Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

112. Bölüm Hayatlarınızın Efendisiyim (3)

Çevirmen: Kamiyasora / Editor: Kamiyasora

Herkes uzun bir savaşa hazırlanmıştı ama savaş beklediklerinden çok daha uzun sürmüştü.

[Feyta’dan bir rapor aldım.] (Erta)

Il Han etrafta tembellik yaparken Erta, Feyta’nın bildiği her şeyi öğrenmişti; olayların açıklamasından başlayarak.

[Bağlantı yöntemi, Dareu’daki ile aynı. Yıldırım Tanrısı Klanı, zindandan ayrılırken etraftaki değişikliği fark ederek onlarca ikinci sınıf ve yüzlerce üçüncü sınıf canavarın ikiye bölünerek birbirleriyle savaştıklarını görmüş.] (Erta)

“Birbirleriyle savaşmaları bizi ilgilendirmiyor… akıllı bir türe rastlamışlar mı?”

[Gördükleri kadarıyla hiç yokmuş. Bu çok doğal. Dareu bir istisnaydı. Tanrı hiçbir dünyayı terk etmez.] (Erta)

Eğer Yıkıcı Şeytan Ordusu ve Günbatımı Bahçesi Dareu’ya karışmasaydı terkedilmiş de olmazdı, ya da Erta bunu demek istemişti. Hemen sonra Erta Tanrı’nın elinin nasıl bir kez daha Dareu’ya uzanacağından bahsetti. Ama neden kulağa, ahırı at çalındıktan sonra kilitliyorlarmış gibi geliyordu?

“Yani, Yıldırım Tanrısı Klanı savaşı gördükten hemen sonra mı kaçmış?”

[Evet, hem de aceleyle. Üstelik geri çekildikleri fark edilince Zindan Yıkımı’nın yaşanma süresi daha da ileri çekilmiş oldu. Eğer gizlenmede usta olsalardı böyle bir şeyi asla yaşamazdı!] (Erta)

“Bu şekilde reklam yapsan da gizlenme yeteneğini 39.99 dolar gibi bir fiyata satın alabileceğin bir dükkân yok.”

Il Han içini çekti. Mükemmel bir keşfin yapılabileceğini düşünmeyen Il Han yine de buldukları şeyin sadece buz dağının görünen kısmı olacağını beklemiyordu.

Yıldırım Tanrısı Klanı, Terkedilmiş Dünya’nın sadece daha büyük bir zindan olduğunu düşünüyor gibiydi ama Il Han Dareu’daki olaydan sonra gerçeğin ne olduğunu çok iyi biliyordu; canavarların hükmettiği dünyadaki bir ordunun gelişme ölçüsü ne kadar korkunçtu.

“Kendi lanet dünyalarında kalmalıydılar. Neden Dünya ile bağlantılı olması gerekiyordu ki..?”

[Cennet bunun bir son olmayacağını düşünüyor. Bunun, yalnızca büyük bir değişimin başlangıcı olduğunu düşünenler bile var…] (Erta)

Il Han tekrar iç çektiğinde Erta onu teselli etmek için hızla ekledi.

[Eğer şanslı olduğumuz bir nokta varsa o da Dareu’nun aksine bu dünya ikinci değişimden sonra mahvolmuş. Yani orada dördüncü sınıf canavarların olmasının ihtimali yok.] (Erta)

“Ama Dünya daha ilk değişimindeyken bir dördüncü sınıf ortaya çıktı.”

Erta söyleyecek söz bulamadı. Bir hainin işe karışmış olmasıyla gerçek değişmiyordu. Il Han elinde atlatıyla oyalanırken konuşmaya devam etti.

 “Bu durum Dareu’daki durumdan daha farklı. Şu an ejder türü olmayan bir dördüncü sınıfa karşı kendime fazla güvenmiyorum.”

Sekiz kuyruklu ejderha mızrağı gerçekten de destansı seviyesindeydi. Ama bu üstün seviye ejder türüne karşı olmadığında düzgünce kullanılamıyordu.

“Dört… Hayır, beş. Düşmana göre değişir ama sınırım bu. Eğer 230. Seviyenin üzerindelerse ben de bir şey yapamam.”

[Oldukça inanılmaz.] (Erta)

“Yalnızca bu dünyanın Dareu gibi olmamasını diliyorum.”

Yetenekleri, Yu Mir ile birlikte dövüştüğünde, Ejderha-adam bağından dolayı 10% artıyordu ama 1. Seviyedeki bir çocuğu böyle tehlikeli bir yere getiremezdi.

