Veee keşfedilir
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
23. Bölüm Sonbaharın Yeni Öğrencileri (4)
Üniversitenin açılacağı zamanda İki Ay olayı yaşandığından bu yana, tüm okullar yarım yıl ertelenmişti. Bu durumdan en çok öğrenciler ve ücretli izne çıkarılmış öğretmenler memnun kalmıştı. Olaylar yavaş yavaş yatışırken ve her şey eski haline dönerken, okullar da yarıyıl sonunda açılmaya başladı.
“Okullar bu kış başlıyor, hah.”
Her gün durmadan çalışarak zar zor 19. kata ulaştığım zamanlarda üniversiteden bir haber aldım. Soğuk rüzgârların yaz sıcağını söndürdüğü dönem olan eylül ayının sonunda okul açılacaktı.
Lise mezuniyet törenimin ne kadar berbat geçtiğini düşünerek, okulun açılışının olacağı tören alanına doğru ilerledim. Kıpkırmızı, şişirilmiş yanaklı birinci sınıf öğrencilerinin bir araya toplandıklarını gördüğümde; bir kurbağa toplantısındaymışım gibi hissettim. İçimden gülüyordum ki biri sessizce omzuma sürterek yanımdan geçip gitti.
“Hey.”
“...”
Bunu yapan erkeğe bağırmak için döndüğümde, aslında o kişinin bir kız olduğunu gördüm. Yüzünü gri bir kapüşonla kapatmıştı ama berrak gözleri ve dolgun dudakları cinsel kimliğini saklamasını engelliyordu. Bağırmamdan ürkmüş olacak ki şaşkın gözlerle bana baktı, ardından başını tekrar eğerek yürümeye devam etti.
Garip bir şey fark ettim. İlerlemeye devam ederken insanlara sürtünmeye devam ediyordu ama kimse onu fark etmiyordu. Bu tesadüf olabilirdi fakat bence bu basit bir tesadüften daha fazlasıydı.
“Kahretsin, bir yetenek kullanıcısı.”
Neredeyse kimliğim açığa çıkacaktı. Yetenek kullanıcılarının Gardiyan’a veya Özgürlük Kanatları’na katılmaları ve canavar avlama gibi bir zorunlulukları yoktu. Bu tarz garip olayları kafamda fazla büyütmemeye karar vererek yoluma devam ettim.
“Herkesin bildiği gibi zor zamanlardan geçiyoruz. Üniversiteye girdiğiniz için ve taze bilgilerle donatılmış, tutkulu profesörler tarafından öğrenim göreceğiniz için ne kadar şanslı olduğunuzu bilmelisiniz! Sizi okulumuzdan gururla mezun edip topluma karışmanızı sağlamadan önce...”
Üniversite rektörünün konuşması, lise müdürünün konuşmasına fazlasıyla benziyordu. Her ikisi de güçlü uyku getirici yeteneklere sahipmiş gibi görünüyordu. Bacaklarımı çimdikleyerek kendimi uyanık tutmaya çalışıyordum ki, aniden üzerime yönelmiş garip bir bakış hissettim.
Tehditkar birinin bakışı değildi bu, aksine merakı uyanmış birinin bakışıydı. Az önce karşılaştığım yetenek kullanıcısı mı yoksa? Daha buraya gelirken kendime bu konularda daha sakin kalacağıma söz verdiğim için bana dönük bakış keskinleşmeye başlasa da görmezden geldim. Her ne kadar zaman geçtikçe bakışları bir parça tehdit barındırmaya başlamış olsa bile, bunu görmezden gelmeye kararlıydım.
Açılış töreni çok uzun ve sıkıcı bir olaydı. Bunun yerine, şu anda Kara Fare-İnsan’la savaşmayı tercih ederdim fakat törene katlanmak zorundaydım.
Açılış töreninden sonra yeni öğrencilerin tanışma partisine katılması bir gelenekti ancak zindana gitmek gibi önemli bir misyonum vardı ve bu yüzden partiye gitmemeye karar verdim. Gizlice oditoryumdan çıkarken, birden bana doğru yaklaşan bir varlık hissettim.
