yenilgisini kabul edecek mi? hiç sanmıyorum
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
15. Bölüm İşte İsyan Başlıyor #3
Savaş Büyüsü Akademi’deki en popüler dersti. Ek olarak, öğrencilerin bu dersteki başarıları, Akademi’den mezun olurken onları birinciliğe taşımaya denkti. Hatta farklı akademilerdeki öğrenciler arasında da notları yükseltmeye yönelik bir rekabet vardı.
Bergen Akademisi’nde de durum bundan farksızdı, O yüzden ders veren profesör de doğal olarak Akademi’nin en iyi büyücüsüydü, Vince. Aslında, bir savaş büyücüsü olarak tanınmış ve hatta bunun için asilzade bir ünvan bile almış.
Ama yine de, tüm bunlar Vince için rahatsız ediciydi.
‘Eski dönemlerden beri, büyücülerin savaşlarla yakından ilgileri olmuştur. Bunun sebebi gayet basit. Büyücüler son derece etkili askerlerdir. İyi eğitimli bir şovalye 10 kişiden fazlasını alaşağı ederken, 4.halka bir büyücü 100 kişiyi yakabilir.’
Bazı öğrencilerin yüzü, Vince’in sesindeki realizmden dolayı donuklaşmıştı. Onlar için, katliam ve savaş zaten ağır konulardı. ‘Etkin’ sözcüğü ise olduğu gibi soğuk bir ifadeydi. Ama, herkesin tepkisi bu değildi.
Kimisinin gözleri Vince’in sözleriyle parladı ve bu büyüyü denemeye can atmaya başladılar. Dövüşen büyücü olmaktan ziyade savaşı kazanmaktan başka daha iyi bir yol yoktu. Buradakiler, öldürmekten kaçmak yerine, yeteneklerinin farkedilmesini isteyen tipte insanlardı. Durum ne olursa olsun, bu tip insanlar en iyisiydi. Hiç olmazsa, kusmayacaklardı.
‘Öyle ya da böyle, bunlar yalnızca acemi tavuklar.’
Vince, öğrencileri ayık gözlerle gözlemliyordu.Tecrübelerine dayanarak, savaşta çarpışacak olanlar bu şekilde tepki vermezdi. Kaygısız ve rahat görünmekten çok, duygularını dışa vurmazdı. Savaş meydanında farklı bir karaktere bürünmeye muktedir sıradan bir insan... Bu savaş büyücüsü olmak için aranan yetenekti.
‘Bu Akademi eskiden savaşa gönderilmek üzere büyücü yetiştiren bir kurumdu. Şimdi askere gitmeniz mecburi değil. Ama savaş büyüsü kursu, kişide savaş ruhunu uyandırmak için varolan bir yerdir.’
Ders kitabında öğrencilere ders verirken kullandığı birkaç referans vardı. İlk derste bire-bir muharebe etmek son zamanların malzemesi olmuştu. Birkaç aşaması kaldırılsa da, bir öğrencinin yeteneğini tespit edecek başka kullanışlı bir yöntem mevcut değildi.
İki öğrenci arasında saldırgan ve savunan dönüşümlü olarak oynanıyordu, ve üstün olan kazanan ilan ediliyordu. Yapılandırılmış olsa da, bu seçilmiş bir metoddu.
Vince çarpışmanın kurallarını anlatmaya başladı.
‘Evet, kurallar basit. Ben başınızda duracağım, o yüzden yaralanmaktan korkmayın. Sadece elinizden gelenin en iyisini yapın...En azından.’
Bir anda gözleri büyüyle ışıldadı.
‘Hata yaparsanız, mesela saldırı şekillerini hiçe sayma ya da beklenmedik bir darbe gibi... Sizi Akademi’den attırmak için bizzat ben müdahil olurum. Anlaşıldı mı?’
‘Anlaşıldı!’
Profesör Vince katılığı ve adilliğiyle nam salmıştı. Bu uyarının blöf olmadığını bildiklerinden öğrenciler ciddi ses tonuyla karşılık verdi.
Vince, ondan sonra yoklama kağıdını çıkarıp karşı karşıya gelecek öğrenciler isimlerini karaladı.
‘Öyleyse derhal başlayalım. 1 numara, Evans. Seç birini.’
***
Bang!
Bir alev topu bir kalkanın önünde gürültüyle patladı. Arkasından kalkanın şeklinin kaybolmasına neden olan onlarca büyülü ok havada uçuştu. Atılan bir şimşek havadaki su perdesini delip geçerken, rüzgar da oku geri savurmuştu.
İlk başta, öğrenciler tedirgin hissetmiş olsalar da, artık büyüyü rahatça kullanıyorlardı. Profesör Vince’in varlığı ve ilk kez böyle bir büyüyü kullanmanın verdiği memnuniyet, öğrencilerin potansiyelini açığa çıkarmaya başlamıştı.
