Evet sadece hayal gücümmüş ashagsfsh nasıl anladın hemen hayal gücü olduğunu.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
14. Bölüm Dünyam Zindan Oldu (6)
"7. ve 8. katlar arasındaki hayaletlerde bir farklılık sezebildin mi?"
"Mmm... 8. kattaki hayaletler biraz daha güçlü. Sanırım savunmaları daha dayanıklı."
7. kattaki hayaletlerin aksine, 8. kattakiler tek vuruşta ölmüyorlardı. Ancak abla cevabımdan pek tatmin olmamıştı.
"Başka bir şey fark etmedin mi?"
"Başka bir şey mi? Ah... Oh, evet."
Ağızlarından bir şeyler tükürüyor gibiydiler. Zehirli dartlarıyla gobline benziyorlardı. Bana vurduklarında geçici olarak felç olduğum için, başa çıkması gerçekten çok zordu. Bu tükürükler olmasaydı 8. katın sonuna birkaç saat erken ulaşabilirdim.
"9. kattaki hayaletlerde bunun gibi bir şey olmadığını mı sanıyorsun?"
"Ne demek istiyorsun?"
Dayanamayıp sormuş olsam bile, aslında cevabı biliyordum. Tam da beklediğim gibi, dükkandaki abla garip bir nesneyi yüzüme kadar yaklaştırarak bağırdı.
"İşte! Elimde görmüş olduğun şey Ruhani Kalkan, hayaletlerin ektoplazma oklarını %100 engelleyebilen bir eşyadır! Sadece 5.000 altın! Bunu satın aldığın takdirde 9. katı 9 saatin altında aşma şansın olabilir!"
"... Yoksa sen sadece bana bir şeyler satabilmek için mi bu görevi verdin?"
Benim kuşkulu cümlemi duyan abla birden gözlerini devirdi ve sonra...
"Fakat hiç dükkana gelmiyorsun..."
"Ş-Şey..."
"Tam üç yıldır bir kere bile gelmedin! Bir kez bile! Senin yüzünden işlerim ne kadar kötüleşti haberin var mı?"
"Ş-şey ben..."
"Neden birbirimize destek olmayalım ki? Halihazırda çok fazla kazanıyorsun. Dükkanda birazcık harcamaktan bir şey kaybetmezsin değil mi?"
"Ancak 5.000 çok fazla."
Takas kuru şuan 2.100 won olduğuna göre, bu tam olarak 10.5 milyon won anlamına geliyordu. Zeki beynimle bunu hesapladığım an, satın almayı hiç istemedim. Bir anda bu kadar büyük bir meblaya bir şey alamazdım...
"Bu olmadan, 9. katı 9 saat gibi bir sürede aşman imkansız olacaktır. Ah, şu an 8 saat, 57 dakika ve 58 saniye oldu."
"Saniyeleri bile sayıyor musun? Yapma ama!"
Yine de, gönülsüz gönülsüz Ruhani Kalkan'ı satın almak zorunda kaldım. Bu bir çıkartmaydı ve elimin arkasına koyduğum anda bir çarpılma hissettim. Çıkartma anında kayboldu ve çıkartmanın üzerindeki sembol artık bir dövme gibi görünüyordu.
Pişman oldum. Bu sanki bir Pokemon çıkartması gibiydi.
"Lanet olsun, bunu çabucak kullanıp bir şekilde yok olmasını sağlamalıyım!"
Annem ya da babam elimde bir Pokemon dövmesiyle beni görürlerse, şüphesiz bir daha yüzüme bakmazlardı. Hızlı bir şekilde 9. kata çıktım ve bağırarak beni desteklemeye çalışan dükkan ablasını geride bıraktım.
"Bir dahaki sefere bir şey aldığında sana %10 indirim yapacağım!"
"Sanki bir daha senden bir şey alırım!"
