Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

29. Bölüm Sesini Duyabiliyorum (5)

Çevirmen: Shuiqui / Editor: Güz

Gökyüzü siyaha boyandı. Zindan, bir ışık hüzmesinin bile sızamadığı yapay gökyüzünün altında tüm meydan okuyanları yutarken, daha fazlasını istercesine ağzını aralamıştı. Işık hüzmesi bile ulaşamıyordu belki, ancak ölüm çığlıkları ve kan kokusu bu yerden dışarı sızmaya devam ediyordu.

[Evlat, hazır mısın?]

Üç metre uzunluğundaki mızrağını tutarken bana doğru döndü. Emektar bir kahramandı, insan ırkının kahramanıydı. Sadece o değil, zindanı temizlemek için toplananların hepsi aynı şekildeydi.

[Evet.]

Onu kısık bir ses tonuyla yanıtlarken, zindana girmeden önce ekipmanlarımı kontrol ettim. Beş renkli metalden yapılmış bir zırh, başka dünyadan gelmişçesine bir aura yayan tuhaf zırhlı eldiven ve lavlarda bile erimeyen metal çizmeler… Son olarak, elimde bütün karanlığı reddeden bembeyaz bir mızrak vardı.

Sonunda.

[Sharana, Ruyue, Peika, Dortu...]

[Ben hazırım!]

[Ne? Hadi hemen girelim! Sabırsızlanmaya başlıyorum!]

[Şu sıkıcı zindanı halledelim artık! Sonrasında oynamaya gidebiliriz.]

[Bendeniz, Dortu. Efendimin emirlerini takip edeceğim.]

Onlar yanımdayken karşımda kim olursa olsun korkmuyordum. Kızlara kocaman bir gülümsemeyle baktım, onlar da gülümsediler. Bunu yapabilirim. Güvenle dolup taşıyordum.

Elimdeki saf beyaz mızrağı kaldırdım ve zindanın girişine yönelttim.

[İçeri giriyoruz!]

*

“…”

Uyandım. Yavaşça elimi kaldırdım. Elim aynıydı, on dokuz yıldır bana yapışık olan bir uzuv. Ardından vücudumu kontrol ettim. Her zaman pijama olarak kullandığım tişörtüm üzerimdeydi.

“Huu… Huu…”

Baş ağrısından kusucakmış gibi hissediyordum. Bu tarz rüyaları kaçıncı görüşümdü? Hatırladığım kadarıyla en az üç.. beş... yirmi...

Rüyalarımdaki insanların yüzlerini hatırlamıyordum ama konuşmaları ya da manzaraları belli belirsiz anımsıyordum. Bu rüyalar geleceği mi gösteriyordu? Hayır, yok olmuş bir dün...

[Prens!]

[Ü-n-l-ü!]

[Çok güzel kokuyor!]

[Kyaa! Bize doğru baktı!]

Rüzgar yarı açık pencereden savrularak içeri giriyordu. Birkaç mavi ışık hüzmesi dans edercesine geçiyordu. Bunlar seslerin sahipleri sanırım. Son zamanlarda duyduğum ve görmezden gelmeye çalıştığım şeyler. Bu küçük ve muzip varlıklar akılalmaz güçler barındırıyorlardı. Elementseller.

İşte o an farkında vardım. Uyanış yaşamıştım.

Ruh Ustalığı ve İlahi Vücut Bulma… Bu iki beceriyi öğrenmem gerçekten tesadüf mü? Emin değilim. İlk olarak İlahi Vücut Bulma’nın sadece bir mana gelişim yöntemi olduğunu düşünmüştüm ve Ruh Ustalığı’nın da sadece onu destekleyen bir yetenek olduğunu sanıyordum.

Artık yeteneğim uyandığı için, bu iki yetenek tamamen farklı amaçlara sahipti. Bu biri tarafından ayarlanmış olabilir mi?  Öyleyse, bu kişi kim? Zindanı yaratan kişi mi? Peki ya bu varlık bir insan mı?

Kafamda daha önce hiç hayal etmediğim sorular dönüp duruyordu. Ancak...

