Kitapta eksik bir nokta daha 200 yıl boyunca kaslarını çalıştırdıktan mutasyon ile kasları küçüldü. Neden diğer dünyalardaki kimsenin başına bu gelmedi....????
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
147. Bölüm En Önemli Oyuncu Bana Ait (5)
419 kişiden 300 kişinin elendiği bir felaket gerçekleşmiş olsa da Kıdemli turnuvasına katılanlarla aralarındaki güç farkı yüzünden üzülmelerine gerek yoktu. Kendileri olsun rakipleri olsun, hepsi de Il Hna’ın yanında önemsiz varlıklardı.
“Ve ben de gerçekten ona karşı gelmeye çalıştım…”
“Kahretsin…!”
“Kiroa’daki kurtları kolayca silmesinden anlamalıydım. Ama bir gün ben…!”
Elbette Il Hna’ın davranışlarından hoşlanmayan insanlar da vardı. Bir gün onu geçmeye karar verenler ver en başından beri Il Han’ı sevmeyen Smithson gibiler bu sınıftaydı ama Il Han bunun çok da kötü olduğunu düşünmüyordu.
Zayıfların gözyaşları ve amansız kararlar… Bu şekilde gelişme hızları artardı. Ne olursa olsun, Il Han Dünyalı insanları güçlendirecek her şeye razıydı.
Bundan sonraki yarı finallerde Il Han biraz daha ileri gitti. 84 tane üçüncü sınıf ve iki tane dördüncü sınıf karşısında Il Han kıpkırmızı yanan kırbacıyla dördüncü sınıflarla ilgilenerek onlarla eşit koşullarda dövüştü! Flemir de artık kendine bir rakip bulduğundan, Il Han’ın da izin vermesiyle birlikte bütün gücüyle dövüştü.
“Bunlar nasıl Astlar…!”
“Beni kandırdın meleeeeeek!”
“Bu bir canavar, kahretsin!”
“Evet, ben gururlu, ay tarafından kutsanan kurt türünün Kraliyet Korumaları lideri, Flemir’im!”
Karşılaşmaya katılan bütün dördüncü sınıflar çevik ve güçlüydü ama Il Han ve Flemir onları geçiyordu.
Felaket Çağıran’ın seçenekleri sayesinde, süper insan gücü durumunu yükseltmişti ve dördüncü sınıftan aşağı kalmıyordu! Il Han’ın dört bir yana şok dalgası göndererek düşmanını havadan yenen ve kırbacıyla herkesin işini bitiren görüntüsü, tıpkı yürüyen bir felaket gibiydi.
“Eeeek, önce diğer Dünyalıların işini bitir!”
“Önce yıldırımlı kadını hallet!”
İki dördüncü sınıf limitlerini zorlarken üçüncü sınıflar önce, orada en güçlü büyüyü kullanan kişi olan Mi Rae’nin icabına bakmaları gerektiği sonucuna ulaştılar. Ama ne yazık ki sayısız rüzgâr kurşunuyla vurularak elendiler.
“Mir çok güçlü!”
“Evet, babam da bana çok güçlü olduğumu söylüyor!”
Üçüncü sınıf olduktan ve güzellik tanrıçası tarafından daha güçlü bir şekilde kutsandıktan sonra, çok daha güçlü bir büyü kullanabilen Yu Na diğer rahip/rahibelerle kıyaslanamaz hale gelmişti! Ayrıca Yu Mir onun güçlendirme büyüsünü kullanarak rüzgâr kurşunu fırlatıyordu! Gerçek dövüş sırasında iyice güçlenen rüzgâr kurşunları güç, yıkıcılık veya tutarlılıkta üçüncü sınıfın sınırlarını çoktan aşmıştı.
“Saldır, şimdi!”
“Şimdi! Herkes saldırsın!”
Zaman kazandığından Mi Rae’nin geniş ölçekli büyüsü üçüncü sınıflarla yerleri süpürdü, kalan üyeler de onları tekmeleyerek eledi. Mükemmel bir birleşimdi.
Elbette orada çok fazla düşman olduğundan Il Han ve takımının herkesin icabına bakması mümkün değildi ve kurtulan birçok Dünyalı bu etapta elendi. Geriye 43 kişi kalmıştı. Il Han’ın takımı, Yıldırım Tanrısı klanının asıl üyeleri ve bazı klan başkaları ile onların elitleri.
Ama Il Han’ın takımı dışındaki herkes kendi sıralarının geçtiğini biliyordu. Yarı finaller bittiğinden kendi sıraları geçmişti. Buraya ulaşana kadar birçok karman çorman savaş alanından geçtiklerinden oldukça gelişmişlerdi ve artık en azından cesaret ile aşırı güveni birbirinden ayırabiliyorlardı.