Koştum. Her ne kadar 9. seviyeye ulaştığımda manam 1000'in üzerine çıksa da, şu an buna odaklanamazdım. Sadece 8 saat 55 dakika 34 saniyem kaldı!
“Keşfe başla.” çınlayan sesimle bağırdım.
Hayaletler her yönden akmaya başladı. Dükkandaki ablanın dediği gibi hayaletlerin ektoplazma okları sayısı gözle görülür bir biçimde artmıştı. Onları engellemek için 10,5 milyon harcamama gerçekten gerek var mıydı diye düşünürken, görev ödülünün buna değeceğini umarak bu düşünceyi bıraktım ve ileri doğru süzülmeye devam ettim.
[Görev başarıyla tamamlandı.]
[24 saat içinde 9. kata ulaştığınızı gören dükkan sahibi girdiği bahisten pişmanlık duyuyor. Ancak söz sözdür. Size layık bir ödül verecek.]
[Bir sistem ödülü aldınız. 1 yetenek puanı elde ettiniz. Bir yeteneğin seviyesini 1 arttırabilirsiniz.]
"Gerçekten başardın."
"Evet."
"Sen... Gerçekten başardın."
"Abla, yüzün..."
Loretta’nın depresif ifadesine daha fazla bakmaya devam etmek istemediğim için geri döndüm. Bu yetenek puanıyla daha fazla ilgileniyordum. Bir beceri seviyesini yükseltmek, gerçekten de muhteşem bir ödül değil miydi? Bunu sonrası için saklamak daha akıllıca geldi.
Loretta sakinleşmiş göründüğü anda elimi tuttu ve sarı saydam yuvarlak bir cisim tutuşturdu.
"Huh, sözüm sözdür. İşte ödülün."
[Ruh Bombası elde ettiniz x2]
"Bu da nedir?"
"Görmüyor musun, Ruh Bombası."
Bana karşı nazik bir şekilde konuşmaya çalışmasına minnettardım ama gözleri hala ölü bir balık gibi bakıyordu. Bundan bahsetmeyi bir an için düşünsem de, dayak yemekten korktuğum için Ruh Bombaları hakkındaki bilgileri kontrol etmeyi seçtim.
[Ruh Bombası (Nadir)
“Yaratıcının Eli” ruh büyüsünü kontrol edebilen Kaloha ırkının demircisi olan büyük bir bilginin yarattığı büyülü bir araç. Bu büyülü alet fırlatılıp üzerine şok uygulandığında, ruh formundaki tüm varlıklara ölümcül zarar veren “Ruhani Patlama” yeteneği ortaya çıkacaktır. Yirmi metrelik bir yarıçaptaki tüm ruhlara 500 ile 5.000 arası hasar verir.]
"Fakat bu bitebilecek bir eşya!"
"Zaten o yüzden iki tane verdim!"
"Yani sadece iki kez kullanabilirim!"
"Peki o halde yeni bir bahise tutuşmak ister misin?"
"10. katı aşmakla alakalı değil mi? Bunu söylemene bile gerek yok!"
Verdiği ödülü kullanarak yeni bir bahise girmeye çalışmak! Tanrım ne kadar da fena bir kadın!
"Ancak bu sefer bir zaman sınırlaması olmayacak."
"Ho?"
"İstediğin zaman tamamlayabilirsin."
"...Duyalım o halde."
"Huhu, elime düştü."
"Abla içindeki düşünceleri dışından söylüyorsun."
"İddia basit. 10. Kat Lideri, Hayalet Kraliçe'yi tek başına yenmelisin!"
[Bir görev oluşturuldu!]
Umarım sorduğu şey bu değildir. “Hayalet Kraliçe”yi duyduğum anda üzerinde mini etek olan bir yarış kızını düşünmek, sadece bir erkek olduğumu kanıtlıyordu.*
"Bu meydan okumayı kabul edecek misin?"
