Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

33. Bölüm Uğursuz Lahit I

Çevirmen: T4icho / Editor: Darkone

 

Zindana girdiğimizde yolun eğimli olduğunu gördük. Yolda ilerledikçe sıcaklık hızlı bir şekilde düşüyordu. Kılıcını çekmiş ve kalkanını hazırda tutan Brald’un yanında duruyordum.

Jasmine ile şu anda olduğumuz zindan olan Uğursuz Lahit üzerine araştırma yapmıştık. Gizemli zindanlar arasında bile eşsiz bir yerdi. Burayı yuvası yapmış olan canavarlar zombi olarak adlandırılıyordu. Daha önce ölümden geri dönebilen mana canavarlarına dair bir şey duymamıştım. Bu nedenle bu zindanı temizlemenin en zor yanı sonsuz miktardaki zombi canavarlardı.

Derinlere indiğimizde bazı maceracı ve büyücü loncalarının zindan tabanında canavarların ölümüne engel olan özel bir eser olduğunu öne sürdüğünü ama bunu destekleyen bir kanıt bulamadıklarını öğrenmiştik.

Zindan temizlemek, alanın çoktan keşfedildiği anlamına geliyordu. İçindeki canavarların öldürülerek hazinelerin toplandığı zindan fethinden farklıydı.

Bu zindan temizlenmiş (Brald gizli geçiti keşfedene kadar) ama fethedilmemişti.

“Zindanın ilk katına ulaşıyoruz, gardınızı alın. Burada mana canavarları güçlü değil ama sayıları çok fazla. Mana çekirdeklerini düşürme umuduyla zamanınızı harcamayın… Çekirdeğe sahip değiller.” Brald açıkladı.

Şifacımız olan Oliver’ın bu zindandan yeterince ödül alamayacağımız konusunda söylendiğini duydum.

Bir zindanı fethetmenin amacı yüksek seviye mana canavarlarının topladığı hazineleri elde etmek olsa da kazancın büyük kısmı canavarlardan toplanan çekirdeklerden geliyordu. Çoğu durumda gruplar bir zindanı temizlemek veya fethetmek konusunda başarısız olsa bile yolda topladıkları çekirdekler sayesinde kazanç elde edebiliyordu. Bu zindanın popüler olmamasının ve zindandaki tek grup olmamızın nedeni, canavarların mana çekirdeğine sahip olmamasıydı. Bu da zindan temizliğinden elde edilecek kazancın büyük bir kısmının gittiği anlamına geliyordu.

“GRRRRRRRRRRR!”

Gözlerimi kıstım ve odaklandım. Eğimin sonunda 50 metre genişliğinde bir yeraltı mağarasına ulaştık. Etrafa bakındığımda tüm mağaranın soluk mavi renkte parladığını gördüm. Üstümüzde mağaranın tavanını kaplayan sarkıtlar bizi sivri uçlarıyla tehdit ediyordu. Büyük yarasalara benzeyen ama kanatsız, dört uzva sahip 20 kadar mana canavarı vardı. Yarasa benzeri mana canavarlarının içi boş bedenleri net bir şekilde görülebiliyordu. Kaburgaları ortadaydı ve kaburgalarının arasında mana çekirdeğinin olması gereken yerde ise çatlamış bir taş vardı.

Sanırım doğruydu.

“Simsar Yarasalar! Güçlü değiller ama grup halinde saldırırlar. Mananızı olabildiğince az kullanmanız bu zindan için hayati önem taşıyor! Hazırlanın!” Brald, simsar yarasalara doğru kükredi. Yarasaların hepsi dişlerini göstererek pozisyon almıştı.

“Şekillen ve düşmanlarıma azabı tattır! Ateş Tufanı!” Arkamdan bir bağırma duydum ve büyüyü yapanın Lucas olduğunu fark ettim.

Aniden 3 metre yüksekliğinde dört hortum grubumuzun etrafında oluşarak ileri atıldı.

*AHH* *AHH*

Simsar Yarasaların çoğu alev hortumları tarafından yutularak yandı. Hortumlardan kaçabilecek kadar şanslı olanlar daire çizerek bize saldırmaya çalıştı.

Brald’ın cık cıkladığını duyabiliyordum. Lucas’ın emirlerini hiçe sayarak gereksiz yere büyü kullanması onu rahatsız etmişti.

Yarasaların çoğu alev hortumları tarafından öldürülmüştü ve geriye kalanlar da feci yanmıştı. Dolayısıyla onları yenmek zor olmadı.

“Bir dahaki sefere emirlerime uy ve mananı böyle yersiz harcama. Büyün fazla güçlüydü.” Brald homurdandı.

