Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

41. Bölüm Korkutucu Maden

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

Maceracıların şu anda yapacakları bir şey yoktu.

Ganimet dağıtımında tek bir kural vardı, çok basit bir kuraldı. Kim katkıda bulunduysa o faydalanıyordu.

Bir önceki mücadelede, maceracılar herhangi bir katkıda bulunmamışlardı bu yüzden gnollerin üzerinden çıkabilecek şeylerde payları olmayacaktı.

Ama Anna’nın direktifleri doğrultusunda gnol kampını parçalamaya başladılar, kamptan çıkarttıkları kütüklerle madenin tünellerine basit tahkimatlar kurdular.

“Neden gnoller madenin ucuna kurmamışlar ki kamplarını? O şekilde savunması daha kolay olurdu.”

Kedi biraz şüpheyle yaklaşarak, bir soru sordu.

Ama ona cevap verebilecek kimse yoktu, bütün gnoller ölmüşlerdi ve kimse o hayvan sürüsünün ne düşündüğünü bilmiyordu.

Kan banyosundan sonra, Beyaz Nehir Vadisi garnizonu üyelerinin öfkeleri bir nebze olsun dindi.

Gnol cesetlerinin parçalarını titizlikle bir araya topladılar ve yaktılar. Sonrasında da üzerlerinden çıkan şeylerle ilgilenmeye başladılar.

Aslında gnoller çok fakirlerdi. Üzerlerinde değerli hiçbir şey yoktu. Kampta da sadece basit ve ilkel şeyler vardı.

Bir çoğu yiyecekti.

Ama o yiyecekler… Sadece gnoller, koboldlar, goblinler ve diğer benzer ırklar tarafından yenilebilecek yiyeceklerdi.

İkinci çağ sırasında, insanoğlu da onlar gibiydi. O acınası şartlara uyum sağlayabilmek için ne bulurlarsa yiyorlardı.

Ama insanoğlunun yükselişinden sonra, iyi yemeğe ve kaliteli yiyeceklere alıştılar. Ağaç kökleri ve o tarz şeyleri yiyemez hale geldiler.

En azından, kimse barış zamanında bu tarz şeyleri tüketmezdi.

Anna ve iki garnizon üyesi uygun lojistik hazırlıkları yaptılar.

Yanlarında yeterince, kokulu ve tatlı ekmek, kurutulmuş et ve su vardı.

Gnollerin şeyleri bir köşeye atıldı.

Kamptan çıkan işe yarar tek şey kütüklerdi.

O kütüklerle basit tahkimatlar kurdular. Eğer gnoller gerçekten tuzağa düşerlerse, o basit tahkimatlar herkesin sırtındaki yükü bir parça olsun azaltacaktı.

…

Zaman hızlıca akıp gitti. Güneş battı ve akşam oldu.

Herkes yeni kamplarını kurmak için birlikte çalışıyordu. En azından gnollerin yaptıklarından çok daha iyi görünüyordu kampları.

“Görünüşe göre ilk vardiyayı ben almalıyım.”

Gece vardiyasında gözcülük işini sıraya koymaları bir mecburiyetti. O kurnaz gnol Sihirbaz’ın gece sürpriz bir saldırı yapmaya kalkıp kalkmayacağını kimse bilemezdi.

Herkes çöp çekti ve Kavgacı Kaya’nın ilk vardiyayı alacağı bu şekilde belirlendi.

O sırada Maven aniden öne çıkarak, madenin girişindeki tüneldeki bir kayaya oturdu.

“Seninle birlikte nöbet tutacağım.”

Kaya’nın yüz ifadesi bir anda değişti. Ne düşünmesi gerektiğini bilmiyordu.

Herkes Maven’e garip garip bakıyordu.

Ama sonunda Anna’nın yönlendirmesiyle, bir çoğu dinlenmeye geçtiler.

Yarın onları büyük bir savaşın beklediğini biliyorlardı.