Loretta kışkırtıcı bir ifadeyle bana bakıyordu. Sırıtarak cevap verdim.
"Ediyorum. Böyle bir şey benim için meydan okuma bile değil."
[Görevi kabul ettiniz.]
"Oh, üç buçuk yıl 5. katta sıkışıp kalmış biri olarak ne kadar da cesursun."
"Sonuçta Ork Lideri'ni de tek başıma yenmiştim, yani..."
"...Evet?"
"... Bilmiyor muydun?"
Bir anda Loretta'nın yüzü beyazlayarak neredeyse buz kesildi. Ardından aniden koluma sarıldı. Neredeyse ağlamak üzereydi.
"İzin… İzin ver başka bir iddiaya girelim."
"Sözün sözdü değil mi?"
"Öyleyse zaman limiti koymama izin ver."
"Bir kadının ağzından çıkan tek kelime, bin altına değerdir."
"Böyle bir deyim yok!"
"İş işten geçti…”
"Şimdi de alakasız şeyler söylüyorsun. Aghhh, sen bir şeytansın! En azından biraz daha Ruhani Kalkan al!"
"Elimdeki hala 72 darbeye dayanabilir, yine de sağol."
"Ahh, sen gerçekten fena birisin!"
İşte bu şekilde ikinci görevimi kabul ettim. Mm, sanki bir şey unutmuşum gibi hissediyordum... Sanırım hayal gücüm benimle oyun oynuyor. Evet sadece hayal gücümmüş.
10. kat lideri Hayalet Kraliçesi'ydi. Tam elli tane hayalet ona eşlik ederken; korku büyüsü, kargaşa büyüsü ve ektoplazma oklarını kullanarak onunla karşılaşmak isteyen zindan kaşiflerine işkence ediyordu. Yine de net bir zayıflığı vardı. Ork Lideri'yle karşılaştırıldığında YP'si çok daha düşük kalıyordu.
Loretta ayrıca korku ve kargaşa büyülerini engelleyen eşyalarda satıyordu. Hayalet Kraliçe'nin büyülerini sadece beş dakika engelleyebilen bu eşyaların tanesi 5.000 altındı. Ellos'a göre, Hayalet Kraliçe'ye meydan okuyan zindan kaşifleri, tıpkı kraliçenin para tutkusu gibi tüm parayı bu şeylere kaptırmak zorundalardı.
"Yine de onları almayacağım."
"Neden!? Onlarsız bu katı tek başına geçmen imkansız!"
"Şimdilik onu yenmeye çalışmayacağım."
"Hah..."
Rahip-tipi kaşifler korku ya da karışık durum etkisini temizleyebilecek büyülere sahiptiler. Hemen ilk seferde tek başıma meydan okumak yerine bir partiye girip bu lider katını tecrübe etmeyi seçtim.
Mutant yaşam formlarının dünyada ortaya çıktığı bu kaotik zamanda bir hafta boyunca zindana girememek, yapacak bir şey olmadığı için zamanın durması anlamına geliyordu. Bu mutantları avlasam bile seviye artışı olmayacaktı, üstüne bir de kendimi bir yetenek kullanıcısı olarak açığa çıkarma riski taşıyacaktım. Bu yüzden çalışabileceğim tek yer zindandaydı.
Bir daha zindandan atılmak istemiyordum.
"Tanıştığıma memnun oldum. Adım Kang Shin, yerküredenim."
"Yerküre mi? Yoksa sen... O Kang Shin misin?"
"Evet, o Kang Shin'im."
"Yok artık, Veliaht Prens 10. kata yükselmiş!"
"Ne? Gerçekten de Veliaht Prens mi?"
"Vaaay, Veliaht Prens bizim partide!"
İnanılmaz. Rastgele bir partiye girmiştim ama görünüşe göre herkes kim olduğumu biliyordu. Söylentilerin nasıl yayıldığını merak ediyorum.