“Haa.”
İç çekerek yürümeye devam ettim, bu figürü göz ardı etmek istiyordum. Buna rağmen figür beni takip etmeye devam ederek, sağ taraftan yaklaşmaya başladı. Bunu görmezden mi gelmeliyim? Yoksa ondan kurtulmaya mı çalışmalıyım? Kısa bir süre düşündükten sonra onu görmezden gelmeye karar verdim. Ancak tam o anda bana saldırdı. Beklediğim gibi, bu kişi törenden önce karşılaştığım gri kapüşonlu kızdı.
“Kimsin?”
“Ah, beni korkuttun!”
Şaşırmış gibi davranarak ondan kurtulmaya çalıştım. Aslında gerçekten de şaşırmıştım.
Bir anda üstüme bu şekilde atlamasını beklemiyordum. Bir süre susup birbirimize baktık.
“Kimsin sen? Gizliliğimi kullanırken beni nasıl görebildin? “
“Peki ya sen? İlk başta bana çarptın, şimdi ise üstüme atlıyorsun.”
“Ben bir yetenek kullanıcısıyım.”
“Ah...”
Onu zaten biliyorum. Soru sorarken daha iyi düşünmeliyim.
“Herhangi bir gruba bağlı değilim. Bilerek peşimden geldin değil mi? Beni Gardiyan’a ya da Özgürlük Kanatları’na mı götüreceksin?”
“Hayır, egonu zedelediğim için üzgünüm fakat ben sadece normal bir vatandaşım. Gardiyan ya da Garnizon, Özgürlük Kanatları veya Gundam’ın Kanatları, hiçbiri umurumda değil. Artık sorun yok değil mi? Ben kaçtım o zaman.”
“B-bekle!”
“Adios!”
“Eğer bir yetenek kullanıcısıysan ve insanların ilgisini üzerine çekmek istemiyorsan, bir dahaki sefer daha dikkatli ol!”
Herkes otoparkın orada sıraya dizilmişti, muhtemelen birinci sınıf açılış partisine gidiyorlardı. Şu gri kapüşonlu kız olmasaydı kimseye görünmeden çoktan tüymüştüm.
Ancak böyle bir şeyden korkmuyordum. Erkek adam cesur olur! Bana doğru atılan bakışları görmezden gelerek ilerlemeye devam ettim. Bu tarz durumlarda daha cesur olmalıyım. Maalesef, şu kapüşonlu kız beni takip etmeye devam ediyordu.
“Gerçekten sıradan biri misin?”
“Evet.”
“Yalan söylüyorsun.”
“Hayır söylemiyorum.”
“O halde beni o haldeyken nasıl fark edebildin? Beni o durumda fark eden ilk kişisin.”
“Başını eğerek insanlardan gizlenmekten mi bahsediyorsun? Bilmem, pek gizlilik gibi durmuyor.”
“Kuk, gizliliğim o şekilde işliyor. Ters bir şey yapmadığım veya saldırmadığım sürece kimse keşfedemez. En azından şimdiye kadar öyleydi.”
“O halde bu durumda, edindiğin tecrübeleri kullanarak kendini geliştirebilirsin artık. Tamam mıyız? Hadi kaçtım.”
“Uuu, bunları söyleyerek yeteneğimi açığa çıkarmak istiyorsun değil mi?”
Resmen tansiyonum çıkıyordu. Palludia'nın dünyanın en sinir bozucu kızı olduğunu sanıyordum ama sanırım ondan daha başarılı biri varmış. Cevap vermek bile istemediğim için plazadan ayrıldım fakat kapüşonlu kız yine bana doğru koşarak koluma yapıştı.
“Ne yapıyorsun?”
“Ne?”
“Tanışma partisine gitmeyecek misin?”
“... Bunu neden soruyorsun?”
Bu kızın aptal olabileceğini düşünerek yanıtladım, “Hayır, gitmiyorum.”