Maven gnol Sihirbaz’ın icabına bakabileceği sözünü vermiş olsa da, diğer gnol dövüşçüler sayıları dolayısıyla hafife alınacak gibi değillerdi.

Bire birde maceracıların karşısında duramayacak bile olsalar, bir maceracının karşısında yeterli sayıda olduklarında işler çok çabuk karışabilirdi.

Savaş alanındaki ani değişimlere karşı tepki verebilmek için yeterli enerjiyi depolamaları gerekiyordu.

…

Kamp ateşinin çatırdama sesleri duyulabiliyordu.

Kaya ve Maven sessizce birbirlerinin karşısında oturuyorlardı.

Kaya, dikkatlice Maven’in hareketlerini inceliyordu.

Dürüst olmak gerekirse, o herifin içini göremiyordu. Geçen sefer handa Kaya o herifin, kafasından geçenleri bilmesine izin vermişti. Kesinlikle bela arıyordu.

Üç hamle, mücadele konusunda kendisinden biraz daha iyi olan Yeşil’i muhtemelen öldürmek için yeterliydi. Bu tarz bir kuvvet aşırı korkutucuydu.

Eğer pişmanlık için bir ilaç olsaydı, kesinlikle bu korkunç herifi kışkırtmazdı.

Ama aslında Maven, Kaya’yı en başından beri umursamıyordu.

Onun da nöbette kalmasının tek nedeni güvenlikti, başka bir şey değil.

‘Bu biraz garip. Bu gnoller aptal değiller, neden kamplarını madendeki tünelin sonuna kurmamış olabilirler?’

‘Orayı savunması daha kolay olmaz mıydı?’

Diğerleri endişelerini rafa kaldırmış olabilirlerdi ama Maven bu işin altında bir şey olduğunu hissediyordu.

Sanki daha öncesinde buna benzer bir şey yaşamış gibi hissediyordu.

Ama şu anda hatırlayamıyordu.

Bu tür bir his onu oldukça rahatsız ettiği için, orada hareketsiz bir şekilde oturmaya devam etti. Hatırlamaya çalışıyordu.

Maalesef, bu yaptığı bir işe yaramadı.

‘Neler oluyor?’

Maven kaşlarını çatmış düşünmek için kendini zorlarken, kulağına gelen zayıf bir iç çekme sesi duydu.

‘Bu ses!’

Maven aniden kanının donduğunu hissetti.

‘Korku becerisi gibi bir şey mi?’

Direk olarak tepki verdi.

Savaş kayıtlarında açıkça belliydi, az önce bir korku kurtarması yaşamıştı!

Sonuç ortadaydı, başsız kızın hediyesini aldığından beri, korkuya karşı kolaylıkla direnebiliyordu.

Ve o sırada Maven, tünelin içinde süzülen kara gölgeyi fark etti.

‘Demek bu yüzden…’

Maven sonunda anladı!

Neler olduğunu biliyordu artık!

‘Gnollerin madenin içine kamp kurmamalarına şaşmamalı.’

‘Aslında istemediklerinden ya da düşünmediklerinden değil, aksine cüret edemediklerinden!’

‘Eğer tünelin içinde biraz ilerlersem kesin birkaç gnol cesedi bulurum!’

Maven durumun artık tamamen farkındaydı.

Kaya önünde hiçbir şey olmamış gibi oturmaya devam ediyordu, görünüşe göre hiçbir şeyi fark etmemişti.

Bu çok normaldi. Onun işitme duyusu, tünelin içindeki hafif hareketleri duyabilecek kadar keskin değildi.

‘Demek gerçekten de bu herifler… Ahahahaha! Görünüşe göre oldukça şanslıyım.’

Maven bunları aklından geçirirken, karakter penceresini açtı. Korucu sekmesinde 46 sınıf beceri puanı kullanılmamış bir şekilde duruyordu.

Direk olarak 25 puanı [Dinleme]’ye harcadı.