Bu düşüncelerle Il Han arkasına döndüğünde kollarında Yu Mir olduğu halde gülümseyen Liera ile burun buruna geldi. Şu anda ondan çok daha güçlü birçok insan olmasına karşı koysa da gizlenmişti.

Daha inanılmaz olansa yeni doğanın gizlenmesi kimse tarafından fark edilmiyordu.

“Baba!”

“…”

Yu Mir, kafasında başlık olmasına rağmen onu tanımıştı ve Liera’nın kollarından kurtularak onun kollarına atılmıştı. Klang. Metalik bir ses etrafta yankılandı ama Yu Mir canı hiç acımıyormuş gibi gülümsedi. Il Han sessizce Liera’ya baktığında melek panikle kendini açıkladı.

[Babasını görmek istediğini söyledi! Kendi başına gidebilirmiş gibi duruyordu!] (Liera)

“Öyle olsa bile nasıl bir çocuğu dördüncü sınıf canavarların ortaya çıkma ihtimali olan bir yere getirebilirsin…”

[Yu Mir’in gizlenme yeteneği hızla artar.]

[Yu Mir’in gizlenme yeteneği 20. Seviye olur. Biniciyle olan bağı gelişti ve daha yüksek seviyeli gizlenmeleri kullanabilir.]

Il Han, retinasında görünen yazıları okuduğunda konuşmayı bırakarak iç geçirdi. Görünüşe göre Yu Mir’in gizlenmesi, ona yakın olduğu sürece daha da gelişecekti.

Tam anlamıyla ezici bir güce sahipti! Il Han böyle bağırmak istemişti ama ilk defa zümreyi gördüğünde gizlenmesinin son seviyede olduğunu hatırladı. Birisine ezici güce sahip demeye hakkı yoktu.

“Evet, çabucak ustalaş. Üstün bir yetenek de öğrenelim, tamam mı?”

“Evet!”

Hiçbir şeyden haberi olmayan Yu mir gülümseyerek daha uygun bir pozisyon bulmaya çalıştı. Elbette gizlenme yeteneği daha da yükseliyordu.

Sayısız insan ve onlardan da fazla canavar vardı etrafta. Onların arasında gizlenerek yeteneği yükseltmemenin imkânı yoktu.

[Kan bağının gücü inanılmaz…] (Erta)

“Kan bağı deme.”

Cevap verirken bile Il Han içten içe onaylıyordu. Bu hızla giderse çocuğun yeteneğinin savaşın sonunda 50. Seviye olup olmayacağını merak etti.

“Evet, bunu bir yetenek geliştirme olarak görelim. Benimle de güvende olur nasılsa.”

[Oldukça pozitif bir tavır.] (Erta)

Homurdansa da Yu Mir’i kollarında daha uygun bir pozisyona getirdi. Ama Yu Mir kapıdan çıkan ikinci sınıflara bakarken Il Han’a sordu.

“Baba, onları avlayabilir miyim?”

“Sen mi?”

“Evet!”

Bu ihtimali daha önce düşünmemişti. Yu Mir’in seviyesi 1 olduğundan, seviyesini goblinlerle veya balçık canavarlarıyla, düşük seviyeli zindanlarda yavaş yavaş yükseltmeyi planlamıştı.

Evet, fazla saf değil miydi? Ejderha, goblin avlıyor, ne kadar da komik. Doğuştan yüksek seviyeye sahipti! Bekle, hayır, hala 1. Seviyedeydi.

Kendi başına bir sonuca varamadığından Il Han cevap için Erta’ya baktı.

“İkinci sınıf bir canavarı öldürmek için kaç tane orta seviyeli büyü vuruşu gerekir?”

[İmparatoriçenin orada kullandığı da orta seviyeli bir büyü. Eğer büyücünün seviyesi ve manası yeterliyse elbette anında öldürür… Sakın ejderhaların doğuştan orta sınıf büyüye sahip olduklarını söyleme!?] (Erta)

“Güzeeeeel.”

Yetenek geliştirmenin yerini seviye atlama almıştı.

“Mir, eğer büyünle onları anında öldüremezsen hepsi çitlere çarptıkları için ölecekler, yani onları tek seferde öldürmelisin. Ya da işin büyük kısmını yapan kişi rolünü almak için onlarda ölümcül bir yara açmalısın.”

“Evet!”

“Mananı saklamaya çalışma. Seviye atladığında tekrar dolacak zaten.”

“Evet!”

“Güzel, öyleyse pratik yapalım.”

Il Han hafifçe Yu Mir’in sol elinin kavrayarak onu yukarı kaldırdı. Yu Mir, Il Han’ın kavradığı sol elinin işaret parmağını uzatarak mana topladı ve rüzgâr büyüsüyle değiştirdi.

