Bakalım bu sefer tek bitirdiğimiz taktirde ne düşecek
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
16. Bölüm Zindan Kaşifleri de Uyanabilir mi? (1)
Peki ardından ne mi yaptım? Tabii ki direkt olarak 11. kata ilerledim. Durumum artık öncekinden farklıydı. Üç yıl önce 6. kata ilerleyemediğim için, 5. katta durmadan Ork Lideri avlamak zorunda kalmıştım. Şimdi işleri biraz daha akıllıca halletmek istiyordum.
Zindan kaşifleri bir sonraki kat liderlerini yendikleri takdirde, önceki kat liderine meydan okuyamıyorlardı. Bir diğer deyişle, bir sonraki kat liderini yenmediğim sürece, her zaman gidip önceki kat liderini tekrar tekrar yenebilirdim. Kısacası, 15. kat liderini yenmediğim sürece, defalarca Hayalet Kraliçe'yle savaşma şansım vardı.
11. ve 15. seviyeler arasında yaklaşık en az beş yüz mana farkı vardı. Bu kadar kolay bir yol önümde yatıyorken, zor yola başvurmak ahmaklık olurdu. Bu nedenle 11. katı keşfetmeye karar verdim. Loretta beni 10. kattan çıkarken gördü ve titreyerek: "B-bu şekilde ilerlemen haksızlık ama..." dedi.
"Haksızlık mı?"
"Senden 10. seviyedeyken onu yenmeni istemiştim..."
"Fakat dün bu şekilde söylememiştim."
"..."
"Haa. Anladım. 15. seviyeye kadar yükselip ardından Hayalet Kraliçe'yi tek başıma yenmek haksızlık diyorsun."
"Anladığına göre o halde..."
"Ancak rekabet dünyası zalimdir."
Loretta somurtmaya başlamıştı. Bu haliyle bile çok tatlı olduğu için elimde olmadan gülmeye başladım.
"Hahahaha! Buna rağmen, gördüğüm kadarıyla Hayalet Kraliçe'yi tek başıma yenebilmek 15. seviyede bile zor olacak."
"Tabii ki öyle. Bunun sadece iki kez yapıldığını gördüm."
"Hmm, yani daha önce yapılmış."
"Tabii ki. Yaptığın her şeyde ilk olacağını düşünüyorsan, yanılıyorsun. Yine de son iki yüz yılda bunu yapan ilk kişi sensin..."
"Peki sonrasında ne oldu?"
"Boşver, hiçbir şey. Pekala, görevimdeki bir açığı fark ettin. O halde elinden gelenin en iyisini yap."
"Söylediğin şeyde art niyet hissediyor gibiyim..."
"Neydi o? Ah evet, 11. kat için ihtiyacınız olan eşya bu! Fare Kapanı! Bu harika ürün sadece yüz altıncık!"
"Sana bunu sormadım ki!"
Loretta'nın Fare Kapanı gibi bir nesneyi bana satmaya çalışacağını az çok bekliyordum, çünkü 11. kattaki yaratıklar, Fare-adamlardı. Onları arka ayakları üzerinde durabilen bir metre boyundaki fareler olarak düşünebilirsiniz. Kamçı gibi sallanan uzun, keskin kuyrukları vardı ve çevik hareketleri yüzünden saldırılması çok zordu.
Dahası, gruplar halinde hareket ediyorlardı. Birini tespit ettiğin anda, şüphesiz beş tane daha ardından gelecekti. Üreme yetenekleri tıpkı hamam böcekleri gibiydi. Bununla beraber, daha önce uçan hamam böceklerini ölene kadar mızrağımla bıçaklamıştım. Bazı sıçanların hareketlerini takip etmem çok zor değildi.
"Iyy, her seferimde tüylerim diken diken oluyor!"
"Kiaak! İnsan fareyi öldürecek!"
"Aynen öyle, bugün ilaçlama günü!"
Grup halinde, sürekli pusu kurarak savaşan fare-insanlara karşı dövüşmek savaş duyularımı önemli ölçüde arttırıyordu. Her zaman tetikte olduğum için bir sonraki an nereden çıkacaklarını tahmin etmeye çalışmak, çevreyi algılamamda bana yeni beceriler kazandırıyordu. Bu kez zamana karşı yarışmamam sayesinde, yaklaşık bir haftamı savaş duyularımı geliştirmeye harcadım.
