Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

91. Bölüm Sen, Ben, Yabancılar (9)

Çevirmen: Kamiyasora / Editor: Kamiyasora

Cennet’in Ordusu, onların kontrolü altında olan sayısız dünyayı ele geçirmeye çalışan birçok avcıya karşı Kaos Duvarı’nı savunuyordu.

Kaos Duvarı, zorla girmeye çalışanları engelleyecek kadar gücü geri kazanana kadar melekler özgür olamayacaktı.

[Uu, Il Han’ı görmek istiyorum.]

Melek Lita, hayır savaşta sınıf için daha üstün bir sınıfa geçerek daha da güçlenmiş olan Liera da bu savaşın içindeydi. Her zamanki konuşma şekli yüzünden Il Han’ın adı bütün kampa yayılmıştı ve sözü geçen kişi bunu bilseydi kafasını kaldıramayacak kadar utanç duyardı.

[Bu bir saldırı. Batı 47!]

[Darbe Gücü 11, harekete geçin. Tekrar ediyorum Darbe Gücü 11, harekete geçin.]

Uçsuz bucaksız Kaos Duvarı’ndan oldukça uzaktaki bir karargâhta kendisine ayrılmış odada Il Han’ın adını mırıldanan Liera, karargâhta yayınlanan emri duyunca hemen başını kaldırdı.

Darbe Gücü 11 ona aitti. Sadece onun için oluşturulmuş bir birim, Darbe Gücü 11. Ona bu birimin ayrılmış olma sebebi Il Han’dan ayrıldığı için hissettiği yalnızlık değil, melekler arasında bile sahip olduğu özel savaş gücüydü.

[Şimdi gidiyorum. Lütfen geçidi açın!]

[Liera-nim. Bu taraftan!]

Liera bir yandan zırhını kuşanırken hemen fırladı. Zırhını ve de silahını envanterinden çıkarmıştı.

Görüntüsü ondan çokta farklı olmayan Il Han çantasından ekipmanlarını çıkarıyordu.

Onu geçide götüren daha düşük seviyeli meleğe yüksek sesle sordu.

[Kaç taneler?]

[200 tane beşinci, 7 tane altıncı! Savunma güçleri onları engelliyor ama yapabildikleri tek şey de bu!]

Beşinci, üstün varlığın ilk adımı olan beşinci sınıfı kast ederken altıncı ise altıncı sınıfı kastediyordu. Onların birikmiş kayıtları toplandığı için varlıkları başlı başına bir mucizeydi.

Erta beşinciydi ve Liera da daha yeni altıncı olmuştu.

Daha yeni altıncı olmuşken nasıl bu kadar çok seçkin ile savaşacaktı?

Tam olarak bu sebeple, düşük dünyalarda gücünü kullanamayacak olsa bile Cennet’in Ordusu’na ait bir seçkin olmuştu.

Liera geçide koşar koşmaz çevresi hemen değişti. Dev gibi Kaos Duvarı’nın içinde bile çarpışmaların fazla sıklıkla yaşandığı Batı 47 bölgesiydi ve duvarla arasındaki boşluk da oldukça fazlaydı.

Devamlı olarak orada bulunan savunma ordusunun hepsi savunma büyüsü yaparken ışık yayıyordu. Bu sırada dev tuhaf görünümlü canavarlar karmaşaya sebep oluyor ve oradaki melekleri öldürmeye çalışıyordu.

[Çoktan geldi mi?]

[Burada! Liera burada!]

[Artık kazanabiliriz!]

Meleklerin saf bağırışlarını görmezden gelen Liera hızla atıldı. Eldivenlerini birleştirdiğinde ışıktan oluşan uzun, parlak bir mızrak ortaya çıktı.

[Geber!] (Liera)

Basit bir çığlıkla mızrağını fırlattı. Saldırı anında, çok yakında savunma büyüsünü kırarak meleklere saldıracak olan on kadar beşinci sınıf avcıyı öldürdü.

[Kahretsin, bu Kanlı Melek.]

[O ve Spiera gerçekten de ortalığı kasıp kavuruyor.]

Altıncı sınıf olmalarına rağmen Liera’dan daha düşük seviyede olan bazıları geri çekildi. Liera onların görüntüsünü tasdik ederek dişlerini gıcırdattı.

[Yıkıcı Şeytan Ordusu. Sonunda hareket etmeye başladınız.] (Liera)

[Eh, görünüşe göre Kaos Duvarı yakında kapanacak. Her seferinde boş bir şekilde geri çekiliyoruz ama bu seferki isteklerimiz biraz daha fazla.]

