Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

12. Bölüm Karaborsacıyla alışveriş #4

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

Bergen şehri güzelliğiyle meşhurdu. Batı’ya uzanan Nadun dağından batan güneşi gören halk, günün sonlandığını anlardı.

Aynısı Akademi’nin ana girişindeki bekçiler için de geçerliydi. Meselkteşıyla nöbet değişimini bekleyen Jason, her zamanki gibi batan güneş ışığını izliyordu.

‘Kış tatilini sevmiyorum... iş olmadığından rahat oluyor, ama kimse yokkende canım sıkılıyor.’

Yaz tatilinde yurtta kalan az sayıdaki öğrenciler bile kışın evlerine gitmişti. Ofisinde kalan profesörleri de eklerse gün içinde gelip giden neredeyse 10 kişi olmuştu.

Bu söylediğini duyan olursa kötü olurdu ama Jason’ın can sıkıntısı baya ciddiydi.

O sırada, uzaktan biri yaklaşıyordu.

‘Çabuk, çabuk, acele et, Gecikmedin mi?!’

Gelen kişinin alnındaki teri ve nefesi hiç dinlenmeden koştuğunu gösteriyordu.

Jason başını sallayınca Theo rahat bir nefes alarak oturdu. Karaborsacıyla işleri düşündüğünden de uzun sürmüştü. Neredeyse çıkış saati kuralını çiğneyecekti. Eğer çok hızlı koşmasaydı yetişemeyecekti.

‘Güzel bir gezinti olduğundan sorun değil.’

Karaborsacıyla bir anlaşma imzalamış ve ilk adımı tamamlamıştı. Karşılığında aldığı eşyalar sırt çantasını doldurması için yeterliydi.  Bunun sayesinde, teri aksa bile  çantasındaki ağırlık kadar başarı hissi vardı.

Bununla beraber, bu ağırlık yakında büyü gücüne yükselecekti! Bu onu memnun etmişti çünkü artık kendini gücenmiş hissetmeyecekti.

Jason onay kontrolü yaptıktan sonra kağıdı geri verdi.

‘3.sınıf, Theodore Miller... Evet, doğruladım.  Şimdi girebilirsin.’

‘Hah, evet, teşekkürler.’

Bekçiyi geçtikten sonra bile nefes nefeseydi. Sendeleyen bir yürüyüşle gidiyordu ama bir yolunu bulup düşmeden gitmeyi başarmıştı.

Jason girişten onu izlerken kendi kendine mırıldandı, ‘Ne halt yedi bu?’

Arkadan, Theo’nun saçını bile göremiyordu çünkü Theo çantasının ağırlığından dolayı sallana sallana yürüyordu. Jason üzerine bir müddet düşünse de, az sonra gelen meslektaşını görüp olayı unuttu.

‘Aman, Kimin umrunda?’

Sonuç olarak, onunla bir ilgisi yoktu.

***

Theo akşam yemeğini es geçip direk yurda gitti. Normalde, kütüphaneye giderdi. Ama bugün daha önemli birşey vardı.

Bu, onun eksik olan büyü gücünü yükseltmesi için bir fırsattı. Kabarık olmayan cüzdanıyla büyü bileşimi alamıyordu ama bu sırsatı da kaçıramazdı. Yemek yememe sebebi sıcağı sıcağına işini halletmesiydi.

Ağzına kadar dolu çantasını açmakla başladı.

Chwarararak!

İçinden çıkan eşyalar yere döküldü. Eldiven, kolye, kırık tencere, ikinci el eşyalar... farklı ağırlık ve uzunluktaki eşyalar mekanı doldurmuştu. Gösterişsiz gözükseler de, bunlar büyü gücüne sahip yapay maddelerdi. Eğer doğru olanı seçerse, en az birkaç altın ederdi.

Malesef, Theo’nun bir tane bu tip eşyası vardı.

‘Yine de, 20 taneden 5i gerçekti, gayet iyi. Hergün böyle olacak değil ya.’

Bugün, Theo karaborsacı için 20 eşyayı ölçmüştü. Ortalama bir ‘eksper’in seviyesinde bir değerdi bu. Karaborsacıyla 20nin üzerinde eşya ölçme yeteneğini ifşa etmesi tehlikeli olurdu.

Lanetli eşyaları ölçmüş olsa bile, Canis’in şüphelerini artırmamıştı. Netice olarak, bugünün nasibi 15 defolu, 1 tane de yaygın bulunan yapay maddeydi.

‘Ee... bir taneyle beslesek mi?’

Önceki açıklamaya göre, ‘basit yeme’ özelliği, Obur’u büyü kitaplarıyla beslemekten farklıydı. Bu yüzden önce aradaki farkı görmeliydi.

Theo oturup defolu bir esya seçti. ‘Yağ’büyüsü olan eldivenlerdi.

‘Ye, Obur.’

Dil, Theo’nun çağrısıyla dışarı çıkıp eldiveni yuttu.

 

-(‘Bir aptalın sakar elleri’ tüketildi. Elde edilen büyü gücü oldukça az.)-

-(Tam sindirim için süre 3 dakika 12 saniye.)-

 

3 dakika 12 saniye geçti. Saatin kolu 3 sefer tam tur atıp 12 adım daha ilerleyince, ses duyuldu.

-(Büyü gücün az miktarda yükseldi.)-

-(1.halka ‘Yağ Büyüsü’ yetkinliği arttı.)-

 

Aynı zamanda Theo’nun bedeninde de değişimler meydana geldi.

‘Ah...!’

Bilinmeyen bir büyü gücü bedenini ısıtmıştı. Büyük miktarda olmasa da vücudunda kendi büyü gücüymüşçesine akıyordu. Kalp kapakçıkları sanki yağlanmış çarklar gibi çalışıyordu. Ayrıca ‘Yağ Büyüsü’nün ufak bir kısmı beyninde yer edinmişti.

