Hayır hayır ne iyisi ,daha iyi olmak falan yok , bu hikaye benlik değil ??
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
28. Bölüm Uğruna Savaşmaya Değer
*Tık*
Kılıç hiçbir zorluk çıkarmadan kınından çıktı.
Sıradan bir kılıç denemeyecek kadar mükemmel seviyede olan bu başyapıta bakarken yutkundum.
Kılıcın bıçağı katanaya benzemiyordu. Kıvrımlı değildi ve çift uçluydu. Hatta bıçakta ucunun oyulma izi bile yoktu. Ortasına doğru sivrileşen bıçak, sanki bütün bir uçtu. Çok ince ve dar bir yapısı vardı. Ağırlığı mükemmel seviyedeydi ama nefesimi kesen şey rengi ve bileşeniydi.
Çok açık, yarı saydam su yeşili bir rengi vardı ve kendine has bir ışıltısı var gibiydi. Simsiyah mat kılıfı ve balçağının aksine bıçağı çok parlaktı. Tüm bıçak yarı saydam bir yapıdaydı ve diğer tarafından parmaklarımı görebiliyordum. Bu da ister istemez sağlamlığını sorgulamama neden oldu.
Bir kez daha yutkundum. Eski dünyamda bile bu kadar mükemmel bir kılıca rastlamamıştım. Bu deponun arka kısımlarında Canavar Terbiyecileri için yapılmış bir kılıç bulma olasılığım nedir ki?
Sylvie’ye baktım ve bunun özel olduğunu nasıl bildiğini sordum.
‘Bilmem~ Güzel olduğunu düşündüm!’ kyularken dediği şey buydu. Kafasını yana eğmişti.
Bıçağa yakından bakınca balçağa yakın küçük bir kabartma fark ettim.
“Şafak Şarkısı W.K. IV”
İsmi fısıldadığım gibi kılıcı tutmakta olan sağ elim yandı ve refleks olarak kılıcı elimden düşürdüm.
Elimde bir yarık açıldığını ve balçağın üstünde kan olduğunu gördüm.
“Kuu!” ‘İyi misin baba?’ Sylvie yanıma gelip endişeyle bacağımı patiledi.
Sıradışı olan değerli asa ve değneklerin tek bir kullanıcı ile bağ kurma becerisi olduğunu hatırladım. Bu bağ sayesinde silah ile efendisi arasındaki mana kullanımı daha iyi bir seviyeye ulaşıyordu ama bir kılıcın bunu yaptığını hiç duymamıştım.
Kılıcı aldım ve W.K. IV’ün kim olduğunu merak ettim. Kılıcı elime almamla boyunun kısaldığını fark etmem bir oldu. Birkaç kez kılıcı savurduktan sonra şu anki fizikime uygun bir boyutta olduğunu görmek beni şaşırttı.
W.K. kimdi ve nasıl böyle bir kılıç yapabilmişti?
Babamın bana seslendiğini duyduğumda ne kadar zaman geçtiğini fark ettim. Yeni kılıcımı hızla kınına yerleştirdim ve Sylvie kafama kurulmuş bir halde babamın yanına geçtim. Bu sırada yedek plan olarak seçtiğim kısa kılıcı yanıma aldığımdan emin oldum.
“Bir şey bulabildin mi?” babamın yanındaki Vincent sordu.
Kafamı salladım ve elimdeki kısa kılıcı gösterdim. “Bu kılıcı buldum ve birkaç kez savurduktan sonra hoşuma gitti. Bunu alabilir miyim?”
Vincent kılıcı elimden aldı ve inceledi. “Hmmm, en iyi kalitede değil ama sağlam ve kolay kolay kırılmaz. Rey, sen ne dersin?”
Babam kılıcı aldı ve birkaç kez savurdu, “Dengesi mükemmel seviyede değil ama yeterince iyi sayılır. Peki ya o çomak ne?”