Geri çekilen avcılardan biri kayıtsızca konuşuluyordu. Liera hiçbir şey söylemeden koşarak güçlü dalgaya sahip olan bir ışın fırlattı. Mana enerjisini onları çevreleyen alana yayarken öyle güçlüydü ki bütün yerden sesler çıktı.

[Ugh, bu kadar hızlı gelmen…!]

Bütün beşinci ve de altıncı sınıf avcılar hızla kaçarak kurtulmaya çalıştılar ama işleri fiziksel olarak Liera’nın saldırısını engellemekle bitmiyordu.

Ne yazık ki bunu bilmeyen onlarca beşinci sınıf savunmaya geçtiler ve sonuç olarak da oraya yığıldılar.

[Gerçekten inanılmaz bir güç. Büyü ve fiziksel gücün karışımı dişleri titretecek ölçüde güzel.]

Ona ilk defa cevap veren altıncı sınıf gülerek konuşmuştu ama alnında bir ter damlası görülüyordu.

[Sadece bunu biliyorum, hah. Pekâlâ. ‘Biraz daha fazla açgözlü’ olduğunuzu duydum? Bana gelin.] (Liera)

Eldivenlerini bir araya getirirken Liera güldü. Yaptıkları basit hareketler değildi, sıradaki büyüsü için enerjisini artırmaya çalışıyordu.

Ama adam başını sallayarak geri çekildi.

Diğer avcılar da acımasız bir canavarla karşılaşmış gibi geri çekilme belirtileri gösteriyorlardı. Liera’nın sadece varlığı bile böyle bir sahne doğuruyordu.

[Ah, seninle dövüşmek istemiyorum, ciddiyim. Seninle böyle parlak bir yerdense, soluk ayın altında ve daha ‘özel’ bir yerde savaşmayı yeğlerim. Yavaşça ama vahşice.]

[Ah, evet, her neyse.] (Liera)

Liera parlak bir şekilde gülümseyerek eldivenlerini tekrar birleştirdi. O sırada bir hedef bularak onu sonsuza kadar sıkıştırmadan önce, hiçbir işaret olmadan ortaya çıkmış bir dalga bütün grubu kaplamış gibiydi.

[Ugh!]

[Khhh!]

Liera’ya ne yapmaması gerektiğini söyleyen avcı, sanki ne yapması gerektiğini biliyormuşçasına bir savunma büyüsü yaptı ama büyü Liera’nın gücüne dayanamadan parçalandı. Bunun sebebi Kaos Duvarı’nı savunanların Akashik Kayıt tarafından desteklenmiş ve de Cennet tarafından kutsanmış olmasıydı.

Evet. Melekler temelde avantajlı oldukları bir savaş veriyorlardı. Öyle olmasaydı Kaos Duvarı çoktan yıkılmış olurdu.

[Uuuuggh!]

[Sanırım şimdi geri çekileceğim.]

[K-kurtarın beni! Yıkıcı Şeytan Ordusu’na, melekler tarafından vahşice öldürülmek için girmedim..!]

Avcılar da neyle karşı karşıya olduklarını biliyor gibilerdi. Liera saldırdığı zaman altıncı sınıfların çoğunluğu duvarın ardına döndüler ve Liera’nın saldırısını savunmaktan görevli olan avcı saldıran dalgaları yok etmek için beşinci sınıf avcıları çağırmıştı.

[Phew.]

Liera’nın gücü karşısında şaşırmış bir şekilde adamın gözleri kocaman açıldı.

[‘Kanlı Melek ile karşılaştığında ya başkalarını kurban ederek hayatta kalırsın ya da başı çekerken ölürsün’ derler. Gerçekten de doğruymuş.]

[Gerçekten çok konuşkansın.] (Liera)

Liera durmadı. Melek kanatlarını kullanarak büyü gücünü enerjinin üstün bir şekli olan Cennet’in Gücü ile değiştirdi. Bu gücü ileri atılmak için kullanırken bir yandan da onu boş boş izleyen savunma gücünün büyü gücünü çalıyordu.

[L-Liera-nim!?]

[Şu an savunma büyüsüne ihtiyacınız yok.] (Liera)

Çaldığı büyü gücü, merkezdeki melek halkaları sayesinde dolaşıyor gibiydi ve enerjiden oluşan bir matkaba benziyordu. Liera bu şekilde atılarak tam anlamıyla ön saflardaki avcıları yerle bir etmişti.

Hepsi bir zamanlar kendi dünyalarında efsane olsalar da, üstün varlık olarak doğmuş olsalar da kendi yöntemleriyle yaptıkları savunma, savuşturma, engelleme ve karşı saldırıların hepsine rağmen saldırıdan kendi paylarını almışlardı.

