Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

13. Bölüm Dünyam Zindan Oldu (5)

Çevirmen: Shuiqui / Editor: Güz

"Haaaap!"

"UUUUuuuUU!"

"Kapa çeneni!"

Mana aşılanmış mızrağı kullanarak hayaletin birini indirdim. Kullandığım silah teknik olarak bir kılıç olsa da, kullanma şeklimden dolayı onu artık mızrak olarak adlandırıyordum. Hayaletler normal şartlarda karşılaştıkları gibi mızrak saldırılarımın içlerinden geçip gideceklerini düşünüyorlardı ama onların şansına hepsi teker teker parçalara ayrılıyordu. Hayaletler fiziksel saldırılar tarafından zarar görmüyorlardı ancak büyülü saldırılara ve mana aşılanmış silahlara karşı çaresizce gerçek ölümün onları almalarını bekliyorlardı. 6. katın mana kullanabilenleri ve mana kullanamayanları tekrardan ayırdığını çarpıcı biçimde tecrübe etmiştim.

Ellos'un anlattığına göre, partisinde hiç kimse yüksek seviyeli bir silah tekniğine sahip olmadığından, mana aşılama tekniğini ancak hayaletlere karşı olan savaşta doğaçlama yaparak öğrenebilmişlerdi. Öbür yandan kendimi düşününce, ben yüksek seviyeli mızrak tekniğini öğrenmiştim; bu yüzden hayaletlere karşı bu seferki savaşım pürüzsüz bir şekilde ilerliyordu.

Ayrıca artık 6. katta değildim, 7. kata yükselmiştim. İki gün önce gece geç saatlerde 6. katın hayaletlerini yarıp geçerek yedinci kata ulaştığımda karşılaştığım manzara daha fazla hayaletti. Ellos'a sorduğumda ise, 10. katın sonuna kadar sadece hayaletlerin olduğunu belirtmişti.

Uzun bir süre, herhangi bir korku filminden korkmayacağıma emindim. Durmadan, aniden ortaya çıkan hayaletler yüzünden artık şaşırma duyum dahi körelmişti.

Artık yaklaşık 850 manam vardı. Tam ilerleme hızımın yavaşlamaya başladığını düşündüğümde, 7. seviyeye ulaştığım anda, manam 100 kadar artmıştı. İşte o zaman seviye atlamaların yavaş büyümeler için dönüm noktaları olduğunun farkına vardım.

Seviye artışları mini evrimler gibi görülebilirdi. Neredeyse tüm benliğimi daha yüksek bir aleme çıkartıyor gibi hissediyordum.

Büyüme yönünü statü puanlarıyla seçebilme gerçeğini fark ettiğimde, bu konuda seviye artışlarının tartışmasız ezici ve büyük bir otorite olduğunu kabullenmiştim.

Bununla birlikte, bir mana geliştirme metoduna sahip olmak büyük önem taşıyordu. Sürekli bir çalışmayla, sadece mana gelişiminin hızı seviye atlamakla kalmıyor; aynı zamanda manayı geri kazanma süreci de daha fazla hızlanıyordu.

Mana gelişim yöntemim, statü ekranımda “Peruta Dolaşımı” olarak adlandırılıyordu. Belki de düşük ya da orta dereceli gibi bir kademesi olmadığı için, geçen iki aylık sürenin ardından bile sadece 2. seviyedeydi.

"Hepiniz birden gelin!"

[Savaş Çığlığı’nı kullandın! Tüm parti üyeleri negatif etkilerinden arındı! Tüm parti üyelerinin saldırı gücü %50 arttı. Tüm parti üyeleri düşman saldırısından kurtuldu ve geçici olarak süper zırhlı hale geldi.]

Ork Lideri'nin Savaş Çığlığı’nı kullandığım anda, günde sadece bir kez kullanabileceğim mükemmel bir yetenek olma gerçeğini düşünmeyerek, hayalet sürüsüne doğru atıldım. Hiçbir şey düşürmeyecek ufak yaratıklarla vakit kaybedecek halim yoktu!

"Kiyaaaaaaaa!"

"Bora!"

Bora… Peruta'dan öğrendiğim yeteneklerden biriydi. Özel bir mana dolaşım yöntemi ile özel bir nefes alma yöntemini birleştirerek, mızrağımın etrafında oluşan yapay akımı alıp ileriye doğru patlayıcı bir güçle fırlatma şekliydi. Yolundaki her şey bıçak kadar keskin rüzgar akımıyla parçalıyordu. İlerlemek veya düz bir yol açmak için daha iyi bir yetenek olamazdı.

Kötü yanı ise, tek seferde 300 mana harcamasıydı.

"Merdivenler orada!"

