Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

45. Bölüm Ben de İkinci İşimi Geliştiriyorum (7)

Çevirmen: Kamiyasora / Editor: Kamiyasora

[Uyuyan ikinci sınıf canavarın kalbi 500/500]

[Trol kanı 500 litre]

[İyi uyku 100/100 saat]

[Üçüncü sınıf bir canavarın büyü taşı 1/1]

Il Han’ın gözleri parlayarak, hemen önünde çıkan yazıya bakıyordu. Bundan daha güzel bir şey olamazdı. Büyük Kanyon bile bununla kıyaslanamazdı.

“Peki, şimdi ne yapacağım?”

[Bir canavarı öldürdükten sonra deneyim kazanmak gibi. Ayrıca topladığın malzemelerle ve büyü taşını kullanarak mana işçiliği yapmalısın. Gözlerini kapatarak yoğunlaş. İşini seçtiğin zaman yaptıklarının aynısını yapmalısın.]

Böyle anlarda uysalca Erta’nın sözlerini dinliyordu. Il Han yavaşça gözlerini kapattı ve yoğunlaştı.

Değişim kısa sürede başladı. Çantasının içindeki malzemeler kendi başlarına uçarak, trolün büyü taşı ortaya geçip ışık yaymaya ve onları sarmaya başlamadan önce havada sıralandılar.

Basit malzemelerin yeni ve harika bir kayda dönmesi işlemi, Il Han bilmese de, büyük bir dayanıklılık gerektiriyordu.

Yetenek evrimleşmesi, normalde bir yetenek son seviyeye çıktığında mümkün oluyordu. Bu yüzden Erta heyecanlı bir şekilde önündeki sahneyi izliyordu. Üstelik bu yetenek sıradan bir yetenek değil, evrimleşme zorluğu SSS-seviye olan bir yetenekti!

[Bütün malzemeler tek bir kayıtta birleşiyor.]

[Kaydı özümsedin. Dinlenme Yeteneği evrimleşiyor.]

Kalbinde sıcak lava kaynıyormuş gibi hissediyordu. Il Han’ın daha önce hiç hissetmediği vahşi ve tuhaf bir acının altında ezilmişti. Sanki varlığının kendisine bir güncelleme gelmiş gibi hissediyordu.

[Kutsal Yenilenme Yeteneğini kazandın. Yüksek bir darbe aldığında fiziksel ve zihinsel zararı hemen iyileştirebileceksin. 1. Seviyede olduğundan şuan bir parmağını, havaya uçsa bile iyileştirebileceksin. Yetenek bir kez aktive edildiğinde dinlenerek yeterince enerji toplayana kadar tekrar aktive edemezsin. Dinlenme Yeteneğinin orijinal özellikleri korunacak.]

“He bu…”

[Eğitimi, EX-seviye zorluğunda olan bir yeteneğe sahip olduğunu için tebrik ederim.]

“Bunun olacağını biliyordum.”

Il Han iç çekti.

Kayıp beden parçalarını iyileştirmek kesinlikle iyi bir yetenekti ama yeteneği tekrardan kullanma koşulları aklını kurcalıyordu.

Ayrıca şimdilik sadece bir parmağını iyileştirebiliyordu. Yani kalbi parçalandıktan, beyni yok edildikten sonra bile hayatta kalabilmek için kendini ne kadar geliştirmesi gerektiğini bilmiyordu.

Durum böyle olsa bile bu yetenek kesinlikle özel bir yetenekti. Yani ölesiye çalışsa ve öğrense bile pişman olmazdı.

“Gerçekten de, üstünde durulması gereken özel bir yetenek.”

[Nasıl? Yardımcı olacak, değil mi?]

“Evet, evet.”

Il Han, Erta’nın ne kadar gururlu olduğunu gördüğünde güldü, sonra ayağa kalktı.

“Öyleyse iş gelişimi için gerekli şartları yerine getirmeye mi başlamalıyım?”

Görevindeki en büyük engel, üçüncü bir sınıf canavara yapılacak sürpriz saldırı çoktan hallolmuştu. Artık tek yapması gereken yüz tane ikinci sınıf canavarlara sürpriz saldırı düzenlemekti. Şimdiye kadar bunu çok sık yaptığından, yeni bir şey değildi.

[Çaylak Orakçı’nın gelişmesi için gereken şartlar gerçekten psikopatça. Senden başka kim bu şartları yerine getirebilir ki?]

