bi bakıyorsun 2 ay falan uyuyo :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
78. Bölüm Milli Kahraman #4
Yaratığın boyu beş metreyi aşıyor ve ağırlığı da muhtemelen birkaç ton ediyordu. O cüsseden bir darbe almak, kişiyi et parçalarına dönüştürmeye yeterdi. Öne atılan canavar, vahşi bir kükremeyle koşmaya devam etti.
-******!!
Theo’nun çoktan delinen kulak zaları, bu kükremeyle daha da beter olmuştu. Yine de, böyle önemsiz bir acıyı umursayacak vakti yoktu. Kaşını dahi hareket ettirmeden ona yaklaşan canavara baktı.
Kibir’in hareketlerine bakıldığında, Theo’nun birkaç adım ötesindeydi. O yüzden Theo’nun gözünü bile kırpacak fırsatı yoktu. Yaratık iki adım daha öne geldi.
Huuk!
Ardından bedeni aniden genişlemeye başlayan yaratık, aslında, çok hızlı yaklaştığından insanın gözüne sanki bedeni büyüyormuş gibi görmüştü. Adımları hafif sarsıntılara yol açıyordu. Kibir pençelerini tam zamanında savurarak rakibini parçalara böldü.
Ama bu sefer de yanılsamaydı. Üstelik sadece yanılsamayla kalmamış, Kibir’in etrafında bir anda 12 Theodore belirmişti. Gerçeğinden ayrılamayacak kadar mükemmel olan bu yanılsama büyüsünün gücü, kullandığı yapay eşyanın sahibi efsane hırsız Orwell’dan geliyordu.
Buna rağmen, Kibir’in tek yaptığı panik yerine gülmek oldu.
-Sen...Bunu tekrar yapacağını biliyordum.
Bu zirve etçilin yeteneği, bir sefer gördüğü şeylere karşı önlem almasını sağlıyordu. Bu durumda da, elinde tuttuğu kayaları bile eritebilecek alevleri, kılıçtan dahi daha keskin kuyruğu ve çelikten daha sağlam kabuğu vardı.
Gel gelelim, tüm bunlar yanılsamalar için bir anlam ifade etmiyordu. Rakibinin gözünü boyamak yaygın bir beceri olsa da, onca yanılsamanın arasından gerçeğini seçebilmek gerçekten imkansıza yakındı. Kibir’in yüzünde bir başka göz açıldı-bu göz, gözlem için kullanılıyordu.
‘Büyücü katil.’ Olarak bilinen bir yaratığın gözüydü. Görüş alanına giren tüm büyüleri tespit edip görüntülemeye yarıyordu. Büyü gücü olmaksızın, Kibir kendi içinde barındırdığı yeteneğiyle işi yürütmüş olsa da, bu onun için yeterliydi.
Az sonra, Kibir’in görüş açısında gerçekler görünmeye başladı. Bu 12 kişinin arasında, Theodore...
-Yok mu?!
Kibir öfkelenmişti. 12 figür de tamamen yanılsamaydı ve aralarında onları meydana getiren kişi bulunmuyordu. Kibir olayı çözene kadar, çenesinde bir şey hissetti. O kadar hafif bir histi ki, ona rağmen Kibir şüphelenmişti.
‘...Biraz vakit aldı.’
Kibir’i yeniliklerle şaşırtmak oldukça zordu.O yüzden thep yem olarak bayağı pahalıya patlayan bir şov sunmak durumunda kalmıştı.
Kibir her zaman ne güçlü olmaya alıştığından rakibi zorlu şartlar altındayken bile karşı saldırıya geçeceğini tahmin edememişti. Sonuçta, Theodore en büyük silahı büyülü ok’u kullanamazken ne yapabilirdi ki?
‘Belki normal yöntemlerle yapamazdım, ama...’
Yüzündeki ifade bu çabasının anlamsız olmadığının kanıtıydı.
‘Savaş şarkısı. Güç coşkusu. Vurgulu akort.’
Theo sağ kolunu düzleştirdi. Kasları şişerken, bileklerindeki damarlar da daha belirgin bir hal alarak damarların genişlediğini gösteriyordu.Vücudunu zorladığı açıkça belliydi ama yine de harika hissediyordu. Bunu yapmış olmasa, yayılan şok dalgasına karşı koyamazdı.