Paat!

“Pekala.”

Şişmiş yanaklarımı tutarken, kendime geldiğimi fark ettim. Hatırlamaya çalışsam bile neyi hatırlamam gerektiğini hatırlamıyordum! Sadece gücümün el verdiği şeyleri yapmalıyım. Peki ya onlar neydi?

Bir sözleşme oluşturmaktı.

Yeryüzünde birçok elementsel vardı ama partnerimi bu şekilde arayamazdım.

Son birkaç gündür duyduğum seslerin sahiplerinin elementseller olduğunu anladım. Yeryüzü elementsellerle doluydu. Acaba hep burada mıydılar, yoksa İki Ay olayından sonra mı ortaya çıktılar?

Yeteneğimi yavaşça hatırlamaya başladım. Element Uzmanı... Eğer buna bir isim vermek gerekirse sanırım Element Uzmanı olurdu. Elementselleri hissedebiliyor, görebiliyor ve onlarla sözleşme yaparak onların güçlerini kullanabiliyordum.

Onların dili bir anda kafamın içinde ortaya çıkmıştı. Sanki tüm hayatım boyunca bu dili biliyormuşum gibi kafama kazınmıştı. Hala bana biraz garip gelmesine rağmen, yakında bu duyguya alışmaya başlarım… Kendimi neyin içine soktuğumu kabullenmeliydim. Ancak tüm uyananların bu şekilde hissedip hissetmediğini merak ediyordum.

Tabii ki, elementsellerin seslerini duyabildiğim ve onlarla sözleşmeler yapabildiğim için bu, rastgele bir elementselle sözleşme yapabileceğim anlamına gelmiyordu. Bir Element Uzmanı, elementsellerin ve kendisinin ruh dalga boyları eşitse bir sözleşme oluşturabilirdi.

Element Uzmanı’nın ruhunun kalitesi arttıkça daha fazla elementsel görme şansı oluyordu. Ancak, ben hala bir tek elementsel ile bir sözleşme oluşturmamış çaylak bir Element Uzmanıydım. Yapmam gereken ilk şey, benimle aynı dalga boyunda bir elementselleri bulmaktı.

Peki bunu nasıl mı başaracaktım? Tabii ki doğru elementselleri bulmak için dünyayı bucak bucak gezemezdim. Sözleşme dairesi bu yüzden vardı. Bir Element Uzmanı olarak uyandığımda aklıma kazınmış bir kavramdı. Dalga boyu benimkiyle eşleşen elementsellerle aramda bağ kuran sihirli bir daireydi.

İlk önce yatağımı bir kenara ittim ve ardından yere büyülü daireyi çizmeye başladım. Parmağımı ısırdım, çemberin dış çevresini kanla takip ettim. Ardından kafama kazınmış olan sembolleri dairenin içine kazıdım. Aynı zamanda bu çizimlere mana ekleyerek onlara güç kattım.

[Bak! Bu sözleşme dairesi!]

[Gerçekten mi?]

[O bir Element Uzmanı!]

[Bu dünyada daha önce hiç bir Element Uzmanı karşılaşmamıştım.]

[Benimle sözleşme yapmasını istiyorum! Sonra, bana sıkıca sarılmasını isteceğim.]

[Rüyanda görürsün, ezik.]

Çevredeki elementseller, etrafımda daireler çizerken yaptığım şeyi fark etmiş gibiydiler. Ancak onları tamamen görmezden geldim. Seslerini rahatlıkla duyabilmeme rağmen vücutlarını göremiyordum. Dalga boyları benimkiyle uyuşmuyordu.

Daireyi çizmek üç saatten fazla sürdü. Tabii ki bu süreçte kapımı kitledim. Rahatsız edilmek istemiyordum. Gerçi bugün pazardı, o yüzden pek endişelenmedim.

Daireyi çizmeyi bitirdikten sonra düzgün çalıştığını kontrol etmek için manamı içine doğru yönlendirdim. Sorunsuz çalışıyordu.

Tek dizimin üzerine çöktüm ve sol elimi sözleşme dairesine koyarak konuşmaya başladım.