‘Bu... Bu büyü yapmaktan farklıymış. Bilgiyi işlemek yerine direk kafama boca etmek gibi.  Bu durumda, baş ağrısı çekicem diye endişe etmeme gerek yok.’

Bu, Obur’u büyü kitabıyla beslemek gibi değildi. Kitap yendiği zaman, sanki büyünün vücudunda kuvvetli bir şekilde yakıldığını hissetmişti. Buna rağmen, yapay madde kullandığında adeta büyüyü zaptetmeyi öğrenmiş gibiydi. Bundan da öte, zaten öğrenmek Theo’nun özelliğiydi. Obur’u tek seferde birkaç sefer beslediğinde dahi sorunsuz birşekilde kabul edebiliyordu.

Theo kendine güven duyan bir halde yapay  maddeleri arka arkaya yuttu.

 

-(‘Daralmış kolye’ tüketildi. Elde edilen büyü gücü çok az.)-

-(2.halka ‘Tutma büyüsü’ yetkinliği yükseltildi.)-

-(‘Öfkeli Çanak’ tüketildi. Sağladığı büyü gücü eser miktarda.)-

-( 1.halka ‘Dondurma Büyüsü’ yetkinliği yükseltildi.)-

-(‘Süratli Kumsaati’ tüketildi. Elde edilen büyü gücü çok az.)-

-(2.halka büyüsündeki yetkinlik...)-

-(...)-

-(Tam sindirme için süre 45 dakika 12 saniye.)-

14 madde yutmasına rağmen Obur’un dili her zamanki gibi kıvraktı. Çok sayıda yiyecek olduğundan ses hiç durmadan konuşuyordu. Theo son cümleyi duyunca duraksadı.

‘Sindirim süresi toplam yiyecek miktarına göre belirlendi.’

Sindirim süresi 45 dakikaya kadar çıkmıştı. Ondan önce sindirilen tüm yiyeceklerin süresini toplasa o kadara denk gelirdi. Bunun bir tesadüf olduğunu düşünmek zordu. En nihayetinde, yapay maddeleri yerken yeteri kadar boş vaktinin olması zaruriymiş gibi geldi.

’45 dakika... fazla belirsiz bir süre.’

Başka şeylerle ilgilenebilirdi ama buradan ayrılıp ayrılmaması konusunda kararsızdı. Bu şekilde, Teho yerinde sessizce bekledi. 45 dakika sonra, büyü gücü yeniden hareketlenmişti.

‘Ahh, bu...!’

Vücudundaki büyü gücü tek bir yapay madde yediği zamankinden farklı oranda değişim gösteriyordu. Kapakçıklar büyü gücünü kabul ettiği anda çatlamaya başlamıştı, çünkü onlar da entegre sınırına ulaşmış haldeydi.

Theo sezileriyle birşey hissetti ve üstüne yoğunlaştı. Bir içeride bir tepkime vardı.

Wuuuong-

Yalnızca Theodore Miller tarafından duyulan bir ses yankılanıyordu. Bu damarlarından geçen büyü gücünün sesiydi. Bir büyücü için bu, en tatlı ses sayılırdı ve bu ses Theo’nun yanılmadığının kanıtıydı.

Theo’nun bilinci yavaş yavaş kayboldukça...

‘ –Şimdi.’

Kalbinde biriken büyü gücünü döndürmeye başladı.  Hiçbir şeyi olmayanbir  boşlukta, mükemmel bir halka çizmek zorundaydı.

Mevcut 2 halkaya üçüncüsünü eklemesi gerekiyordu. Büyü gücü onun isteğine göre hareket ediyordu. Görüşü bozulursa, herşey mahvolabilirdi.

Hasasiyetindeki eksiklik, tüm dikkatini buna yoğunlaştırması anlamı taşıyordu. Her zamanki gibi, Theo’nun akıl becerisi 2.halka bir büyücünün çok daha üstündeydi. Konu odaklanmaysa, üst sınıf bir büyücü bile ona denk olamazdı. Theo’nun ruh hali, aşırı hassasiyet eksikliği ile farkında olmadan bayağı kıvam bulmuştu. 

Az sonra, 3.halka şekillenmeye başladı. Ama maalesef sadece bu kadardı.

‘Huuuu...’

Theo derin nefes alıp gözlerini açtı. Ortaya çıkan sonuç yarı başarılıydı. Yapay maddelerden elde ettiği büyü gücü muhteşemdi, ama 3.halkayı tamamlayabilmek için biraz kısa sürmüştü. Yoğun konsantrasyonuna rağmen, sahip olduğu güc sadece şeklin taslağını oluşturuyordu.

Mükemmel bir 3.halka üretmek için yapay maddeleri 2-3 kez daha tüketmeliydi.

‘...Aslında 3.halkaya ulaşmak bu kadar kolay mıydı?’

Kış tatilinin bitmesine hala 1 ay vardı. Düzenli olarak büyü gücünü yükseltirse, onun için bile 4.halkaya ulaşmak fazlasıyla zordu, ki 3.halkaya bile zar zor erişmişti. Artık Akademik diploması için endişelenmesine gerek kalmamıştı.

Theo, böyle bir yardımla ne kadar ileri gidebileceğini merak ediyordu. Bu saçma yaratığın sahibi,  asla sıradan bir büyücü gibi yaşam süremeyecekti. Böyle bir durumdaysa, Theo’nun mümkün olduğunca çok iş becermesi gerekliydi.

‘O zaman, kafamdaki bilgileri temizlemekle başlasam mı?’

Geleceğin hikayesi ileri ertelenmişti. Theosore Miller birkez daha kütüphanenin yolunu tuttu.