Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

101. Bölüm Ruhumun Efendisiyim (1)

Çevirmen: Kamiyasora / Editor: Kamiyasora

Ç/N: Başlıkta yazar William Ernest Henley'in Invictus adlı şiirine gönderme yapıyor.

Il Han savaş alanındaki bütün cesetleri ortadan kaldırdıktan sonra başını yana eğdi. Beşinci sınıf ejderha ona bakıyordu.

“Bana dokunamayacağını sanıyordum. Neden hala buradasın?”

Elbette Il Han da ona dokunamıyordu. Meleklerin savunma gücü inanılmaz fazlaydı ve saldırı için değil de savunma için olduğunda istediği kadar güç kullanabilirdi.

Ah, elbette Cennet’in ulaşımından uzakta olan Terkedilmiş Dünya’da Erta sadece kanatlı bir periydi. Rolü genel anlamda karşılık vermek ve açıklama yapmaktı.

[Gerçekten de cesur bir insansın.] (???)

“Yanında bir melek varken bir milenyum yaşamayı dene, gör bak neler oluyor.”

Böyle ezici bir enerjinin karşısında cesurca konuşabilecek fazla kişi yoktu. Il Han’ın konuşabilmesinin tek sebebi etrafında meleklerin olmasına alışkın olmasındandı.

Il Han’ın cevabı karşısında hafiften şaşıran ejderha omzunu silktikten sonra Il Han’a istediği cevabı verdi.

[En azından sonucun nasıl olacağını görmek istedim.] (???)

Il Han, ejderhanın sözleri üzerine kahkahalarla güldü.

“Saklanan 19 tane daha olduğunu biliyorum. Sahtekârlığın riskli olduğunu bilmiyor musun?”

[…] (???)

Il Han’a elf imparatorunun büyü biçimi eşlik ediyordu! Son hilesinde de başarısız olan ejderha bir anlığına yüzünü buruşturdu ama sonunda iç çekerek omzunu silkti. Ve görünüşüne hiç uymayan bir şekilde hafiften zavallı bir ifadeyle konuştu.

[Daha uyanmamış yeni doğan onlar.] (???)

“Evet, büyüdüklerinde çoook sessizce yaşayacaklar, değil mi?”

Son ikna çabaları da işe yaramamıştı. Il Han ejderhanın sinirlenmesini bekliyordu ama şaşırtıcı bir şekilde kahkahalarla gülmeye başladı.

[Eğer öyle düşünüyorsan elden bir şey gelmez. Pekâlâ, devam et. Öldür onları. Bir üstün varlığa uymayacak olsa da rol yapıyordum. Böylece sonuna kadar kendi türüne sadık olarak kalacağım.] (???)

“Evet. Geride tek bir tane bırakmayana kadar hepsini öldüreceğim. Eğer işini bitirdiysen kendi yoluna git.”

[Hayır, daha değil.] (???)

Ejderha başını sallayarak konuştu.

[Şeytani Yıkım Askeri haline geldin.] (???)

“Ne?”

[Saçmalamayı kes!] (Erta)

Il Han şaşırmış, Erta ise beklenmedik teklif karşısında öfkelenmişti. Ama ejderha, en başından beri amacı buymuşçasına açık bir şekilde konuşmaya başladı.

[Sende Şeytani Yıkım Askeri olma potansiyeli var. Aşırı güç! Şiddet! Bunların hepsi, Yıkıcı Şeytan Ordusu’nu takip edenlerin özellikleri! Eğer gerçek bir Şeytani Yıkım Askeri olarak tekrar doğarsan, oradaki çelimsiz meleğin hayal bile edemeyeceği güçlere kavuşursun. Evet. Benim gibi.] (???)

“Peki bu yüzden mi müstakbel Yıkıcı Şeytan Ordusu adayları bu kadar kolay bir şekilde yok edildi?”

[Onlar sadece orduya katılmayı isteyen zayıflardı. Şu an senin bir üstün varlık olduğun gelecekten bahsediyorum.] (???)

Ejderha, kocaman ağzıyla sırıttı.

[Üstün varlık olmak isteyenlerin elit bir gruba katılması gerektiğini biliyorsun. Daha da güçlü olmak istemiyor musun? Daha da büyük bir güç kazanmak istemiyor musun?] (???)

Üstün varlık olmak için elit bir gruba mı katılmak gerekiyordu? Bu da neydi böyle? Ama Il Han kafasını Erta’dan tarafa döndüğünde Erta başıyla onaylamadan önce biraz tereddüt eder gibi görünüyordu.