Altıncı sınıf avcılar dışında bütün hepsinin ölmesi fazla zaman almamıştı.

Altıncı sınıf aktif olarak geri savaşmaya çalışırlarsa meleklerin tarafı ciddi şekilde hasar alırdı ama adam sadece bun izlemekle yetindi. Hayır, Liera’nın saldırısından kurtulmak için arkadaşlarını önüne geçirerek onlardan kalkan bile yapmıştı.

[Dedikodulardakinden çok daha güçlüsün! Üstelik bir süre öncesine kadar biraz dövüş sanatlarınla biliniyordun.]

[Senin yakın dövüş sınıfından olduğunu biliyorum. Bana saldır artık.] (Liera)

Ama Liera’nın sataşmasına rağmen adam sakinliğini kolluyordu. En azından dışarıdan öyle gözüküyordu.  Hemen ardından konuştu.

[Nasıl bu kadar güçlendin! Ah, anladım. Unutulmuş bin yıl, değil mi?]

[Sen.] (Liera)

Liera yumruğunu savurdu. Avcı zıplayarak geri çekilmeye çalıştı ama Liera’nın yumruğu çok hızlıydı ve adam daha hareket edemeden onu yakasından yakalamıştı. Adamın yüz ifadesi parçalanacaktı ki zorla da olsa kendini tuttu.

[En başından beri amacın bana yaklaşmaktı, değil mi?] (Liera)

[Bingo.]

Adam alaycı bir şekilde gülümsedi.

[Bu tarafa katıl. Yıkıcı Şeytan Ordusu olarak yakında yalanacak kaosta galip gelmemiz için Liera adlı baş meleğin gücünü ihtiyacımız var.]

[Eğer tek söyleyeceklerin bunlarsa hayal kırıklığına uğrarım.] (Liera)

Boş elini yumruk yaparak savurdu. Adam iki kolunu kendine kalkan yaparak Liera’nın yumruğundaki gücü yok etmeye çalıştı. Yumruk sanatlarından çıkmış özgün bir yetenek gibi görünüyordu ama belki de adamın gücü Liera’dan daha düşük olduğu için tam olarak kendini savunamadı.

[Ugh… Dünya’yı çok iyi bilen sana ihtiyacımız var.]

[Neden bu kadar küçük bir dünyaya taktınız?]

[Unutulmuş bin yıl ve sayısız dünya ile bağlantı – Bunların tam ortasında küçük bir dünya. Her şey değişiyor!]

Liera’nın gözleri bunları duyunca seyirdi ama yumruğu hala sağlamdı. Adamın sıradaki sözleriyle sınıra ulaşmıştı.

[Şu an çok sevdiğin düşük varlık nerede biliyor musun?]

Yumruğu titredi. Vahşice titreyerek sayısız dalga oluşturdu ve bu dalgalar belirli bir süreden sonra adamın bedeninde patladılar.

[*Öksürür*]

Adam kan tükürerek geri adım attı. Liera artık adamın özgün bir savunma yeteneği olduğundan emin olmuştu. Liera’nın en son öğrendiği bitirici hamle karşısında sadece bir şişe dolusu kan tükürmesinden belliydi bu.

[Onu gerçekten seviyorsun? Harika. Nasıl düşük bir varlık, üstün bir varlığın duygularını harekete geçirebilir? Fiziksel olarak imkânsız olmalı.]

[Kapa çeneni.] (Liera)

[Bir şey daha…]

Adam başını kaldırarak sırıttı.

[Özelliğim yakın dövüş değil. Hareket etmek.]

[Ne?] (Liera)

Liera bunu sorar sormaz adam oradan yok oldu. Asıl sorun Liera’nın da onunla birlikte hareket etmesiydi.

[Seni lanet olası…!] (Liera)

[Senin saldırılarını engellemedim. Sadece başka bir yere enerji gönderdim. Bu yetenek, düşmanlara karşı kullanmak için oldukça hileli, bu yüzden de bazı koşulları yerine getirmeliyim…]

Seninle olan temasım sayesinde bu koşulları yerine getirdim. – Dedi adam gülerek.

[Sen ve hilelerin.] (Liera)

Liera anında nerede olduklarını anladı. Kaos Duvarı’nın ötesindeydi. Görünüşe göre adam Cennet’in Işığı kaybolacak kadar uzaklaşamıyordu ama Liera için oldukça uzun bir mesafeydi bu.

