Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

61. Bölüm Ben Carry! (8)

Çevirmen: Kamiyasora / Editor: Kamiyasora

Dördüncü sınıf büyücünün aksine birinci sınıf hizmetkâr tek bir mızrak darbesiyle ölmüştü. Kötücül, Dünya’yı başka bir dünya ile birleştirme planı Il Han’ın saldırısıyla son bulmuştu.

Geriye kalan tek kişi üstün sınıf olan erkek melekti.

[Neden zindan… Kahretsin, üst sınıf bir melek!?] (Erkek melek)

[Sen artık ölüsün.] (Lita)

Il Han insanların icabına bakarken Lita da o insanlara yardım eden melekle ilgileniyordu. İnsanlara karşı güçlerini kullanamıyordu ama karşısındaki bir melekse, üstelik de bir hain, kendini tutmadan her şeyiyle savaşabilirdi.

[Khuk!] (Erkek melek)

[Nereye gittiğini sanıyorsun?] (Lita)

Büyücünün beyni tofu gibi parçalandığında melek durumun iyi olmadığını fark etmiş ve hiçbir şey yapmadan kaçmaya çalışmıştı. Ama Lita çevik bir şekilde ona yaklaşarak bacağına vurup kırmış ve işaret parmaklarını meleğin gözlerine sokmuştu. Art arda yaptığı saldırılar yüzünden melek ona karşılık veremiyordu.

[Khuuk!]

[Huzur içinde ölmeyeceksin.] (Lita)

İnsanlar gibi, meleklerin arasında da farklar vardı. Eğer Erta ve Lita tarafından dövülen erkek melek üstün yeteneklere sahipse o zaman Lita Tanrı tarafından dövüş yeteneğiyle kutsanmıştı.

Ama Il Han bunu 990 yıldır biliyordu.

[Kuhk! Kuhuk! Bekle- dinle Khak!] (Erkek melek)

[Daha dilini ısırma! Bilincine tutun!] (Lita)

Usta seviyedeki yakın dövüş hareketleri meleğe vurdukça vuruyor ve her yeri beyaz kanla boyuyordu.

100 kombo, 200 kombo, 300 kombo! Mücadelenin en başından itibaren erkek meleğin bedeni yere inmemişti bu yüzden de hava bonusu ekleniyordu.

[Böyle giderse gerçekten ölecek! Onu en azından sorgulamalıyız!] (Erta)

[Tamam, o zaman iyileştir onu.] (Lita)

Bunun anlamı melek iyileştikten sonra onu daha fazla dövecekti. Erta uysallıkla onu iyileştirdi.

“Fuu.”

Bu sırada Il Han zindanın ortasındaki geçide bakıyordu. Daha aktif olmamıştı ama böylece kalırsa bu büyücü gibi iğrenç başkalarının gelip gelemeyeceği bilinmezdi.

Bunu tek bir vuruşla ve sürpriz bir saldırıyla halledebilirdi ama vücudunda dolaşan büyü gücü inanılmaz bir seviyedeydi. Eğer sürpriz bir saldırı yapmazsa o zaman saldırmayı bile deneyemezdi.

Ama bu geçidin arkasındaki dünyada az önceki büyücü kadar güçlü biri varsa ve eğer bu insan Dünya’ya gelirse ve Il Han ona engel olamadan harekete geçerse…

Sadece düşünmek bile başını ağrıtmıştı. Meşgul bir dünyada, endişelenecekleri birçok başka canavar varsa neden Dünya’ya geliyorlardı ki? Eğer insanları öldürmek istiyorlarsa bunu kendi dünyalarında da yapabilirlerdi!

“Erta.”

[Geçidi yok edeceğim.] (Erta)

Erta’nın gerilmiş ellerinden gelen ışıl bütün geçidi kapladı. Il Han birinin çıkması ihtimaline karşı elinde mızrağını tuttuğu halde bu manzarayı izliyordu. Ama neyse ki böyle bir şey yaşanmadı.

Erta’nın büyüsü güçlüydü. Geçit, geride özü olan büyü taşını bırakarak yavaşça ve tamamen yok oluyor gibiydi. Ve sonunda büyü taşı da fazla büyü gücüne dayanamayarak çatladı. Diğer dünyayla olan bütün iletişim koparılmıştı.