Savaşanları izleyen öğrenciler de yerinde durmuyordu. Arada gidip gelen büyüleri yakından izliyor ve kendi akıllarınca düzeltilmesi gereken noktaları tartışıyorlardı.
Bazı öğrencilerden sert yorumlar da çıkıyordu.
‘Bu ne karmaşa ya, öğrencilerin büyük bir kısmı, büyü özelliklerinin detaylarını bilmiyor ve kullandıkları büyü çok bariz. Neden 2.halkayı kullanmak için 10 saniye ayırıyorlar ki? Eğer saldırı ve savunma rolleri devamlı değişip durmasa savaşıp, işlerini çoktan bitirirlerdi.’
Ancak bu problemlerin sonu yoktu. Theo iç geçirmemek için şakaklarından tutuyordu.
Net olmak gerekirse, Alfred’in hatıraları başını ağrıtıyordu. Bütün bir hayatını savaş meydanında geçirmiş efsane büyücünün gözlerinden, Alfred Bellontes tüm hataları görmüştü. Onun tecrübelerini kazanınca, Theodore da aynı fikirdeydi.
Biraz vakit geçti.
Geriye kalan öğrencilerin sayısı, düelloya katılmayanları iki elin parmağına sığdıracak kadar azalmıştı. Sonrasında Vince, birinin adını söyledi. ’25 numara, Garcia Carter. Savaşacağın rakibini seç.’
Adı söylenir söylenmez, o öğrenci sesini kesmişti. Ünlü Carter ailesinin 2.oğlu olan Garcia yerinden kalktı. Bu durum, henüz savaşmayanların ifadelerini sertleştirmişti.
Garcia’nın ailesinin desteği sayesinde, büyü gücü seviyesi 4.halkaya yakındı ve o, yüksek hassasiyeti olan bir saldırgan büyücüydü. Böyle birini yenemeyecekleri ortadaydı.
-Beni seçme, beni değil....
-Git başkasına bak...
Garcia sanki öğrencilerin böyle ciddiyetle yalvardığını biliyormuşçasına, avını seçen vahşi hayvan misali sessizce etrafına baktı.
Sonra, ona sakin bir tavırla bakan Theodore Miller’i farketti. Boş bakışlarında ne bir korku, ne bir merak vardı.
Garcia ağzını açıp hiç düşünmeden adını söyledi, ‘Theodore Miller.’
Profesör Vince bu ismi duyunca kaşı havaya kalktı, ‘...Hmm?’
Theodore, gelişigüzel bir şekilde yerinden kalktı ve Garcia’nın diğer tarafına geçti. Bu, savunan olmayı kabul etmiş demekti.
Vince geri adım atmadan önce bir anlık duraksadı. İkinci tarafta düelloyu kabul etmişken onları durdurmak anlamsızdı. Dahası, Theo asla düşünmeden hareket etmeyen biriydi.
‘Hayır, niye bilmiyorum ama...’
Garip bir şekilde Vince, Theo’nun baskın taraf olacağını hissetmişti.
Ama bu imkansızdı. 3.halkaya yakın bir mankafa olan Theo, önde gelen bir aileye mensup ve neredeyse 4.halka olan birine karşı gelecekti. Aradaki denge kesinlikle ikinci tarafta doğru eğilecekti.
Acaba sezileri savaşı bıraktıktan sonra körelmiş miydi?
‘...İkiniz, hazır olunca başlayın.’
Anlık bir tereddütten sonra Vince ikisinin arasında durup savaşı başlattı. Yazı tura sağolsun, Garcia Carter saldıran ilk kişiydi. Prestijli savaş büyücülerinin çıktığı bir ailedendi, o yüzden hiç beklemeden Theo’ya saldırdı.
‘Şimşek işareti!’
Mavi bir şimşek Garcia’dan çıkıp korkunç bir hızla Theo’ya doğru ilerledi. Şimşek, kişilerle savaş esnasında kullanılabilecek en iyi nitelikti. Bir öğrenci düzeyinde olsa da, asıl amacı belliydi.
Gerçekten de, fena değildi. Theo bir büyü gücü duvarı inşa etmişti.
‘Kalkan.’
Şimşek, şeffaf duvara çarparak ivmesini kaybedip yok olmadan önce alevlenmişti.
Şimşek işareti pratik ve mükemmel bir büyüydü, ama büyünün kudreti, hızı ve tahrip edilebilmesiyle sınırlıydı. Gücü çok yüksek değildi ve savunma süresi de fazla geç sayılmazdı. Kolayca geri çevrilebilirdi.
Bu sefer, saldırı sırası Theo’daydı.
‘Alev topu.’
Havada toplam 12 ok belirdi. 3.halka büyücüsü olarak tek seferde hava üretebileceği maksimum ok sayısıydı. Buna rağmen Garcia, Theo henüz okları atmadan savunmasını hazırlamıştı.
‘Kalkan!’
