Adam resmen tek kişilik ordu
.........
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
Maskelenmiş İkiz Kılıçlar’ı tutuklamak mı?
O birkaç şövalyenin sözleri surların üzerinde bir kargaşa yarattı.
Nehir Kıyısı Şehri gerçekten de Disiplin Şövalyeleri’ni mi yollamıştı?
Bu çok saçma değil miydi?
Disiplin Şövalyeleri, Büyücü Takımı’nın şefinin emri altındaydılar. Şehir devriyelerinden daha güçlüydüler.
Nehir Kıyısı Şehri disiplin şövalyeleri yirmi kişiden daha fazla değillerdi ama her biri rütbe 2’nin zirvesinde olan uzmanlardı.
Onlardan üç tanesini yollamak?
Bu kesinlikle şeytani bir takipçiyi yakalamak için değildi…
Böğürtlen takımının bütün üyeleri şaşkınlık içerisindeydiler. Gru’ysa Kedi’ye dik dik bakıyordu.
Kedi oldukça sakindi. İçten içe kıs kıs gülüyordu.
Maskelenmiş İkiz Kılıçlar onu tehdit ettiğinde tabi ki onun sözünü dinlemişti. Ama Maskelenmiş İkiz Kılıçlar’ın arkasında biri varsa, onun da bir bakıma arkasında biri var sayılırdı ve o adamın da mevkisi oldukça yüksekti.
Bu kumarı oynamaya hazırdı!
Açıkçası Nehir Kıyısı Şehri’nin üst tabakasındakiler arasında yaşanan entrikalara dahil olmak istemiyordu ama bu bilgiyi sızdırmak ona büyük kazanç sağlayabilirdi. Yapmaması için hiç bir neden yoktu.
Maskelenmiş İkiz Kılıçlar’ın karşılığı içinse, ahahaha, koca bir şaka. Maskelenmiş İkiz Kılıçlar oldukça güçlüydü ama üç tane disiplin şövalyesinden kaçmayı mı düşünüyordu?
Kesinlikle mümkün değil!
Bunu düşündüğünde, elinde olmadan halinden memnun bir ifadeye büründü.
Gözleri aniden seğirdi.
Peki ya Maskelenmiş İkiz Kılıçlar?
Az önce tam şurada duruyordu, ne ara ortadan kayboldu?
Kedi’nin tepkisini beklemeden, zayıf ama sert bir ses kalenin derinliklerinden yankılandı,
“Disiplin Şövalyeleri? Disiplin Şövalyeleri bir anda müsait mi oldular?”
“Benim Beyaz Nehir Vadi’m gnoller tarafından istila edildiğinde neredeydiniz?”
“Sizin Sihirbaz İttifakı’na karşı ettiğiniz yemine ne oldu?”
“Beyaz Nehir Vadisi benim bölgem. Şu anda benim bölgemde izinsiz bir şekilde bulunuyorsunuz ve bir de üstüne birini yakalamayı mı düşünüyorsunuz? Bu Sihirbaz İttifakı kurallarına karşı yapılmış ölümcül bir ihlaldir!”
“Bu hareketleriniz beni ciddi derecede rencide etti! Size bunu yapmanızı kim emretti bilmiyorum ama şimdi sizden şunu istiyorum. S*ktirin gidin benim bölgemden!”
Kelimeler dökülmeye devam ediyorlardı. Her biri bir öncekinden daha sertti.
Kalenin surlarına yüzü kireç gibi zayıf bir genç çıktı. Ciddi bir hastalıktan kurtulmuş, iyileşme aşamasındaymış gibi görünüyordu.
İzleyenlere hafif bir rüzgar esintisi onu surlardan aşağı düşürebilirmiş hissi veriyordu.
Ancak dim dik ayakta duruyordu. Üç şövalye onun net ve yüksek sesini açıkça duyabiliyorlardı!
Yüz ifadeleri anında değişti!
…
“Lordum!”
“Lordum!”
“Lordum, ne zaman döndünüz!?”
Garnizon üyeleri direk olarak etrafına koştular!
Maven’in hala Nehir Kıyısı Şehri’nde iyi haberleri beklediğini düşünüyorlardı.