Ejderhadan bu kadarı beklenmeli miydi? İnsanlarla kıyaslandığında mana parçaları ve büyüsünün hızı birleştiğinde çok daha güçlü bir hale geliyordu. Dareu’da dördüncü sınıf ejderhaların büyüsünden izler hissedebiliyordu Yu Mir’de.

“Seviye atlarsan baban gibi hızla kendini gizlemen gerekir.”

“Evet!”

Yu Mir’in parmak uçlarındaki rüzgâr şekil alacak kadar yoğunlaştığı sırada kapıdan ikinci sınıf bir canavar çıktı.

Şimdi! Il Han, Yu Mir’i tutan elini hafifçe güçlendirdiğinde Yu Mir hemen bir rüzgar kurşunu fırlattı. Canavar, başında bir delik oluşur oluşmaz, öylece yere yığıldı.

Göz açıp kapayana kadar bitmişti ve kapıdan çıkan tek canavar da o değildi. Bu yüzden de değil insanlar, canavarlar bile fark etmedi. Asıl sorun hemen ardından yaşananlardı.

[Yu Mir 17. Seviye oldu.]

[Yu Mir, Bebek Ejderha’ya evrilir.]

Yu Mir’in artık gizlenmesi kalkmış bedeninden gözleri kör edecek bir ışık yayıldı. Seviye atlamıyor, evrimleşiyordu!

Işık o kadar fazlaydı ki canavarlar bile o tarafa bakmaya başlamıştı ama ışığın parlaklığı yüzünden kimse ışığın ardında neler olduğunu göremedi.

Ve ışık yok olduğunda orada hiçbir şey yoktu. İnsanlar şaşırmıştı ama hiçbiri sakince durumu düşünecek halde değildi. Bazıları Susanoo’nun bir şey yaptığını düşündü ve bazıları da hatalı bir büyü olduğunu.

Asıl sebep ise Il Han’ın kendilerini gizlemek için büyük miktarda bir ışık kullanmış olmasıydı.

“Vov!”

Daha güçlü olduğunu hisseden Yu Mir ellerini çırparak bunu kutladı. Daha önce iki yaşında bir çocuk gibi görünen ejderha, evrimi sayesinde dört beş yaşında gibi görünüyordu artık. Daha öncesinde giydiği kıyafetler de anında parçalanmıştı.

[Yani bir sınıfa yükselmek vücutlarının da büyümesine sebep oluyor. Ejderhalar çok ilginç yaratıklar.] (Erta)

[Eskiden çok tatlıydı ama şimdi de tatlı!] (Liera)

“Bütün manan geri geldi, değil mi?”

“Evet, taşıyor!”

Yu Mir’in manası gerçekten de taşıyordu. İçinde tutamadığı mana derisini kaplıyordu, Yu Mir bundan kaçmaya çalıştı. Ejderhaların manalarını yönetme yöntemi bu şekildeydi! Oldukça inanılmaz bir yetenekti.

Mana her bir seviye atlanışında yenileniyordu… Bu şekilde 17. Seviyeye kadar yenilenen bütün manayı içinde korumuştu.

Evrimleşirken bile!

[İnanılmaz teknik. Bunu yapabilmem, durmadan seviye atladığım uzun süre önceki zamanlarda kaldı…] (Erta)

[Hala böyle yapamıyorum. Yani durmadan seviye atlamanın böyle bir özelliği vardı!] (Liera)

[Böyle bir özelliği yok. Hile yapmak oluyor bu.] (Erta)

Elbette böyle canavarca bir şeyi Il Han da yapamazdı. Her ne kadar mana kullanmaya başlamış olsa da bu durum oldukça farklıydı.

“Bu mana çok fazla. Hepsini kullanabilir miyim?”

“Elbette.”

“O zaman sıradakini öldürmek istiyorum!”

Yu Mir’in gösterdiği canavar kapıdan yeni çıkan bir kurttu. Il Han anında onun seviyesini gördü.

Üçüncü sınıftı. 110. Seviyenin üstündeydi.

Orada Il Han dışında yalnızca Cephe Birliği’nin klan başkanları onu teke tek dövüşte öldürebilirdi. Ve bunun için de Il Han’ın silahlarının daha da üstün seviyelilerine ihtiyaçları vardı.

“Öyle bile olsa, sen daha birinci sınıfsın…”

[Bunu sen mi söylüyorsun?] (Erta)

Il Han endişeyle konuşmuştu ama Erta’nın sözleri üzerine tek yapabileceği susmak olmuştu. Eğer düşünürse o da birinci sınıfken üçüncü sınıf bir canavarı öldürmüştü! Sadece bu kadar mıydı? İkini sınıfa geçmek için görev olarak bir üçüncü sınıfı tek seferde öldürmüştü.