(Aslında, büyülü ok tamamlanmamış bir büyü. Daha net konuşmak gerekirse, tamamlanamayacak bir büyü.) Alfred Bellontes böyle söylemişti.
Parmakları büyülü okun güçlü etkisine tam anlamıyla güç yetiremediğinden bir noktada takılıp kalıyordu. Buna rağmen, eğer avcunu kullanırsa büyülü okun gücü ve gittiği mesafe de büyük oranda düşecekti. Ek olarak, kolunu da geri tepkime yüzünden kaybetme riski vardı. Kullanılan büyü sadece orta düzey mesafeden bir tahribata yol açabilirdi.
O yüzden, yaratığın kollarına atılarak oldukça dezavantajlı bir yönteme başvurmuştu.
‘Ezberle. Tüm olukları aç. Büyülü ok-penta karışımı.’
Maksimum güç ile dolan 5 büyülü ok, sağ avcunun hemen önünde yer aldı. Theo, sağ kolunun yakında patlayacakmış gibi hissetse de, vücudunu güçlendirmeye çalışarak buna dayanmaya gayret ediyordu. Bununla beraber, avcuna bir büyülü ok daha sıkıştırıvermişti.
Artık 6 oku aynı anda kontrol edebiliyordu. Tek seferde 6.halka savunma büyüsü yapabilecek 6 ok fırlatacaktı.
Bududuk...bududuk...
Kan akışı devam ederken kasları da neredeyse parçalara ayrılmıştı. Bir kolunu feda etmediği sürece altından kalkamayacağı bir darbe yemişti. Theodore, Kibir’in gözlerine bakıp gücünü son damlasına kadar kullanmayı seçti.
‘Geber...!’
Alfred’inkini bile geçebilecek masmavi bir ışık, parmağından çıktı.
***
Nadun dağlarında beliren bir ışık gükyüzünü aydınlatmıştı. Gökyüzüne yansıyan ışık, yerden başlayıp havadaki bulutları bile delip geçmişti. Elbette, bu ışık yalnızca Theodore’un fırlattığı büyülü okların bıraktığı bir izdi.
Theodore yere uzanıp havaya baktı. ‘Ba..şardım.’
Kafası tamamiyle kopan yaratığın bedeni yerde can çekişiyordu. Simsiyah kanlar çeşmeden akar gibi etrafa dağılırken derisindeki pulları ve kabuğunu da lekeliyordu. Korku dolu savunmasına rağmen, 6 vuruş yapan büyülü ok büyüsüne engel olamayıp en sonunda, vücudu yere düşmüştü.
Theodore onun bu halini görünce önce kıkırdadı. ‘Tek seferde, işini bitirdi.’
(Evet, iyi işti.) diyen Alfred içeriden Theodore’a gülümseyip omzunu sıvazladı.
Birlikte çalışmasalardı asla başarmaları mümkün olmayacaktı. Yedi savaşçıdan biri olan bu büyü kitabına karşı savaşıp onu yenmişlerdi. Hamlelerini yanlış yapması, Kibir’in yerine Theodore’un kellesini alacaktı.
Ama sonuç olarak, kazanan da kaybeden de belli olmuştu. Pek tabii, kaybeden kişi Kibir’i öldüremeyen Theodore, kazanan kişi de, onca saldırıya göğüs germeyi başaran Kibir’di.
Kududuk...! Kudu...! Kududuk...!
Kulak tırmalayan bir ses ile yerden doğrulan boş kafatasının etrafını sarmalayan kaslar, etler ve sinirler asıl haline dönmeye çalışıyordu.
Alfred’in de dediği gibi bu, hücre yenilenmesi değil, ölümsüzlüktü. İkili ne kadar iyi savaşırsa savaşsın, onu yenemeyeceklerdi.İlk başta, Theodore ve Alfred arkalarında iz bırakmadan bu devasa yaratığı öldürmekten acizdi.
-Son sözlerini söyle. Diyen Kibir zafer kazanacağından çok emindi.