“O sınıfların da ötesinde. Onu benimle aynı yere koymaya çalıştığım için utanıyorum.”
“Bazıları gözlerimin önünde elense de nasıl saldırıya uğradıklarını göremiyorum…”
“Ama buraya kadar geldiğim için sonuna kadar izleyeceğim. Ez azından dünya için savaşan Ölüm Tanrısına bu şekilde saygımı gösterebilirim.”
Elbette Il Han’ın takımı da şaşkındı. Il Han kendi astlarının ve Mi Rae’nin gelişmesi karşısında mutlu bir şaşkınlık yaşıyordu, takımdakiler ise Il Han’ın onlara toz yutturan bu mahvedici gelişimi karşısında şok yaşamıştı.
“Gizlenmesi olmasa da ondan korkuyorum sanırım.”
“Ne zaman kamçıyı öğrendi?”
“Tam da onu yakaladığımı düşünüyorken bir adım daha ileri gidiyor…”
“Yoksa bu, Mi Rae’nin karşılıksız aşkı mııı?”
“Hayır!”
Bu sırada Yu Mir, güce hayranlık duyan bir ejderhaya yakışır şekilde Il Han’ın Felaket Çağıran ile savaşırkenki hızını heyecanla seyrediyordu.
“Baba, nasıl o kadar hızlı uçabiliyorsun?”
“Mir, sen rüzgârı kontrol eden bir ejderhasın, yani dördüncü sınıf olursan benden daha hızlı uçabilirsin. Ama o hızla savaşa adapte olmak da önemli.”
“Çok fazla antrenman yapacağım!”
“Evet, evet. Aferin oğluma.”
Il Han’ın oğlunun ne zaman dördüncü sınıf olacağı belli değildi ama bundan önce antrenman yapmasını çok da kötü olmadığını düşündü.
“Eğer çok uğraşırsam senin gibi güçlü olabilir miyim, baba?”
“Elbette, ama o zamana kadar ben daha da güçlenirim.”
“Babam çok havalı!”
Mir diğer ejderhalar gibi sayısız yılda büyümemiş olsa da en büyük yeteneği olan rüzgar büyüsünü ve gizlenmesini kullanırsa ortaya emsalsiz bir ejderha çıkabilirdi. Elbette binicisi olan Il Han’a da benzer yararlar sağlardı.
‘Oh, şimdi düşündüm de, şu an kullanabileceğim bir şey var.’
Ejderha-insan bağı sayesinde bütün yetenekler 20%% artıyordu ve Mir üçüncü sınıf olduğundan artık Ejderha kanı yeteneğini kullanabilirdi.
Yetenek, başka bir aktif yeteneğin gücünü artırarak ikisini birleştirip kullanıyordu! O andan itibaren övülmek için hangi yeteneği birleştirmesi gerektiğini düşündü.
“Kuhak!”
O sırada bir şey Dünyalı insanların atmosferini parçaladı. Bazı insanlar kendi kalplerindeki yetenekleri kullanmıştı. Doğal olarak da kalkanları parçalanmış ve elenmişti. Ama ne yazık ki bu daha son değildi.
“Ne yapıyorsun!?”
“Ben de artık ayrılıyorum. Sonuna kadar onlarla kal. Seni destekleyeceğim.”
“Ölüm Tanrısının burada olması iyi. Biz önden Dünya’ya dönüyoruz.”
Şok Dünyalı insanların arasına yayılırken ili kişi daha kendi istekleriyle karşılaşmadan çekildi. Geriye yalnızca 40 insan kaldığından aradaki boşluk bir anda büyümüş gibiydi.
“Az önce ne oldu öyle?”
“Bir nevi zihinsel büyü saldırısının mı altındaydılar?”
“Rahipler, rahipler nerede?”
Il Han bir anlığına hareketlerinin çok aşırı olduğunu ve Dünyalıların değersiz hissetmesine neden olabileceğini düşündü ama bir anda çekilenlerin hepsinin aynı klana ait olduğunu fark etti.
O anda aklına bir şey geldi.
“Az önce ne oldu?”
“Hiçbir şeeey. Finallerdeki rakibimiz dördüncü değişimi yaşayacak olan Kenatoo olacak. Belki de korkmuşlardır?”
Mir’i gıdıklayan Yu Na cevap verdi. Ama bu kadarı yeterliydi. Il Han bunu saçma bularak iç geçirdi.
“Bunu yapmak için onlara ihtiyaç yok.”
“Eh? Sözlerimden bir şey mi anladıııın?”