“Bu yüzden bu iş bana gelmiş olmalı. Pekâlâ, hadi gidelim.”

[Gidelim.]

Akrepler Il Han’ı bulmayı bile beceremediklerinden ona pusu kuramıyorlardı. Akrepler ortaya çıkmadıklarından Il Han’ın hedefi sadece trollerdi.

Asıl sorun, trollerin hareket şekilleri biraz değişmişti.

[Troool düşman arıyor.]

[Trol hareket ediyor. Trol yavaş.]

[Trol, trol]

“Onların sorunu ne? Sanki tatilleri bitmek üzere olan ortaokul öğrencileri gibiler.”

Özelliği dinlenmek ve uyumak olan troller, yaylada geziniyorlardı. Sebebi Il Han’ın kendi elleriyle öldürdüğü patron trol olabilir miydi? Patron ölünce diğerleri de intikam mı almak istiyorlardı?

Trol dinlenmek istiyor.]

[Trol yorgun.]

“Hayır, bu zavallıların bunu yapabileceklerini sanmıyorum.”

[Hemen yok et onları.]

Bu zindanda çözülmemiş bir sır vardı. İçten içe bunu düşünen Il Han trolü pusuya düşürdü. Artık sadece sürpriz saldırı yapması yettiğinden trolün uyumasını bekleyerek ona saldırmasına gerek yoktu.

Troller, etrafta grupça dolaşma alışkanlığı olmayan canavarlardı. Bu sayede Il Han teker teker onları avlayarak ikinci işi için gereken şartları yerine getirmeye devam etti.

“Ah, gerçekten.”

Bu duyguyu sadece tam yerken eti bitenler anlayabilirdi. Eğer yeterince et depo etmezseniz bu an çok çabuk ve bomboş bir şekilde gelirdi.

Pişirme süresi kısa olan biftek bir iyi olurdu ama bir insan nasıl sürekli biftek yiyebilirdi ki?

Il Han’ın durumu da şuan tam olarak aynıydı. Önceden her on dakikada bir trol avlıyordu ama şimdi bir saat boyunca etrafta dolaşarak şanssız olup olmadığını düşünüyordu.

“Erta-emon. Bir şeyler yap.” (Doraemon göndermesi)

[O ‘bir şey’ mümkün değil.]

İki günde ancak 78 trol öldürebilmişti ve bu durumdan rahatsız olmaya başlamıştı. Onu daha da sinirlendirense, nadir gördüğü troller bile tuhaf davranıyorlardı.

[Trol ölmek istemiyor.]

[Trol kaçmalı mı? Çok rahatsız edici. Ama yaşamak istiyor. Kararsızlık trolü mahvediyor.]

[Bütün troller ölecek mi?]

[Trol geri dönmek istiyor.]

Il Han’ın patronu öldürdükten sonra hissettiği rahatsızlık, ona belki de öldürdüğü patronun ve Dev Ölüm Takipçisinin üstünde de bir patron olabileceğini düşünmüştü.

Trollerin meraklı davranışlarını görüp homurtularını duydukça şüpheleri gözünde gerçekçi bir hal almıştı.

“Böyle bir şey mümkün mü?”

[Akashik Kayıt kesinlikle onun Patron Yayla Trolü olduğunu söylemişti. Bu da, ondan daha üstün bir canavarın olmadığını gösterir.]

“Yani, söz konusu canavarın bir trol değil de başka bir şey olduğunu söylüyorsun, öyle mi?”

Üçüncü gün 97. trolü sürpriz bir saldırıyla öldürmüştü. Bir kamp ateşi yakıp Patron Yayla Trolünün ön bacağını yerken Erta ile tartışıyordu.

[Olasılık oldukça yüksek. Eğer akrepler ve troller bu zindana sürüklendiyse yüksek seviyede bir canavar da buraya sürüklenmiş olabilir.]

“Belki de hem trolleri hem de akrepleri yönetiyordur.”

[Bunu düşünüyorsun çünkü trollerin sanki bir amacı varmış gibi hareket ettiğini gördün, değil mi?]

“Bu da bir sebep ama Patron Yayla Trolü doğal bir şekilde, tam da Dev Ölüm Takipçisinin ikiliye saldırdığı sırada ortaya çıktı. O sırada ‘olamaz’ diye düşünmüştüm ve üzerinde daha fazla durmamıştım. Ama artık düşündükçe durum daha da şüpheli görünüyor.”

