HOBAAAAAA VE LUCAS YOU ARE DEAD MAN MF.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
34. Bölüm Uğursuz Lahit II
Kapının diğer tarafında usta bir ressamın elinden çıkmış sanat eseri gibi duran çimenlik bir alan bizi karşıladı. Birkaç yüz metre genişliğindeydi ve mağaranın sonunu dahi göremiyordum.
“Dur tahmin edeyim, bu alan da geçen sefer burada değildi?” Reginald mırıldandı. Gözleri karşısındaki manzarayı bir an olsun terk etmiyordu.
“H-hayır…” Brald da şaşkınlığını gizleyemeyerek derin bir nefes aldı.
Reginald hala söylense de kapıdan içeri adımını attı ve biz de arkasından içeri girdik.
Burası bir mağaraya benzemiyordu bile. İçerideki parlaklık gözlerimizi kısmamıza neden oluyordu. Tavandaki sarkıtlar, buranın yer altındaki geniş bir mağara olduğu fikrimizi doğruluyordu.
“Vay! Çok güzel!” Samantha da sakin çayıra hayranlıkla bakıyordu.
Uzun ağaçlar ve bitkiler alanı süslüyordu. Ben bile buraya uzanıp rahatlamak istedim ama kapıdan içeri girdiğimizden beri tüm tüylerim diken dikendi. Sanki bedenim beni uyarmaya çalışıyordu.
Herkes gardını indirmişti ama Jasmine ve hatta Elijah’ın tetikte bekleyerek etraflarını taradıklarını fark ettim.
“Yolunda olmayan bir şey var. Millet gardınızı indirmeyin.” kısa kılıcımı çekerken sol elimi hala belimde duran Şafak Şarkısı’na götürdüm.
“Emin misin? Ağaçlar ve çimenler dışında bir şey görmediğim gibi bir ses de duymuyorum.” Kriol biraz kuşkuyla yaklaşsa da kalkanını kaldırıp su elementli manasını kalkana yönlendirdi.
Etrafımı inceleyerek beni bu kadar ürperten şeyin kaynağını aradım. Sarkıtlardan yayılan ışık önceki mağaralara kıyasla çok daha parlaktı. Tüm çayırı kaplayan hafif bir pus vardı ama hepsi buydu. Gerçekten de bu sis ve bitkiler dışında bir şey yoktu.
Neyi kaçırıyorum?
Etrafımızdaki sisin kalınlaştığını fark ettim. Artık sadece etrafımdaki kişileri ayırt edebiliyordum.
*Dan*
“Clara? Gerçekten sen misin? Ama-ama nasıl hayattasın?”
Kafamı sesin kaynağına çevirdim. Kriol’un devasa kalkanını yere düşürdüğünü gördüm. Kolları uzaktaki bir şeye uzanmıştı.
“Ölmediğini biliyordum Clara! Orada kal! Seni almaya geliyorum!” Kriol kalkanını arkasında bırakarak öne atıldı.
“Dur! Bu çok tehlikeli!” arkasından bağırdım ama çoktan figürü görüş alanımdan çıkmıştı.
Jasmine kolumu yakalayıp yanıma yaklaştı, “Sanırım sis aslında bir illüzyon.”
“Ben de bunu düşünüyordum.” kafamı salladım. “Millet! Bir arada kalın! Bu sis algılarınızla oynuyor. Samantha, bariyer!”
Toplanarak, bizi sisten koruyan su baloncuğunun içinde planımızı tartışmaya koyulduk.
“Clara kim?” Samantha sordu.
Reginald kafasını salladı, “Kriol’un ni-nişanlısı. Ama hayatta olması mümkün değil. Zindanda öldüğünü ke-kendi gözlerimle gördüm. Onu birlikte gömdük!”
Reginald ile Brald’un sarsıldığını görebiliyordum. Daha önce pek çok kez grup olmuşlardı, dolayısıyla Clara ismi onlara yabancı olmadığı gibi Kriol’un ölü nişanlısının arkasından gitmesi hiç iyi haber değildi.
“Ne haltlar dönüyor burada…” Lucas mırıldandı. Asasını o kadar sıkı kavramıştı ki bu yeri havaya uçurmak istediğini anlayabiliyordum.
“Jasmine. Etrafımızdaki sisi temizleyebilecek büyüklükte rüzgar yaratabilir misin?” partnerime baktım, iyi haberler vermesini umuyordum. Rüzgar elementi kullanabilen bir sihirbazımız yoktu.