[Seni yakalayabilmek için şu ana kadar saklamıştım. Nasıl? Harika, değil mi? Pekâlâ, sana tekrar soruyorum.]

Avcılar dört bir yandan toplanıyordu. Yıkıcı Şeytan Ordusuna ait elit avcılar toplanıyordu. Liera ne kadar güçlü olursa olsun hazırlıklı bir orduyu yenmesi zor olacaktı.

 [Bizimle gel Liera. Bütün boyutlar değişimi bekliyor. Kaos tekrardan hüküm sürmeye başlayacak! Senin çok sevdiğin adam, ah benim hatam! Böyle korkunç gözlerle bakma. O çoktan bizim elimizde.]

[Dareu’daki ejderhalar bizim emirlerimizle hareket ediyorlar. Şimdi durumun farkına vardın mı?]

Adamla birlikte onu tehdit eden daha önce geri çekilen altıncı sınıf avcıydı. Liera sadece gülebilirdi; Il Han’ın o anda nerede olduğunu biliyordu.

[İkiniz de yaşayabilirsiniz. Sana yakın olmak istiyoruz. Ciddiyim.]

[…Eğer benim sevgilim yakalandıysa başka çarem yok.] (Liera)

Liera kollarını gevşetti. Avcıların hepsi gülümsediler.

[Harika bir takım olacağız.]

[Seninle olacağımıza dair seni temin ederiz. Şimdi bu, ilk adımın düzgünce atıldığı anlamına mı geliyor?]

Liera’ya yaklaştıkları zaman iç çekerek eldivenlerini çıkardı. Savaşmak gibi bir amacı olmadığını gördüklerinde rahatladılar.

Asla, eldivenleri çıkarmakla aktif olan bir yeteneğin olduğunu tahmin edemezlerdi.

[Kritik Vuruş!]

Bir ışık.

Yumruklarının ve de eldivenlerin arasındaki bastırılmış dalgaların dev bir patlamaya yol açmasıyla birlikte onu çevrelemiş herkes yok olmuştu. Geriye kalanlar sadece çok uzaktan bu sahneyi izleyenlerdi!

[Ah, büyük bir şanstı.] (Liera)

‘Kritik Vuruş’ yazısıyla birlikte birçok yazı onun kazandığı deneyimden ve de başarılardan bahsediyordu. Liera gözünü kırparak onların yok olmasını sağladı ve gülümsedi. Gülümsemesi, onu izleyenleri dehşete düşürüyordu.

[Şimdi ne yapmayı planlıyorsun?]

Hayatta kalmayı başarabilmişti bir beşinci sınıf avcı inanamaz bir şekilde sordu. Onu çevreleyen avcılar yok olmuş olsa da patlama yüzünden sayıları giderek artacaktı.

Liera da elleri titrerken pek de iyi görünmüyordu. Neden böyle pervasız bir hareket yapmıştı ki? Üstelik sevdiği Il Han onlar tarafından yakalanmıştı.

[Benim Il Han’ım kimse tarafından yakalanamaz.] (Liera)

Bunu söyleyebiliyordu çünkü bizzat kendisi çoklu evrende onun gizlenmesine şahit olan ilk kişiydi.

[Il Han beni bekliyor bu yüzden sizin tarafınızdan yakalanamam, değil mi? Yani…] (Liera)

Ellerinden ışık çıkmaya başlayarak uzun bir mızrağın şeklini aldı. Kalan enerjisi de Cennet’in Gücü’nün özü de mızrağın içindeydi.

‘Bunun olacağını bilseydim Il Han’dan yeni silahlar isterdim.’

İşi bitmiş eldivenleri bir kenara atan Liera yalın elleriyle mızrağı kavradı. Sonra da cesur bir şekilde kendi zaferlerinden emin olan avcıların üzerine atıldı.

[Gelin! Hepinizi toza çevireceğim!] (Liera)

Bu sırada Liera’nın büyük bir krizin ortasında olduğunu bilmeyen Il Han, sessizce mızrağını çıkararak bariz bir duyuru panosu taşıyan ejderhaya bakıyordu.

[‘Konuşmak’ diyor.] (Erta)

“Oldukça şüpheli ama! Kesinlikle sinir bozucu bir olay olacak. Genellikle yan görevleri kabul etmeyen biriyim. Bir erkeğin yolu, daha yaşanmadan ön gösterimleri yok etmektir.”

[Peki, sürekli ön gösterimden bahseden kim?] (Erta)

Sadece görevin sonuna doğru koş! Elbette eğer kişi sonrasında geleceği pişmanlığı göze alabiliyorsa, oldukça rahat bir yoldu.