[Hayır!] (Erkek melek)

[Evet!] (Lita)

Erkek melek bunu görünce çığlık attı ama Lita’nın yumruğu onu susturdu. Artık 700 komboyu geçmişti.

Il Han boş boş olayları izliyordu. Sonuçta para verilse dahi görülemeyecek bir görüntüydü.

[Yu Il Han sen iyi misin?] (Erta)

Erta dikkatli bir şekilde sordu. Onun ne konuda endişelendiğini bildiğinden Il Han gülerek cevap verdi.

“Ben iyiyim.”

Şuana kadar neden canavarları avlamıştı? Seviyesini mi geliştirmek istemişti? Canavar derisi ve büyü taşı kazanmak mı istemişti? Hayır, bunlar sadece bir üründü. Il Han’ın canavarları avlaması için bir neden olamazdı.

Canavarları avlıyordu çünkü insanoğlu ve de kendisi için bir tehdit haline gelmişlerdi. Eğer büyük Değişim ile birlikte ortaya çıkan canavarlar insanları öldürmek istemese o zaman Il Han da onlarla xox gibi oyunlar oynardı. Elbette onu fark edebilirlerse…

“Eğer onları arkamda bıraksaydım benim için tehdit oluştururlardı.”

Bu yüzden öldürmüştü. Bir yanlış yapma ihtimaline karşı keşif yapmıştı ve sonuç olarak onarlın canavarlardan bir farkının olmadığını doğrulayarak onları öldürmüştü. Elbette iki ölü kadını bulduktan sonra daha da öfkelendiğini kabul etmeliydi.

[Sadece bu mu?] (Erta)

“Eğer değilse, o zaman ne? İnsanlar özel mi olmalı?”

Il Han’ın sözleri mantıklıydı. Onları öldürmesinin sebebi aynıydı ama söz konusu kişiler yüzünden biraz farklı hissetmişse bu ikiyüzlülük olurdu.

[Hayır tabii ki de. Ama bu sanki…] (Erta)

Erta tam o sırada kendini durdurdu. Çünkü bunu duyması Il Han için iyi olmayacaktı.

Ama Il Han Erta’nın ne söyleyeceğini hissederek kısa bir süre ona baktı. Sonra da buna gülerek yağma yapmaya koyuldu.

“Vaov, onu böyle kim öldürdü? Sadece kafası kaybolmuş.”

[Ne kadar da muazzam bir savunma. Gerçi onu parçaladığın için sen de muazzamsın.]

Büyücü siyah ipekten yapılma, tek bakışta pahalı olduğu anlaşılan gösterişli bir cübbe giyiyordu. Il Han'ın onu bu kadar temiz bir şekilde öldürmesi sayesinde cübbeye dokunulmamıştı.

“Eğer bu iyiyse pelerin yapmama gerek kalmaz, değil mi?”

[Seni temin ederim ki bir pelerin yapacaksın.] (Erta)

Il Han somurtarak pelerini aldığında bir mesaj ortaya çıktı.

[Alaycı Demir-duvar Kara Büyücü’nün Ceketi]

[Seviye – Efsanevi]

[Savunma – 3,300]

[Malzeme Açıklaması – Üçüncü sınıf büyücü kategorisi, 400 veya daha üstü büyü]

[Seçenekler – Mana yenilemesi, Büyü dağılımı süresinde 40% artış, Vuruluma tehlikesi sırasında manayı tüketerek Büyü Kalesi’ni aktive eder.]

[Dayanıklılık – 1,200/1,200 (Otomatik yenileme)]

[Efsanevi zindanda orijinal bir canavarın avlanmasıyla elde edilen Kara İplik’in kullanıldığı usta birinin elinden çıkma ceket. Koruyucu büyüyü doğrudan modern hayata kaydeden Efsanevi bir büyücü.]

“Aman Zelnaga. Haklısın.”

Erta bunun olacağını tahmin mi etmişti? Cübbenin canavarımsı bir malzeme açıklaması vardı. Elbette bu canavarımsı seçenekleri ortaya çıkarıyordu ama görünüşe göre Il Han asla bu cübbeyi giyemeyecekti.