[Doğru. Üstün varlık olmak için aşman gereken duvar, tek başına yapılamayacak kadar zor. Bu yüzden de kişi, sadece birininkiler yeterli gelmeyeceğinden bir grup kişiden kayıt ödünç alır.] (Erta)

“Basitçe söyle.”

[Sınav çok zor olduğundan önceki yılların sınav kâğıtlarıyla çalışmak gibi.] (Erta)

Hemen anlamıştı. Yani durum buydu. Bu yüzden bütün üstün varlıklar daha düşük dünyalarda güçlerini kullanamayacaklarını bilmelerine rağmen Cennet’in Ordusu’na ya da Yıkıcı Şeytan Ordusu gibi gruplara bağlıydılar.

Il Han anladığını belli ederek başını sallarken Erta keskin bir tonla konuştu.

[Eğer Yu Il Han üstün varlık olmak isterse, eğer öyle bir zaman gelirse, o zaman Cennet’in Ordusu onun mutlulukla kabu-] (Erta)

[Bu kadar potansiyeli varken onu Tanrı’nın kölesi yapmak mı istiyorsun? Aptallığının hiç sonu yok.] (???)

[Hiçbir şey bilmeden sadece yakıp yıkan size kıyasla biz çok daha yararlıyız!] (Erta)

[Hah.] (???)

Ejderha kahkaha patlattı.

[Yıkımı tanımayan kim acaba? Her şeyde Tanrı’nın gücüne bel bağlayan siz kaltaklar ancak böyle şeyleri söyleyebilirsiniz.] (???)

Konuşmasını bitirerek kanatlarını çırptı. Yakışıklı, uzun siyah saçlı, kırmızı gözlü genç bir adam ortaya çıkar çıkmaz siyah bir ışık etrafını sarmaladı. Elbette bir elf görünüşüne sahipti.

[Durumu bile anlayamayan aptallar. Dünya ve Dareu arasındaki basit bağlantı daha başlangıç. Yakında durduramayacağınız sayısız değişim yaşanacak.] (???)

[Ne demek istiyorsun?] (Erta)

Ejderha Erta’yı görmezden geldi ve Il Han’a bakarak konuştu.

[İnsan Yu Il Han, şu andan itibaren Yıkıcı Şeytan Ordusuyla karşılaşmak için sayısız fırsatın olacak. Onların ezici savaş gücünü sen de hissedeceksin.] (???)

“Gelecekte de mi?”

Sadece Dareu bile onu bıktırmıştı, Dünya’da bundan böyle daha fazlası mı olacaktı?

[Şu an senden bir cevap beklemiyorum. Ama unutma. Biz, Yıkıcı Şeytan Ordusu, üstün varlık olarak bizi bağlayan prangalardan kurtulduğumuzda en güçlüsü olacağız ve seni de istediğin zaman aramıza kabul edebiliriz.] (???)

[Eeek, Eeeeek!] (Erta)

Erta öfkeden kuduruyordu ama Terkedilmiş Dünya’da olduğundan tek yapabildiği kanatlarını çırpmaktı! Kızgınlığı artarken ejderha ona kahkahalarla gülerek arkasını döndü.

[Adım Teraka, Yu Il Han. Kesinlikle tekrar karşılaşacağız.] (Teraka)

‘Kötü adamların en iyi üç cümlesi’nden birini söyleyerek ortadan kayboldu. Gittiği yer, Şeytani Yıkım Askerleri’nin olduğu yer olmalıydı. Sonuna kadar harika bir kötü adam olmuştu.

Ejderhanın kaybolduğu yeren bakan Erta kızgın bir şekilde konuştu.

[Onun söylediklerini dinleme Yu Il Han. Şeytani Yıkım Askerleri, yalnızca güce olan açlıklarını doyurmak için yakıp yıkan canavarlardır. Onlara ait olan üstün dünyalar da korkunçtur! Bu yüzden Cennet’in Ordusu olarak bunu engellemeye çalışıyoruz.] (Erta)

“Onları dinlememin imkânı yok.”

Açık konuşmak gerekirse onlar Yıkıcı Şeytan Ordusu olduğundan değildi, Il Han hiçbir yere ait olamazdı!

Aslında Il Han bu yüzden oldukça sinirliydi.

Eğer yeterince emek sarf ederse üstün varlık olabileceğini düşünmüştü ama üstün varlık olmak için elit gruba mı katılmalıydı?

Bir de lisede zorla gönüllüler kulübüne katıldığında bunun son olduğunu düşünmüştü!

Dünya yalnızlardan bu kadar mı nefret ediyordu? Nasıl adaletsiz bir dünyaydı ki kimse tek başına üstün varlık olamıyordu?