“…Bu doğru.”

“Onu öldürebilirim!”

Kendisi söz konusu olduğunda fazla düşünmemişti ama Yu Mir söz konusu olduğunda nasıl böyle farklı davranabilirdi… Il Han sonunda, korktuğunu fark etti. Şimdiye kadar yaptıkları düşünüldüğünde anlayışı çok yavaştı.

Liera sevgi dolu bir şekilde ikisine bakarken konuştu.

[Baba ve oğul nasıl birbirine bu kadar benzeyebilir?] (Liera)

“Annemin defalarca kez bana söylediği şeyi söyleme!”

Baba ve oğulun ikisi de bunu duyduğu için daha da mutlu olamazdı! Il Ha içinde kaynayan öfkeyle birlikte yeniden hafifçe Yu Mir’in elini kavradı.

“Evet, Mir. Hadi öldürelim onu.”

“Evet!”

Yu Mir vücudunun içinde kaynayan manayı topladı. Mana tekrardan başparmağının ucunda bir çember oluşturmuştu.

[Yu Mir’in gizlenme yeteneği 30. Seviye oldu. Yeteneğin gücü, binici ile olan bağı sayesinde daha da artar.]

[Yu Mir’in yeteneği Mana Hâkimiyeti 17. Seviye oldu.]

Manasını toplarken gizlenmesini koruması, yeteneğinin deli gibi yükselmesini sağlamıştı. Bu düşünüldüğünde bile yeteneğinin gelişme hızı çok fazlaydı. Pankozmik yalnızın oğlundan beklenildiği gibi. Kahretsin.

Oldukça fazla terlemiş olan Yu Mir manayı yoğunlaştırdı. Belki de kullandığı sadece mana olmadığından bu sefer daha uzun zaman alsa da oluşan şey bir büyü kurşunuydu. Beklemeye değecek bir biçim.

“Güzel, Mir. Şimdilik onu bırakarak başka birini avlayalım.”

“Daha güçlü birini mi?”

“Daha güçlü birini.”

Yu Mir’in işaret ettiği canavar çoktan çitlerin yıldırımına maruz kalarak zayıflamıştı. Il Han, onun yerine 120. Seviyenin üstündeymiş gibi duran bir siyah kurdu gösterdi.

“Şimdi!”

“Evet!”

Yu Mir parmağını şaklatarak kurşunu fırlattı.

Kurşun, çok normalmişçesine canavarın kafasını parçalayarak hala gücü kalmış bir şekilde kapının içine girdi.

“Huh?”

“Huh?”

Baba ve oğul içgüdüsel olarak başlarını yana eğdiler. Ama kurt anında öldüğünden Yu Mir’in gizlenmesi, patlamanın eşlik ettiği bir patlamayla tekrardan kalkmıştı ve Il Han’ın tekrar gizlenebilmeleri için yukarı doğru zıplaması gerekmişti.

[Yu Mir 31. Seviye oldu.]

[Yu Mir’in Mana Hâkimiyeti 20. Seviye oldu. Artık başkalarının büyülerinden büyük ölçüde mana çalabilir.]

Il Han tekrar gülerek ellerini çırptı. Onlarca kristal şeklindeki mana etrafında uçuyordu.

“Yine manaya sahibim!”

Yu Mir’in büyü değeri her seviye artışıyla birlikte önemli bir ölçüde arttığından, aşırı gelen mana baş ağrıtıyordu. Il Han, oğlunun yakında ikinci sınıfa geçebileceğini beklemeye başladı.

Ama beklentileri yok olmak üzereydi. Il Han ve Yu Mir yere iner inmez, kapıdan siyah saçlı ve korkunç bir enerjiye sahip bir adam fırladı.

“Bir adam? İnsan değil.”

Dördüncü sınıf gibi görünen adama bakan insanlar, sonunda dişlerini gıcırdatırken sonunda zamanın geldiğini düşündüler. Il Han hazırladığı şeyi aktive etmek için elini kaldırırken Yu Mir de adamı öldürmesinin imkânsız olduğunu düşünerek Il Han’ın göğsüne iyice yanaşmaya çalıştı ama zırh engel oluyordu. Bir yandan da yeteneğini sonuna kadar kullanarak gizlenmişti.

O sırada…

“Lütfen yüce bir ejderha olan sizi tanımadığımız için affedin ve bize yardım edin!”

Adam, yalnızca Il Han’ın anlayabileceği şeyler söyleyerek dizleri üzerine çöktü ve başını yere koydu.

Durum, kimsenin tahmin edemeyeceği bir hal almıştı.