Aslında bu yeteneği arttırmayı pek istemiyordu ama şu andaki durumu düşündüğünde, [Üstün Algılama] olmadan, [Dinleme] gizlenme kullanan sınıflar için en önemli yetenekti.

Dinleme’de 25 puan, Maven’in işitmesinin daha keskin olması için yeterliydi.

O zar zor duyduğu sesler bir anda daha net gelmeye başladılar!

Savaş kaydında bir dizi korku kurtarması belirdi. Pürüzsüzce hepsinden geçmeyi başardı.

O şeylerin korku etkisi oldukça zayıftı. Maven için bir tehdit bile oluşturmuyorlardı.

Aksine, Maven onlarla ilgileniyordu.

…

“Ne yapmayı planlıyorsun?” Kaya, Maskelenmiş İkiz Kılıçlar aniden ayağa kalktığında şaşırdı.

“Biraz gidip iç kısımlara bakacağım, sen nöbete devam et. Gnoller hala tünellerde olabilirler. Hızlıca gidip kontrol edeceğim.”

Maven gelişigüzel bir yalan söyleyerek Kaya’yı kamp ateşinin başında tek başına bıraktı. Gölgesi, tünelin karanlığında çabucak ortadan kayboldu.

“Gecenin köründe maden tünellerine girmek mi? Maden hayaletleriyle karşılaşmaktan endişelenmiyor mu bu herif? Kesinlikle garip bir adam…” Kaya kendi kendine mırıldandı ama Maven’in gidişini umursamadı.

Kamp ateşi yanmaya devam ediyordu.

…

Karanlık ve kasvetli maden tünelinde Maven, bir elinde meşale diğer elinde hançeriyle ilerlemeye devam ediyordu.

Tünelin içindeki hava fena değildi, bu yüzden meşalenin ışığı oldukça geniş bir alanı aydınlatıyordu.

Zaman zaman yere eğilerek bir parça toprak alıyordu eline. İlerlediği belli bir yön yoktu.

Çoktan o madende bir şeylerin olduğundan emindi.

Maven Beyaz Nehir Vadisi’nin kontrolünü eline almak zorunda kaldığı zamandan kısa süre sonra madenciler tarafından madenlerde canavarlar olduğu konusunda bilgilendirilmişti.

Ama garnizon yaptığı incelemede canavarlara rastlamamıştı.

Daha sonrasında madenciler çalışırlarken, sık sık bazı garip durumlarla karşılaştılar ama hiç bir şey hayatlarını kaybetmeye değmezdi.

Böylelikle, madendeki şeyler konusu zamanla bir kenara kaldırıldı.

Bu güne kadar.

Maven madende ne olduğunu çoktan tahmin etmişti. Ne de olsa Faenin deki neredeyse bütün canavarları biliyordu.

‘Ama… Bu garip.’

‘Onlar normalde aktif olarak insanlara ya da diğer yaşam formlarına saldırmazlar.’

‘Eğer yanılmıyorsam… Buralarda bir fesat kaynağı mı var?’

Bunu düşünürken Maven hızlandı.

Tam köşeyi döndüğü sırada.

Kocaman garip bir surat tüneldeki bir delikten ortaya çıktı ve Maven’e doğru ağzını açmış bir şekilde onu acımasızca ısırmak için atıldı.

Maven’in ifadesinde hiç bir değişiklik yoktu. Geriye doğru bir adım atarak meşaleyi önüne doğru kaldırdı.

Ama o garip surat ateşten korkmuyordu ve meşaleyi direk olarak açık ağzının içine aldı ve yedi.

“Pfffff!”

Tek ışık kaynağı da o şekilde ortadan kalkmıştı.

Karanlığın içinde koyu kırmızı göz çiftleri parlıyordu.

Her göz çifti başka garip suratın üzerindeydi.

Maven sakince yere doğru eğildi. Nefes alış verişini yavaşlattı ve boşluk kabuğunun içinden bir şey çıkarttı.