“Bence Na Yu Na-shi, sen de biliyorsun.”
Il Hna ayağa kalkarak cevap verdi. Endişeli bir şekilde ona bakan Yu Mir’in başını iki kez okşayarak Dünyalıların merkezinde olacak şekilde konuştu.
“Az önde Dünya’ya dönenler…”
Bütün insanlar dikkatini onun üzerinde topladı.
“…bir önceki etapta düşmanlar tarafından elenmişti. Herkes bunu bu şekilde kabul etsin lütfen. Kenatoo’nun katılımcıları sizinle İngilizce ya da Dünya’ya ait başka dillerle konuşsa da görmezden gelebilirsiniz.”
“Nasıl…? Oh.”
Birisi tam neler olduğunu soracaktı ki neler olduğunu anladı.
“Demek öyle. Kendi istekleriyle geri çekilmelerinin sebebi buydu.”
“Ne? Sebep neydi?”
“Rakiplerimiz ‘Kenatoo’ adlı dünyadan. Az önce pes edenler büyük ihtimalle daha önce oraya gidenlerin kurduğu bir klan. Aynı şekilde bu yüzden İngilizce konuşabileceklerini söyledi.”
“Oh.”
Eğer durum buysa, Yıkım Tuzakları için tanıdıkları dünya ile savaşmayacaklardı. Dünya için tanıdıklarını umursamadan savaşmalıydılar ama onların sayesinde gelişen klan üyeleri için bu karar kolaylıkla alınmamış olmalıydı.
Negatif düşünmede ustalaşmış olan Il Han başka sebeplerin de olabileceğini düşündü ama bunu dillendirmedi.
Sonuç olarak savaşmak istemedikleri için geri çekilmişlerdi ve şimdi Dünya’dan katılanlar arasında Kenatoo ile bağlantılı olan kimse yoktu. Artık yapmaları gereken şey bütün yeteneklerini ortaya koymaktı.
Finaller için oluşturulan alan yalnızca buzdan oluşuyordu. Çok soğuk olduğundan ikinci sınıflar uzun süre dayanamayacaklarını düşündü, üstelik ne zaman bir çatlağın oluşacağı da belirsizdi bu yüzden de ortam çok gergindi.
İşte böyle bir alanda Dünya’dan gelen insanlarla Kenatoo’dan gelen insanlar karşılaştı. Bir önceki turnuvalara kıyasla iki tarafın da katılımcı sayısı daha az olduğundan alan kendini ona göre değiştirmişti.
“Bu da ne? On iki kişi mi?”
“Ama daha önce karşılaştıklarımızdan daha güçlü duruyorlar…”
“İçlerinden kaçı dördüncü sınıf? Kahretsin daha önce gittiğim dünyada hiç dördüncü sınıf görmedim…!”
Dünyalıların sayısı 40’tı ama düşmanları onlardan daha da azdı. Kıdemli turnuvası seviye açısından birbirine çok benzer rakipler arasında geçmiş olmalıydı dolayısıyla da bu sayıda olmaları mantıksız değildi. Aslında finallerde o kadar güçlü insanın kalması daha da şaşırtıcıydı.
“ ‘Yanan Bayrak’ klanı öldü mü?”
Ama savaş başlamadan önce Kenatoo’lu bir insan İngilizce konuştu. Artık kimin Yanan Bayrak klanına ait olduğunu sormaya gerek bile yoktu. Il Han ve diğerlerinin tahminleri doğru çıkmıştı. Mi Rae temsilci gibi davranarak konuştu.
“Evet, iyi bir şekilde savaşmalarına rağmen hepsi elendi.”
“Anlıyorum. Nazik cevabınız için teşekkürler.”
Oldukça kötü bir İngilizce ile konuştuktan sonra arkasını dönerek kendi dilinde homurdandı.
“Gereksiz çöpler. Dünya finallere çıktı ama onlar katılımcı bile değiller.”
“Burada melekler var.”
Birisi anında bunu söylediğinde o da hemen sustu. Ama melekler bir yana dil yeteneğinde ustalaşmış olan Il Han hepsini anlamıştı.
Finallerde olamadıklarından mı işe yaramazlardı? Yani finalde olsalar onları kullanacaklardı? Diğer bir deyişle kendi isteğiyle pes edenlerden bir şey almışlardı.
Ve bu bir şey de…
“Hah…”
Il Han iç geçirdi. Endişeleri yalnızca endişe olarak kalsaydı çok iyi olurdu ama rahatsız edici bir şekilde hep doğru çıkıyordu.
İç çekişini duyanlar ona baktı ama Il Han artık orada değildi. En azıdan orada değilmiş gibi görünüyordu.