“Bendeniz Kang Shin, yeryüzünden yardım istiyorum. Benim dostum ve gücüm olacak şeyle bağlantı kur. Tıpkı yeryüzünün başlangıcında olduğu gibi bir araya gelelim.”

Ooong.

Konuşmamı bitirdikten sonra sözleşme dairesi titremeye ve ışık yaymaya başladı. Sadece benim manamı değil, çevredeki tüm manayı da emiyordu.

[Kyaa, kaçın! Yoksa içine çekileceğiz!]

[Beklediğim gibi, o bir ha-ri-ka!]

[Bir Element Uzmanı’nın doğuşu!]

[Sizi aptal elementseller! Size kaçın dedim!]

Çevremdeki elementseller aceleyle kaçmış olsalar bile, sözleşme dairesi giderek daha fazla mana çekmeye devam ediyordu. Bu süreç sakinleşmeye başlamadan önce bir süre devam etti. Ardından son bir ışık patlaması ile yayıldıktan sonra tamamen sakinleşti. Aynı zamanda benimle sözleşme dairesi dışında biriyle bağlantı kurulduğuna emin oldum.

Mırıldanır gibi yumuşakça konuştum.

“Beni duyabiliyor musun?”

[Kim?.. Sen kimsin? Bu güçlü ve tanıdık yıldırım hissi...]

Yıldırım Kristallerini limitine kadar tüketmiştim. Yıldırıma karşı yatkınlığım arttığına göre, bir yıldırım elementseli ile bağlanacağıma emindim. Devam ettim.

“Adım Kang Shin. Senin adın ne?”

[Ben yıldırım elementseli Peika. Beni kimsenin bulamayacağı bir yerde uyuyordum.]

“Seni buldum. Benim gücüm olmanı istiyorum.”

[Ben de aynı şekilde. Ben de yıldırım gücünü kontrol edebilen birini istiyorum. Dünyam dışından birini.]

“O halde benimle sözleşme yap.”

[Peki.]

Sonrasında sözleşme dairesi şaşalı bir ışıkla aydınlandı. O kadar parlaktı ki gözlerimi kapatmak zorunda kaldım. Gözlerimi tekrar açtığımda, uzunluğu yirmi santimetre olan sevimli bir kız, sözleşme dairesinin üzerinde süzülüyordu. Üzerinde narin, siyah bir ipek elbise ve ipek eldivenler vardı; düz siyah saçları uçlarında kıvrılıyordu.

Kar beyazı cildi, görkemli bir altın rengiyle parlayan gözleri, porselen bir bebek görüntüsü veriyordu. Üzücü. Eğer insan olsaydı, eşsiz güzellikte bir kız olurdu.

Bir anda yelpazesini kapattı ve bana doğru yöneltti.

[Buraya sözleşme için geldim.]

“Adım Kang Shin. Manama karşılık, seninle efendi-yardımcı sözleşmesi oluşturmak istiyorum.”

[Adım Peika. Öldüğüm güne kadar, sana sadakat yemini ediyorum.]

O anda, Peika ile aramızda kopamayacak bir bağlantı oluştu. Tarif edilemez bir zevk vücuduma hücum etti. Aynı anda, sadece zindanda karşıma çıkan mesajları duymaya başladım.

[Yıldırım elementseli Peika ile sözleşme yaptın! Yıldırım elementine olan direncin ve yatkınlığın büyük ölçüde arttı!]

[Sınıf elde ettin, “Element Uzmanı!” başarılı 1. sınıf ilerleme, büyü ve karizmanı 10 arttırdı.]

[Aktif yetenek elde ettin: “Ruh Aurası.” bir silahı elementseli ile birleştirerek silahın gücünü artırabilirsin. Güç, manaya ve elementsele olan yatkınlığına göre artacaktır.]