Yanındaki Kat Dükkanı'nı da görüyordum. Mızrağımı bir kez daha savurarak bana doğru uçan hayaletleri hallettim. Ardından Kat Dükkanı’na doğru koştum ve her zaman karşılaştığım o abla tarafından selamlandım.

Bu ablanın diğer tüm katlarda olan ablayla aynı olup olmadığını sorgulamaya başlamıştım. Birebir aynı görünmekle kalmayıp aynı zamanda beni de iyi tanıyordu.

"Oh, çok hızlıydın. Sadece iki gün içinde 7. katı temizledin. Diğerleri normalde iki ayda, hatta bazıları yarım yılda 7. katı geçebiliyor."

"Bir süreliğine daha bu hızda devam etmem gerekiyor."

"Öyle mi? 3 yıldan fazla bir süredir 5. kata bağlı kalmıştın ama sanırım oradaki zamanını boşa harcamamışsın."

Dükkandaki abla bana bakarken garip bir şekilde gülümsüyordu.

"Öyleyse neden bana neler yapabileceğini göstermiyorsun?"

"Hm?"

[Bir görev ortaya çıktı!]

"... Görev mi?"

Bunu Ellos'a anlattığımda heyecanla konuşmaya başladı.

[Bir görev mi? İnanılmaz!]

"Öyle mi?"

[Tabii ki! Şu an 21. katta olduğum halde daha önce hiçbir görevle karşılaşmadım!]

"Görev nedir?"

Elbette bir görevin ne olduğunu biliyordum. Oyunlarda kolayca karşılaşılan bir şeydi. Kişi, bir NPC'den* bir talebi kabul edip yerine getirdiğinde, tecrübe puanları ve ödüller alabilirdi. Basit şekilde söylemek gerekirse görev, bir talebi yerine getirip karşılığında ödül kazanmaktı.

Ancak bu zindanda görevlerin olabileceğini asla hayal etmemiştim. Böylesine bir fırsatta mutluluğumu gizleyemedim ve elde edilebilecek bütün bilgileri toplayabilmek için Ellos ile iletişime geçtim.

[Bir görev... görev işte. Sürpriz bir hediye gibi. Bunları neyin tetiklediğini kimse bilmiyor.]

"Sürpriz bir hediye."

[Aynen. Kıtamda, Üçüncü Zindan'ın 50. katını fetheden bir kaşif var. Duyduğuma göre, 17. katta tetiklediği bir görev sayesinde o kadar yükseğe tırmanabilmiş. Dediğim gibi, kimse hangi koşulların görevleri tetiklediğini bilmiyor ama bildiğimiz tek bir şey var: Görevin talebini yerine getirirsen, normal kaşifler tarafından erişilemeyen becerilere veya eşyalara erişim sağlayabilirsin.]

[Bahsettiğim bu kaşif, görev sonunda onun ikonik hareketi olacak bir beceriyi öğrendi. Bu beceri sayesinde gelişirken, 50. kata kadar hızlı bir biçimde yükseldi!]

"Vay, peki sonra ona ne oldu?"

[İstilacılara karşı savaşırken düştü. Gerçekten kahramanca bir ölümdü. Gerçekten üzücü. Eğer Üçüncü Zindan yerine Birinci Zindan'ın kaşifi olsaydı, çok daha güçlü olabilirdi.]

"Yani zindanın zorluğu ne kadar büyükse ödül de o kadar büyük mü oluyor?"

[Kesinlikle. Zindanların önündeki sayı ne kadar zor olduğunu gösterir.]

Ellos'a göre; evi olan Edias kıtasında her zaman sihirbazlar, Tanrı'nın gücünü kullanan rahipler ve auralar yaratan şövalyeler vardı. Zindan kaşifleri yaklaşık üç yüz yıl önce ortaya çıkmış. Ellos, bu ilk zindan kaşiflerini “Öncüler” olarak adlandırıyordu.

Öncüler, zindanları keşfederek seviyelerini yükselttiler ve zindandaki eşyaları kullanarak kıtanın en güçlüleri haline geldiler. Öncüler tarafından, zindana girmek için gerekli nitelikleri elde eden takipçiler ortaya çıktığında, işgalciler kıtaya saldırmaya başlamışlardı bile.

İşgalciler büyük ordularla gelmişlerdi. Hedefleri barış ya da iletişim değildi; tüm kısa sakinlerini bir bir yok edip bu kıtayı tamamıyla fethetmekti. Kıta sakinleri başlarda konuşmayı denese de, sonuç vermeyen denemeler sonunda kendilerini savunmaktan başka şansları kalmamıştı.

Gizemli silahlar ve sihir kullanan bu düşmana karşı çarpışabilecek tek güç zindan kaşifleriydi. İki yüz yıl önce başlayan bu savaş hala tüm kıtayı yutmak istercesine devam ediyordu.