[Gizlenme yeteneğin manyakça.] (Erta)
“Mir sayesinde.”
Mir’in Terkedilmiş Dünya’da kazandığı ‘Büyük ve geniş gölge’ unvanı ve bir ejderha binicisini özelliklerini taşıyan Il Han’ın gizlenmesi bu şekilde gelişmişti.
Il Han gizlenmiş durumdayken Sekiz kuyruklu ejderha mızrağını çıkararak süper insan gücünü aktive ederek vücudunu eğdi. Arkasındaki kanatlar dışa doğru açılarak havada küçük bir kesme sesi çıkardı.
[Savaşa 10 saniye kaldı.]
Geri sayım başlamıştı. Dünyalı insanlar hemen elenme korkusuyla kendilerini hazırladı. Il Han’ın varlığından haberleri bile olmayan Kenatoolular ise Il Han dışındaki insanlara karşı hazırlanarak savunma pozisyonu aldılar.
[9 saniye.]
[Kuaoooooh!]
Mızrağını sıkıca kavradığında çıtırtı seslerini duyabiliyordu. Savaşı ve yıkımı çok seven Orochi Il Han’ın niyetini anlayarak mutlulukla kükredi.
[8 saniye.]
Il Han Sekiz kuyruklu ejderha mızrağının bir seçeneğini aktive etti. Mızrak başlığı sekiz parçaya ayrıldı ve şimdi tek seferde sekiz kişiye saldırabilirdi. Bu seçenek normalde kullandığı bir seçenek değildi.
[7 saniye.]
Ama şu an ortaya çıkan şekil normaldeki halinden hafifçe daha farklıydı. Sekiz kısım birbirine dolanarak hiç durmayacakmış gibi uzadı! Mızrak zaten oldukça büyük ve uzundu ama şu anki şekliyle daha da uzamıştı.
[5 saniye.]
5 metre, 8 metre, 10 metre! Birbirine dolanmış mızrak, birçok yönden sivri bir şekilde fırladığı için çok tehlikeli görünüyordu ama aynı zamanda da oldukça inceydi. Ama Il Han endişelenmiyordu.
“Bu zayıflar karşısında kırılmazsın, değil mi?”
[Kruooooooh!]
[4 saniye.]
Orocchi kükredi, onu küçük görmemesini söylüyordu sanki. Il Han yalnızca gülümsedi ve son bir şey daha ekledi.
‘Ejderha kanı.’
İçinden mırıldandığında bütün bedeni kaynamaya başladı. Yu Mir’in sahip olduğu vahşi ejderha gücü artık onun içindeydi! Hangi yeteneği kullanacak olursa olsun daha önce bu yeteneğe sahip olamayan halinden çok daha güçlü olacaktı!
[3 saniye.]
O şekildeyken Il Hna Sekiz kuyruklu ejderha mızrağının sahip olduğu Mor Alev’i aktive etti ve sekiz metre uzunluğundaki dolaşmış mızrağı mor alevlerle kapladı.
Ama bu noktada bile durmadı. Il Han kanatlarını çırptığında kanatları önce parlak bir ışık çıkardı ve sonra uçlarında altın renkli alevler ortaya çıktı ve Sekiz kuyruklu ejderha mızrağının Mor Alevi ile birleşti!
[2 saniye.]
Evet, Il Han’ın kendisi bile bilmese de Felaket Çağıran’ın alfa seçeneği olan ‘özgürce alevleri soğurmak ve alev çıkarmak’ aynı zamanda atölyesindeki Sonsuz Alev’i de soğurmuştu!
Il Han bunu fark ettiğinde evindeki atölyesini kanatlarına taşımıştı. Atölyeden Yu Mir’in zırhının yanında getirdiği Sonsuz Alev’di.
[1 saniye.]
Şu ana kadar sadece üretim kabiliyetlerini göstermiş olan Sonsuz Alev artık savaş cephesini birbirine katabilirdi.
Sonsuz Alev’in saldırı kabiliyeti, Il Han’ın şu ana kadar kullandıklarına kıyasla daha düşük olsa da eğer Sekiz kuyruklu ejderha mızrağının Mor Alevi ve Siyah ejderha kırbacının kanlı aleviyle karışırsa elde edebileceği en iyi sonuca ulaşabilirdi. Basitçe söylemek gerekirse Sonsuz Alev olabilecek en iyi güçlendirme aleviydi!
‘Tutuşma’
Ve Sonsuz Alev’i destekleyen ve en parlak şekliyle yanan yetenek Il Han’ın sınıf yeteneği Tutuşma’dan başkası değildi. Ejderha kanıyla iyice gelişmişti.