Omuz silktim, sanki önemsiz bir şeymiş gibi. “Bu sağlam çomağı gelirken buldum. yanıma alıp evde pratik yapmama izin verir misin Vincent Amca?
“Ah şu eski şey mi? Şaibeli bir yaşlı adam efendisini bulması gereken bir şey gibi şeyler mırıldanarak tüccarlarımdan birine vermişti diye hatırlıyorum. Denetmenlerimize baktırdık ama sadece sağlam bir çomak. Burada yer kaplıyordu zaten, alırsan bana iyilik etmiş olursun. Al gitsin.” Vincent elini omzuma koydu.
Başarılı!
****Elenoir Krallığı****
TESSIA ERALITH’IN AĞZINDAN:
“Haaaaaaaaa…” bıkkın bir şekilde iç geçirdim. Kafamı ellerimle desteklemiş odamın penceresinden dışarı bakıyordum.
Gıcık olmuştum. Nasıl cüret eder?! Aptal Art!
Öfkeyle duvara tekme attım.
“Ah!” Aptal Art! Bu da senin suçun!
Acıyan ayağımı tutarken gözlerim doldu.
Büyük Rinia’nın evinden daha yeni dönmüştüm. Art’ı gözetlemem… yani iyi mi diye bakmama izin vermesi için kendimi acındırmam gerekmişti.
Sanırım ailesiyle olduğu için mutlu olmalıyım ama beni özlemiyor mu? Çok mutlu görünüyor! Ve o kız da kim?! Art ona karşı FAZLA nazik değil mi? O çirkefe gitmiş mana kullanımını öğretiyor üstelik! Bana öğretmemişti!
Şu Arthur… Elime bir geçireyim onu lime lime edeceğim… ahh… kimi kandırıyorum ki sadece onu görmek istiyorum.
Gideli birkaç ay oldu ama onu her gün görmeye alıştıktan sonra birkaç yıl geçmiş gibi hissettiriyor. Belki de buradayken ona daha iyi davranmalıydım.
Ona fiziksel şiddet uyguladığım zamanları hatırladıkça kendime gıcık oluyorum.
Ama benim suçum değil ki! Kalın kafalı bir ahmak olması onun suçu!
Annem ve babam, Art ile uğraşan soylu velet Feyrith ve kız kardeşleri turnuvada ilk 5’e girdiği için mutluydu ama benim umrumda bile değildi. Sonuçta insanlara ve cücelere karşı gücümüzle hava atmak için yapılan bir gösteriydi.
Dedem Kıtasal Turnuva’nın (insanlar ona bu ismi verdi) artık her 5 yılda bir yapılacağını söyledi. Yani ancak o zaman mı Art’ı görebileceğim? 5 koca yıl beklemek zorunda mıyım?
“Uuu…” Sinir bozucu. Art’ı sadece eğitim yaparken aklımdan çıkarabiliyorum.
Hedefim Arthur’dan daha güçlü olmak. Bir sonraki buluşmamızda onu ne kadar büyüdüğümü göstererek şaşırtmak istiyorum. Belki o zaman bana farklı bir gözle bakabilir.
Aptal Arthur… Benden küçük olmasına rağmen bana çocuk gibi davranıyor.
Büyük olan ben olmama rağmen…
Büyük Rinia’nın bana hediye olarak verdiği su dolu küreyi tuttum. Bir anı yakalayıp küreye koyabilmişti. Böylece sürekli Arthur’un yüzünü gösteriyordu.
“Uu… Salak.” Arthur’un görüntüsündeki yanaklarını dürterken somurtmadan edemedim.
“Küçüğüm, iyi haberlerim…”
“Eeek! DEDE! Kapı çalma konusunda ne demiştim?!” hızla küreyi saklamaya çalıştım ama dedem bana sinsi sinsi sırıttı.
“Küreyi kullanıyorsun bakıyorum da, kukuku.”
“AHMAK DEDE!!!!” yanaklarım ve kulaklarımın kıpkırmızı kestiğini hissedebiliyordum.