“Birinci sınıf değil misin?”
“Öyleyim.”
“Adın ne?”
Sanki sorguya girmiş gibiydim. Bir şekilde bu tartışmanın içine sokulduğuma göre, o halde biraz gıcıklık yapayım dedim.
“Neden söyleyeyim?”
“Birinci sınıf olmadığın için söylemiyorsun değil mi?”
“Hayır, istemediğim için söylemiyorum. Ayrıca birine adını soracaksan, önce kendi adını söylemelisin.”
“Adım Su Ye-Eun, ticaret okuyorum.”
“Anladım. Görüşürüz Su Ye-Eun.”
“Sana sadece birinin adını sormadan önce kendini tanıtman gerektiğini söyledim. Fakat sana adımı söyleyeceğimden hiç bahsetmedim.”
“Eeeek! Sorumdan bilerek kaçıyorsun!”
Su Ye-Eun koluma bir koala gibi yapışmaya devam ediyordu. Bu kapüşonlu kızın yapışkan tavırları biraz sinirime dokunmaya başlamıştı. Gücümü kullanarak ondan kurtulsam mı? Şimdi kurtulsam bile sonra daha beter bir şekilde bana yapışır mı?.. Rolüme devam etmem lazım. Ahh, karşıma gele gele kim geldi…
“Lütfen beni bırakır mısın? Sana defalarca söyledim, yetenek kullanıcısı değilim. Ahh, otobüs kalkıyor.”
“Ah.”
Su Ye-Eun bir anda dondu kaldı. Her öğrenci için kendi bölümünden otobüsler kalkıyordu. Tüm birinci sınıf öğrencilerinin otobüslere doluşması uzun sürmedi. Aslında bu kadar düzenli olmaları bile şaşırtıcıydı. Yine de birinci sınıf açılış partisine gitmek isteyen Su Ye-Eun artık yalnız kalmıştı.
“Pekala, bu sefer cidden gidiyorum. İyi şanslar terk edilmiş Su Ye-Eun.”
“Hey, kim terk edilmiş!?”
“Hayır, ben demiyorum.”
“Az önce dedin!”
Su Ye-Eun kaşlarını çattı, hala koluma yapışmaya devam ediyordu. Otobüs çoktan gitmişti o yüzden beni neden çekiştirmeye devam ettiğini anlamamıştım. Yine de yürümeye devam ettim. Su Ye-Eun doğal olarak benimle birlikte sürükleniyordu. Ne yazık ki ben de onunla aynı bölümdeydim. Ya aynı sınıfta çıkarsak?
“Hepsi senin suçun! Açılış partisini kaçırdım!”
“Bunun nedeni bana yapışıp bırakmadığın için olabilir mi?”
“Suçlu sensin, yalancı, sahtekar!”
“Kapa çeneni kapüşonlu kız!”
“K-kapüşonlu kız...”
Üniversitede mühendislik ve güzel sanatlar kampüsü arasında net bir ayrım vardı. Mühendislik kampüsü Seul’dan biraz uzaktı. Açılış töreni mühendislik kampüsünde, mezuniyet ise güzel sanatlar kampüsünde gerçekleştiriliyordu. Bu yüzden şimdi kırsal kesimde kalakalmıştık.
Kampüsten tamamen ayrıldıktan sonra, Su Ye-Eun sürüklenmekten sıkılıp kolumu bıraktı ve yanımda sessizce yürümeye başladı. Kapüşonunun altındaki sinirli ifadeyi görebiliyordum.
“Haa, hepsi senin yüzünden... Bundan daha kötüsü olamazdı...”
“Kendi kendine mırıldanmayı bırak, bunları suçlusu sensin.”
“Gerçekten yetenek kullanıcısı değil misin?”
“Artık sormayı bırakır mısın? Aksi takdirde seni şikayet edeceğim.”
“... O halde bana yiyecek bir şeyler al.”
“Neden?”
