olursun be oğlum rahatla :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
22. Bölüm Akademi’nin Dışında #4
3 gün sonra, Theodore sabahın erken saatlerinde Bergen Akademisi’nin kapısında dikilmişti.
Standart üniforması yerine günlük kıyafetler giymiş ve birkaç büyük çantayı sırtlanmıştı. Eğer 2 aylık idman yapmasa, bu eşyalarla birkaç adım bile atması imkansızdı.
‘Çok ağır! Sadece ihtiyacım kadarını aldım ama hala...’
Yalnızca giysilerini ve birkaç zorunlu eşyasını yanına almıştı. Buna rağmen çantaları gayet dolu ve şişti.
Mana-vil’e ulaşmak 14 gün, en iyi ihtimalle 10 gün sürerdi. Bu süre zarfında, Obur’a 15-30 kitapla beslemesi gerekiyordu. Bunu önceden bilseydi, eşyaların ağırlığını azaltmak için bir büyü öğrenirdi. Ancak, daha öncesinde algı eksikliğinden ötürü ertelemeye karar vermişti.
‘Yine profesöre danışmama gerek var mı?’
Theo eşyalarını yere bırakıp gerilen omuzlarına masaj yaptı.
‘Beklettiğim için kusura bakma. Sandığımdan daha çok yapacak işim varmış.’
Profesör Vince nadiren giydiği günlük kıyafetleriyle ortaya çıktı. Görünüşe bakılırsa büyü yarışmasına katılma prosedürü bir hayli karmaşıktı. Son günlerde, Theodore bile onu zar zor görüyordu.
Vince kaşına akan teri silip Theo’nun yerde duran çantalarına baktı.
‘Bir sürü işle meşgul olduğumdan sana söylemeyi unuttum.’
‘Ne demek istiyorsun?’
‘Seni direk muhatap tutmak, benim ağzımı açmamdan daha iyi olur.’
Ardından Theo bir şey çıkardı.
‘Kese mi...?’
Eski bir deriden yapılmış keseye benziyordu. Vince, kesenin ağzını Theo’nun bavuluna doğru tutup bir kelime söyledi. ‘Sakla!’
O anda, kesenin ağzı genişledi ve garip biçimde içine çekmeye başladı.
Tuhaftır ki, bu çekim gücü havaya ya da başka bir objeye etki etmiyordu. Sadece hedefinde olanı – Theo’nun bavulu- içine çekmişti. Kesenin 10 katı büyüklüğünde bir şey, kesenin içindeydi... ve bu, gerçeklikten uzaktı.
Theo, bu kesenin asıl ismini öğrenince nefesini tuttu, ‘Dipsiz Kese!’
Vince, dipsiz keseyi bir kenara koyup Theo’yu doğruladı. ‘Bu, her yönden bilindik bir malzeme. Çok da kullanışlı bir şey.’ Dediği gibi, dipsiz kesesi olduğundan Theodore gibi eşyalarıyla etrafta dolanmıyordu. Mümkün olduğunca çok eşya alabilen yüksek kalite bir yapay eşyaydı.
‘Bu dipsiz kesenin seviyesi ne peki?’diye sormak istese de Vince düz istikamette ilerleyince sorusunu erteledi.
‘Vaktimiz biraz sınırlı. Yürürken de konuşabiliriz.’
‘Anladım.’
İkili ana kapıdan geçerek hızlı adımlarla şehir merkezine yürüdü. Başta, sessiz yürüyorlardı, ama sonra birkaç adım önden giden Vince arkasını dönüp sordu, ‘Theodore, baü kurduğun elementi bana söyleyebilir misin?’
Çok eski bir element...Vince arkeoloji ustasıydı, doğal olarak konu ilgisini çekebilirdi. Gözlerindeki büyük heyecanı saklayamıyordu da. Bu, bir büyücü için tedavi edilemez bir hastalıktı. Gözlerindeki klasik soğukluk gitmiş, yerine bir çocuğunki gibi parlayan gözler gelmişti.