Dahası o isim açıklaması da neydi? Kesinlikle bildiği bir kelime grubuydu ama sanki bir kadının kalbiymişçesine anlaşılmıyorlardı.

Ama bundan daha fazla aklını kurcalayan bir şey vardı; Il Han’ın bilekliğinin gelişmiş haline benzeyen yazı.

“Büyü Kalesi… Öyleyse ölmeden önce mırıldandığı şey buydu. Bu, onu koruyan o lanet katmanlar mıydı?”

[Hayır, bu daha çok savunma gibi sürekli aktif olan bir büyü koruması. Cübbenin seçeneklerinden farklı bir şey.] (Erta)

Umursamaz tavırları, tamamen sahip olduğu güvenceden kaynaklanıyordu. Ama Erta’nın sözlerine bakılırsa Il Han’ın sürpriz saldırısı sırasında Büyü Kalesi adam akıllı çalışmamıştı. Bu neden büyücünün, öleceğinden dolayı haksızlığa uğramış gibi baktığını açıklıyordu.

Öyleyse neden, nasıl bir sebepten dolayı Büyü Kalesi çalışmamıştı? Eğer o Büyük Değişim’in başlarındaki Il Han olsaydı bunu düşünürken acı bile çekebilirdi.

Ama Il Han artık birçok zorluğu aşmıştı. ‘Bu yakındı’ diyerek rahat bir nefes almayacaktı. En başından beri, eğer bir tehlike varsa içgüdüleri onu önceden uyarıyordu.

Bu sadece birkaç kere olmamıştı yani Il Han kendini iyi tanıyordu.

[Yani efsanevi seviyede bir malzeme bile senin farkına varamadı mı?] (Erta)

“Biliyorum, ben de tam onu diyecektim! Ama senin söyleme şeklin çok daha bir üzücü!”

Elbette bunun sayesinde büyücüyü çok daha kolaylıkla öldürdüğü doğruydu ama böyleyken bile sinirlenmeden edemiyordu. Cübbeyi alarak çantasına koydu.

“Bunu da imparatoriçeye satacağım. Biraz daha zaman geçtiğinde.”

[İyi fikir.] (Erta)

Eğer Il Han’ın kendisi bunu giyebilseydi onu kendine alması en iyisi olurdu. Ama malzeme açıklamasına bakıldığında onu giyemeyeceği anlaşılmıştı. Bu yüzden de bunu, onu en iyi şekilde kullanabilecek birinin giymesi daha iyi olurdu.

Buna ek olarak, eğer bu kişi bunu para verebilecek biriyse, bu çok daha iyi bile olurdu.

Bir cübbe olduğundan, her ihtimale karşı bir silah bulabilir diye beklenti içinde etrafı aradı. Ama silah gibi bir şey yoktu. Onun yerine büyücünün giydiği kıyafetlerin içinde küçük deri bir cep vardı ve bu cebe Il Han’ın çantasından daha küçük olsa da genişletme büyüsü uygulanmıştı.

Il Han cepten şişeler dolusu mavi ve kırmızı sıvılar dökülmeye başladığında şok geçirdi.

“Altın çıkacağını düşünmüştüm.”

[Bunlar altın ile satın alamayacağın şeyler. En üst seviye sağlık ve büyü iksirleri! Unutma ki Cennet’in altında olan hiçbir dünyada iksirleri marketlerden satın alamazsın.] (Erta)

Ama bunun iyi tarafı neredeydi ki? Sağlık için kan içeceği vardı ve daha istediği zaman bile kullanamıyordu, yani yenileyecek manası da yoktu.

Il Han onlarla ne yapacağını düşündü ve sonunda onları da çantasına koysu. Bunalrı kullanacağı bir günün de geleceğine inanıyordu.

Ne olur ne olmaz diye birinci sınıf adamın da vücudunu kontrol etti ama hiçbir şey yoktu. Dilini şaklatan Il Han ayağa kalktı.

Lita 3000 komboyu geçmişti.