Lucas gözlerini devirdi, “Bir sorun görmüyorum. Onları hızlıca öldürdüğümüz için herkes manasını saklayabildi.”

Brald kafasını sallayarak bizi mağaranın diğer ucuna yönlendirdi. Sıradaki odaya girmeden önce arkamdan sesler yükseldi. Dönüp baktığımda az önce öldürdüğümüz canavarların toprağı kazarak zarar görmemiş gibi yeniden doğduğuna tanık oldum.

Uğursuz Lahit… Maalesef ki bu zindan için cuk oturan bir isimdi.

Diğer odaya ilerlerken Elijah arkamızdan toprak duvar ördü. Bu sayede Simsar Yarasalar bizi takip edemeyecekti.

Mağaranın diğer ucundaki geçit bizi başka bir karanlık koridora soktu. Yaklaşık 4 kişi genişliğindeydi.

Herkesin ilk mağarayı geçtiği için rahatladığını görebiliyordum ama içimde bir huzursuzluk vardı.

“Ffişşşşşşşşşşşş!”

“Tak tak tak!”

Samantha’yı hedef alan cisimleri içgüdüsel olarak engellerken kısa kılıcım silikleşti.

“Te-teşekkür ederim…” soluk mavi ışığın altında bile Samantha’nın yüzünün solduğunu görebiliyordum. Ayaklarının dibine inen toprak diken neredeyse onu öldürüyordu.

“Bir sorun var… geçen sefer tuzak yoktu.” Brald incelemek için bir kaya parçası aldı ama afallamıştı.

Tuzak olması demek, aktivasyon gerektiren sihirbazlık büyüsü yapabilecek seviyede canavarlar olduğu anlamına geliyordu.

“Herkes tetikte olsun.” Jasmine iki hançeriyle hayati organlarını korumaya almıştı. Reginald ve Kriol silahlarını hazırlamış, Samantha ise yamacıma gelip bir eliyle kolumu tutarken diğer eliyle asasını eline almıştı.

Şansımıza koridorun sonuna ulaşana kadar başka bir tuzağa denk gelmedik. Önümüzdeki mağara, iki katı genişliğe sahip olması ve yerde açılmış şüpheli delikler haricinde öncekine benziyordu.

“Deliklere yaklaşmayın. Gayzerlerden aşırı sıcak hava akımları yükseliyor. Hava patlamalarının yakınında olmadığınız sürece bir sorun olmaz.” Brald, herhangi bir mana canavarına karşı etrafına bakınırken açıkladı.

*RRRRR*

Bunun denmesini bekliyormuşçasına mağara titremeye başladı ve yerden solucana benzer bir şey yükseldi. Kırmızı renkte parlıyordu ve birkaç metre kalınlığında, ölçülemeyecek kadar uzundu. Ayrıca kafasında ağzı olması gereken delikte sayısız diş sırası vardı.

“Bu da geçen sefer var mıydı Brald?!” Kriol liderimize baktı.

“Ha-hayır… Ne olduğunu anlamıyorum. Böyle bir zindana yeni mana canavarlarının gelmesi çok mantıksız.” yakışıklı şövalye özgüvenini yitirmeye başlamıştı.

“Keh. Ben burada olduğum sürece hiç sorun değil.” Lucas sarı saçlarını eliyle savurdu.

Ancak dev kırmızı solucan bize saldırmayıp yanımızdan başka bir delik açarak geçip gitti.

“Bizim peşimizde değil gibi.” Elijah keskin bakışlarla devasa solucanı inceledi.

Kırmızı solucan canavarı mağaranın duvarlarını kazarak pek çok açıdan delikler açıyor ama bize saldırmıyordu.

“Öylece durup solucanın kaza kaza dolaşmasına izin mi vereceğiz?” sırık şifacımız Oliver Brald ve beni ittirerek özgüvenle mağaranın diğer ucuna doğru yürümeye başladı.

Samatha’ya cesaretini göstermek istediğini tahmin ediyordum. “Buraya dön! İlerlemeden önce neler döndüğünü anlamalıyız!” Brald, sihirbazların gösterdikleri kibirlerden giderek bıkıyordu ama yine de Oliver’ın ardından bir adım attı.

Aniden tüm mağara sallandı ve püskürme sesi yükseldi. “LUCAS! ISI DALGASI BARİYERİ! HEMEN!” kafası karışan soylu sarışına bağırdım.

“FWWOOOOOOM!”

Delikler. Baştan beri açık olan delikler ile dev solucanın yarattığı deliklerin hepsi titreşerek gaz püskürtmeye başladı.

Devasa solucan bizi öldürmek için çevremizde delikler açıyordu ve biz bunu yapmasına izin vermiştik.