Bu kızın düşünce tarzı kesinlikle normal değildi. Başım ağrımaya başladı. Farkına varmadan istasyona ulaşmıştık bile. İnsan ve araba kalabalığını görünce, bir an kaçmayı düşündüm. İşte o zaman Su Ye-Eun kısık sesle mırıldandı.
“Hiç param yok... Çok açım...”
“...”
Palludia’dan bu yana ilk defa bir kadına vurasım geldi.
Su Ye-Eun’ı yakındaki McDonald’s’a soktum. Big Mac ve ekstra büyük patates söylemesini izlerken ben de kendime bir şeyler söyledim.
“Daha fazla patates istemiyor musun?”
Bana garip garip baktı, neredeyse daha fazla patates siparişi vermek normalmiş gibi davranıyordu. Onu görmezden gelerek tepsiyi çalışandan aldım ve pencerenin yanındaki yere doğru yürüdüm. Su Ye-Eun daha iyi koltuklar olduğu halde neden oraya doğru gittiğimizi sordu, sonra tepsiyi elimden aldı ve tam ortadaki bir masaya ilerledi. Ardından “Bu gerçekten aptal mı?” diye mırıldandı.
“Ah... Ah!”
Hala çok geç değil. İlk önce midesine bir dirsek atacağım, ardından… Ancak o esnada yemeğimizi elinde tutuyordu. Yemeklere yazık olmasın diye kendimi tutum. Gerçekten acınası bir haldeydim, onu takip edip oturdum.
“Yemek için teşekkürler.”
“Önemli değil.”
Su Ye-Eun, Big Mac’i açıp büyük bir ısırık aldı. Daha sonra gözleri kapüşonunun içinden parlarken, bir avuç dolusu patates kızartması alıp yedi. Ardından bir avuç daha aldı. Yanaklarını bir hamster gibi şişirirken, elimde olmadan gülmeye başladım.
“Gerçekten çok aç olmalısın.”
“Nom nom... Nom...”
Yemek yerken çıkardığı sesler, bir cadının kara büyü yaparken çıkardığı ayin sesleri gibiydi ama sanırım sabahtan beri aç olduğunu söylemişti. Ona kendi payım olan patatesleri de verdim. Bunu görünce bakışları şaşkın bir şekilde benim ve patateslerin arasında gelip gitti.
“... Melek misin?”
“Sinirin çabuk geçti.”
“Bana bu patatesleri bahşettiğiniz için teşekkürler efendim.”
“Öyle konuşmayı bırak, tüylerim diken diken oldu.”
Ben de hamburgerimi açıp yemeye başladım. Tadı güzeldi. Annem evde bu tarz şeyleri yememe izin vermediğinden, en son abur cubur yememin üzerinden uzun zaman geçmişti. Mm, belki Yua da isterdi. Bana yanağından öpücük bile verebilir!
Daha sonra Su Ye-Eun tuvalette iken, bir tane daha hamburger menüsü sipariş ettim ve tuvalete girip bunları envanterime attım. Aslında çok mantıklıydı. Envanterin içinde zaman ilerlemiyordu, bu yüzden onu çıkardığım zaman sıcak ve çıtır çıtır olacaktı.
McDonald’s’tan ayrıldığımızda, birden eski haline geri dönerek gardını aldı. Beni bir melek olarak adlandırırken şimdi tamamen farklı görünüyordu. Gerçekten sadece bir aptal mı? Hı hı, öyle olmalı.
“Tamam mıyız? Hadi evine git.”
“Sen... Sen gerçekten bir yetenek kullanıcısı değil misin?”
“Değilim ve sen de sıradan bir insandan yemek dilenen, ardından da onu sinir eden bir yetenek kullanıcısısın.”
“...”
“Artık lütfen evlere dağılabilir miyiz? Ha?”
Su Ye-Eun garip bakıyordu. Yüzündeki ifade öfke veya sinir değildi. Aksine, donup kalmış gibi görünüyordu. Bir şeylerin ters gittiğini hissederek arkama döndüm.
Önümüzde iki metre boyunda bir güvercin vardı, bir anda arkamda bitmişti.
Magnec