12. ve 13. kattaki tüm fare-insanların gücünün artacağının farkında olsam bile, asıl avantajım kullanacakları hareketler çok fazla olmamasıydı. Bu sayede tüm hareket kalıplarını 11. kattayken kavramaya karar verdim. Bu da fazladan bir hafta sürmüştü.
Loretta iki hafta boyunca aynı katta takılmış gibi savaştığımı görünce, Hayalet Kraliçe görevinden vazgeçtiğimi sanmıştı ve kendini beğenmiş bir ifadeyle yaklaştı.
"Huhu, artık o kadar kolay değil, değil mi?"
"Hey, bahsi arttırmak ister misin?"
"...Hayır istemem." Loretta ağzını bükerek yanıtladı. Bunu görünce kendimi tutamadığımdan gülmeye başladım.
"Ablanla dalga geçmemelisin!"
"Benden o kadar da yaşlı olamazsın."
"Yaşımı duysan ağzın açık kalır. Hayal edebileceğinden daha da yaşlıyım!"
"Gerçekten mi? Yine de sana abla diyebilir miyim?"
"Hııh, ancak senin gibi bir sapık dükkan sahibine abla diye seslenir."
"Seninle çalışmak için sabırsızlanıyorum Loretta abla."
"Kuu..."
Gerçekte, kadınlarla iletişimim yok denecek kadar azdı. Meleksi küçük kız kardeşim Yua dışında karşı cinsten düzenli olarak konuştuğum kimse yoktu. İlkokuldayken birkaç tane yakın kız arkadaşım vardı ancak vücudum büyümeye başladığında onlar da kaçıp gitmişti.
Sonuç olarak ailedeki kadınlar dışında konuştuğum ilk kadın, uzun zaman sonra Loretta olmuştu. O an kendime acımaya başladım; olaylar nasıl bu şekilde gelişmişti?
"Fiyu, güzel olduğumu biliyorum ama bana yaklaşman sana sorun yaratabilir."
"Hayır, seninle bir erkek olarak ilgilenmiyorum."
Loretta'ya dümdüz onunla ilgilenmediğimi söylediğim anda başıma bir tokat yedim.
"Çok kabasın! Özür dile! Özür dile ve bu Fare Kapanı'nı al!"
"Konuştuklarımızın Fare Kapanı'yla ne alakası var acaba?"
"Hadi çabuk ol!"
"Ahhh. Tamam o halde beş tane alayım."
"Hepsi beş yüz altın tutuyor. Özür dilemediğin için, beş tane daha almalısın."
"Üzgünüm, beş dediysem beş tane alırım."
Her zamanki gibi, Loretta ile yaptığım konuşma altınla sona erdi. Bitmek tükenmek bilmeyen profesyonelliğini gördükçe, bir kadını asla sadece görünüşüyle yargılamamaya karar verdim.
Elimde, zorla aldığım beş Fare Kapanı ile 12. kata çıktım. Bir önceki seferde olduğu gibi, yine bir şeyi unuttuğum hissine kapılıyorum... Her neyse, önemli bir şey olamaz. Aynen öyle…
O andan bir ay sonra, 14. katta bir yıldırım fırtınasından kaçmaya çalışıyordum.
"Ah hadi ama, ne tür bir fare yıldırım fırtınası yaratabilir?"
"Pika... pika pika!"
"Kapayın çenenizi sizi sahte sarı fareler, şirin bile değilsiniz!"
“Pikanıza s*çayım!" beş tane elektrik saçan fareden kaçarken içimden söylenmeye devam ediyordum.
Aslında 13. kattaki dükkanda neden yıldırımlara dayanıklı elbiseler satıldığını artık anlamıştım. Ancak tanesinin 10.000 altın olduğunu gördüğümde bir daha arkama bakmadan oradan ayrılmıştım. Tam olarak şimdi, bunun pişmanlık veren bir karar olduğunu fark ettim...
"Pika!!"
"Ahhh, kapa çeneni artık! Bora!"
Ork Lideri Kılıcım titredi ve hedefine doğru fırtına gibi süzüldü. Bora, farelerin yıldırımlarıyla birleşerek bedenleri un ufak etti.