Theodore hafifçe gülümsedi ve içindeki kız Mitra’yla konuştu. Uyuyan kızcağız bu istek üzerine gözlerini açtı.
‘Ohh!...’ Vince’in ağzından hayranlık ibaresi bir ses yükselmişti.
Bunun sebebi, Theo’nun ayaklarındaki bir miktar çamurun küçük bir kız siması almasıydı. Gözleri ve burnu çok net değildi. Yine de, sıradan element güçleri bir yaratık silüetini dahi zar zor oluştururken bu elementin gücü bir insan görüntüsüne yetiyordu. Bu durum ise sadece üst düzey elementler için mümkündü.
Bununla birlikte, Mitra, Theodore ile bağlantısını kurar kurmaz insan figürüne bürünmüştü.
‘Onunla konuşabilir miyiz?’ Vince heyecandan titreyen sesiyle sordu.
Eğer iletişim kurmak mümkünse, Mitra’nın potansiyeli bir element kralı kadar çok demekti. Ama, Theo umutsuz bir ifadeyle başını salladı. ‘Onunla konuşmayı denedim.’
Mitra, Theo’nun bakışlarını hissetti ve söyledi tek şey, ‘Huing?’ sesiydi.
Yavru bir köpek sesine benziyordu.
‘Sadece bu sesi duyabiliyorum.’
‘Ne anlama geldiğini biliyor musun?’
‘Yani... bu biraz zor.’
Theo, Mitra’dan kendisine geçen his üzerine odaklandı. Bir elementle kurulan bağ, aynı zamanda ruhlarıyla kurulan bir bağdı. Birbirlerinin yüzeysel düşüncelerini okumak kolay olsa da, elementin olgun olması halinde bu daha çok çaba isteyen bir durum oluyordu.
Buna rağmen, Theodore gözlerini çok geçmeden açtı ve diliyle ‘cık’ sesi çıkardı.
‘Sanki henüz konuşmayı bilmeyen bir çocukla uğraşıyormuşum gibi geliyor. Sadece iyi, hayır, anlamadım gibi basit kelimeler var.’
‘Ama iletişim kurmak aslında mümkün. Çok ilginç.’
Theo’nun aksine, Vince’in gözleri parladı. Yalnızca bağlantı kurduğu kişinin isteklerini yerine getiren orta ve düşük seviye elementlerden farklıydı. Vince, Mitra’yı avcunda tutan Theo’ya tavsiyede bulundu. ‘Onu, konuşmak için daha çok çağır. Eski bir element aynı zamanda yalnız bir ruhtur. O yüzden bağlantı kurduğu kişiyle takas ettiği bilgiler aracılığıyla büyümesi en iyi yoldur.’
‘Devamlı çağırdığım için mızmızlanıyor.’
‘Hoh, bu çoktan kendisinin farkına varmış!’
Vince birkez daha bu durumdan etkilenirken not defterine de bir şeyler yazıyordu.
Sormak istediği 2-3 soru daha vardı. Sonuçta, ilgisini çeken bir bilgi kaynağını başka nereden bulacaktı? Theo’yla son günlerde konuşması bile Bergen Akademisi’nde yıllarca araştırma yapmasından daha faydalıydı.
Vince, kendisine uymayan kocaman bir gülümsemeyle öğrencisine teşekkür etti.
‘Profesör, size bir soru sormamda sakınca var mı?’
Bu sefer, Theo’nun sorusu vardı. Vince notlarını alana kadar bekledi ve sordu, ‘Mana,vil’e nasıl gideceğiz? Mevcut ulaşım sistemiyle olmayacağının farkındayım.’
Bergen’in batısı dağlık bölge, kuzeyi Moya nehrinin olduğu yöndü. Bu sayede, diğer ülkelerden yapılacak herhangi bir saldırılar kolayca önleniyordu. Fakat, Bergen’in kuzeybatısında kalan Mana-vil’e olan yolculuk birkaç şekilde tamamlanabilirdi.