Aşağı baktı ve yanıtladı, “Hepsini temizleyecek kadar olmaz ama bize yol açabilirim.”
Su baloncuğunun içinde ona biraz alan açtık ve Jasmine yeşil bir aura yaymaya başladı. Rüzgar döne döne kollarının etrafında küçük hortum oluşturmaya başladı. Düz siyah saçları delice havalanıyor, minik hortumlar kollarında giderek büyüyor ve su bariyerini aşıyordu.
Geliştiricilerin sihirbazlara oranla en büyük dezavantajı uzun menzilli büyü yapamamaktı. Fakat belli bir seviyeden sonra geliştiriciler yeterince mana depolayıp ortaya çıkararak menzilli teknikler kullanabilecek duruma geliyordu. Elbette aynı seviyedeki bir sihirbaza oranla etkisi ve gücü daha zayıf kalıyordu.
Etrafımızı saran sis kalınlaşmaya devam ediyor görüş alanımızı bir metreye indirgiyordu. Bir zamanlar huzurlu olan çimenlik, uğursuz bir hal almıştı. Sanki sis bizi yutmak istiyordu.
“Fırtınanın Hiddeti.”
Jasmine’in kollarını saran hortumlar, Jasmine’in ellerini önünde birleştirmesiyle bütünleşti. İki hortumun çarpışarak öne atılmasıyla, önümüzdeki sis dağılarak bize açık bir yol oluşturdu.
Heyecanımız çabuk sönmüştü. Hortumlar yolumuzu açmıştı ama göremediğimiz şeyleri de açığa çıkarmıştı.
Bize doğru yaklaşan dal ve sarmaşıktan dokunaçlar vardı.
“Sikerim böyle işi!” Lucas uzun asasını yaklaşan dokunaç dalgasına doğrulttu ve bir büyü mırıldandı.
“Köz Hilali!” asasınız savurarak büyük bir ateş dalgası fırlattı.
“BOOOM!”
Sürünen dal ve sarmaşıklar ateşten irkildi ama hepsi bu kadardı. Büyünün isabet ettiği yerde siyah izler vardı ama onun dışında istifleri bozulmamıştı.
“Siktir! Ateşten korkmayan ağaç mı olur?” Brald dişlerini sıktı. Bu esnada geniş kılıcını alev hortumuyla sarmalamış ve bize doğru yaklaşan dalgaya doğru atılmıştı.
“Samantha! Elijah! Lucas! Bizi destekleyin!” emir verirken manamı bedenim ile kılıcıma yönlendirdim.
Jasmine derhal yanıma koştu, iki hançeri de elindeydi. Yaptığı büyü çok fazla mana kullanmasına neden olmuştu. Üstelik büyüsüyle açılan yol tekrar sisle kapanmaya başlamış, büyü bir işe yaramamıştı.
Reginald arkamızda kalıp büyü yapmakta olan sihirbazlarımızı koruma görevini üstlenmişti.
“RAAAAHHH!” Brald nereden geldiği belirsiz bitki dalgasıyla boğuşuyordu.
Brald onları keserken sarmaşıklar çok hızlı bir şekilde kendini yeniliyordu. Bu gidişle iyice sarmaşıkların arasına sıkışacaktı.
Aptal herif. Gerçekten AA sınıfında mı? Sakinliğini kaybetti ve etrafında olan bitenleri göz ardı ederek bodozlama daldı.
Ben de kılıcımı yaktım ve tek kollu grup arkadaşıma yardıma koştum.
“Ateş Kırbacı.” kılıcımın etrafındaki ateş büyürken, bıçağın ucunda ateşten bir kırbaç belirdi.
Üstüme atılan bitkilere kılıcımla saldırırken parçalanan bitki yığını etrafımda birikiyordu.
Ara sıra Jasmine’i kontrol ederek iyi olduğundan emin oluyordum ama bedenini kaplayan rüzgar bıçaklarıyla üzerine atılan bitkileri parçaladığını görünce iyi olacağını anladım.
Brald zor anlar yaşıyordu ve yüzü ile bedeninde çeşitli yarıklar oluşmuştu.
“Yayıl ve yan! Sıvı Ateş!” Lucas büyüsünü bitirerek asasından kırmızı sıvı bir şey püskürttü. Bu esnada Reginald sihirbazları hedef alan sarmaşıkları engelliyordu.
Büyünün önünden çekilmek için hep birlikte geri sıçradık. Soylu veletin bu durumda düzgün düşünebilmesini tebrik etmeliydim. Sıvı Ateş büyüsü gerçek ateş büyüleri kadar güçlü değildi ama daha hızlı yayılırdı ve eğer söndürülmezse yayılmaya devam ederdi.