Mor Alev’den, Sonsuz Alev’den ve Ejderha kanından sonra aktifleşen Tutuşma, Sekiz kuyruklu ejderha mızrağının başlığını kaplayarak beyaz bir şekilde parladı. Eğer Il Han’ın gizlenmesi olmasaydı savaş meydanındaki kimse gözlerini açamazdı.
Il Han’ın mana tüketimi inanılmazdı ama manası bitmeden her şeyi halledeceğine dair kendine güveniyordu.
[Savaş başlasın.]
“Hup.”
Melek savaşın başladığını söylediği anda Il Han arkasına bir şok dalgası göndererek zıpladı ve ardında da iki kez tekrar zıpladı. Göz açıp kapayana kadar geçen bir sürede düşman bölgesine vardı.
[Kritik Vuruş!]
[Süper insan gücü yeteneği 66. Seviye oldu. Kasları gelişim sınırı daha da yükselir.]
Bu şekilde mızrağını yatay bir şekilde savurarak düşmanlarını tek seferde eledi. Yeterince muhteşemdi ama asıl şaşırtıcı olan Kenatoo’nun sahip olduğu dört tane dördüncü sınıfın da mızrağın yörüngesinde olmasıydı!
Dördüncü sınıflar daha güçlerini düzgünce kullanamadan elenmişti.
“…Ne?”
Gizlenmiş bir şekilde saldırmış ve öldürmemişti. Bu yüzden de gizlenmesinin bozulması gerekirdi ama bozulmamıştı.
Daha açık olmak gerekirse bozulduğu anda tekrar aktive olmuştu.
“Khak.”
“Kuak!”
Sebebi basitti. Saldırısını bitirdiği anda şok dalgalarını ve zıplamayı kullanarak insanların gözlerinin yakalayamayacağı kadar hızlı hareket etmişti!
Gizlenmesi bozulsa da eğer düşman onun farkına varamazsa bozulmasının bir anlamı kalmıyordu. İnsanların gözünden kaçtığı anda Pankozmik Yalnızlık unvanı gizlenme yeteneğiyle onu saklamıştı.
“Bu da ne…”
“Eek, az önce sen!”
Geriye kalan Kenatoolu insanlar bir şey söyleyemeden elenmişti. Çatlak? Buzlu ortam? Bütün bunlar Il Han’ı 0.1 saniye bile durduramazdı. Devamlı olarak şok dalgası ve zıplama yeteneğini kullanarak hızlandı ve hızla yönünü değiştirerek düşmanları temizledi.
Sekiz kuyruklu ejderha mızrağı ve ondan aşağı kalmayan Felaket Çağıran düşmanlarını dağıtmıştı. Eğer üstün varlıkların yaptığı koruma zarından kalkanları olmasaydı asıl sahne oldukça kanlı ve korkunç olurdu.
“Bu da ne böyle…”
“Ha, Haha…”
Dünyalılar, Kıdemli turnuva katılımcılarının, neredeyse dördüncü değişimi yaşayacak olanların bu şekilde önemsiz bir toz zerresi gibi yok edilmesi karşısında söyleyecek söz bulamamıştı.
Üstelik bütün saldırılarını kullanmamıştı bile. Gökyüzünden mızrak yağdırmıyordu!
“Şimdi ne yapacağız?”
Dünya’dan gelen insanlardan biri Mi Rae’ye sordu. Böyle çok farklı bir boyutta gerçekleşen savaşa katılmak için hiç kendilerine güvenmiyorlardı. Tek umutları Yıldırım Tanrısı klanının aklında bir şey olduğuydu.
“Biz…”
Mi Rae, bir dakikadan kısa sürede yarısı elenen düşman tarafına baktı. Yetenekleri büyüye dayandığından Il Han’ın görmesi mümkün değildi.
Ama bir şekilde onu görebiliyormuş gibi hissetti. Yüzünde oluşan gülümseme onun ileri seviyede karşılıksız aşk hastalığına yakalandığın gösteriyordu.
“…sadece gülümsemeliyiz, diye düşünüyorum.”
Savaş sona ermişti.
Final savaşı, şu ana kadarki Rekabet Savaşları içinde en çabuk sona eren olmuştu ve daha birinci değişimi yaşamış olan Dünya, dördüncü değişimi yaşamak üzere olan bir dünyayı bir buçuk dakika içinde yok ederek emsali görülmemiş ve de görülmeyecek bir rekora imza atmıştı. Ayrıca bu savaş daha sonra melekler arasında en çok konuşulan savaş olacaktı.
Magnec