At arabalarının hiç dinlenmediği varsayılırsa, bu süreç 10 gün ile 1 ay arasında değişirdi. Büyü yarışmasına katılmaları için bu yolu 10 gün içinde aşmaları gerekiyordu.
‘Bu konuda endişelenme. Ben bir şeyler düşünmüştüm.’
Vince sakince gülümsedi ve yürümeye devam etti.
‘Bu dönemde Mana-vil’den ayrılan çok insan var. Turistler, büyücüler, başka krallıklardan gelen yabancılar... Peki, bu zaman dilimini en çok kim önemsiyor, biliyor musun?’
Theo bu beklenmedik soru karşısında cevapsız kalmıştı, ama az sonra Vince’in istediği cevaba erişmişti. ‘...Tüccarlar?’
‘Doğru. Her zamankinden 10 kat daha fazla insan olacak ve her yer cepleri dolu büyücülerle taşacak. Paranın kokusunu alan tüccarlar yerinde durmayacak. Sonuç olarak, ellerinden geldiği kadar kar etmeye çalışacaklar.’
Bergen tüccarları da farklı değillerdi. Yolculuk sürelerini kısaltmak için sıra dağlardan geçen kestirme bir yol bulurlardı. Vince de kendine pay çıkarmayı düşünüyordu.
‘Eskiden birkaç kez denemişliğim var. Tek olanların o yolu kullanmaları pek sık olan bir şey değildir ve sadece yüksek rütbeli gruplar o yola girebilir. Ama tabi, yol üstünde bazı yaratık mağaraları ve yol kesen haydutlar var.’
‘Eminim bu riski alacak kadar kısa bir yoldur.’
‘Tekrar söylüyorum, benim 1 haftamı almıştı. Alışılmış seyahat güzergahlarından iki kat daha hızlı.’
‘Zaman nakittir’ kaidesini iyi idrak etmiş tüccarlar böyle bir rotayı görmezden gelemezlerdi.
Basit bir hesapla bile iki kat hızlı olmanın iki kat kar getirdiği anlaşılıyordu. Canavar ve haydut riski ise yol boyunca eşlik etmek üzere paralı asker almakla kolayca defedilebiliyordu. Nasıl olsa kazandıkları para, ödedikleri bu paradan çok daha fazlaydı o yüzden yüksek rütbeli gruplar her daim bu yolu kullanırdı.
Theo, kafileyi uzaktan görebiliyordu. Ulaşacakları Mana-vil orası olmalıydı çünkü 30a yakın yük arabası saymıştı. Kenarda da neredeyse 100 paralı asker duruyordu.
İki kişinin bu kafileye yaklaştığı sırada...
‘Oh! Geldin mi?’ kafilenin arasından orta yaşlı, ceketli bir adam çıkageldi. Grup içinde inemli bir yeri var gibiydi ama hareketleri sanki daha önce elit birini görmemiş bir köylüyü andırıyordu. Adam, her zamanki gibi ruhsuz duran Vince’in önünde eğildi.
‘Profesörün bize eşlik etmesinden daha büyük bir talih olamaz!’
‘Size müteşekkirim, Patron Gordon.’
‘Hahaha, rahat ol! Bu arada, bu senin öğrencin mi?’
Vince başıyla onaylayınca, Gordon yanlarından geçen bir tüccarı yakalayıp talimat verdi.
‘Hemen bir araba hazırlayıp buraya getirin. Bu iki kişi önemli misafirlerimizdir, saygıda kusur edilmesin.’
‘Tamam, anladım.’
Theo adamın tavırlarına bakınca, bu konukseverliğin sebebini anlamıştı. – 5.halka uzmanı, Vince Haidel.
Diğer bir deyişle, Vince’in varlığı 100 hatta daha fazla paralı askere eş değerdi. Güçlü bir büyücü kimliğini taşımak çok değerli bir şeydi...
Ve Theodore da onlar gibi olabilirdi.
Magnec