Kan çıkacak kang shin kızı kizdiriyorsun:D 20 zekân bir ise yaramıyor kafanda beyin yerine talaş var :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
20. Bölüm Sonbaharın Yeni Öğrencileri (1)
“Kyaa! Anne, abimin sanki ruhu çekilmiş gibi!”
“Bir süredir zaten böyle. Sanırım depresyona girmiş. Siz iyi anlaşıyorsunuz, hadi git onu neşelendir.”
“Haha, Hayalet Kraliçe’yi tek başıma yendim... Mmm, aynen yaptım. Bunda bir sorun yok, fakat Kara Fare-İnsan...”
“Oppa, oppa! Kendine gel!” Bu bir melek mi... Hayır, Yua omuzlarımı sarsarken, birden yere yığılır gibi oldum.
Yua’nın tatlı bir sesi vardı. Düşmemi engelleyen oydu. Yua'nın bir erkek arkadaşı olursa ne yapmalıyım? Uzuvlarını vücudundan ayırmalı mıyım yoksa kaçırmalı mıyım?.. kuk!
“Oppa!”
“Y-Yua”
“İyi misin?”
Çığlığı beni uyandırdığında, Yua rahat bir nefes aldı. Bana bir şey olacak diye endişelenmiş mi? Hihi, ne kadar sevimli.
“Haha, merak etmene gerek yok Yua. Abin gayet iyi.”
“Fakat bembeyaz görünüyordun. Ayrıca kendi kendine bir şeyler mırıldanıyordun.”
“Haklısın... Şey, sadece abin bir başarısızlık yaşadı, hepsi bu.”
“Başarısızlık?”
“Evet. Görünüşe göre fazla kibirliyim.”
Aslında Yua ile konuştuğumuz sırada, zindandan yeni dönmüştüm. 10. katta Loretta'ya hoşça kal dedikten sonra, 15. kattaki patron odasına koşmuştum. Rastgele bir partiye girdim ve Kara Fare-İnsan’a meydan okudum.
“Tamam, hadi çabucak halledelim ve yukarı ilerleyelim!”
Parti lideri orta yaşlı bir kılıç ustasıydı. Belki de bu sebeple, parti üyelerini yatıştırmak için konuşan kişi oydu. İşte o zaman endişelenmeye başladığım ilk andı.
Ben dahil, parti üyeleri beş farklı kıtadan toplanmış zindan kaşiflerinden oluşuyordu. Aramızda hiç uyum yoktu, üyeleri arasında hiçbir uyum olmayan partilerin başarılı olma şansı yok denecek kadar azdı. Ayrıca parti lideri bu kadar baskıcı olunca, uyum sağlamak pek kolay değildi. Elbette, endişem zamanla gerçeğe dönüştü.
“Hadi ama, kesin şu fareyi!”
“Tep yaptığın doğrudan farelere doğru atılmak! Önceden kimin tanklayacağını, kimin liderin ilgisini çekeceğini tartışmamız gerekirdi!”
Başlangıçta parti liderinin ve hasar sağlayıcımızın tartışmalarına rağmen ben yan tarafta sessizce fareleri avlamaya başlamıştım. Aksi durumda liderle savaşmak çok daha zor olacaktı ve uzun sürecekti.
Partideki iki şifacı da parti lideriyle aynı kıtadan değildi. Bu nedenle, parti liderinin baskıcı tonundan pek hoşnut kalmadıkları hemen yüzlerinden anlaşılıyordu. Fakat bir yandan, parti liderimizle aynı kıtadan gelen tanklayıcımız onunla iyi anlaşıyordu.
“Kikikiki! Bir fareyim diye beni sakın küçümsemeyin!”
“Şu şerefsizi öldürün!”
Kara Fare-İnsan, iki metre uzunluğuyla diğer kat ustalarına kıyasla biraz kısa duruyordu. Bu yüzden tankımızın onunla başa çıkacağını düşünmüştüm. Tabii ki yanılmışım.
“Kikik! Kikik!”
“Kuk, bu farenin saldırıları çok güçlü! Şifa!”
“Hay sıçayım...”
Tankçımızın da karakteri parti liderine fazlasıyla benziyordu. Şifacılar resmen onu iyileştirmek konusunda isteksizlerdi. Bu nedenle şifa yeteneklerinin zamanlaması tam uymadı. Parti liderinin tek amacı fare liderine saldırarak katkı puanı toplamak gibi görünüyordu. Parti lideri ile tartışmış olan hasar sağlayıcımız bir anda farelerden birkaçını kaçırınca, farelerin tankımıza doğru yönelmelerini engelleyemedi.
“Ne? Hey, ne yapıyorsun? Şunları üstümden al!”
“Lanet olsun, sadece lidere odaklanın!”
“Ah!”