[Bu fazlasıyla mümkün.]

Kafasında duran melek de biraz durup bekledikten sonra aynı karara varmış gibi duruyordu.

[Il Han, işini geliştirmek için gereken şartları tamamlamak üzereyken bunu söylediğim için üzgünüm ama bence şimdi zindandan çıksak daha iyi olur.]

“Evet, ben de böyle düşünüyorum.”

Doğrudan karşılarına çıkacak bir tehlikeyle yüzleşebileceğine dair kendine güveniyordu. Ama sadece bu kadardı. Eğer bilinmeyenin maceracıyı harekete geçirmesi ve durumun gittikçe gizemli bir hal alması birbirinden farklı durumlardı.

Basitçe söylemek gerekirse risk çok artmıştı.

“Geri dönmeliyim. Dünyanın her yerinde ikinci sınıf canavarlar bulabilirim.”

[Gerçi dünyanın her yerinde ikinci sınıf canavarların olması beni mahvediyor.]

Acı şakalar yaparak ikisi geri dönmeye başladı. Eğer üç trolü daha sürpriz bir şekilde öldürebilse gelişebilecekti ama çoktan geri çekilmeye karar vermişti. Il Han’ın hareketleri oldukça gözü pek ve sağlamdı.  

Ama çok yakında sorun çıkmıştı. Dağa çıkmak ve dağdan inmek farklı kelimeler olsa da nasıl olur da döndükleri yol, geldikleri yoldan farklı olabilirdi? Yürüdükleri yoldan geriye baktıklarında çoktan etraf Il Han için yabancı bir hale gelmişti.

“Yolun biraz değiştiğini düşünmüyor musun?”

[Ne tesadüf. Ben de aynısını düşünüyordum.]

“Melek güçlerini kullansana.”

[Sana daha önce de söyledim, üstün varlık güçlerimi burada tam olarak kullanamam.]

Böyle dese bile Erta gücünün birazını zindanın girişine bakınmak için kullandı. Çok az kullandığından bu Cennetin kanunlarına karşı gelmiyordu.

[Giriş yok oldu.]

“Tekrar edebilir misin sayın üstün varlık?”

[Giriş yok oldu.]

Erta aşırı derecede paniklemişti. Böyle bir şeyin nasıl olduğunu bilmiyordu çünkü şuana kadarki melek hayatı boyunca hiç böyle bir şey yaşanmamıştı.

[Bu da ne? Nasıl böyle bir şey olabilir?]

“Sakin ol.”

[Sakin olamam. Böyle bir şeyle daha önce karşılaşmadım. Panik yapamaz mıyım?]

“Sakin ol dedim.”

Erta panikle Il Han’ın saçını çekmişti. Il Han onu tutarak avcuna yerleştirdi. Il Han ile Erta göz göze gelene kadar belli bir zaman geçti. Neden sonra Erta, zindanda yalnız olmadığını fark etti.

Nasıl olur da, üstün varlık olmasına rağmen aklı bu kadar zayıf olabilirdi. Il Han, üstün varlıkların aslında o kadar da yüce olmadığını fark etmişti.

[Artık sakinim. Şimdi yapmam gerekeni yapmalıyım.]

Erta, anormal bir durum olduğunun farkındaydı ve cennetle iletişim kurmaya karar verdi. Ama melek halkası ortaya çıktığında daha da şok edici bir gerçeği fark etti.

[İletişim çalışmıyor.]

“Belki de bu bölge, senin alanının dışındadır.”

[Melek Halkasıyla iletişimin çalışmadığı bir bölge olamaz. Eğer öyleyse, bu ancak bir anlama gelebilir.]

Fuu… - Il Han derin bir nefes aldı.

Gelmesi gereken, sonunda gelmişti.

 Kendi içinde çözümledikten sonra üsteledi.

“Söyle.”

Il Han’ı takiben Erta derin bir nefes aldı. Sonra da sanki söylemek üzere olduğu kelimeyi hiç de söylemek istemiyormuşçasına tereddüt ederek dikkatle ve yavaşça konuştu. Sanki kendini teşhir ediyormuş gibiydi.

[Terkedilmiş dünya.]

“Bu hiç de hoş bir kelime değil.”

Sadece bir şey Il Han’ın hoşuna gitmemişti.

Tam olarak kim bu dünyayı terk etmişti?