Normal bir kalkandan çok daha kalındı ve sıkı bir yapısı vardı. 12 değil 24 ok da olsa, kalkan zarar görmezdi. Garcia savunmasından çok emindi ve yüzünde vahşi bir sırıtma vardı.
Theo da aynı şekilde gülümsedi.
‘Hadi.’
12 ok havada harekete geçti.
Küre-merkezli büyülerin gücü ve dezavantajı her bir okun farklı nitelikte olmasıydı. Çok sayıda kişiyle çarpışırken iyi bir seçenekti, ama sıkı dokunmuş bir savunmayı altedecek kadar kuvvetli değildi.
Bu sebeple, Theo büyü denklemine birkaç birşey daha eklemişti.
Pepepepeng!
Zamanda oluşan fark yerine, tek birşeye odaklanmışlardı.
‘Ha...! Bu da ne?!’
Garcia ummadığı alev gücü karşısında geriye gitti. Mükemmel bir şekilde oluşturduğu kalkanı yarı-yamuk haldeydi ve vücudunu birkaç adım geri iten bir büyü dalgası meydana gelmişti. Diğer taraftan, şaşkınlık ve şüphe dolu gözler Theo’ya çevrilmişti. Bu asıl Alev Topu’nun gücü değildi.
Ama, Garcia kendi becerileriyle bunu farkedecek biri değildi.
‘Yön ve hızlanma noktalarına ekleme yaptıktan sonra, oldukça kullanışlı.’
Theodore’un Alev Topu, malum büyü denklemiyle hiçbir alakası olmayan bir seviyeye yükselmişti. Ok başları dönerek tek bir noktada yoğunlaştırılıp hızı artırılmıştı. Bu 3 ekle birlikte Alev Topu çoktan Garcia’nın kalkanının üstesinden gelemeyeceği bir seviyeye ulaşmıştı.
‘Bu ne olacak?!’
Canı sıkılan Garcia neden yenildiğini ve avcunda bir Alev Topu oluştuğunu anlayamıyordu. Bu 3.halka saldırı büyüsü olan Alev Topuydu. Garcia’nın gücü 4.halkaya yakın olduğu için, onun seviyesi diğerlerinden 3-4 kat fazlaydı.
‘Onu doğrudan durduramıyorum... bir büyücü aklını da kullanmalı.’
Kalkan darbenin tamamına karşı dayanıklı değildi. Böyle bir koşulda, daha etkin ve uzman bir şey gerekliydi.
Theo’nun kafasında, bu koşulu sağlayacak onlarca büyü denklemi birbirine girmişti.
‘Kalkan.’
Theo’nun önünde, köşeleri saçaklanan ve kenarlardan alev izleri çıkaran üçgen biçiminde bir kalkan oluştu. Aynı anda, bir Alev Topu müthiş hızla gelerek Garcia’nın avcuna çarptı. Şayet direk vursaydı, 3 metrelik bir alan hasar görecekti!
Bu tam manasıyla güç ve tekniğin çarpışmasıydı.
Peeeeong!
Sonuç olarak teknik, tabiki de kazandı.
‘Ne?!’
Alevtopu, köşeleri saçaklı, kenarları alevli üçgen kalkana çarpıp şekil değiştirdi.
Bu, Vince’i bile hayrete düşüren bir savunmaydı. (Savunma Büyüsü Uygulaması)’nın sahibi burada olsa, bu başarıyı coşkuyla alkışlarıyla överdi.
Theo sonrasında saldırgan taraftı ve elinde Alev Topu meydana geldi.
‘Alev Topu.’
Garcia’nınkine nazaran, boyutu önemsizdi. Ancak, içinde barındırdığı güç, Garcia’nın daha büyük olan Alev Topu’na kafa tutardı. Bu, gücünü dışı yerine içinde sıkıştırmış ve bu sayede patlama gücünü artırmış bir üst düzey Alev Topuydu. Tek yönlü saldırıya karşı zayıf olan hali hazırda kalkanla bunu engellemek zordu.
O yüzden, bu saldırıyı kalkan yerine kir duvarıyla önlemek daha iyiydi.
‘K-kalkan!’
Allak bullak olan Garcia aniden kalkanı kullanmıştı. Kısa bir süre sonra, muazzam bir sıcaklık dalgası onu vurdu.
Kwaaang!
‘Kuaaaaak!’
Şok dalgası kalkanı paramparça etti ve Garcia’nın bedenini birkaç metre uzağa fırlattı. Şayet Profesör Vince büyü kullanıp şiddetini düşürmeseydi, ciddi şekilde yaralanabilirdi. Bu, becerilerdeki farklılığın bariz bir kanıtıydı.
Carter ailesinin bir mensubu, Mankafa tarafından altedilmişti.
Bu şaşırtıcı manzaraya şahit olan öğrenciler ise ellerinde olmadan haykırıyordu.
Magnec