Il Han Büyük Değişim için birçok şey hazırladığını sanıyordu ama her yeni bir şey duyuşunda istemsizce kendini aptal gibi hissediyordu.

Evet, bunların hepsi Lita yüzündendi. Böyle hissetmesinin sebebi, Lita’nın ona hiçbir şey doğru düzgün açıklamamış olması değil miydi? Lita döndüğünde onu cezalandırmaya karar verdi. Bundan da öte…

“Öyleyse üstün varlık olmaktan vaz mı geçmeliyim?”

[Neden olay buna geldi!? Bize, Cennet’in Ordusu’na katılabilirsin! Melekler iyidir, bilmiyor musun? Kanatların olur!] (Erta)

“Ama bir gruba katılmaktan nefret ediyorum!”

[Yalnız yaşamını yeterince devam ettirdin!? Bekle, eğer sadece bu kadarsa, o zaman…] (Erta)

“Ben ne?”

Erta’nın ne diyeceğini merakla bekleyen Il Han başını yana eğdi. Erta güçsüzce başını salladı.

[Hiçbir şey. Unut gitsin.] (Erta)

“İyi iş Erta. Az önce düpedüz bir ön gösterim ortaya attın. Zamanı geldiğinde bana ipucu verirsin, tamam mı?”

[Öyle bir şey değil!] (Erta)

Il Han, gerinirken Erta’yla şakalaşıyordu.

Korkunç rakibiyle karşılaştığında ne yapacağını düşünmüştü ama bir şekilde hayatta kalarak amacını yerine getirmişti. Ejderhanın sözleri onu rahatsız etse de Dareu’da yapması gereken şeylerin bittiğini söyleyebilirdi.

“Ah, bekle. Geriye ejder türleri kaldı.”

[Hemen gidecek misin? Savaş daha yeni bitmişken?] (Erta)

“Her şeyi bitirdikten sonra dinlenmek daha iyi olur.”

Il Han etrafına son bir kez bakarak her şeyi çantasına yerleştirdi. Sonsuzluğun Kum Saati’nde ölesiye çalışırken çantasının içindekileri azaltmıştı ama tekrar dolduğunu hissedebiliyordu.

“Bu sefer ödül olarak alanı düzgünce arıtın, tamam mı? Ayrıca zırhın üstüne giyildiğinde pek de güzel durmuyor bir de görünmezlik özelliği ekleyin, olur mu?”

Üçüncü bir kişinin bakış açısından Cennet ona borçluymuş gibi görülebilirdi ve aslında bu gerçeğin ta kendisiydi. Il Han hiç tereddüt etmeden ödül isteyebiliyordu.

[Daha iyilerini düşüneceğiz, biraz bekle.]

Il Han, Erta’nın bu istek üzerine söyleneceğini düşünmüştü! Il Han, çantayı geliştirmeyi nasıl yaptıklarıyla ilgili Erta’nın başının etini yerken Erta hiçbir şey söylemiyordu. Sanki Il Han’ın hayal kırıklığından ölmesini istiyordu.

Sonuçta Il Han’ın büyü formunu aktive etmekten başka yolu kalmamıştı.

Yıkıcı Şeytan Ordusu’na ait olan yeni doğanlar, büyü biçimi olmadan ulaşımın imkânsız olduğu gizli bir mağarada saklanıyordu. Ejderhaların karargâhıymış gibi duran mağara, diğer birçok mağarayla bağlantılıydı.

[Efendilerimiz ne zaman geliyor?]

[Karrows-nim’den bahsediyoruz, kesinlikle her şeyi halleder. Üstelik Terakada-nim de bir üstün varlık oldu ve orada.]

[Yıkıcı Şeytan Ordusu çok havalı. Kesinlikle güçlü bir ejderha olarak büyüyecek ve gözümü rahatsız eden her şeyi yok edeceğim!]

[Bu dünyada yok etmekten daha önemli bir şey yok. Ben de yetişkinler gibi başka dünyaları işgal etmek istiyorum.]

İyi bir çocuk iyi bir yetişkin olur derler ve bu yeni doğan ejderhalar da aynıydı! Komik olan bir şey varsa o da yok etmek istedikleri elflerin görünüşüne sahiptiler.

“Pekâlâ, başlayalım.”

Il Han’ın Ölüm Tanrısı gücü vardı yani düşmanını tek vuruşla öldürdüğünde gizlenmesi bozulmuyordu. Ayrıca artık 137. seviye Yanan Orakçı olduğundan 150. Seviyelerdeki ejderhalar Tutuşma için harika bir anında öldürülecek materyaldi.