“BAHAHAHA! Çekinme, çekinme! Arthur’un damadımız olmasından keyif alırım! Ama onun için biraz erken değil mi?” benimle uğraşmaya devam etti.
Dedeme sırtımı dönüp utancımı gizlemeye çalıştım. Söylediklerine nasıl cevap vereceğimi bilemiyordum.
“Somurtma hemen! Küçüğüm, senin için iyi haberlerim var.” kafamı biraz çevirip dinlediğimi ima ettim.
“Hahaha! Şimdi… Sana Arthur’un gideceği okula gitme şansın olduğunu söylesem ne derdin?”
Hah?
Bedenim anında dedeme döndü ve cümlesini bile bitiremeden konuşmaya başladım.
“Gerçekten mi dede?! Uuu… Bana yalan söylemiyorsun değil mi?” Dedemin kollarına yapıştım ve çekiştirdim.
“Kukuku… ona söyledin mi baba?” annem ve babamın da gülümseyerek odama geldiğini gördüm.
Onlara döndüm, “Anne! Baba! Bu doğru mu? Arthur ile okula gidebilecek miyim?”
“Haha~ Sakin ol, Tess.” annem yanıma oturup başımı okşadı.
“Deden, Xyrus Akademisi müdiresini tanıyor. Yakın zamanda görüştüler ve müdire dahi bir quadra elemental geliştirici bulduğuyla ilgili dedene böbürlenmiş. Bu büyücü üç yıl sonra onun okuluna başlayacakmış.” babam ekledi.
Dedem güldü, “BAHAHAHA Arthur’dan başka quadra elemental geliştirici mi var! Anında Arthur’dan bahsettiğini anlamıştım ama onu benim eğittiğimi söylemedim. Fufu~ daha sonra bu bombayı patlatmayı planlıyorum.”
“Neden okula gitmeden önce üç yıl bekliyor? Şimdi gitmesi daha iyi olmaz mı?” sordum ama heyecanım gülümsememi gizlememi engelliyordu.
“Maceracı olacakmış.” dedem yanıtladı.
Annem elimi tuttu ve gülümsedi, “En önemlisi bu bize zaman kazandırıyor. Hala genç elf ve cücelerin Xyrus Akademisi’ne katılması konusunda görüşmelerimiz devam ediyor. Sapin Kralı ilişkimizi yenilemenin tek yolunun genç kuşakların kaynaşması olduğu fikrinde.”
“Küçüğüm, güzel çalışsan iyi olur! Arthur okula gitmeden önce maceracı olmayı seçti. Bunun sebebi hem gerçek dövüşlerde deneyim kazanmak istemesi hem de yaşıtları ile normal yaşta okula başlamayı amaçlaması. Çok popüler olacak, eğer onu elinden kaçırırsan başka kızlar kapar!” dedem bana göz kırptı.
“Baba, sanırım şimdilik Tess’le bu kadar uğraştığın yeter. Bak, ağlamak üzere!” babam çaresizce başını salladı. Babamın, biricik kızının ellerinden alınması konusunda karmaşık duygular hissettiğini anlayabiliyordum.
****Sapin Krallığı****
ARTHUR LEYWIN’IN AĞZINDAN:
““““““““İYİ Kİ DOĞDUN ARTHUR!!!””””””””
Helstea evi 9. yaş günümü kutlamak için süslenmişti. İkiz Boynuzlar, ailem ve Helstea ailesi bugünü kutlamak için yanımdaydı.
“Bugüne kadar benimle ilgilendiğiniz için teşekkür ederim!” öne doğru eğildim ve Sylvie de beni taklit ederek küçük kafasını eğdi.
Yemek harikaydı. Aşçılar bugün kendini aşmıştı. Annem en sevdiğim yemeklerin de menüde olduğundan emin olmuş, hatta bazılarını bizzat kendisi hazırlamıştı.
Masa çok gürültülüydü. Adam şakalar yapıyor ve zindan keşfi sırasında grup üyelerinin yaşadığı utanç verici anlarla alay ediyordu.
