Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

100. Bölüm Sürgün

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

“Sensin?”

Ollie şaşkın bir ifadeyle ortaya çıkan elfe bakıyordu.

Maven’de sesin geldiği tarafa kaçamak bir bakış attı ve direk olarak şaşırdı… O da bu herifi tanıyordu!

Yıpranmış bir kılıç taşıyan pespaye kıyafetler içinde olan sakallı bir elfti.

Oldukça yakışıklı görünüyordu ama kıyafetleri, ayakkabıları ve sahip olduğu diğer şeyler uzun zamandır yıkanıp temizlenmemiş gibiydi.

Ormanın içinden onlara doğru yürürken oldukça rahat bir tavrı vardı, gülümsemesi insanların içini ısıtan cinstendi.

Ama bütün elfler ona sanki en büyük düşmanlarına bakıyorlarmış gibi bakıyorlardı.

“Ekselansları Ivan! Bu bölgeye ayak basmamanız gerekiyor!”

Alayla söylenmiş sözleri duyan Ollie’nin önce yüzü kıpkırmızı oldu, hemen sonrasında da kendisini toparlayarak çok ciddi bir ifadeye büründü. “Taş Devi bölgesinde güzelce bekliyor olmalıydınız, Bin Yaprak Ormanı’nda herhangi bir bölgeye ayak basmadan!”

Ivan isimli elf omuz silkti, “Bana sürgün edildiğimi hatırlatmana ihtiyacım yok.”

“Belimde taktığım tokada da öyle yazıyor zaten…”

Maven, Ivan’ın beline doğru baktı, bu adam efsanelerde anlatıldığı gibi gerçekten de başıboş bir adamdı. Belindeki tokada elf dilinde kelimeler yazılıydı,

Sürgün Ivan.

O çok özel bir sürgündü. Bütün elf muhafızlar ona dik dik bakıyorlardı, onlar için kesinlikle büyük bir baş ağrısıydı!

Çünkü o adam, Büyük Elf Kralı Nicholas’ın tek oğluydu!

Başka bir deyişle, o adam Elf Prensi’ydi.

30 yıl önce Ivan, Büyük Elf Kralı’nı kızdırdığı için sürgün edilmişti ve Bin Yaprak Ormanı’na yakın olan Taş Devi bölgesine, o sessiz kayalıklarla saklambaç oynamaya gönderilmişti.

Ama bu herif kendi bölgesinde pek durmuyordu, sık sık gizlice Bin Yaprak Ormanı’na giriyordu. Neyin peşinde olduğunu kim bilebilirdi ki?

Maven Ivan’a bakıyordu, meraklanmıştı. Bu herif oldukça güçlüydü, Maven onun yaklaştığını hissetmemişti bile.

Efsanelerde, Ivan oldukça ilginç biri olarak anlatılıyordu. Ama oyunun içinde Maven onun sadece ekran görüntüsünü görmüştü. Bunun esas nedeni Ivan’ın tahmin edilemez davranışlarıydı. Çok çok az sayıda insan bu sürgün Elf Prensi ile arkadaş olabilmişti.

Onun sürgüne gönderilmesinin arkasında yatan neden konusunda, bir sürü farklı görüş vardı ama herkesin ortak bir paydada buluştuğu tek konu ise Büyük Elf Kralı Nicholas’ın sözünden geri dönmeyeceğiydi. Eğer Prens Ivan’ın neden sürgüne yollandığı ayrıntılı bir şekilde anlatılmaya kalkılırsa bin kelime uzunluğunda olacağına dair söylentiler mevcuttu.

…

“İnsanlar, bütün Demir Muhafız Elfleri’nin seninle Bin Yaprak Ormanı’nda karşılaşmak istemediklerini söylüyorlar.”

“Çünkü bütün elfler babanı seviyorlar ve bu yüzden seni Taş Devi bölgesine götürene kadar sana eşlik etmekten başka seçenekleri olmuyor.”

“Ama… senin eski nişanlın olarak, en büyük utancı yaşayan kişi benim.” Ollie dudağını ısırarak sakince konuştu.

“Ne zaman büyüyeceksiniz Ekselansları Ivan?”

“Neden sürekli pervasız bir çocuk gibi hareket ediyorsunuz? Görevimi yerine getirmeye çalışırken ortaya çıkarak sıkıntıya yol açıyorsunuz?”

Diğer elf muhafızlar sessiz kalmayı seçtiler. Bin Yaprak Ormanı çok büyük olsa bile, elf ırkı sayı olarak azdı. Herkes her türlü dedikodudan haberdardı.

Ivan ve Ollie bir zamanlar Büyük Elf Kralı’nın direk olarak katılarak şahit olduğu bir seremoni ile nişanlanmışlardı. Ama ondan sonra bazı sebebi bilinmeyen gizemler yüzünden nişan iptal olmuştu. Devamında da Ivan’ın sürgün edildiği haberleri yayılmıştı.