Maven’in bir anda kalenin içinden çıkıp geleceğini beklemiyorlardı!
Kedi, az önce ortaya çıkmış olan Maven’e bakarken, kötü şansına sövüyordu.
‘Bu genç soylu akıllıymış!’
‘Muhtemelen bizi yol boyunca takip etti. Kaleye de gece Anna ve diğerlerinin yardımıyla gizlice gelmiştir!’
‘Maskelenmiş İkiz Kılıçlar’a da kaçmasını söylemiş olmalı!’
‘Bu iş benim için burada biter!’
Verne başına kapüşonunu geçirdi. Onun gibi hızlı düşünen biri için bundan sonra neler olacağını kestirmek zor değildi!
…
Maven gerçekten de sefil bir soyluydu.
Ama soyluluk sefil de olsan soyluluktu.
Nehir Kıyısı Şehri’nde bölgesini kaybettiği için çulsuz olabilirdi. Kumarhane çeteleri bile ona zorbalık yapmaya cesaret edebilmişlerdi.
Şehir konağındakiler bile bu yüzden onunla dalga geçmişlerdi. ‘Bölgeni elinde bile tutamıyorsun, soylu bile olsan, ne olmuş?’
‘Nehir Kıyısı Şehri senin bölgen değil, burada hiç bir otoriten yok.’
Ama işler Beyaz Nehir Vadisi’nde farklıydı.
Burası Maven’in bölgesiydi!
Maven bu topraklar üzerinde en üst otoriteye sahip kişiydi. Bu güç ona Sihirbaz İttifakı tarafından bahşedilmişti.
Derebeyi’nin kararına karşı gelecek her olay, Güney Sihirbaz İttifakı’na karşı yapılmış bir kışkırtma olarak görülecekti!
Böyle bir şeyi yapmaya kimse cüret edemezdi!
Nehir Kıyısı Şehri’nde oldukça yüksek bir statüye sahip olan Disiplin Şövalyeleri bile buna cüret edemezlerdi.
Nehir Kıyısı Şehri ve Beyaz Nehir Vadisi’nin birbirleri arasında bir ilişkisi yoktu. Beyaz Nehir Vadisi tamamen bağımsızdı. O yakalama emri ve yetkisi Nehir Kıyısı Şehri Lord’u tarafından verilmiş olsa bile Maven ona uymamayı seçebilirdi!
Çünkü bu bölge ona büyükbabasından, çok çalışkan bir büyücüden ona kalmıştı. Güney Sihirbaz İttifakı Maven’in gücünün koruyucularıydılar!
Büyücülerin üstün hükümdarlıkları dolayısıyla, en azından şimdilik, çok çok az kişi bir parça çıkar sağlamak için risk alırlardı.
Üç disiplin şövalyesi anında şaşkına döndüler.
Onların arkalarındaki kişi görünüşe göre Beyaz Nehir Vadisi’nin genç baronunu hafife almıştı.
Genç baron söylentilerdeki gibi zayıf değildi, üstüne üstük boyun eğmeyen bir tavrı da vardı!
Maven’in izni olmadan harekete geçmeleri kesinlikle kaçınmaları gereken bir suçtu.
Beyaz Nehir Vadisi’nde birini tutuklamayı istemek mi? Maven’in izni olmadan basitçe imkansız bir işti!
Üç adam birbirlerine can sıkıntısıyla baktılar, biraz öfkelilerdi.
Ama başka bir yolu yoktu. Eğer kale kapıları kapalı olsa bile, güçlerini kullanarak yollarına öldürerek devam edebilirlerdi. Dahası, Lynx takımı ile birlikte bile çalışabilirlerdi.
Ama buna cüret edemediler!
Bu bir Derebeyi’nin Asaleti’ydi!
Büyücüler çağının, çağın hakimlerinin üstünlüğünden kaynaklanıyordu!
Daha Felaket kapıya dayanmadığı için Maven bağlantılarını kullanarak insanları korkutabilirdi!
…
Üç disiplin şövalyesi bir anlığına sessiz kaldılar sonra içlerinden biri konuşmaya başladı, “Baron Maven, Maskelenmiş İkiz Kılıçlar çok tehlikeli bir suçlu…”
Konuşması direk olarak Maven tarafından bölündü, “Nehir Kıyısı Şehri’nden gelen resmi bir yazı görmedim!’