Tankçımız ve parti lideri sinirli bir şekilde etrafa bağırırken Kara Fare-İnsan da etrafta boş boş, neredeyse özgürce geziyordu. Ben de tek tek diğer fareleri avlarken bu durumu fark ettiğimde hemen lidere doğru koşmaya başladım.
Aslında partideki akıllı büyücümüz hemen odağını Kara Fare-İnsan’a çevirip ona saldırı büyüsü yapmıştı ancak kat lideri ondan daha hızlıydı.
“Kikikik! Hepinizi köze çevireceğim!”
[Kara Fare-İnsan, Kara Yıldırım Patlaması’nı kullandı!]
Saldırının ardından asla unutamayacağım bir manzarayla karşı karşıya kaldım. Bir anda Kara Fare-İnsan’ın vücudundan simsiyah bir ışık patladı ve en yakındaki tankçı ve parti liderine isabet etti. İkisi saldırının etkisiyle yere yığılırken bile hala yanıyorlardı. Olayların burada biteceğini düşünüyordum ama yine yanılmıştım. Bu sadece başlangıçtı.
“Kikikik! Yıldırım partisi! Kikik!”
BUUM!
Yeteneğin adı her şeyi anlatıyormuşçasına, simsiyah bir yıldırım patladı. Hem parti lideri hem de tankçı oracıkta öldü ve lidere doğru koşan ben ise, bu konuda istisna olmadım.
Ne yüksek HP'm ne de Ork Lider Setim bir işe yaradı. Tüm bunlar sadece biraz daha hayatta kalıp daha fazla acı çekmeme neden oldu. Bilincimi kaybettim ve uyandığımda zindanın dışındaydım.
Bu benim hatamdı ya da en azından ben öyle düşünüyordum.
O geri zekalılar ne yaparlarsa yapsınlar Kara Fare-İnsan’ı bir şekilde halledebileceğimi düşünmüştüm. İşte bu nedenle tartışmalarını durdurmaya çalışmadım veya parti liderinin aptalca olan emirlerine karşı çıkmayı denemedim bile.
Şimdi düşününce, en başından o partide kalmamalıydım. Partinin ne kadar uyumsuz olduğunu gördüğüm anda oradan ayrılmalı ve başka bir parti bulmalıydım.
Son olarak ise, parti üyelerime güvenmek yerine Kara Fare-İnsan'a kendim saldırmalıydım. O esnada çok fazla oyalandım. O kadar ki, diğer farelerin hepsini kolayca kendi başıma avlayabilirdim. Bu affedilemezdi.
Önümde 100.000 kaşifin açıkça benden daha güçlü olduğunu bildiğim halde, Hayalet Kraliçe’yi tek başıma yendiğim için fazla kibirli davrandım! Yeryüzündeki SS-kıdemliler bir yana, A-kıdemliler bile benden daha güçlülerdi! Hayır, hayır, belki de B-kıdemliler bile daha güçlüdür. Zindan, kişinin sürekli tetikte olması gerektiği bir yerdi. Gardımı düşürerek saçmaladığım için, bu ölümü hak etmiştim.
Kendimi suçlamaya devam ederken, birden Yua elini başıma koydu.
“Başarabilirsin oppa.”
“Yua...”
“Oppa sana inanıyorum. Kesinlikle yapabilirsin.”
“Fakat...”
“Oppa, herkes hata yapar.”
Yua yavaşça başımı okşadı. Gözlerimi kapayıp onun konuşmasını dinledim. Bu sayede biraz olsun rahatlayabilmiştim.
“Oppa, hatalarından ders alan insan her şeyi başarabilir. Bu aynı şekilde senin için de geçerli.”
“... Haklısın. Teşekkürler Yua. Sana söz veriyorum, bir daha hata yapmayacağım. Bir daha zindandan asla kovulmayacağım.”
Yua’nın nazik sözleri dağılmış olan özgüvenimi iyileştirmişti. Bunları duyduktan sonra hala depresyonda kalmaya devam edersem adım Kang Shin değil! Bir daha asla gardımı indirmeyeceğime, asla bu tür bir hata yapmayacağıma, zindandan bir daha asla kovulmayacağıma söz vererek kararlılık yemini ettim!
Hayranlık duyduğum kız kardeşimin kafasını okşadım. Yua sevimli sesler çıkarırken, bana sıkıca tutundu ve oradan ayrılmamı engelledi. İşte bu uzun zamandır aradığım kardeş ilişkisiydi.
Kardeşini nasıl rahatlatacağını biliyordu... Yua gerçekten büyümüştü! Abin olarak seni mutlu edeceğime yemin ediyorum! Hmmm, böyle demek biraz yanlış oldu. Evet, o meleksi gülüşünü koruyacağım!
