Bu niye tekrar buna saldirdi ki
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
37. Bölüm Bugünden İtibaren Resmi Bir Kaşifim (6)
Kertenkele Şövalye kükreyerek mızrağını bana doğru savurdu. Mızrağı vücuduma ulaşamadan önce hemen Ork Lideri’nin Kılıcı’nı kullanarak darbeyi savuşturdum. Gücüme dayanamayınca kavrayışını gevşetmek zorunda kaldı ve mızrağı havaya fırladı. Ben de silahımı kullanarak mızrağı ondan uzaklaştırdım.
Tüm bunların açıklanması biraz zaman almış olsa da aslında tüm bu olaylar bir saniyede gerçekleşti. Teknik olarak zayıf biri değildim, yine de Kertenkele Şövalye’yle birebir güç karşılaşmasında ona karşı koyamazdım. Bu noktada tekniklerime güvenmek zorundaydım.
“Yok artık, kat ustası silahını kaybetti!”
“Ben de gördüm, o yüzden vücudumu sarsmayı bırak!”
Tekrar dövüş pozisyonuna geçip mızrağımı geri çektim. Kertenkele Şövalye öfkeyle haykırarak kuyruğunu sallamaya başladı. İşte tam o anda ikinci saldırı ekibi harekete geçti.
“Voah, önce kuyruğundan kurtulun!”
“Hmph, Aslan Saldırısı!”
Diğer hasar vericiler geri çekilirken, Ren haykırarak iki ağızlı kılıcını Kertenkele Şövalye’nin kuyruğuna indirdi. Aslan Saldırısı dediğine göre bu büyük ihtimal bir yetenekti.
Altın renkli iki ağızlı kılıç, büyük bir patlama ile kuyrukla çarpıştı. Patlama sesiyle birlikte Kertenkele Şövalye’nin çığlığı yükseldi. Sonucu görmek için bekleme gereği bile duymadım. Ren’in onu ezdiği barizdi.
“Enun, arttırmayı kullan!”
“Anladım! Arttırma büyüsü!”
Enun arttırma büyüsünü kullandığı an, ani bir kuvvet artışı hissettim. Güç içimde kademe kademe büyüyordu. Çevremdeki mananın artarak etrafımda süzüldüğünü hissediyordum. O sırada, bu durumun çok uzun sürmeyeceğinin de içgüdüsel olarak farkındaydım.
“Hepiniz geri çekilin! Kahraman Saldırısı, İlahı Hız!”
Bu benim İlahı Hız’ı ilk kullanışım olacaktı ve bu hız sadece 0.5 saniye sürecekti. Daha büyük bir hızla, doğal olarak saldırı gücüm de artacaktı. Her ne kadar aynı şekilde saldırıları atlatmak için kullanabilsem de Kertenkele Şövalye’nin saldırıları o kadar hızlı değildi; bu yüzden onlardan kurtulmak için İlahi Hız’ı kullanmama gerek yoktu.
İlahi Hız gerçekten güçlüydü. Mızrağımı her zamanki gibi savurduğum esnada darbe Kertenkele Şövalye’nin midesine giderken saldırının rüzgarını duyabiliyordum. Beyaz ışık mızrağımı çevrelerken, Ruhani Aura’nın yıldırımları dans etmeye devam ediyordu. İlahi Hız'dan gelen inanılmaz bir güçle, mızrağım Zeus'un yıldırımından farksızdı.
“Kuak!”
Kertenkele Şövalye'nin zırhı ve onu koruyan pullar bir anda parçalandı. Kertenkele Şövalye tiz bir feryattan sonra kan öksürmeye başladı. Görünüşe göre arttırma büyüsü görevini fazlasıyla yerine getirmişti.
Tabii ki ben de pek iyi bir durumda değildim. Kahraman Saldırısı’nın güçlü bir geri tepmesi vardı. İlahi Hız'dan gelen momentumu da eklersek, kolum sanki kopacakmışçasına titriyordu.
“Ren iyi mi?”
“O hayatta! Şu an onu iyileştiriyorum!”
“Kuk... Ben... İyiyim!”
Görünüşe göre o da saldırısından büyük bir geri tepme yaşamıştı. Ren hakkında endişelendiğim sırada, Kertenkele Şövalye kırılmış olan zırhını fırlattı. Artık üstü tamamen savunmasızdı. Sonunda mızrağının olmadığını fark etmiş olacak ki, aniden mızrağına doğru koşmaya başladı. Böylesine bir hızla ilerlediğinde benim bile ona karşı koymak gibi bir planım yoktu. Böylece geri çekilip okçulara bağırdım.
“Okçular, saldırın!”
“Tamam!”