“Sadece bazı büyük loncaların çıkarttığı anonim emirler var. Bu tarz bir emir, zengin olduğu sürece herkes tarafından çıkartılabilir değil mi? Benim gördüğüm Sör Maskelenmiş İkiz Kılıçlar’ın zengin bir ailenin nefretini kazandığı.”
“Ama ben böyle şeyleri umursamıyorum. Maskelenmiş İkiz Kılıçları yakalamak için istediğiniz başka yerlere bakabilirsiniz. Burası benim bölgem. O burada herhangi bir sivil, zanaatkar ya da tüccar olarak ağırlanacaktır.”
Orada dururken Maven, bir anda öksürük krizine girmiş gibi davrandı ve sonrasında otoriter, müsamahasız bir tonda ekledi, “Gidin!”
“Daha gnolleri yeni temizledik ve halledilmesi gereken bir sürü işimiz var.”
“En kötü zamanlarımda Nehir Kıyısı Şehri bana yardım eli uzatmadı.”
“Yani, şu andan itibaren Beyaz Nehir Vadisi, Nehir Kıyısı Şehri’nden hiçbir yetkiliyi burada hoş karşılamayacak!”
Bu sözler herkesi şoke etti!
Anna bile şaşkına döndü!
Maven’in kurduğu cümle, Nehir Kıyısı Şehri ile bütün diplomatik ilişkilerin kesilmesi manasına geliyordu!
Bu şakası yapılacak bir şey değildi. Diğer her şey bir kenara iş yiyeceğe geldiğinde Beyaz Nehir Vadisi her yıl stoklarını Nehir Kıyısı Şehri’nden alıyordu!
Diplomatik ilişkileri sona erdirdikten sonra yiyecek işini nasıl çözecekti? Ticaret işini nasıl çözecekti?
Bunlar ciddi problemlerdi.
“Lord…” Anna bir şeyler söylemek istedi.
Maven elini salladı, çok öfkeliymiş gibi davranmaya devam ediyordu, “Ben kararımı verdim.”
“Şimdi gidip dinleneceğim.”
“Eğer o şövalyeler buradan ayrılmak istemezlerse, [Dokuzuncu Ay Madalyası]’nı kullanarak Sihirbaz İttifakı’ndan bir hakem isteyebilirim.”
Son sözünü söyledikten sonra sessizce ayrıldı.
Surların üzerindeki herkesin dili tutulmuştu.
Maceracıların hepsinin yüzünde farklı birer ifade vardı. Gru ise oldukça rahatlamıştı. Maskelenmiş İkiz Kılıçlar’ın hala kalenin içinde olduğuna bütün her şeyine bahse bile girerdi.
Baron Maven’in boyun eğmez tavrıyla, o üç disiplin şövalyesi zor kullanarak girmeye çalışamazlardı.
Beklendiği gibi, Maven’in içinde [Dokuzuncu Ay Madalyası]’nı kullanmakla ilgili geçen son sözlerini duyduktan sonra, yüz ifadeleri direk olarak karardı. Tek bir kelime dahi etmeden oradan ayrıldılar.
Ellerinden bir şey gelmiyordu. Sadece geri dönüp bunu rapor edebilirlerdi.
O üç şövalye öfkeden kuduruyorlardı. Bu işin çantada keklik olacağını düşünmüşlerdi ama o genç soylunun bu şekilde sert davranacağını beklemiyorlardı.
Böyle bir sonucu kesinlikle beklemiyorlardı.
Ama şu anda üzerine biraz düşününce, o genç soylu Nehir Kıyısı Şehri’nde baya bir zorbalığa uğramış gibi görünüyordu. Kolluk kuvvetlerine bel bağlayıp karşılık göremedikten sonra bu sonuç hiçte şaşırtıcı değildi.
…
“Görevimiz sonunda tamamlandığına göre, bizim takımda yola çıksa iyi olur.”
Anna’nın yüzündeki gülümsemeyi gördüğünde Verne’nin surat ifadesi çirkinleşti.