O ikisi konuşurlarken, diğer elfler araya girmeye cüret edemiyorlardı.

Bunu duyan Ivan biraz ciddileşti, “Belki de bu probleme başka bir bakış açısından bakmalıyız.”

“Buraya gelerek görevini yerine getirmene karışmak niyetinde değilim. Aslında o Koyu Kırmızı Yolun Haydudu elinde İlim Pusulası’nı bulundurarak bölgeme girmemiş olsa, hala Taş Devi bölgesinde güneş banyosu yapıyor olacaktım!”

“Bu köy, Koyu Kırmızı Yolun Haydutları tarafından gelişim görevi için seçilmiş, bunu hala fark etmemiş olabilir misin?”

Koyu Kırmızı Yolun Haydutları?

Bu ismi duyan Ollie’nin yüzündeki ifade tamamen değişti!

İlk tepkisi Maven’e bakmak oldu…

“Aptal!” Ivan eleştirmeden edemedi, “Bu çocuk seviye 6, Koyu Kırmızı Yolun Haydutları’nın onunla hiçbir işi yok.”

Bu çocuk…

Maven’in dudakları bir anlığına seğirdiler. Az önce çocuk diye mi seslenilmişti?

Genç olsa bile, bu şekilde seslenilmek ona garip hissettiriyordu.

“Ama seviye 6 biri olarak, gelişim sürecinde olan bir Koyu Kırmızı Yolun Haydudu’nu öldürebilmek, çok vahşi biri olmalısın.” Ivan Maven’e etkilenmiş gibi bakıyordu.

“Korucu? Oh? Çok ilginç bir rütbe 2 sınıf… Onu tanımlayamıyorum bile…”

Maven ona cevap vermeye zahmet etmedi ve direk olarak geçiş iznini ve koyu yorgun kuş rozetini çıkarttı.

“Ben bir Gece Yürüyen’im.”

Ivan direk olarak aydınlandı, Ollie de tepki gösterdi, Maven’e özür diler gibi bakıyordu, “Üzgünüm! Suçlunun kim olduğu hakkında neredeyse hata yapıyorduk…”

Demir Muhafız Elfleri, kadının emri üzerine yaylarını indirdiler.

Gece Yürüyenler her zaman elflerle iyi ilişkiler içerisinde olmuşlardı, bu herkes tarafından bilinen bir gerçekti. Maven’de gerçekten seviye 6’ydı, bütün bu insanları öldürmüş olması mümkün değildi.

…

“Yani çoktan suçluyu öldürdün öyle mi?” Ollie sonunda Maven’in biraz ötesinde duran bedeni fark etti, Siyah Jack’in hala yanmaya devam eden cesedini.

Maven onayladı.

Hızlıca cesedin yanına ilerledi ve Siyah Jack’in bedeninden Yalıçapkını Yeşim Hançer’i çekip çıkarttı.

[Solgun Eldivenler] ateşten etkilenmiyorlardı ve bu yüzden yanmak gibi bir endişesi yoktu Maven’in.

Ollie derin bir nefes alıp verdi ve etraftaki masum elflerin ölü bedenlerine baktı, bir parça acı vardı gözlerinde.

“Durum bu olduğuna göre, öncelikle ölüleri gömelim…”

Ama kadının sözleri bir kez daha Ivan tarafından merhametsizce kesildi, “Hiç sağduyun yok mu senin?”

“Koyu Kırmızı Yolun Haydutları asla tek hareket etmezler! Bu herif buraya gelişim görevi için gelmiş bu besbelli, ona rehberlik edecek birine ihtiyacı var! Bu herifin akıl hocası onu Bin Yaprak Ormanı’nın bu kısmına getirmiş olabilir!”

“Şu andaki durum oldukça tehlikeli… Unut gitsin. Eğer sana her şeyi söylesem bile, nasıl olsa anlamazsın. Bilmen gereken tek şey, gerçek Koyu Kırmızı Yolun Haydudu bir Yarı Efsane gücüne sahip. Benim inatçı babamın algılamasından bir eşyayı kullanıp kendini saklayarak Bin Yaprak Ormanı’na girmiş.”

“Sıradan köylüleri geçtik, Demir Muhafız Elfleri bile o herifle karşılaşsalar, hayatları tehlikede demektir.”

“Bu kadar şey söyledim, anladın mı bari?”

Ivan ciddiyetle Maven’in yanına kadar geldi dikkatlice sordu, “Buraya geldiğinde, başka birini daha gördün mü?”

Maven hatırlamaya çalıştı ama, sonunda başını sağa sola salladı.