"Pikaaaaaaa!"
"Artık ölseniz diyorum?"
Olduğum yerde titremeye başladım. Nefesimi toplamak için duraksarken manamı kontrol ettim, manamın yaklaşık yarısı kalmıştı. Nefes alış verişlerimi düzenlemeye çalışırken, bir yandan Peruta Dolaşımı’nı başlattım. Tabii ki, mana dolaşımı yaparken bile çevremdeki her sesi kontrol etmeyi ihmal etmedim.
Fare-insanlar, ork ve hayaletlerden temel olarak farklılardı. Kaşifleri ne zaman ve nasıl rahatsız edebilecekleri konusunda uzmanlaşmış gibi görünüyorlardı. En beklenmedik zamanlarda, en beklenmedik yerlerden fırlayıp insanı çılgına çeviriyorlardı.
Dinlenmek istediğim zamanlarda bölgeye birkaç Fare Kapanı atmak zorundaydım. Peruta Dolaşımı’nı kullanma sebebim, bu lanet Pika-Pika'lar yüzünden hızla güç kaybediyor olmamdı.
KaTalk!
O esnada telefonum titredi. Bir şey mi oldu? Telefonların zindanda çalıştığını hiç düşünmediniz değil mi? Ben de öyle düşünmüştüm, burada mükemmel bir şekilde çalışıyorlar. Yoksa dışarıyla nasıl iletişim kurabilirim ki? Bana ihtiyacı olursa Yua'ya koşmam gerekiyordu!
Telefonumu açtım. Mesaj babamdan geliyordu.
[Uyandım.]
"... Ne?"
Elimde olmadan, kafamdakileri sesli olarak dışa vurdum, “Heee uh... Ne? Uyandın mı?"
"..."
Ne demek istediğini sakin kafayla düşünmeye çalıştım. Fare-insanlarla olan savaşıma fazla odaklandığım için, eleştirel düşünecek pozisyonda değildim.
“Anladım...” Birinin “uyanması”nın ne anlama geldiğini biliyordum.
KaTalk!
[İnanmazsan, gel ve kendin gör.]
"Babam uyandı mı!?"
Bunun anlamı babam artık bir yetenek kullanıcısıydı!
Aceleyle zindandan çıktım. Savaşta olmadığım sürece, telefonumu kullanarak zindandan çıkabiliyordum. Dışarıya adım attığım anda, babamın koltuğa oturmuş halde beni beklediğini fark ettim.
"Baba gerçekten bir yetenek kullanıcısı mı oldun?"
"Evet. Bunun mümkün olacağını düşünmemiştim. Kıskandın mı?"
"Peki hangi yetenek geldi?"
"Hmm, bekle de göstereyim. İşte."
Babamın bakışları birden ciddileşti. Yumruğunu geri çekti ve ardından ileri doğru itti. Aniden, sanki yumruğu bana doğru uçuyormuş gibi hissettim. Aslında yumruğunu hiç hareket ettirmemişti fakat engin tecrübelerime dayanan içgüdülerime güvenerek, hızlıca eğildim. Şaşırtıcı bir şekilde, başımın üzerinden bir anda bir şey geçti ve duvara çarparak ardında bir çatlak bıraktı.
"Bir şok dalgası."
"Aynen."
"Manyak bir şeymiş!"
"Gerçekten de manyak bir şey."
Babam onaylamak için başını salladı. Zaten halihazırda güçlüydü fakat bir şok dalgası yeteneği de üstüne eklenince!.. Kıskançlıktan ölüyordum. Son zamanlarda daha da güçlendiğimi düşünmüştüm ama bu tarz bir şeyle, terazi tersine dönmüştü.
"Baba, nasıl uyanış yaşadın?"
"Şey, aslında bir rüya ile."
"Rüya mı? Ne tür bir rüya?"
"Zindanlar."
"... Zindanlar?"
"Yeryüzünde sayısız zindan ortaya çıkıyordu. Ancak alışık olduğumuz İlk Zindan gibi değil. Onlardan sayısız canavarlar dökülmeye başladı ve biz de insanlar olarak onları durdurmak için elimizden geleni yaptık. Aramızdan bazılarının kılıçları auralar ile sarılıydı, bazıları elinden alevler saçıyordu ve bazıları da telekinetik güç kullanıyordu. Yaratıkların saldırılarını durdurmak için her birimiz çeşitli yetenekler kullanıyorduk."