[21,901,287 deneyim kazandın.]

[153. Seviye Toy Ejderha’nın kaydını kazandın.]

[N-ne!?]

[Karl, Karl öldü!]

Il Han, kendi türlerinden birinin ölümü üzerine panikleyen ve öfkelenen yeni doğanlara el salladı ama tabii ki de hiçbiri Il Han’ı fark etmediler.

Artık tereddüt etmeye gerek yoktu. Il Han homurdanarak ejderhaları öldürdü. Görüntüsü, ruhları biçen bir orakçıya tam uyuyordu.

[Hangi piç! Karrows-nim geri döndüğünde seni gebertecek!]

[Kroaaaar!]

[Be-ben böyle öleme-]

Ondan fazla ejderha bir anda ölünce bazıları kaçmaya çalıştılar ama Il Han, tek bir tahıl bile bırakmayan çiftçi misali hiçbirini ayırmadan hepsini öldürdü.

Sonrasında titizlikle etrafına bakarak hayatta kalan olup olmadığını araştırdı. Ama geride bir tane bile kalmamıştı. Sadece kıtaya dağılmış onlarca zayıf ejder türü vardı.

“Fuu, sonunda bitti.”

[…Belki de gerçekten Yıkıcı Şeytan Ordusu’na katılmak için uygundur.]

Bir kez düşmanının kim olduğunu karar verdikten sonra yaşa veya cinsiyete aldırmadan hepsini öldüren Il Han tam anlamıyla gözü pek görünüyordu. Erta kabul etmek istemese bile acımasız bir görüntüsü de vardı.

Erta, ona neredeyse âşık olduğu için havalı olduğunu düşünebilirdi ama bazı melekler bu sahne karşısında kolayca korkabilirdi.

Il Han bebek ejderhaların cesetlerini toplayarak mağarada göz gezdirdi. İçeride hiçbir şey olmamasına rağmen Yıkıcı Şeytan Ordusu’nun karargâhı olduğundan tam anlamıyla boş olamazdı.

“Ejderha KALBİ’ne benzer bir şey var mı?”

[Seni temin ederim ki olamaz.] (Erta)

“Hayır, eğer içten bir şekilde dilersem evren bana yardım eder.” Diyerek aramaya başladı. Ama ne kadar ararsa arasın yalnızca küçük bir mağara dolusu altın ve gümüş bulabilmişti.

[Kesinlikle çok fazla. Dünyadaki bütün değerli şeyleri buraya mı toplamışlar? Ejderhaların aç gözlülüğü inanılmaz…] (Erta)

“Hiç Ejderha KALBİ yok!”

[Pes etmeni söyledim!] (Erta)

Il Han geri dönmek istemediği için değerli olan her şeyi aldı. Mağaradaki her şeyi araştırdıktan ve KALPBE dair hiçbir şey olmadığından emin olduktan sonra biçimi aktive etti.

Erta sordu.

[Şimdi ne yapacaksın? Kalan ejder türlerini mi avlayacaksın? Ya da elfleri mi toplamalıyız?] (Erta)

“Hayır, önce Lecidna’nın sığınağına gidelim.”

Lecidna’nın son sözleri gerçekten Il Han’ı rahatsız ediyordu.

Sadece Günbatımı Bahçesi’nin emirleri yüzünden hiç açgözlülük yapmadan hayatını feda etmişti. Il Han sebeplerini anlayamıyordu ve bu yüzden de ne düşündüğünü bilmek istiyordu, biraz bile olsa.

[Belki de sana âşık olmuştur?] (Erta)

“Fuu, Erta. Bu dünyada (Dareu) beni o şekilde seven bir kadın yok.”

En azından bir tane var! – Erta’nın bunu söyleyecek cesareti yoktu. Daha açık olmak gerekirse Lita’nın öğrendikten sonra nasıl tepki vereceğini bilerek herhangi bir şey yapacak cesareti yoktu.

Erta susarken Il Han biçimi aktive etti. Il Han yüzüyormuş gibi hissetmeden hemen önce bir ışık çıktı. Hemen ardından Lecidna ile tanıştığı yere dönmüştü.

“Aha.”

Il Han mağaraya gelir gelmez fark etti. Lecidna’yı sonuna kadar neden anlayamadığını hemen fark etti.

Yapacak bir şey yoktu. Hiç kesişmemesi gereken iki çizgi vardı. Belki de onunla tanıştığından beri.

“O bir ev hanımıydı.

Daha önceden uyuduğu yerde dev altın bir yumurta ve de bir mektup vardı.