Buraya aceleyle geldiğinde Siyah Jack’i yalnız bir şekilde görmüştü. Koyu Kırmızı Yolun Haydutlarıyla alakalı pek fazla şey bilmiyordu, akıl hocasıyla alakalı ise hiçbir şey bilmiyordu.

…

“Anladım!” Ollie’nin suratına sürekli olarak Ivan tarafından ufak tokatlar atılmış olsa da, kadının gerçekten sıra dışı bir sakinliği vardı, bütün hepsine dayanmıştı.

“Bu durum mutlaka Büyük Elf Kralı’na rapor edilmeli.”

Ollie kararlı bir şekilde dört elfi, bir Koyu Kırmızı Yolun Haydudu’nun Bin Yaprak Ormanı’na sızdığını Nicholas’a rapor vermeleri için gönderdi.

Sonrasında da iki elfi, Elf Prensi Ivan’a Taş Devi Bölgesi’ne kadar eşlik etmeleri için görevlendirdi. Bu herif sürgün edilmişti sonuçta.

Diğerleri etrafı kontrol etmek için kadını takip ettiler.

Ollie’nin planını duyan Ivan, ‘Böyle davranacağını biliyordum’ ifadesi takındı ve gevşek bir şekilde yere oturdu.

Ama o sırada Maven konuştu, “Durun!”

Daha önceden gizlediği elf genci gidip getirdi.

“Bu çocuk köyden geriye hayatta kalan tek kişi, onunla nasıl ilgilenmeyi düşünüyorsunuz?” Maven sordu.

Elf genç biraz uyuşuk görünüyordu. Karşısındaki elf muhafızlara baktı, gözleri korkuyla doluydu.

Birkaç saat önce, Maven’e bakan gözleri zeka pırıltılarıyla doluydu, dünyayı görmek istediğini söylüyordu.

Birkaç saat sonra ise, bakışları boş ve acı dolu hale gelmişlerdi.

Dünyanın harika yerleriyle alakalı bilgisini ve tecrübesini arttıramadan, dünyanın acı tarafı inisiyatifi alarak çocuğa çirkin yüzünü göstermişti.

Maven bu acı tecrübeyi yaşayan çocuğa biraz acıdı.

Ama bu gencin kaderini belirlemeye hakkı yoktu. Bu genç bir elfti sonuçta.

Ollie bu zavallı çocuğa baktı ve mırıldandı, “Onu elf başkentine götürün. Ona kalacak bir yer bulmalıyız.”

Elf başkenti?

Maven içinden bu kararı eleştirdi.

Bu daha kısa süre önce bütün tanıdıklarının öldürüldüğü kanlı bir olayı yaşayan sıradan genç çocuk, elf başkentinde kendine ait bir yer bulabilecek miydi? Maven bu konudan oldukça şüpheliydi.

Ama Ollie çoktan kararını vermişti ve Maven’in karışmaya hakkı yoktu.

Bu yüzden, genç çocuğun yanına gitti ve ciddiyetle ona Yalıçapkını Yeşim Hançer’i uzattı.

Aynı zamanda hançeri bir parça bezle örtmüştü.

“Bu hançeri elf köyüne yapılanların intikamını almak için kullandım.”

“Bu hançerde düşmanın kanı var. Sana hediye ediyorum.”

Sonra yaşadıkları karşısında ezilmekte olan gence göz kırptı.

Genç, hançeri uyuşuk bir şekilde aldı ama onu dikkatlice sakladı. Maven’e teşekkür etmeyi bile unutmuştu

Maven genci oradan uzaklaştıran Demir Muhafız Elflerinin arkasından baktı, bir iç çekti.

Yalıçapkını Yeşim Hançer’i verdiği için kendini kötü hissetmiyordu. Ne de olsa şu anda elinde bir sürü silah vardı. O gencin kaderine iç çekmişti.

‘Kendini umutsuzluk ve çaresizliğin pençesine düşürüp kaybolmadan önce umut ışığını görebilmesini umuyorum.’

Hançer önemli değildi, önemli olan o hançeri sarmak için kullandığı bezdi.

O bez bir haritaydı, Bin Yaprak Ormanı’nı ve çevresini gösteren bir harita.

Çok az sayıda elf Bin Yaprak Ormanı’ndan ayrılabilirlerdi çünkü Büyük Elf Kralı bunun olmasına müsaade etmiyordu.

Ama Maven’in içinde, bu gencin farklı bir başlangıç yapabileceğine dair bir his vardı.

 

Çevirmen notu
Ruh taşı isteyen bölümler başlıyor. Şimdiden çevirdiğim seriden keyif alıp, ruh taşı harcayıp okuyarak destek olacak arkadaşlara teşekkürlerimi sunuyorum.

Keyifli okumalar,
Harami.