"Aralarında ben de vardım. Elimde mızrağımla, canavarları tek tek indiriyordum. Sonra, garip zırhlı bir şövalyeyi öldürmek için şok dalgaları kullandım. Uyandığımda, rüyamda olduğu gibi şok dalgalarını kullanabiliyordum."
Hiçbir yetenek kullanıcısı, yeteneğini nasıl elde ettiğini ifşa etmemişti. Bu nedenle, babanın yönteminin normal olup olmadığını bilmenin hiçbir yolu yoktu. Herkesin aynı şekilde yetenek elde ettiğini varsayarsak, yeteneklere sahip olmak için öngörülemeyen hayaller veya bilinmeyen tetikleyici unsurlar mı gerekiyordu? Belki ikisi de doğruydu.
Her ne olursa olsun, aşırı kıskanmıştım.
"Huhu, evlat tahmin et ne oldu? Bu süreçte mana bile kazandım. Kıskandın mı?"
"Eh? Peki ya Ork Lideri?"
"... Öhö öhö."
"Peki, boşver."
Ork Lideri'ni sürekli olarak avlamak babam için bile zordu. Babamın gururu incinmesin diye bu konuyu kapatmaya karar verdim.
İşte bu şekilde, babam bir yetenek kullanıcısı olmuştu. Ork Lideri baskınlarından emekli olarak, diğer katlara doğru ilerledi.
“İki Ay” olayından tam iki ay sonra, yani babamın uyanmasından iki hafta sonra, 15. kata ulaştım.
[15. seviyeye ulaştın. Kat Lideri'ne meydan okuma hakkı kazandın.]
[5 statü puanı kazandınız.]
[ İsim: Kang Shin
Irk: İnsan
Cinsiyet: Erkek
Sınıf: Yok
Unvan: Ork Lideri Katili
Kademe: Bronz 4
Seviye: 15
YP – 4,540/4,540
MP – 1,840/1,840
Kuvvet – 45(+8)
Beceri – 42(+1)
Yaşam Gücü – 51(+6)
Zeka – 20(1)
Büyü – 28(+1)
Karizma – 17(+1)
Şans – 10(+1)
Beceri – Düşük seviyeli dövüş sanatları (Usta), Düşük seviyeli mızrak tekniği (Usta), Orta dereceli mızrak tekniği (Usta), Yüksek dereceli mızrak tekniği (Sv3) Peruta Dolaşımı (Sv2) İlahi Vücut Bulma]
Şu anki halimle, benim gibi 10. seviyede olan üç kişiyi kolaylıkla idare edebilirdim. 15. Kat Lideri'yle bile başa çıkabileceğime inancım tamdı. Tabii ki Kara Fare-İnsan'la oynayacak vaktim yoktu. Hemen geri döndüm. 14. kattaki dükkana geldiğimde Loretta bana kötü kötü bakıyordu.
"Gerçekten de 15. katın sonuna kadar çıktın. Bu onurlu bir insanın yapacağı bir şey değil."
"Ne demek istiyorsun, onurlu bir insan bir iddia karşısında tüm gücünü kullanmalı."
"Gıcık!"
"Birbirimize iyi davranmalıyız. Sonuçta karşılıklı bir menfaat ilişkisi içindeyiz."
Göz kırparak onu sinir etmeye çalıştım ve beklediğim gibi, Loretta hemen sinir küpüne döndü.
"Bundan sonra sana indirim falan yok!"
"Peki, peki… Çok tatlısın."
"Kuaaa! İlk defa bir insan bana tatlısın diyerek sesleniyor! Ne kadar küçük düşürücü!"
"O halde sonra görüşürüz!"
"Umarım ölürsün!"
Hızla 10. kata yöneldim. Elbette, geriye dönmek çok basitti. İşte şimdi olay başlıyor!
“Dur durak bilmeyecek Hayalet Kraliçe avları başlıyor! Sana sözüm olsun ki, seni her gün memnuniyetle avlayacağım!”
Magnec