[Ben de bütün ejder türünü parçalamak istiyorum. Ama bu bölgedeki elfleri hissedebiliyorum. Eğer bu ejderha, elfleri gizliyorsa onunla konuşmakta büyük bir fayda olabilir.] (Reta)

“Hmm, elfler burada ha.”

Reta ve Erta Il Han’ı ikna etmeye çalışıyordu.

Ve kesinlikle doğru taraftaydılar. Eğer ejderhayı burada öldürürse ejderhaların sayısı yalnızca bir azalırdı ama eğer ondan bir şey alabilirlerse durum tersine dönebilirdi.

Il Han şimdiye kadar canavarlarla konuşmama inancını korumuştu ama hayatı ipin ucundayken böyle bir inanışı devam ettirmesine de hiç gerek olmadığını düşünüyordu.

Üstelik Reta elflerden bahsettikten sonra aklına başka bir şey gelmişti. Günbatımı Bahçesi’ydi aklına gelen. Düşman veya dost olmalarından bağımsız olarak Dareu’da yaptıkları Il Han’ın dikkatini çekmişti.

“Güzel. Dinledikten sonra karar vereceğim.”

Il Han konuşmayı bırakarak çantasından kocaman bir çivi çıkardı. Bu… Orochi’nin kemikleriyle ejderhalar için hazırladığı sütun ve zıpkın setiydi!

[Gerçekten de dikkatlisin…. Çok havalı..] (Reta)

[‘Havalı’ mı!? Reta iyi misin?] (Erta)

Zıpkınlara bağlı olan sütunları uyuyan ejderhayı çevreleyecek şekilde zemine sapladı.

Hepsini zemine yerleştiriyor ve ağırlık transferini kullanıyordu ve sütunlar otomatik olarak yere saplanıyordu böylece on iki sütunu yere saplamak 30 saniye kadar sürmüştü. Yukarıdan, bir ejderhanın kurban edilmesini gerektiren çağırma büyüsü gibi duruyordu.

“Tamam.”

Il Han sütunlardan birine Orochi’nin derisinden yapılmış iplerle bağlanmış bir zıpkınla ejderhanın gözünü hedef aldı. Sonra da gizlenmesini devre dışı bıraktı.

[Mmmm… Vhoa?]

Il Han varlığını gösterdiğinde ejderha hemen uykudan uyandı. Ve nasıl bir durumun ortasında olduğunu gördü.

[Bu oldukça vahşi bir selamlaşma.]

Ejderhanın oldukça nazik bir ses tonu vardı ve sesi bir dişiye aitti.

Ayrıca konuşması Dünya İngilizcesi olduğundan Il Han’ın çevirmesine gerek kalmamıştı.

Görünüşe göre ejderha Il Han’ın Dünya’dan geleceğini tahmin etmiş ve İngilizce öğrenmişti ama Il Han’ın yeteneklerinden haberi yoktu. Haberi olsaydı kendi dilinde devam ederdi.

Il Han akıcı bir İngilizce ile konuştu.

“Ejderha, ne söylemek istiyorsun?”

[Hadi takım oluşturalım.]

Il Han zıpkını fırlatmaya hazırlandığında ejderha panikleyerek ön pençesini kendine siper etti. Dördüncü sınıf bir ejderha ikinci sınıftan korkmuştu.

[Açık-açıklayacağım, lütfen onu fırlatma!]

“Meşgulüm.”

[Dareu’yu işgal eden bütün ejderhalar, her şeyi Yıkıcı Şeytan Ordusu’nun emriyle yaptı! Ben, barışa değer veren Günbatımı Bahçesi’nin ‘Dareu’nun yok olmaması’ ile ilgili vahyini aldım ve kendi irademle, beni takip eden ejderhalar ve ejder türleriyle birlikte elfleri sakladım. Böylece Dareu’nun tamamen yok olmasını önledim!]

Il Han, ejderhanın sesine kapılmıştı. Yani bu ejderha gerçekten de Günbatımı Bahçesi’ne aitti.

Hayır, bekle, bundan da önce…

“Yıkıcı Şeytan Ordusu mu?”

[Evet, Kaos Duvarı’nın ardında yaşayan şeytani avcı organizasyonu – Yıkıcı Şeytan Ordusu! Geçmişte Dareu’yu yok ettiler ve şimdi de Dünya’yı hedef aldılar.]

Il Han dikkatlice zıpkını bıraktı. Etrafta kimsenin olmadığını doğruladıktan sonra bir iç çekerek ejderha ile konuştu.

“Biraz daha konuşalım.”