Yua’nın büyülü sözlerinden yeniden doğmuş olarak, yumruklarımı sıktım. Aniden bir parçalanma sesi koptu. Kafamı çevirdiğim anda, annemin mutfakta titreyerek bize baktığını gördüm. Yerde donmuş domuz boynu vardı. Babamın ne kadar kazandığını düşünürsek, kesinlikle domuz pastırması almalıydı.
“H-hayır, yapamazsınız! Siz kardeşsiniz! Sakın aklınızdan bile geçirmeyin!”
“Böyle bir şey olmadığını söylemiştim! Anne, tüm düşündüğün bu mu?”
“Ama bu durum çok şüphe uyandırıyor! Başka türlü neden iki yetişkin kanepede birbirlerinin üzerinde olsun!?”
Kahretsin, çok garip olmak bir sorundu ama çok yakın olmak da mı sorun? Yakınacak kimsem olmadığını için, bu yaşanan haksızlığı içime atmaktan başka çarem yoktu.
Bir hafta sonra, Kara Fare-İnsan’a intikam için tekrardan meydan okudum. Bu kez girdiğim partinin uyumu gayet güzeldi. Bununla birlikte, Kara Fare-İnsan’ı tek başıma yenene kadar devam etmeyi planlıyordum… Partime fazla güvenmemek en iyisiydi.
“Yoksa siz… Veliaht Prens?”
Ancak parti lideri kız beni tanımıştı. Onu tanıyor muyum? Bir inci gibi beyaz teni, sapsarı at kuyruğu ve ışıltılı yemyeşil gözleri vardı.
Böylesine güzel bir kızla tanıştığımı hatırlamıyordum. Beni söylentilerden mi tanıyorsun, diye sorduğumda başını iki yana salladı.
“Veliaht Prens, sayenizde iki yıl önce 5. kattan kurtulmuştum. Hala bunun için minnettarım. O zamanlar, hangi partiye girersem gireyim görevimi yerine getiremiyordum ve bu yüzden zindana uygun olmadığımı düşünmeye başlamıştım. Son bir meydan okuma için Ork Lideri’ni geldiğimde, senin partine girmiştim.”
“Ah... Anlıyorum.”
“O gün gerçekten çok havalıydın... Veliaht Prens’in emirlerine uymak… Bu sayede özgüvenimi kazandım. Korkumu orada yenerek kılıcımı Ork Lideri’ne sapladım. O baskında kazandıktan sonra özgüvenim arttı ve işte buradayım, Luka kıtasından yoldaşlarımla parti yapıyorum.”
İki yılda 10 kat. Her ne kadar Ellos ya da Palludia'dan biraz daha yavaş olsa da, hem yetenek hem de efor olarak gerçekten üst sıradaydı. İki yıl boyunca 5. katta sıkışmış bir kızın buralara gelmesi gerçekten övgü gerektirirdi.
Düşüncelerimi dışa vurmaktan çekinmedim.
“Bu harika. Buraya gelmek için çok fazla efor sarf etmiş olmalısınız.”
“Ah, o zamanlar daha az resmiydin... Eski zamanlarda olduğu gibi rahat konuşabilir misin? Aksi takdirde bu durum benim için biraz garip...”
“Hayır, bunu nasıl yaparım?”
Rahat mı? Yetişkin bir hanımefendiyle rahat bir şekilde konuşmak mı? Terbiyem buna el verir mi ki?
Kızardığımı fark edince kıkırdayarak elini salladı.
“Ama öyleydin. Çünkü iki yıl önce, boyum 1.30 sihai olan küçük bir çocuktum.”
“...Ne?”
Sihai: Luka kıtasının ölçü birimi, yaklaşık 1.1 santime denk geliyordu. Diğer bir deyişle, iki yıl önce yaklaşık 1.43 santimetreydi. Ama bu nasıl olur? Şu an 1.60 santimden daha uzun görünüyor. Kim iki yıl içerisinde böyle büyüyebilir? Şimdi fark edince, göğüsleri de inanılmaz şekilde geliş... Öhöm.
“Huhu, kızardığında çok tatlı oluyorsun.”
“Hayır, teşekkürl...”
“Şaşırmana gerek yok. Luka kıtasından olan insanlar belirli bir yaşa geldiklerinde ani bir gelişim yaşarlar. Bu gelişim diğer kıtalardaki insanlardan biraz daha fazla olduğu için, bu sanırım insanlarımızın bir özelliği.”
“Ah, anladım.”
Mantıklıydı. Hepimiz insan gibi görünsek de farklı dünyalardan geliyorduk. Büyüme dönemlerimizin farklı olmasını kabul etmek çok zor değildi. Fakat bir sebepten ötürü Luka kıtası sözcüğü bana birini hatırlatmıştı.
“Şey, muhtemelen önemli bir şey değil.” Ardından bu düşünceyi bir kenara bıraktım.
Magnec