Erta etrafın şekline baktı. Terkedilmiş Dünya’da olduğundan gücünü kullanması zor olsa da gözleri gerilememişti.
[Büyünün biçimine zarar verilmemiş. Üstelik Reta’nın da dediği gibi bu büyü biçiminin sahibi olan bizleri fark edince gizlice aktive olmuş. Oldukça karmaşık bir biçim.]
[Elflerin gururudur. Bu biçimi oluşturan kral yok edilmiş olsa da…]
Il Han şimdilik iyi olsa bile işlerin sonradan kötüleşebileceğini düşünüyordu, yine de bir şey demedi. Konuşarak şanssızlığı çağırmaktansa önlem almak daha iyi olurdu.
[Ne yapacaksın? Hemen ejder türünü avlamaya mı başlayacaksın?]
“Toplamda kaç taneler?”
Reta bunu bekliyormuş gibi hemen cevap verdi.
[Bu büyü biçiminin içinde toplamda 45,988 tane ejder türü var. Bunlardan 1,233 tanesi dördüncü sınıf.]
“Neeee….”
Il Han bir şey söylemek için ağzını açtı ama tekrar kapattı. Dareu’nun neden mahvolduğunu sonunda anlamıştı.
Dünya’nın sadece bir tane dördüncü sınıfla bile mahvolacağını düşündü. Her ne kadar üçüncü kez değişmiş olsa da, bir dünya için bu seviye çok fazlaydı.
Bu dengesiz dünyada nasıl bir ‘direnç’ olabilirdi? Il Han başının üzerindeki Erta’ya bakarak konuştu.
“Yöneticiler, işinizi iyi yapın.”
[Ben de son günlerde bunun sayesinde şüpheleniyorum. Il Han ben Cennet’e gidersem sorumluluğu alabilir misin?]
“…Hayır, özür dilerim. Lütfen pes etme ve bütün gücünü ortaya koy.”
Il Han, Erta’nın sözlerinin yanlış anlaşılmaya müsait birçok bahane içerdiğini düşünürken tekrar konuştu. Şimdi sırada Reta vardı.
“Ejder türünden başka canavarlar var mı? Eğer mümkünse 100. Seviye civarlarında.”
[Elbette var. Ejder türü bütün diğer türdeki canavarları ve de insanları yok etmiş olabilir ama hala yaşayan birçok canavar var, aslında canavarlar ancak fazla miktarda olurlarsa yaşayabilirler.]
Reta üzgün bir ses tonuyla cevap verdi. Il Han da bu konuyu sormadı. Reta’nın daha da üzüleceğinden korkuyordu.
“O zaman önce oraya gidelim.”
Dareu’daki ejder türlerinin sayısını duymadan önce Il Han pervasız bir şekilde kendine güveniyordu ama kırk binden daha fazla canavarla karşı karşıya olduğunu öğrenince ciddileşti. Büyü biçimini kullanarak onları tuzağa düşürmenin çok iyi bir plan olduğunu düşünüyordu ama aynı zamanda eğer ejder türü aptal değilse bu plan daha yolu yarılamışken yanlış gitmeye başlayacaktı, bundan da emindi.
O zaman ne yapmalıydı? Cevap basitti. Kendi yeteneği olabildiğince yükseltmeli ve onlar daha geldiğini fark etmeden sayılarını azaltmalıydı.
“Eğer onlar tarafından fark edilirsem gerilla taktiğini kullanacağız. Fufu, şimdiden heyecanlandım.”
[Il Han sesin kötü, sesin!]
Ancak üstünden defalarca kez geçtiğinde bunun bir saçmalık olduğunu fark etti. Bir dünya dolusu, o dünyayı yok etmiş canavarı tek başına mı temizleyecekti? Bir romandaki ya da filmdeki başrol değildi o.
Ama ne yapabilirdi? Bunu yapabilecek başka kimse yoktu. Dünyayı koruması gereken Goku’nunkilere benzer hislerle büyü biçimine adımını attı.
Reta Kar’iha büyü biçimini etkinleştirdi ve bir limuzinden bile daha yumuşak olan biçim onu istediği yere götürdü.
Her yer karanlıktı. Dahası mana daha da kalınlaşarak onun nefesini kesiyordu.