“Adam, zindanda işediğin sırada boynuzlu köstebeğin sana yaklaştığı zamanı unutmuş gibisin. Doğru hatırlıyorsam sırt üstü düşüp bir şelale gibi kendi üstüne işemiştin.” Jasmine çayından yudum alırken havalı tavrıyla Adam’ı gömmüş, bunu yaparken ona bir bakış bile atmamıştı.
“PFFFT! Gülmekten yemeğimi ağzımda tutamıyordum neredeyse.” babam kahkahalara boğuldu. Parmağıyla Adam’ı işaret ederken neredeyse sandalyesinden düşüyordu. Vincent bile karnını tutmuş kahkahasını bastırmaya çalışıyordu.
“HAYIIIR!! Se-sen!! Herkesin uyuduğunu sanmıştım?!” Adam’ın beti benzi atarken omuzları yenilgiyle çökmüştü. Hanımlar, erkeklerin tavrı karşısında onların yerine utanmıştı.
Yine de herkes güzel zaman geçiriyordu. Ellie heyecanla bize okuma yazma öğrenirken yaşadıklarını anlatıyor ve yetişkinlerin sohbetine katılmaya çalışıyordu. Lilia ise sadece gülüyordu.
Yemekten sonra herkes şöminenin bulunduğu oturma odasına geçti.
“Tekrar iyi ki doğdun, oğlum. Bu hediye annen ve benden, tabii ki Ellie’nin de katkısı var.” babam bana hediye paketi verirken, annem Ellie’nin hediyeyi açma çabalarına engel olmaya çalışıyordu.
Açtığımda sol elim için yapılmış parmaksız bir eldiven gördüm. Siyah ve basitti ama eldivenin üstüne üç taş işlenmişti.
“Baban eldiven için materiyalleri buldu ve ben de bu taşlara iyileştirme büyüleri işledim. Her birinde tek kullanımlık büyü var. Görevlere gittiğinde işine yarayacağına eminim.” annem bana üzgün bir gülümsemeyle baktı. Beni göndermek hazır olmadığı her halinden anlaşılıyordu.
“Teşekkür ederim, anne, baba, Ellie. Bayıldım. Gerçekten çok işime yarayacak.” Tüm aile üyelerime sıkıca sarıldım. Eldiveni taktığımda materyalin sağlamlığını fark edebiliyordum. Üstelik üç iyileştirme büyüsü zor zamanlarda işime yarardı.
“Öhöm! Sıradaki biziz!” Vincent küçük bir kutu çıkardı. Dramatik bir tavırla tek dizinin üstüne çöktü ve kutuyu açtı. İçinde iki gümüş yüzük vardı. Biri sade ve diğerinde küçük bir mücevher işliydi.
“...”
Ahh… Bununla nereye varmaya çalışıyor?
“Tatlım! Alay etmeyi bırak!” Tabitha, Vincent’ın omzuna vururken kahkahasını tutmaya çalıştı.
“Tamam, tamam! Arthur, bu ailen için bir hediye ama senin de hoşuna gideceğine eminim.”
“Bu yüzük.” Vincent sade yüzüğü aldı. “senin takacağın yüzük.” Mücevherli yüzüğü de anneme uzattı, “Bunu da annen takacak.”
Tabitha devam etti, “Alice, Arthur bu yüzüğü taktığı sürece onun iyi mi kötü mü olduğunu bileceksin. Yüzük büyücünün bedenindeki doğal mana akışının kaydını tutuyor. Eğer doğal mana akışı durursa Alice’in taktığı yüzük kırmızıya dönecek ve bir uyarı sesi çıkaracak.”
“Arthur’un neye ihtiyacı olacağına dair çok kafa yorduk ama Lilia hem ailesine hem de ona yardımcı olacak bir hediye fikriyle geldi. Ne yazık ki yüzükler bunun dışında bir şey yapamaz ama en azından içinize biraz olsun su serper.” Vincent omuzlarını silkti.