"Bu benim Hayalet Kraliçe'yle ilk savaşım olacak, size yük olabilirim."
"Sadece çevredeki hayaletleri temizlemen bile fazlasıyla yardımcı olur. Rahibeler gerisi halleder."
"Bize bırak!"
Partide üç tane rahibe vardı. Garip bir şekilde aramızda hiç rahip yoktu. Rahibeler güzel olsalar da güzel Yuamla karşılaştırıldıklarında fazlasıyla çirkinlerdi. Tam kafamdan bunları geçirirken, aralarından biri benimle konuşmaya başladı.
"Veliaht Prensim, sanırım majestelerini tanıyorsunuz?"
"... Kim?"
Tam da “Veliaht Prens sadece benim lakabım, majesteleri derken Yua'yı mı kastediyorsun?” demek isterken ciddiyetle dolu gözlerini görünce durdum.
"Ehuir İmparatorluğu'nun Veliaht Prenses’i majesteleri Palludia Gren Ehuir'i kastediyorum! Onunla daha önce aynı partide olduğunuzu duydum!"
"Eh, Palludia mı? Evet, onu tanıyorum, ama... Veliaht Prenses mi?"
Rahibeye bunu ilk defa duyduğum söylediğimde, bana afallamış bir bakış attı.
"Yani bunu onun zarif ve güzel görünüşünden de mi anlamadın?"
"Zarif mi? O sadece gürültücü bir velet..."
"Ne!?"
“Ah, Opps!” Bunun yüzünden beş dakika boyunca Palludia’nın güzelliğini duymak zorunda kalmıştım. Neden bunlar benim başıma gelmek zorunda ki? O dümdüz göğüslü ikiz kuyruğun hangi kısmı güzeldi ki? Tabii ki bunları dışımdan söyleyemezdim yoksa bir otuz dakika daha bunlara katlanmak zorunda kalırdım.
"Majesteleri Palludia'nın ne kadar güzel ve harika olduğunu anladın mı? O kıtamızın yükselen sabah yıldızı, durmadan yanan umut alevi, şeytanlara karşı savaşmak zorunda olan bir çiçek!
"Pekala, pekala anladım, lütfen hadi gidip Hayalet Kraliçe'yi avlayalım."
"Yarım gönüllü cevabına bakacak olursak, hiçbir şeyi anlamamış gibi görünüyorsun! O yüzden bir kez daha anlatacağım, bana kulak ver ve iyi dinle!"
Daya fazla duymak istemiyorum diyip, gidip Kraliçe'ye kendimi öldürtsem mi? Palludia’nın güzelliği hakkında daha fazla bir şey duymak... Bir dakika. Palludia? O bana dün...
"AAAAAAHHHHHH!"
"Kyaa! Beni korkuttun!"
Çığlık attığım anda şoke olan rahibe yere düştü. Ancak onunla ilgilenecek halde değildim.
"Oh olamaz, Palludia'nın mesajlarını görmezden geldim."
O gürültücü kız, mesajlarını görmezden geldikten sonra sessiz kalacak türden biri değildi. Korkum artmaya başlarken terlemeye başladım. Şimdi düşünce, onu görmez gelmeye devam mı etsem? Hayır, ondan sonsuza kadar kaçamam. Önünde sonunda onunla zindanda karşılaşacağım. Üstüne, onu görmezden gelmek çok kaba olur. Gerçi pek sevecen, gıcık bir şey ama...
“Tamamdır, Hayalet Kraliçe'yi hallettikten hemen sonra onunla iletişime geçeceğim.” sözümü verdikten sonra parti üyelerine döndüm.
"Hadi acele edelim, bitirelim şu işi!"
"VELİAHT PRENSSS!"
...Beklenmedik bir biçimde kendime yeni bir düşman edinsem de, onu görmezden geldim.
Arkamdaki yanıcı bakışlara dikkat etmeden hayaletli köşkün kapısını açtım.
Magnec