Büyü sarmaşık sürüsüne değdi ama yayılma fırsatı bulamadan etrafımızı saran sis bitkileri sarmaladı.
*FSSSSSSSSSS*
Büyü iki saniye bile dayanamamış, yoğun mis sıvı formdaki ateşi söndürmüştü.
Lucas soğuk terler dökerken yüzü solmuştu. Sanırım son büyüsü şu anda yapabileceği tek şeydi.
“Krater.”
Elijah büyüsünü bitirdiğinde kaşları çatılmıştı. Sarmaşık dalgasının altındaki yer sarsıldı ve birkaç metre derinliğindeki çukur şimdilik sarmaşıkların bize ulaşmasını engelledi.
“Su Tahliyesi”
Samantha güçlü büyüsünü bitirdiğinde dizlerinin üstüne çöktü.
Su Tahliyesi korkunç bir büyüydü. Kullanıldığı alandaki tüm suyu emiyordu. Bu büyünün tek kötü yanı sınırlı bir alan için çok fazla mana harcamasıydı.
*ÇATIRT*
Elijah’ın kraterinden çıkan sarmaşıklar, özlerindeki su çekilirken kuruyordu.
Kuruma yayılmadan önce mağarayı dolduran sis döndü ve sarmaşıklar tarafından emildi. Az önce kurumuş ölü olan bitkiler şimdi tekrar canlanmış hatta daha da öfkelenmişt, tabii böyle bir şey mümkünse.
“Mü-mümkün değil…” Samantha’nın şoktan kanı çekilmişti.
Dört yanımızı saran sis, sarmaşıklar tarafından emildiği için kısıtlı görüş alanımız açılmıştı.
Sis tamamen dağılırken, nihayet neyle karşı karşıya olduğumuzu görebilmiştik.
20 metre yüksekliğinde devasa bir mana canavarı. Bu canavar bana sentoru anımsatırken insansı bir yapıya sahipti. Tamamen birbirine geçmiş dallar ve sarmaşıklardan oluşuyordu. Üst bedeni zırhlı bir adamın bedeniydi. İki yeşil gözü bize gurur ve öfke ile bakıyordu. İki insansı kolu delgiye benzer dev tahta bir mızrak tutuyordu. Alt bedeni bir atın bedeniydi ama uzuvlar yerine sarmaşıklar uzanıyordu.
Son bir saattir, yedimiz bu canavarın ayaklarıyla mücadele etmiştik.
“...Bu-bunu daha önce okumuştum… S sınıfı bir mana canavarı. Ağ-ağaç Ata Muhafızı!” Samantha korkuyla kekelerken, yenilgiyi kabullenmişti.
“S sınıfı canavarın burada ne işi var? Bu duyulmamış…” Reginald korku içinde Ağaç Ata Muhafızına bakarken neredeyse dev çekicini düşürüyordu.
Bir S sınıfı mana canavar, bir SS sınıfı maceracıya veya on S sınıfı maceracıya eş güçte demekti.
“Şu-şu Kriol değil mi?” Reginald mana canavarının bedeninden çıkan cansız gövde ve bacakları gösterdi.
“Bo-boku yedik…” Brald’ın yüzünde çılgın bir ifade vardı. Mana canavarına bakarken deli gibi gülümsüyordu. Çoktan kolunu kaybetmişti ve dövüşmekten bitap düşmüştü. Bu muhtemelen onun için bardağı taşıran son damlaydı.
“Kaçmamız gerek.” Jasmine elimi tuttu ve grubu burada bırakıp kaçmamızı işaret etti.
“Onlar ne olacak?” Bakışlarımı Ağaç Ata Muhafızından ayırmadan mırıldandım. Onlarla yakın olduğum söylenemezdi ve Lucas ile kesinlikle aramızda bir düşmanlık vardı. Ama yine liderleri olarak onların güvenine bu şekilde ihanet edemezdim.
“...”
Beni daha hızlı çekiştirirken buna tepki vermedi.
“BOOOOM!” Ağaç Ata Muhafızı dev mızrağını bize doğru savurdu.
“Kaya Kalkanı!”
Elijah büyüsüyle yerden yükselen taş bir duvar oluşturdu, böylece mızrağın darbesi bize ulaşamamış oldu.
Reginald çekicini alarak bağırdı, “10 Kat Şok Darbesi.”