 [Sana, inanılmaz sayıda dünyaya ulaştığımızı söylemiştim. Tanrı bütün dünyaların bu şekilde korunmasını istiyordu ve bunun için de insanlar gibi dünyalara hükmedenlere başka dünyada yapılacak görevler, güç gibi şeyler veriyor.]

“Tıpkı dünyadaki insanlara yaptığı gibi.”

[Evet, öyle. Ama dünyadan da bildiği üzere her şey doğal akışa uygun şekilde gitmiyor.]

“Evet.”

Il Han başka dünyaya gitme şansını bulamamıştı, canavarlar inanılmaz derecede güçlenmişti ve çoktan aşırı yüklenme yaşanmıştı. Gelecekte dünyada başka problemler de çıkacaktı.

[Bunlar insan da olsa elf de olsa, yaşadıkları dünyanın ekseni çok fazla güçlenirse bir sorun çıkmazdı. Canavarlar kendi özelliklerine bağlı olarak sadece ortaya çıkabilir ve canavar dışındaki hayvanlar da üremeye devam edebilir. Dünyanın dengesi yok olsa bile çok da önemli olmaz.]

“Eğer canavarlar çok güçlenirse?”

[İnsanlara ve diğer akıllılara, bütün çabalarımızla onlara yardım ederiz ama canavarları kendimiz yok edemeyiz. Ve böyle zamanda canavarlara karşı kaybedebilirler ve bazen durum çok ciddi olursa nesilleri tükenir.]

Il Han, gerisini duymasa da bildiğini hissediyordu.

“…Eğer böyle olursa siz de dünyayı terk ediyorsunuz.”

[Hiç gelişimin olmadığı bir dünya daha fazla gelişemez. Ve düşmanlarını kaybeden canavarlar da prangalarından kurtularak birbirlerini yemeye başlarlar.]

Bu çok doğaldı. Il Han meleklerin dünyadaki yaşananlara doğrudan etki edemediklerini biliyordu. Ayrıca Tanrının dünyadaki insanlara en iyi şekilde yardım etmeye çalıştığını da biliyordu.

Ama öyle bile olsa, Il Han bunu duyduğunda morali bozulmuştu.

[Cennetle olan bütün iletişim kesildiğinden dolayı, melekler bu dünyaya gelseler bile onlarla iletişim kurmak imkânsız.]

“Ama bu terkedilmiş bir dünya değil, Dünya’daki bir zindan.”

[Evet, öyle olmalıydı.]

Erta endişeli bir sesle cevap vermişti.

Svooosh.

Hiçbir işaret olmadan bir nesne Erta’nın başına doğru düştü. Bunu fark eder etmez Il Han ona kalkan olarak yerde yuvarlandı.

Hemen ardından dev bir orak kendini ‘psh’ sesiyle yere gömmüştü. Korkunç bir güçle yapılmış bir saldırıydı bu.

[Yeni bir kayıt bulundu.]

Ve sesini duyabiliyorlardı.

Il Han hemen kafasını kaldırarak şekle baktı. Orağı yere saplanmış bir şekilde önünde dikilen canavar zayıftı ve sanki onun olmaya çalıştığı Ölüm Tanrısını sembolize edermiş gibi kara bir başlığı vardık.

Il Han’ın içini rahatlatan bir şey varsa o da, onu yenemeyecekmiş gibi bir umutsuzluğa kapılmamıştı. Belki de sebebi, canavarın çoktan kendi uzmanlaştığı gizlenme yeteneğine sahip olmasıydı. Diğer bir deyişle leoparla yaşadığı durumun aynısıydı.

Dördüncü sınıf bir canavar değildi. Kesinlikle Patron Yayla Trolünden daha güçlüydü ama hala üçüncü sınıftı.

Ama içinde bulunduğu durumda olumlu da davranamazdı. Il Han’ı bulamazdı belki ama Erta’yı fark etmiş ve ona saldırmıştı. Ve Il Han da Erta’yı koruduğu için gizlenmesi bozulmuştu. Bunu fark ettikten sonra bir iç çekti.

“Gördün mü? Her zamanki gibi utanç verici bir meleksin.”

[Yu Il Han, eğer buradan kurtulursak sana üstün bir varlığı kurtardığın için ödül vereceğim.]

Erta tekrarladı.

[Yani lütfen ölme. Sana görev veriyorum.]

[Kayıt, bana ver!]

İşte bu asıl patron dövüşüydü.