Il Han anında sebebini fark etti. Daha önce sadece bölgenin dış kısmındaydı ama artık bölgenin en içteki kısmına gelmişti.
[Hipiii]
[Ubuuuu]
Acayip bir ses sürekli yankılanıyordu. Mananın baskısına alışan Il Han’ın bu sesleri yakalaması biraz zaman almıştı.
“Bunlar da ne…?”
[Hayaletler.]
Cevap verdi Erta.
[Hortlak canavarlar sınıfına aitler, zaman zaman yıkılmış krallıkların kalıntılarında, bütün bir kasaba felaket sonucu yok olduğunda ortaya çıkarlar. Fiziksel saldırılarla neredeyse hiç zarar verilemediğinden mana olmadan onları avlamak çok zordur. Elbette on ton ağırlıkla çarparsan hayaletler bile güvende olmaz, yani sen fiziksel güçle avlayamazlar sınıfına girmiyorsun.] (Ç/N: Zombi diye çevrilen yaşayan ölü sınıfından canavarları artık hortlak diye çevireceğim.)
Artık mana kullanabildiğinden böyle pervasızca saldırılar yapması gerekmiyordu ve Erta’ya cevap vermek istedi ama övünmekle uğraşmadı. Aklını kurcalayan başka bir şey vardı.
“Yıkılmış krallıkların kalıntıları, felaketler. O zaman bu…”
Bu sefer cevap veren Reta Kar’iha’nın üzgün sesiydi.
[Doğru. Mantıksız şiddet ve felaketten kaçamadıkları için hala buraya bağlı olanlar. Mananın laneti yüzünden hem amaçlarını hem de iradelerini kaybedip canavarlaşanlar. Onlar yok olmuş dünyanın sakinleri.]
[Bu iyi. Il Han onlara huzuru getirir. Artık seni hortlaklara karşı güçlü yapan Meleğin Partneri’ni kullanma zamanı. Elbette Meleğin Partneri’ne, Terkedilmiş Dünyalarda kullanabileceğinden dolayı da alışmalısın.]
Belki sempati duyabilirdi ama Erta’nın sözleri merhametsizdi. Düşünülecek olursa Erta hep böyleydi. Sadece kendi yönünde ilerliyor başka bir yere sapmıyordu. Il Han’ın kişiliğiyle oldukça benzerlikleri vardı.
“Evet, öyle yapmalıyım.”
[…Ayrıca sana görev veriyorum.]
“Bana bırak.”
Il Han’a yeni bir güç vermeliler. Bu dünyayı yok eden ejder türüne karşı gelecek bir güç, yani birçok deneyim!
Il Han umut ve beklenti doluydu. İyi önsezileri vardı.
Bir hafta geçti. Il Han 90. Seviyeye ulaşmıştı. Beklentileri ona ihanet etmişti.
“Böyle olmaz. Ejderhaları avlamaya başlamalıyım.”
[İyi fikir.]
Reta için üzülüyordu ama bu kahrolası hayaletlerin verimliliği çok kötüydü. Kalıntılar! Il Han’ın kalıntılara karşı olan tutkusuyla dalga geçer gibi hayaletler öldükleri anda ortadan kayboluyorlar ve geride tek bir parça bile bırakmıyorlardı.
Hayaletlerin verdiği deneyimler çok da kötü değildi ama ihtiyacı olan deneyim çok daha fazlaydı.
Bir haftada sadece üç seviye? Üstelik bu hız gelecekte daha da düşecekti. Hiç yemeden ve uyumadan avlansa bile!
- seviyeye çıkmak bile zorken dördüncü seviye canavarlar ve de üstün varlıklar vardı! Il Han ilk kez Erta’ya saygı duydu.
[Senin durumun çok acil olduğu için böyle. Ama normalde eğer sınıf gelişimi görevlerini bitirecek yeteneğin varsa seviye atlama hızının bir önemi olmaz. Bana o gözlerle bakmana gerek yok.]
“Ama sen yine de harikasın. Bunca yıl ne kadar emek harcamışsın.”
Il Han Erta’yı yukarı kaldırdı. Il Han, Mi Rae ile benzer bir kişiliğe sahipti. Hem kendisine hem de başkalarına karşı sertti. Il Han tarafından övülmek nadirdi bu yüzden de Erta’nın yüzünde tatmin olmuş bir ifade belirdi.