Zindan kaşifi olduktan sonra, Ellos da ülkesinde önemli bir pozisyon elde etti. Artık 20. kata kadar tırmandığına göre, işgalcilere karşı ön saflarda savaşacaktı. Hikayesini ilk duyduğumda beni derinden etkilemişti. Ona yardım edebileceğim tek şeyin onu neşelendirmek olmasından pişmanlık duyuyordum.

"İlk Zindan'da daha az kaşif mi var?"

[Evet. Hava attığımdan falan değil ama bir zindan kaşifinin nitelikleri hangi zindana gideceğini belirler. Hahaha.]

"O halde beni övdüğünü düşün."

[Ne? Hahahaha! Neyse, bir görev bulabilmeni tebrik ederim dostum. Başarman için dua edeceğim.]

"Pekala, sonra konuşuruz."

[Görev - Hayaletleri delip geç

İçerik - 3 yılı aşkın bir süredir 6. katta oyalansan da, iki gün içinde 7. kata ulaşmayı başardın. İlk Zindan'ın Kat Dükkanı'nın sahibi Loretta, sende gördüğü potansiyeli test etmek istiyor.

Bir gün içinde 9. katı aşabilirsen, Loretta sana satın alınamaz nadir bir eşya verebilir.

Görevin Bitmesine Kalan Süre: 23:46:14]

"Kiyaaaaa!"

"Hmm, bir günde 9. kata ulaşmak... Bu çok zor olmamalı eğer şeyi... eh?"

8. katın önündeki görevin içeriğini okurken bir anda kafama dank etti.

"Tek bir gün içinde iki kat birden mi aşmak zorundayım?"

N-Ne? Kalan süreyi kontrol ettim. Ah hayır, gitti güzelim 14 dakika! Aceleyle elimdeki mızrakla ileriye atıldım. 8. kattaki hayaletler yere düşen bir lolipopa toplanan karıncalar gibi hemen üzerime gelmeye başladılar.

"Yürüyün gidin! Sizinle oyalanacak vaktim yok!"

600 manam kalmıştı.

“Bu görevi tamamlamayı başarabilirsem yemin ederim ki her şeyimle Peruta Dolaşımı'na odaklanacağım!” bu gecikmiş yemini ettikten sonra cesurca mızrağımı kaldırdım ve Don Kişot'un yel değirmenlerine ilerlediği gibi atıldım! Tek seçeneğim bir an bile duraksamadan ilerlemekti!

[Aptal! İlk önce senin yazmanı söylemiştim. Neden bu kadar zamandır yazmadın!? Bana tek mesaj atarak kurtulabileceğini mi sandın? Seni aptal ork!]

Biri bana bir mesaj yollamış gibi görünüyordu ama başımda buna dikkat edemeyecek kadar çok dert vardı.

“Ben mızrağım, mızrak ise ben. Mızrağım gökleri delecek olan mızraktır!”

[Sonunda seninle iletişime geçmeme rağmen sakın beni görmezden geldiğini söyleme... Öyle olsun, ork. Artık seninle konuşmayacağım! Umarım düşer de bir yerlerini kırarsın!]

"Kiyaaaaa!"

"Huaaaaaaaa!"

“Ah, şu an o kadar harika hissediyorum ki, bu duyguyu kimse bozamaz. Mızrağımla bir olup yükseklere çıkacağım! Tek amacım şu merdivenler!”

[Aptal! Aptal! Senden nefret ediyorum!]

[... Artık senin konuşmayacağım! Aptal...]

Yaklaşık 15 saatin sonunda 8. katın merdivenlerine ulaştım.

"Haa... Haaa..."

"Oh, yorgun görünüyorsun. Sadece 9 saatin kaldı. Bunu yapabileceğine emin misin?"

"Hu, huhu... T-tabii ki... Hu..."

Önümdeki sinir bozucu pencereleri kapatırken cevapladım. Demek o gerçekten de aynı kişiydi! Garip. Bu nasıl mümkün oluyor? Onu anlamaya çalışıyordum ama düz saçları ve kıpkırmızı yanaklarıyla bu akıl almaz ablaya normal bir şekilde bakabilmek çok zordu.

"Bana böylesine tutkulu bir şekilde bakıyor olsan bile, zamanı arttırmayacağım."

"Hayır, onu demek istemedim."

"İlk geldiğin zamana göre çok daha erkeksi duruyorsun. Yine de daha en az beş yılın var. Beni koruyabilecek erkekleri tercih ederim."

"Hayır, o da değil."

Onunla konuşarak daha fazla vakit harcamak istemediğim için oturdum ve kurutulmuş etlerden birini çıkarıp yemeye başladım. Fakat dükkandaki abla başka bir konu daha açtı.

Öncekinin aksine, bu sefer gözleri parlıyordu.

Çevirmen notu
* NPC: Oyuncu olmayan karakter (Non-player Character)