[Pasif yetenek elde ettin, “Elementsel Sözleşme.” Yetenek seviyesi arttıkça, sözleşmeler oluşturabileceğin elementsel sayısı ve kalitesi de artar. Aynı zamanda, halihazırda sözleşmeli elementseller üzerinde olumlu etki yaratır. Elementselleri çağırmak ve onlara bakmak yetenek ustalığını arttırır. Şu anda mevcut sözleşme sayısı: 1]

[Sınıf pasif yeteneği elde ettin, “Elementsel Kontrol.” sözleşmeli elementselini daha iyi kontrol etmeni sağlar. Doğadaki sahipsiz elementselleri mana kullanarak geçiçi olarak çağırabilirsin. Yetenek seviyesi arttıkça, elementselleri daha az mana ile daha iyi bir şekilde kontrol edebilirsin. Elementselleri yönetmek ve iletişim kurmak yetenek ustalığını arttırır.]

[Sözleşmeli Elementseller Listesi

1. Peika – Yıldırım elementseli. Eşsiz elementsel. Kilitli. Kilitli. Uyanmamış.]

[Düşük dereceli Ruh Ustalığı 4. seviyeye ulaştın! Ruhlara karşı olan yatkınlığın ve ruhanı gücün arttı, daha büyük bir güç elde etmenizi sağlar.]

“Huu.”

Sonunda bir sınıfım vardı. Mızrakçılık sınıfı ile yakından bağım olmasına rağmen, Element Uzmanı’nın çok daha nadir bir sınıf olduğunu görmek çok kolaydı. Hayır, nadirlik konusunu bir kenara bırakırsak, bir Element Uzmanı olmaktan başka bir şey olamayacağımı biliyordum. Ruhumun özünde kodlandığından emindim. Uyanış bu muydu? Bir yetenek kullanıcısı olabilmek bu muydu? Zindanın yetenekleri nasıl ortaya çıkardığını ve yeteneğimi nasıl değiştirdiğini bilmiyordum fakat bunu düşünemeyecek kadar mutluydum.

Elementsel Sözleşme. Kendimden tamamen farklı bir varlığı hissetmeme izin veriyordu ve onu kontrol etme duygusu, uyuşturucuya benzer bir şeydi. Onun güçlü varoluşunu hissediyordum ve beni birazcık korkutsa bile gülümsedim. Peika süzülerek tam önümde durdu. Ardından boş eliyle sol gözüme dokundu.

[Sözleşme sembolünü efendimin gözüne kazıyacağım. Biraz acıtacak efendim.]

“Kuk.”

Acı, sanki biri gözüme iğne sokuyor gibi hissettirdi. Ancak çok kısa sürmüştü. Gözümü kontrol etmek için aynayı kaldırdığımda, birden irkildim. Gözbebeğimin merkezi altın bir ışık yayıyordu.

[Yakından dikkatlice bakılmadığı sürece fark edilmez.]

Peika konuşurken sırıtıyordu. Aynı sembolü sözleşmemizin üzerinde de görebiliyordum. Siyah bir ejderha sembolü, yanağına dövme gibi işlendi.

“O da ne, bir ejder mi?”

[Efendimin ruhunun özüne en yakın olan yaratık buydu. Bu sözleşme sembolü.]

“Anladım... Şey, seninle tanıştığıma memnun oldum Peika.”

[Ben de memnun oldum efendim. Nedenini bilmiyorum ama efendimin çok nostaljik bir kokusu var. Çok güzel bir koku, sevdim. Umarım efendim beni çağırmaya devam eder.]

“Evet, buna emin olabilirsin.”

Bir elementseli çağırıp onu bulunduğum dünyada tutmayı sürdürürsem Elementsel Sözleşme, Ruh Ustalığı ve Elementsel Kontrol konusundaki ustalığımı arttırabiliyordum. Bu sadece zindan içinde değil, aynı zamanda gerçek dünyada da uygulanabiliyordu.

Sürekli olarak mana kullanmam gerekse de Peruta Dolaşımı’nı periyodik olarak kullanarak bu sorunu kolayca çözebilirdim. Peika mutlu bir gülümsemeyle omzuma oturdu.

Sözleşme dairesini kapatabilmek için yatağımı yerine koydum ve ardından odadan ayrıldım.

Dünya farklı görünüyordu. Elementsellerle doluydu.