İki okçu, Kertenkele Şövalye’nin hareketlerini sonlandırmak için durmadan saldırıyordu. Bu arada, rahip ve rahibeler Ren’i savaşacak duruma getirmeyi başardılar. Biraz kan tüküren Ren, büyük kılıcını kaldırarak, “Kuyruğuna ne oldu?” diye sordu.
“Ah, sarkıyor. Yarısı kopmuş.”
“Ah, anladım.”
Cevapladığım sırada Kertenkele Şövalye mızrağını mutlu bir şekilde geri aldı. Ren, Kertenkele Şövalye’nin kuyruğunu tamamen koparamadığına üzülse de içten içe şaşkınlık içerisindeydim.
Bir kat ustasının kuyruğunu ya da uzuvlarını koparabilmek gerçekten çok zordu. Vücutları normal canavarlardan tamamen farklıydı. Bacaklarını kesmek yerine, baskı noktalarına sürekli olarak saldırmak çok daha etkiliydi.
Ancak Ren, bir kat ustasının kuyruğunu sadece tek bir yetenek ile ezmeyi başarmıştı. Bu süreçte vücuduna zarar verebilecek olduğu için aslında bu saldırı biraz düşündürüyordu ancak şifacılar bu günler için vardı.
Aslında gücünü kullanma şekli aptalca görünse de, taşıdığı gücü kabul ediyordum. Açıkçası şu anda benden daha güçlüydü. İki ağızlı büyük kılıcından belli olduğu gibi, sınıfı muhtemelen güce büyük önem veriyordu.
Ren hakkında düşünürken, mızrağını geri almayı başaran Kertenkele Şövalye onu yeniden kavradı. Tabii ki ben de bu açıklığı kaçırmayacaktım. İşte tam o an mızrağımı hafifçe geri çekerek Bora’yı kullandım.
“Haaap!”
Aynı anda Ren aptalca saldırısıyla araya girdi.
“Aslan zıplaması!”
İri vücudunun aksine, oldukça çevik hareket ediyordu. Kertenkele Şövalye'ye yaklaşan Ren, iki ağızlı kılıcını aşağıdan yukarıya doğru bir hareketle mızrağına doğru savurdu. Aslında kötü bir yaklaşım değildi ancak bu şekilde düşmanın kuvvetini en iyi şekilde kullanamadığından, karşı saldırı olarak uygulanacak bir teknik de değildi. Bu noktada tam tersi tepeden aşağıya doğru bir saldırı yapılsa, düşmanın nefesi kesilebilirdi.
“Kyaha! İnsan!”
“Geber, Ugh, uwoaah!”
Beklediğim gibi oldu. Ren, Kertenkele Şövalye’nin mızrağının aşağı doğru inen kuvvetine dayanamadı ve sonuç olarak düşmanın tam da istediği gibi kılıcı havada süzülürken, kertenkele mızrağını yere doğru vurdu.
Ben mi? Ben tam Bora’yı kullanmak üzereyken Ren zamanlamamı mahvettiği için, Kertenkele Şövalye’nin mızrağı yere indiği an ona yaklaşmak için İlahi Hız’ı kullandım.
“Cough!”
“Uwaaak!”
“Kuk, kahretsin!”
[Parti üyesi Sherbitz öldü.]
[Parti üyesi Enun Von Karbia öldü.]
[Parti üyesi Rodlin Von Ionard öldü.]
[Parti üyesi Deruin öldü.]
Lanet olsun, tek bir deprem saldırısı dört parti üyesini katletti. Ölenler üç şifacı ve bir büyücüydü. Enun… O ana kadar yapabildiği tek şey bir kez arttırıcı büyüyü kullanmak olmuştu. Neyse ki rahip ve rahibeler Ren'i iyileştirdi...
Peki ya ben? İlahi Hız’ın 0.5 saniyelik patlamasıyla, Kertenkele Şövalye’ye doğru süzüldüm.
“Kuaaak!”
“Kuk, dayan! İksirlerini kullan!”
“Veliaht Prens!”
Sen adımı söylemesen bile zaten halledeceğim!
Göz açıp kapayıncaya Kertenkele Şövalye’nin yanında bittim. Ona sadece mızrağımı ileri doğru savurma mesafesindeydim ve ilk saldırım gözlerine oldu. Beni engellemeye çalıştıysa da ondan hızlıydım. Mızrağım istediğim şekilde gözüne isabet etti ve tam o noktada bir kan patlaması oldu.
[Kritik vuruş!]
“Kuak!”
“Bora!”
O esnada Kertenkele Şövalye’nin hala mızrağını tutabilmesi beni şaşırtmıştı. Vücudu gerginliğini kaybettiği an, bir kez daha mızrağını ondan uzaklaştırdım. Deprem sona erdikten sonra kuyruğunu öfkeyle bana doğru savurmaya çalıştı.