Oliver’ın ardından koşma fırsatı bulamayan Brald hala menzilimdeydi ve onu tutup çektim.

Bariyer bizi gazdan korumak için doğru anda oluşmuştu ama Oliver görüşümüzden kayboldu.

Gaz patlaması birkaç dakika sürdükten sonra hafifçe dağıldı.

Lucas bariyerini bozdu ve sessizce karşımızdaki sahneye bakakaldık.

Oliver’dan geriye kalan tek şey asasının ucundaki mücevherdi.

“HASSİKTİR!” Brald küfrederken dişleri birbirine çarptı.

Oliver bir kişi olarak çok umrumuzda değildi ama o bizim şifacımızdı. O aptal kendini koruyacak bir bariyerle kendini kaplamadan koşmuştu.

Samantha’nın yüzü solmuş, elleriyle ağzını kapatmıştı.

Daha kendimizi toplayamadan Lucas öne çıkıp birkaç metre ötemizdeki taşı aldı.

“Cık cık… mücevheri iyi bile değil.” Bize doğru fırlattı ve Brald, Samantha’ya teslim etmeden önce yakaladı. Samantha ise mücevheri inceledi ve asasındaki mücevheri Oliver’ınkiyle değiştirdi; tüm süreçte elleri titriyordu.

“Bir patlama daha olmadan gitmemiz gerek. Şu dev solucan daha fazla delik açıyor. Lucas’ın bariyeri bir dalgayı daha tutamaz.” liderimiz öne çıkarken konuştu.

Jasmine’e baktım ve kararlı bir şekilde kafasını salladı. Hepimiz olaylar karşısında duygu karmaşası yaşıyorduk.

Yolu yarılamıştık ki yanımda duran Elijah sordu, “Lucas’ın Isı Dalgası Bariyeri’nin buhara karşı bu kadar etkili olacağını nasıl biliyordun?” Lucas ve Samantha’nın da cevap beklercesine bana baktığını görebiliyordum.

“Daha önce benzer bir şey deneyimledim ve ısı bariyeri gaz saldırılarına karşı en etkili çözüm gibi duruyor.” omuz silktim.

Devasa solucan çevremizde daha fazla delik oluşturmayı bırakıp aniden önümüzde durdu.

Ansızın kafasını savurup bir az önce durduğumuz yere vurdu.

Arkada olan Kriol, su bariyeri yaratan Samantha ile birlikte darbeyi engellemek için öne çıktı. Elijah bu sırada topraktan bir kalkan oluşturarak solucanın zayıflatılmış saldırısını durdurdu.

“Şok Darbesi!” Reginald parlak sarı ışık yayan dev çekicini solucana savurdu.

“BOOM!”

Reginald’ın becerisi solucanın bedenine mana dalgalanmaları gönderirken solucan şiddetle sarsıldı.

Kısa kılıcımı çekerken onu takip ettim. Mana rotasyonunu aktifleştirirken manamı kılıcıma yönlendirdim.

“Ateş Kılıcı.” 

Solucanın altını yardım. Yanan kılıcımla yara açarken aynı zamanda açtığım yaraları dağlıyordum.

Solucan tiz bir çığlık attıktan sonra yanımıza yığıldı. Bedeninin bir kısmı hala yer altındaydı.

“Devasa solucan güçlü bile değilmiş.” Lucas hayal kırıklığına uğrayarak başını salladı. Tam o anda başka bir gürültü duyduk.

Solucan bizi öldürmeye çalışmıyordu; deliklerden çıkacak patlama için bizi oyalamaya çalışıyordu.

“FWOOOOOOOOOOOOOMMM!”

Lucas’ın gözleri fal taşı gibi açılmışken bariyeri zamanında oluşturamadı.

“Anka Kuşu Örtüsü.” ateş akımı bedenimi sararken gaza karşı koruma oluşturmuştu. Jasmine’in de rüzgar aurasını kullanarak buharı dağıttığını gördüğümde rahatladım.

“GAH!” “UGH!”

Gaz dağılırken yaralanmış olan Brald’u ortaya çıkardı. Kriold, Lucas ve Elijah’ı su elementi ile güçlendirdiği devasa kalkanı ile korumayı başarmıştı ama Brald’un baskın kolu dirseğinden itibaren, Samantha’yı korumaya çalıştığı sırada yok olmuştu.

Liderimizin kılıcı hala yerdeydi. Kolundan geriye kalan köze dönmüş parçalar hala kılıcını sarıyordu.

Dişlerini sıkarak kalkanını bıraktı ve kılıcını sol koluyla kaldırdı. “KIÇINIZI KALDIRIN!”

Sıradaki koridorun girişine geldik ki bu kez çok daha genişti.