[Bu doğru. Böyle görünüyor olsam bile ben yedi… Kyaaak!]
“Ouch! Ooooooocuh!”
Erta anında çenesini kapatarak Il Han’ın saçını çekti. Az kalsın yaşı ortaya çıkacaktı.
[Bu hileli bir soruydu! Seni kötü insan!]
“Ouch, gerçekten acıyor, kes şunu!”
Il Han aceleyle onu aldı. Terkedilmiş Dünyalarda zaten zavallı olan fiziksel yetenekleri iyice zavallı bir hal alıyordu ve Il Han ona gücüyle sataşmak isterse sataşabilirdi ama intikam almasından korktuğundan o kadar ileri gitmiyordu.
Bu doğruydu.
Eğer bu durumun Il Han’a sağladığı bir yarar varsa o da Erta’nın dediği gibi altsınıfı, Meleğin Partneri’nin yeteneklerini kullanmada ustalaşmasıydı.
Meleğin Partneri olduktan sonra usta olduğu yetenek, Kaçak’tan bahsetmeye bile gerek yoktu. Ayrıca Erta’nın yeteneğini kullanmasını sağlayan Melek Desteği yeteneğinde de ustalaşmıştı. Çünkü Erta Terkedilmiş Dünya’dayken kendi gücünü kullanamıyordu.
Erta, Lita’nın onun üstü olduğunu söylemişti ama Erta’nı gücünün sadece bir kısmına sahip olabilmek bile yeteneklerini 30% hatta daha bile fazla artırıyordu.
Basit bir güç artışı değildi. Il Han, Erta’nın dayanıklılık gücünü tüketmiyordu. Aynı zamanda destekten bir süreliğine vaz geçerek ikisinin gücünü toplayıp tek bir saldırıda bir araya getirebiliyordu.
Il Han bir haftanın sonunda çoktan gelişmiş yeteneklerine alışmıştı ve ayrıca bütün gücünü kullanarak yaptığı, Melek’in Tek Saldırısı adlı saldırıya odaklanmıştı. Sonuç olarak harika bir şekilde yeteneklerine, hazırlık ve tekrar kullanım zamanlarına uyum sağlamış,
Artık ayrılma zamanı gelmişti. Artık ejder türünü avlama zamanıydı.
Sinirli Erta’yı avutan Il Han on tane ikinci sınıf taşı çıkardı. Büyü biçimini aktifleştirmenin bedeliydi bu.
Bedel, üçüncü sınıf büyü taşı kullandığında düşüyordu ama Il Han, az sayıdaki üçüncü sınıf taşlarını kullanmaktansa elinde on binlerce olan ikinci sınıf taşlarını kullanmayı tercih ediyordu.
“Reta, lütfen. Öncelikle tek oyuncuları öldürelim.”
[Ejder türünü öldürmeyi mi planlıyorsun?]
Reta gergin bir sesle sordu. Il Han da sessizce başını salladı. Hesaplamalarına göre üçüncü sınıf ejder türlerini kolayca öldürebilirdi ama bulundukları yer bu şekilde bir yer olduğundan bir türlü gerilen sinirlerini gevşetemiyordu.
Daha önceden karşılaştığı dördüncü sınıfla bile savaşabilmişti!
Reta bunu bilse de bilmese de Reta, sadece bir düşünce olmasına rağmen yutkunma sesine benzer bir ses çıkararak cevap verdi.
[Anladım. Hemen harekete geçiyoruz.]
Büyü biçimi anında etkinleşerek Il Han’ı yuttu. Bir an sonra uyuyan bir yılan şekliyle burun burunaydı. Daha önce defalarca kez büyü biçimini kullanmıştı ama bu sefer fazla güçlüydü.
Ama asıl önemli olan büyü biçimi değil, yılandı. Diğer bir deyişle üçüncü sınıf bir ejder türü.
Onu görür görmez hesaplarını tamamladı. Bu üçüncü sınıfı anında öldürebilirdi, arkasında duranı da öyle. Melek Desteği inanılmaz olsa da Il Han’ın bedeninde yer alan teknikleri daha inanılmazdı.
Gizlenmesini son aşamaya çıkararak zıpladı.
Il Han’ın ‘Dünya Avı’nın başlangıcıydı bu.
Magnec