İşte beklediğim an buydu.
“Elementsel Bora!”
[Whoooo!]
[Herkes toplansın! Aksi takdirde prensimiz hepimizi azarlayacak!]
[Çabuk, çabuk! Geç kalacağız!]
[Bu çok lezzetli görünüyor! Birisi onu kızartsın!]
[Aramızda hiç ateş elementseli yok!]
İnanamıyorum. Elementsellerin toplandığı süreç bile kısalmıştı. Genellikle tembel ve uyuşuk olan bu elementseller, bir anda mızrağıma hücum etmişlerdi. Mızrağımı doğrudan Kertenkele Şövalye’nin kuyruğundaki kesiğe yönlendirdim.
Rüzgarın “voşşş” sesiyle, fırtına kertenkelenin kuyruğunu kopardı.
“Kuaaak!”
“Kuyruğu koptu!”
“Lütfen, sana oradan kopmuş gibi mi görünüyor? Parçalanmış!”
MP’min yarısını kullanan bu yetenek beklendiği gibi tarif edilemeyecek kadar güçlüydü. Kahraman Saldırısı, İlahi Hız ve Elementsel Bora... Bu yetenekler sayesinde, manam tamamen tükenmişti. Sonuç olarak midem bulanıyordu ve başım zonkluyordu.
En düşük dereceli Mana İksiri'ni hızla mideme indirirdim. Sadece yüz manamı yenileyebildiği için, bu semptomları sadece hafifletmekle kalmıştı.
Kertenkele Şövalye şimdi ise ejder derisini kullanıyordu.
“Kukuku, insanlar, itiraf etmeliyim ki güçlüsünüz! Ancak artık bunun bir önemi yok!”
“Evet dün karşılaştığımda buna benzer bir şey söylemişti.”
“Kuk, onu ben halledeceğim!”
İstekli savaşçı Ren, büyük kılıcı ile tekrardan doğruldu. Gerçekten tam olarak, nakavt edildikten sonra durmadan kalkan insanlara benziyordu. Ancak bu tür kararlar ona bırakılmış olsaydı şüphesiz az önce yaşadığımız kaos bizi tekrardan bitirebilirdi. Bu yüzden, Ren'e sessizce el salladım.
“Sadece orada bekle ve izle.”
“Ama!”
“Saldırısını engelleyemediğin için o dört kişi bir haftasını kaybetti.”
“Kuk!”
Ruhani Aura’yı kapattım. Mızrağımı bir kenara bıraktım ve çıplak ellerle Kertenkele Şövalye’ye doğru atıldım. Kahraman Saldırısı, Aslan Saldırısı, Elementsel Bora ve okçuların saldırılarından ciddi şekilde zarar görmüş olma... belki de öyle değildi. Her şekilde durumu titreyen bacaklarından belliydi. Tekniklerimi kullanmam için bana yalvarıyor gibiydi!
“İşte sana iki elli omuz fırlatma!”
“Uwuuk!”
“Y-yok artık!”
“V-Veliaht Prens Kertenkele Şövalye’yi kaldırıp fırlattı!”
“Kendimi durduramıyorum. Ona aşık oluyorum. Onunla evlenmem gerek!”
“Ama sen bir erkeksin!”
Farkında değildim ancak ikinci saldırı ekibinden olan hasar vericiler ayağa kalkmıştı ve hepsi de sanki ellerinde patlamış mısır varmışçasına beni izliyordu. Ancak dövüşe odaklanmak zorunda olduğum için neler mırıldandıklarını duyamıyordum. Duymak da istemiyordum!
Kertenkele Şövalye’yi oradan oraya fırlatıyordum. Bunun nedeni manamın bitmesi ve herhangi bir tekniği kaçırdığım anda vücudumun kendini bırakacak olmasıydı. Dünden daha tehlikeli bir durumdaydım. Hepsi Ren’in hatasıydı.
"İnsan! Sadece bir insan!”
“Olur böyle şeyler ve bazen farkında olmadan ölmüş olursun!”
“İnsaaaaaaan!”
“Ne var Kertenkele Şövaaaaaalye! Sonun geldi! Süzülen fırlatma!”
Bu 9. seviye orta dereceli dövüş sanatları tekniğinin ve mana ile arttırılmış gücün sonucuydu! İki buçuk metrelik bu dev yere yapışırken kan öksürüyordu.
“Kuk, insan... Kahraman!”
“Bu Kahraman Saldırısı bile değildi seni aptal!”
Bir ağız dolusu kanı çıkardıktan sonra hala hayatta olsaydı, mızrağımla onu delik deşik edecektim. Çok geçmeden ortadan kayboldu ve sonunda hepimizin beklediği sistem mesajı geldi.
[Kat ustasını yendin!]
Magnec