Gücünü çoktan kaybeden rakiplerinin karşısında neden sanki yenilmiş havasıyla yere düşmüştü ki? Kibir keskin pençesini Theo’nun boynuna kondurdu. Bu tehlikeli varlığı hayatta tutacak kadar aptal değildi. Kibir, önce onu sinir eden kafasını kopartıp sonra da onu zevkle yemeyi düşündü.
‘Pekala, buraya kadar. İyi savaştık.’ Theodore gözlerini ölümü bekler gibi kapatmıştı. Ailesini düşünüp hüzünlense de, hocasının onlarla ilgileneceğinden adı gibi emindi.
Sonunda, Kibir pençesini harekete geçirdi.
Kakang!
Kafası kesilecek birine göre oldukça neşeli bir ses duymuştu. Bu düşünceyle gözlerini açtı.
‘...Çocuk.’ soğukkanlı ama çok güzel bir ses tonuydu.
‘K-Küle Üstadım...?’
‘Üzgünüm, geciktim.’
Theo karşısında uçuşan kırmızı cübbeli Veronica’yı görünce şaşkına döndü.
Veronica’nın sesindeki boğukluk, Theo’da merak uyandırmıştı. Yumruğunu sıktığı için kan yerlere damlıyordu ve Theo akan kanın Veronica’ya ait olduğunu düşünmeye başladı.
O sırada, Veronica tüm hızıyla karşısındaki canavara koştu.
‘Bekle biraz. Hemen bitirip geliyorum.’
Kısa bir süre sonra...
Kwaaang!
Kibir’in ezilen kafasından kurtçuk gibi şeyler çıkıyordu. Çekiçle ezilen kafası ve dışa fırlayan gözleri bir kurbağayı anımsatıyordu. Kibir karşısında kimin olduğunu anlamak için fazla geç kalmıştı. Ağzını açıp çığlık atacakken...
‘Bir kılıç ol, araf ateşi!’ Veronica yangın felaketi isimli ateşten bir kılıcı çağırmıştı.Yangın felaketini kılıç görüntüsüne sokan bir büyü okumuştu.
Yaratık her ne kadar ateşe dayanıklı olursa olsun, her şeyi bir anda eritmeyi başaran bu sıcaklık karşısında hiç şansı yoktu. Kibir’in sadece kendi gücünü kullanarak karşı koyması imkansızdı.
Ancak, Kibir parçalara ayrıldığı anda, hücreleri kendini yeniden üretmeye başladı. Trolden daha hızlıydı, ayrıca Veronica’nın sebep olduğu yaralar bile, iz bırakmadan ortadan kaybolmuştu. Buna rağmen, Veronica en soğuk bakışlarıyla ona bakıp aniden yerinden sıçradı.
Zıpladığı anda, saldırısına başlamıştı.
Kwaaang!
Büyük bir saldırıydı. Bu güzel kadının yumrukları birkaç tonluk gücü barındırıyordu ve tek yumrukla yaratık geriye uçtu.
-AA senin gibi bir yaratık...! Seni kanı bozuk maymun!
‘Ne?’ Veronicada ejderha algıları olduğundan, Kibir’in alçak frekanslı sesini duyması mümkündü.
Ardından 100 metre uzağındaki yaratığa bakıp onu ölüme mahkum etti. 7.halkanın en şiddetli saldırısı olan Şeytanlar Aleminin Alevleri denen ve bilindik yollarla ortadan kaldırılmayan yegane büyüsünü kullanacaktı.
‘Cehennem ateşi.’ Kara ateş fırtınası karşılarına çıkıp Kibir’in tüm vücudunu hapsetti.
-******!! Bu seferki kükreme değil çığlıktı işte.
Rakiplerinin karakterine odaklanan Kibir’in algıları, son derece keskindi. O nedenle acıya tahmmül şekli de farklılık gösteriyordu. Vücut hücrelerinin yandığını hissetmek cehennem gibiydi. Kibir bunu kaldıramazdı . Kendi jenerasyonunu geçen ateş gücü sebebiyle, bazı yaratıkları da peşine takan Kibir kaçmaya yeltenmiş,
Aynı anda, Veronica da son hamlesine hazırlanıyordu.