Maskelenmiş İkiz Kılıçlar’ın orada olduğunun bilgisini sızdırdığının fark edilmiş olup olmadığını bilmiyordu ama kalede kalmak kesinlikle iyi bir fikir değildi.
Nehir Kıyısı Şehri’ne acilen dönmesi gerekiyordu.
‘Eğer Maskelenmiş İkiz Kılıçlar fark ettiyse…’
Verne bunu düşündüğünde omurgasına bir ürperti yayıldı. Maven’in tek başına altmış gnol ve bir Sihirbaz’a karşı savaştığını kendi gözleriyle görmüştü.
Kendi takımı iyi ekipmanlara sahip sağlam kişilerden oluşsa da, Maven’le kıyaslandıklarında bahsetmeye bile değmiyorlardı.
Tabi ki Maven’in bir iksir ile kendini güçlendirdiğini tahmin edememişti, sadece daha öncesinde gücünü sakladığı sonucuna varabilmişti.
“Tabi ki, Beyaz Nehir Vadisi’nde bir misafir olarak her zaman hoş karşılanacaksınız.”
Anna hafifçe gülümsedi, direk olarak Lynx takımını kendi yollarına gönderdi.
Bu Maven’in fikriydi. Anna, Genç Efendi Maven’in planları hakkında çok fazla bir şey bilmiyor olsa da, ona söyleneni yapmıştı.
Durum her ne olursa olsun, o ciddi hastalığı atlattığından bu yana Genç Efendi Maven daha kötü bir tane bile karar vermemişti.
Lynx takımı kaleden ayrıldılar.
Gece çöktüğünde kale bir parça soğuk ve ıssız görünüyordu. Ne de olsa içinde garnizon üyeleri dışında sadece birkaç kişi vardı.
Bölge sakinlerinin hepsi hala kırsal kesimdeydiler. Anna yarın sabah ilk iş olarak insanları kale halkının ve çiftlik sahiplerinin geri dönebileceklerini haber vermeleri için gönderecekti.
Ondan sonra da Beyaz Nehir Vadisi’nin yeniden inşa süreci başlayacaktı.
Gece yarısı Maven’in çalışma odasında bir masanın karşısında endişeli bir şekilde oturan biri vardı. Böğürtlen takımı kaptanı Gru huzursuzca kıpırdanıyordu.
Son derece zayıf ve bitkin görünen Maven sahte bir şaşkınlık ifadesiyle konuşmaya başladı, “Bu söylediğin doğru mu? Sör Maskelenmiş İkiz Kılıçlar sana bunları mı söyledi?”
“Kızına bulaşan salgını benim çalışma odamdaki bir şey mi çözecekmiş?”
Gru ağır ağır başını salladı. Maskelenmiş İkiz Kılıçlar tam olarak öyle söylemişti, çok iyi hatırlıyordu.
“Ah, öyleyse bu harika. Bu kitaplara bir göz gezdirip içlerinde [Kara Tatlı Zehir]’le alakalı bir şeye rastlama şansımın olup olmadığına bakacağım. Endişelenmemelisin, bana söylediğin şeylere bakılırsa kızının hala zamanı var. Umarım o süre zarfında bende ilgili kitabı bulabilirim.”
“Teşekkür ederim Sör Baron!” Gru’nun yüzünde minnettar bir ifade vardı.
Sonra ayağa kalkıp odadan ayrıldı.
Bir süre sonra, yan kapılardan birinden içeriye Anna girdi ve hafifçe sordu, “Neden onun kızını iyileştirmedin?”
Maven biraz gülümsedi, “İyileştireceğim.”
“Ama şimdi değil.”
Bunu yapmak için doğru zaman değildi. Kara Tatlı Zehir, Salgın Tanrısı’nın bir deneyiydi. Onu erkenden tedavi etmek Salgın Tanrısı’nın dikkatini üzerlerine çekebilirdi.
Maven tanrılardan korkmuyordu ama bunu da aptalca davranarak tanrılara direk kafa tutacağı bir duruma çevirmek istemiyordu.
Özellikle de elinde yapması gereken bir sürü şey varken.
Önce, yiyecek sıkıntısını çözmeliydi.