Ellerinde titreyen dev çekiç kalın sarı bir aura ile kaplandı.
“BOOBOOBOOBOOBOOBOOOM!”
Çekiç mızrağa çarptığı sırada mana canavarının silahında çeşitli kabarcıklar meydana gelerek içeriden patladı.
Tam yere iniyordu ki mızrağı oluşturan kırık sarmaşıklar uzanarak Reginald’ı sarmaladı.
“GAAAH! İMDAAT!! HAYIRRRR!” Çekiç ile mızrak çarpıştığı anda mızrağı oluşturan dokunaçlar birbirlerinden ayrıldı ve bir an sonra eski halini almıştı ama bu sefer Reginald’ı hapsediyordu.
*NOM* *NOM* *ÇAT*
Samantha’nın, Reginald’ın çiğnenen bedeninden çıkan sesler üzerine kustuğunu duydum.
Siktir.
Mızrak orjinal haline dönerken içine Reginald’ın bedeni ile çekicini de aldı. Ağaç Ata Muhafızının ağzı yoktu ama gözlerine bakılırsa bizi böcek gibi görüyor, bizden tiksiniyordu.
Hala şokta olan Samantha’yı tutup omuzlarıma aldım. “Jasmine! Brald’u yakala ve koşalım. Lucas, Elijah! Arkamızdan gelecek saldırılara karşı bizi koruyun!”
Jasmine hala sinir krizinden kahkahalar atmakta olan Brald’u yakaladı ve Ağaç Ata Muhafızının gözlerini bize diktiğini gördüm.
“Hemen gitmeliyiz!” bedenime mana yönlendir…
“Ateş okları!” bir ateş hüzmesi göğsüme çarptı ve geri doğru savruldum. Omzumda tuttuğum Samantha yanıma yuvarlandı.
Bedenimi manayla güçlendirmem ve bedenim ile kaslarıma mana özümsemiş olmam sayesinde ağır yaralanmamıştım ama yine de Lucas’dan aldığım darbe karşısında nefesim düzensizleşmişti. Bu ani ihanet beni öfkelendirmişti, gözlerimi sarışın veletten ayırdım ve Jasmine’e baktım. Büyü onu daha öteye fırlatmıştı ve bilincini yitirmişti ama yaşıyor gibi duruyordu.
“Ne yaptığını sanıyorsun sen?” Elijah’ın ilk defa sesini yükselttiğini duydum. Asasını kaldırmış mağaranın çıkışına yönelen Lucas’a doğrultmuştu.
“Pfft! Siz kaçın diye canımı tehlikeye atacağımı mı sandınız? Ben kaçarken canavarı oyalama görevini üstlenen kahramanlar olduğunuz için onur duymalısınız! Bu cesur hareketinizi herkese anlatacağım!” bana kibirli bir şekilde gülümserken dumanlı görüş büyüsü yaptı.
*ÇAT*
Ağaç Ata’nın mızrağı Lucas’ın az önce bulunduğu yere çarpmış, yerde kocaman bir yarık açmıştı ama Lucas çoktan kuyruğunu sıkıştırıp kaçmıştı.
“Siktir!” dengesini kazanmaya çalışan Elijah gözlüklerini düzeltti. Mana canavarının uzvu gibi duran sonsuz sarmaşık yığını Elijah’ın oluşturduğu kraterden çıkıp bize doğru ilerlemeye başlamıştı.
“GRAAAAAAH!” dev mana canavarının yeşil gözleri kırmızıya dönerken tüm mağara sarsıldı.
Ağaç Ata Muhafızı, tüm bedeni oluşturan sarmaşık tsunamisiyle önündeki her şeyi yok ederek üstümüze geliyordu.
“HAHAHA!” Brald’un sarmaşık dalgası tarafından yutulurken histerik kahkahasını duydum.
Elijah’ın sert yüzü solmuş ve bacakları titremeye başlamıştı. Jasmine hala Lucas’ın büyüsünden dolayı baygındı. Lucas onu hazırlıksız yakalamış olacak ki kanadığını görebiliyordum.
Elimizde kalan seçenekleri hesaplamaya başladım. Canavar irademin ilk aşamasını kullansam bile herkesi kurtarıp buradan çıkaramazdım.
Hay sikeyim.
Bunun geri tepmesi çok ciddi boyutlarda olabilirdi ama başka şansım yoktu.
Bedenimi dolduran bir enerji akımı hissettim ve etrafım farklı renklerden oluşan bir aurayla sarıldı.
“İkinci Aşama. Ejderha Uyanışı.”
Magnec