‘Suuuuuop....’Etrafındaki havayı emmesi için hairka bir güç kullanmıştı.
‘Huwaaaack-!’ Ardından ağzından çıkan jet hızında bir ateş parıltısı görüldü.
‘Ejderha Nefesi?!’ Theo, Veronica gibi çeyrek ejderha birinin böyle bir büyüyü nasıl kullandığını anlayamasa da, kırmızı ejderha nefesi 8.halka yıkım gücüne sahip bir büyüydü.
Nefesini uçmakta olan Kibir’in yüzüne üfleyip saldırısının, yolda bulutları da delip geçmesini istemişti. Bu saldırının gücü kitaplarla ifade edilemezdi. Nefesin geçtiği yerlerde geriye hiçbir şey kalmıyordu.
‘Huuu...’ Nefesi kesilirken, Veronica apzından çıkan buharla birlikte durgunlaşmış ve birkaç derin nefes almıştı.
‘Cık, kaçtı mı? Ah, bu üst düzey enerji kullanıcısından bile sinir bozucu.’ Diye geveledi Veronica.
Veronica muhtemelen ıskalamıştı. Karşısındakinin ne tür bir yaratık olduğunu bilmiyordu ancak, düşünüğünden daha zor bir maç olacaktı.
‘Gerçi, saldırı o kadar kuvvetli olmasaydı, onu öldüremezdik.’ Veronica’nın yüzünde oluşan acı gülümseme, Herman’ın ölü bedeninin yanından geçerken yüzünde belirmişti. Herman, Veronica’yı yıllardır tanıyan ve onu melez olmaısna rağmen kızı, hatta torunu gibi gören tek kişiydi. Onun böyle bir yerde öleceğini hiç düşünmemişti.
Ölüm bir zamana veya mekana bağlı değildi, ancak pişmanlık hissetmekten kendini alamıyordu.
İş arkadaşlarının cesetlerine şahit olup bir süre sessiz kaldıktan sonra, Theodore’a döndü. ‘Aferin, çocuk.’
‘Evet...’
‘Cevap verme de bir dur. Yaraların derin.’
Theo güç bela konuşuyordu. Aciliyet ve tedirginlik hissi ortadan kalktığı anda dehşet bir yorgunluk, Theo’nun bilincini oracıkta esir almıştı. Veronica bunu fark edince birini çağırmadan evvel Theo’nun başını dizlerine koydu. ‘Hey, sen! Şimdi çıkabilirsin.’
Kimi çağırıyor olabilirdi? Theo’nun ağırlaşan gözleri ağaçların yanında duran yeşil saçlı birine takıldı. Bbüyük olasılıkla uçtuğu zamanlarda Veronica ile tnaışmış ve savaştığı yerlerde ona yardım etmişti. Ulu Elf Ellenoa, Veronica2nın izniyle dışarı çıktı ve Theo’nun sağ elini yumuşakça tuttu.
‘Theodore... Theodore!’ Bu çağrısı, kulaklarında birkaç defa yankılandı.
parmak uçlarından akan canlılık, yavaş yavaş sap kolu ve vücudunu iyileştirmeye başlamıştı. Çağrısına cevap vermek istemişti ama Theo’nun aldığı yaralar bilincini açık tutmasına müsaade etmemişti.
‘Ah, daha ne kadar böyle uyuyacağım?’ Algıları açıktı. Alfred’in vücuduna etkisinin bir sonucunu yaşıyordu.
İki güzel, Theodore’un adını söylerken Theodore bilincini tekrar kaybetmişti. Görüşü ve kulakları tamamen kapanmadan kısa bir an önce bir ses duydu.
(Anormal yolla açılan 4.özellik artık kullanılabilir. Sahip, 4.özellik normal yollarla açılana kadar ‘Yeniden yazma’ özelliğini kullanamayacak.)
(İletişim özelliği nedeniyle ruhsal bazı sorunlara maruz kaldınız. Durumunuzu düzeltmek için zamana ihtiyaç vardır.)
(Şu anda, ne kadar süreceğini bilen biri yok.)
(Mecburi uyku haline geçiliyor.)
Magnec