[Lita’nın öfkesi yakın zamanda duracağa benzemiyor. Il Han ne yapabiliriz?] (Erta)

“Lita için tezahürat yapabiliriz. Biraz patlamış mısır getir Erta.”

Lita’nın istediği gibi meleği dövmesine izin verirken Il Han da kendi işleriyle uğraşıyordu – ölü kadınların vücudunu yenilemek.

“Erta lütfen bu insanları temizle.”

[Anladım.] (Erta)

Erta’nın büyüsü sayesinde vücutları temizlenen kadınları gördüğünde Il Han’ın kafası allak bullak olmuştu. Onların ailelerini bulmak istiyordu ama nerede kaçırıldıklarını bile bilmiyordu. Bu şekilde zaman kaybedemezdi.

Kurbanların bedenini onardıktan sonra Il Han büyücü ve adamın bedenlerini tamamıyla yaktı. Sonuçta insan bedeni mana saçmıyordu ve onlarla malzeme yapmaya gerek yoktu.

Bu sırada Lita’nın cezalandırması da sona ermişti. Ne kadar iyileştirme gücü olursa olsun melek kendine gelememişti. Onlar da geri kalanını diğer meleklere bırakmaya karar verdiler.

[Lita, onun neden insanlarla işbirliği yaptığını dinledin mi?] (Erta)

[Hayır, onu dövdüğümden dinleyemedim. Diğerleri benim yerime dinlerler!]

Lita’nın gülümsemesi işe yaramaz bir şekilde canlandırıcıydı. Bütün kalbiyle erkek meleği dövmek onu biraz daha iyileştirmişti sanki. Tabii bu yeni bir şey değildi, bu yüzden de Il Han ve Erta pes ederek Lita ile birlikte zindanı terk ettiler.

[Lita iyi işti.]

[Yu Il Han, yine sensin. Cennetle özel bir anlaşma imzalamak senin için daha kolay olmaz mı?]

[Çoktan yaptı. Lita ve Erta’nın başarılarının son günlerde tavan yaptığını görmediniz mi?]

Melekler çoktan zindanın önünde bekliyorlardı. Lita’nın hemen haini onlara vereceğini sanıyordu ama meleği omuzlarken onlarla aynı tarafta durduğunu fark etti.

[Bir hainin ortaya çıkması,  hala otuz tane saklanan olduğu anlamına gelir. Başka bir hainin ne zaman bir şeyler karıştıracağını bilmiyoruz bu yüzden bu hainin kafasının kesildiğini doğruladıktan sonra geri döneceğim.] (Lita)

“Hainler hamamböceği mi!?”

Soğukkanlılıkla ve umursamazlıkla söylenmiş bir sözdü!

[Hainler artık birer ölüler. Lita’nın seğiren gözlerine bak.]

[Bunu bütün dünyalar dururken burada yapmak zorundaydılar sanki… aptallar.]

Lita ona Vale Tudo yapmasını önerdiğinde anlasa da Lita’nın gücü sıradan değildi. İçinde yılan olduğunu bile bile yaprakları dürtmeye hiç gerek yoktu. Il Han onun halini fark etse de görmezden geldi.

[Akşama kadar geri dönerim. Çok iyi bir görev ödülüyle geleceğim, yani beni bekle!]

“Geri dönerken bana dondurma al.”

Sanki annesi markete giden bir çocuğun konuşmasına benziyordu. Il Han, Lita’yı gönderdi. Il Han’ın meleklerle birlikte olmasına neden olan birçok olay yaşandığından artık diğer melekler bile onunla selamlaşmak için başlarını eğdiler. Oldukça yüce bir görüntüydü.

“Öyleyse…”

[Biliyorum. Hemen avlanmaya başlamalıyız.] (Erta)

Dinlenmeyen demir adam Il Han’a alışan Erta pes etmiş gibi konuştu. Ama Il Han başını iki yana sallayarak acı acı güldü.

“Hayır.”

Çantasına iki kez vurdu. Kurbanların bedenleri çantasının içindeydi.

“En azından yoğun bir yerde onları yakalım.”

[…Elbette, elbette.] (Erta)

Erta’nın kısık sesini duyunca Il Han yürümeye başladı. Normalde alkol sevmezdi ama bugün canı içmek istiyordu.