Dinlenmek için kısa bir mola verdik. Grubun hepsi yere çökmüştü. Samantha elbisesinden geçici bandaj yaparak Brald’ın sağ kolundan kalanı sardı.

AA sınıfı geliştirici bile bedeni güçlendirilmediğinde deliklerden gelen gaz saldırısıyla baş edememişti.

Etrafıma baktığımda herkesin surat astığını gördüm. Zindanın yarısına bile gelmemiştik ama çoktan sefil haldeydik. Liderimiz ciddi boyutta yaralanmıştı.

“İşte bu yüzden tetikte olun dedim Lucas! Odaklanmış olsan ve zamanında bariyerini kursan, bu durumda olmazdım!” Brald’ın yakışıklı yüzü, soylu çocuğa patladığı sırada kaybolmuştu. Bir maceracı olarak kariyeri bitmişti. Muhtemelen Lonca onu sakatlayan yaralanmasını öğrendiğinde rütbesini düşürecekti.

“Beni suçlama! Kendini zamanında koruyamaman senin suçun!” karşılık verdi.

“Lan sen benimle dalga mı geçiyorsun? Kıçını kurtaran Kriol’du! Bir sike yaramadın ve gelmiş benim suçum değildi mi diyorsun?” Brald kılıcını çocuğa doğru savurmaya hazırlanırken bağırdı.

“YETER!” kükredim. Tüm grup sesimin gücüyle sessizleşti.

“Bir takım seçim yapmamız gerek. Reginald’ın bedeni biraz yandı ama o kadar kötü olduğunu sanmıyorum ama Brald şu anda devam edip etmediğine senin karar vermen gerekiyor. Yüzeyden sadece bir saat uzaktayız, dolayısıyla tek başına yukarı çıkabilirsin.” liderimizin bakışları maskemi delerken açıkladım.

“Ben devam edeceğim. Bu muhtemelen son zindan baskınım olacak bu yüzden tamamladığıma emin olacağım.” Bedenini döndürdü. Birkaç adım ileride yere oturdu ve sakat kolunu korumaya aldı.

Bakışlarımı hala hatalı olmadığını savunan soylu çocuğa çevirdim, “Lucas. Kendini toplaman lazım. Açık sarı aşamada olman veya Tanrı’nın vücut bulmuş hali olman umrumda değil. Şu anda bize uymakla yükümlüsün. Eğer tek başına hareket edeceksen, tek başına gidebilirsin.”

Bana geri bakarken dudaklarını ısırdı ama beni nasıl reddedeceğini bilemiyordu.

“Samantha ve Elijah. İkinizin aniden bariyere ihtiyacımız olması ihtimaline karşı tetikte olmanız gerek.”

“Devam etmeden önce birkaç saat dinlenelim.” Jasmine’in yanına oturdum ve çantamdan su kesemi çıkardım.

Grup, ben Brald’un yanına gidene kadar sessiz kaldı. Dakikalar saatlere dönüşürken kolunu kaybettiğini yavaşça sindiriyordu. Kendine güvenen karizmatik yüzünü deli bir adamın yüzü almıştı. “Benim ya da Jasmine’in grubun liderliğini üstlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Sen uygun durumda değilsin.”

Brald’ın gözleri donuk ve yorgundu. Beni inceledikten sonra kafasını diğer grup üyelerine çevirdi.

“Hıh. Tamam.” onun içinde bulunduğu mental durum hoşuma gitmemişti. Aklı yerinde değildi.

Birkaç saat sonra manamız tazelenmişti ve yolumuza devam ettik. Bu koridor önceki kadar uzun değildi ama sonunda zincirlerle kilitlenmiş, devasa çifte kapı vardı.

“An-anlamıyorum. Bu kısım bile farklı. Kapı kilitli ve bu kadar büyük değildi.” Brald kafasını salladı.

“Aynı olan tek şey girişteki mağarada karşılaştığımız Simsar Yarasalar’dı.” devam etti, kilidi inceliyordu. Dokunmaya çalıştı ama baskın elini yitirdiği için kolu havayı yaladı. Ne yaptığını fark edince homurdanıp geri çekildi.

“Ne yapalım, daha fazla sızlanmak bir işe yaramaz.” Reginald çekicini aldı ve kapıya geçirmeye başladı.

“BOOM!”

Reginald’ın kapının sağlamlığı karşısında şaşırdığını görebiliyordum.

“Şok Darbesi!” kapı titreşse de hala sağlamdı.

“Şok Darbesi!” bu seferki darbe daha sağlamdı ve kilit ufalanmaya başlamıştı. İlerledi ve kapıyı açtı.

“Hass…”