Annemin gözleri doldu, yüzüğü sıkıca elinde tutuyordu. “Oh Tabitha, Lilia, teşekkür ederim!” ikisine bir sımsıkı sarıldı. “Teşekkür ederim Vincent.” Vincent’ın elini sıkarak saygıyla eğildi.
Anneme bakıp gülümsemeden edemedim.
Eğer bu yüzük ailemin endişelerini biraz olsun yatıştırabilecekse, isteyebileceğim en iyi hediye olacaktı. Ama annemin yüzük konusunda psikolojik bir dürtü hissedeceğinden endişeleniyordum; sürekli iyi miyim diye kontrol edecekti.
“Şimdi bu hediyeyi nasıl yeneceğiz?” Adam araya girdi. Koruyucu meleğim Durden bana doğru yürüdü ve parşömen rulosu verdi.
“Görüyorsun ya biz de Helstea ailesi gibi düşündük. Küçük canavara ne hediye alsak bilemediğimiz için buna karar verdik!” Adam dramatik bir halde kollarını salladı.
“Bunlar ses iletim parşömenleri! Ne kadar pahalı olduklarını söylemeyeceğim ama AŞIRI pahal… AAH!” Jasmine, Adam’ın kafasına patlattı.
“Öhöm! Neyse! Bununla bir kereliğine konuşabilirsiniz. Arthur, parşömene mananı akarman yeterli. Böylece diğer parşömene mesajın iletilecek. Anne Leywin bu parşömende mesajı aldıktan sonra yanıtlayabilir! Yanıt gönderildikten ve Arthur bunu dinledikten sonra parşömenler küle dönecek! TADA! Bir şey değil!” Adam dramatik tavrını abartıp eğildi.
İkiz Boynuzlar’ın hepsi egoist Adam’ı tokatlarken aileme gülümsüyordu.
Annem ve babamın bu şekilde daha iyi olduklarını fark ettim. Oğullarının ne yaptığını ve iyi olup olmadığını bildikleri sürece onu gönderebilirlerdi.
İkiz Boynuzlar ve Helstea ailesine kocaman sarılıp hediyeler için teşekkür ettim. Lilia domates gibi kızarırken Tabitha buna güldü.
Doğrusu, ihtiyacım olan şeye halihazırda sahiptim ama yüzük ve parşömen ailemi rahatlatmak için paha biçilemez kaynaklar olacaktı. Tek endişem ailemin durumuydu ve buna da çözüm bulunmuştu.
Kısa süre sonra ailemin eski grup üyeleri kaldıkları hana geri döndü. Helstea ailesi, Lilia uyuklamaya başlayınca yukarı çıktı ve beni ailemle yalnız bıraktı. Ellie de horlayan Sylvie’ye sarılmış uyuyordu. Çoktan yarın sabah ayrılmak için hazırlanmıştım. Sabah evin önünde Jasmine ile buluşacaktım. Bu gece ailemle konuşmam için son şansımdı.
“Yarın büyük gün oğlum. Heyecanlı mısın?” babam omuzlarımı sıktı. Gözleri kızarmıştı, gözyaşlarını tuttuğunu görebiliyordum.
Annem duygularıyla savaşmadı ve ağladığı sırada bana sıkı sıkı sarıldı.
“İyi olacağım anne, baba. Her fırsatta eve geleceğime söz veriyorum. Bir şey olursa haberiniz olacak.”
Hayattan ve maceracılığın tehlikelerinden bahsettikten sonra ailem beni odama yolladı. Yatağa girdim ve Sylvie yanımda uyurken bakışlarımı tavana diktim. Artık bir ailem ve beni seven kişiler vardı. Sahip olduğum statü için değil, olduğum kişi için bana değer veren insanlar vardı. Bu çok güzel bir his ve bunu kaybetmek istemiyorum. Eski dünyamda mahrum bırakıldığım bu hisse değer verip uğruna savaşacağım. Bunun için de daha iyi biri olmalıyım. Kral olduğum zamandan bile daha iyi!
Magnec