Elinize sağlık. Bak bak havalar bak ahhaha onceden havalanmazdı bu kadar degisti harbiden :P
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
97. Bölüm Kanın Kokusu
Onlara doğru bağıran kızı gördüğünde, Zend'in aklına üç yıl önceki anılar doldu. O kızı hatırlamıştı. O kesinlikle büyümüştü, yüz hatları belirginleşmişti, yüzü köşeli bir hale gelmeye başlamıştı, saçları eskisine göre daha uzundu, ayrıca eskisinden tamamen farklı olarak üzerinde bir büyücü cübbesi vardı. Ama bu değişiklikler Zend'in onu tanımasına engel olamadı. Saçları onu anında ele vermişti. Ancak Zend onun ismini hatırlayamadı. Üç yıl önce de zaten Zend onun ismini en fazla üç kere duymuştu. Görsel hafızası iyi olsa da, duyarak öğrendiği şeyleri çabuk unutabiliyordu Zend.
Emma da onu hatırlamıştı tabii. Üç yıl önce, tamamen alışılmadık bir şekilde, bir soyluyu bir sokak çocuğu kurtarmıştı. Kurtarılan kişi Emma olunca, doğal olarak onu unutması imkansızdı. Tabii onu unutmamasını sağlayan şey, sadece onun Emma'yı kurtarması değildi. Onu kurtardıktan sonra Emma'nın ailesinin, yani Tigrund Ailesi'nin ana malikanesine gelmişti o çocuk. Onun geldiği gibi, gariplikler de birlikte gelmişti. Bir anda sekizinci seviye, üç element büyücüsü olan Drompt, yok edilmişti. Evet, yok edilmişti. Geriye sadece ayakları bulunabilmişti. Hem de yine garip bir şekilde, tam Emma'yı kurtaran çocuğu idam ederken yok edilmişti. Emma olanları görmüştü, net bir şekilde hatırlıyordu. Drompt'un ateş hançeri, kesin bir şekilde çocuğun boğazını kesmişti. Çocuk kanlar içinde yere düşmüştü. Emma, kendini kurtaran birine verilen ödülün neden bu olduğunu, o gün boyunca sorgulamıştı. Ancak bunlara cevap olarak gördüğü şey, çocuğun yere düşüşü ve ölüşüydü. Çocuk düştükten sonra Emma da onunla birlikte düşmüştü. Ruhen çökmüştü, babasına son derece büyük bir öfke ve kin duymaya başlamıştı. Ama daha sonra... Emma ağlamaya başladıktan birkaç saniye sonra, garip, siyah bir canlı belirdi yerde yatan çocuğun cesedinin önünde. O garip canlının kırmızı kanatları, Emma'nın yıllarca aklından çıkmamıştı. Çünkü Emma, o kanatlar kadar korkutucu, o kanatlar kadar eşsiz kanatları daha önce gördüğünü hatırlamıyordu. O gün, kimsenin anlayamadığı bir şey yaşandı. Bir anda o garip canlı kükredi. Sadece kükredi, tek yaptığı şey buydu. Bir büyücüye karşı kükremek de ne demekti? O garip canlı, sanki Drompt ile dalga geçmek istemişti. Tek bir kükreme ile olmuştu her şey. O kükreme... O kükremeden sonra ayakta kalan tek kişi, Emma'nın ablasıydı. Lord Fuo, yani Emma'nın babası, Tigrund Ailesi'nin başındaki adam, Tigrund Ailesi'nin en güçlü üyesi, Ejderha Seviye bir savaşçı bile o kükremeden sonra bayılmıştı. Ancak Emma'nın ablası Lenia, büyük bir ışık büyücüsünden aldığı son derece değerli, Kutsal Seviye bir büyülü eşya olan koruyucu kolyesini feda ederek bayılmamayı başarmıştı. Onun anlattığı ise, çocuğun kükremeden sonra normal bir şekilde kalkıp gittiği, hatta onunla sakin bir şekilde konuştuğuydu. Ancak Kutsal Seviye bir büyülü eşyanın arkasına saklandığı halde bile ablası Lenia, birkaç gün boyunca şoktan dolayı konuşamamıştı. Emma ise, onu kurtaran sokak çocuğunun kim olduğunu merak edip durmuştu. Öyle bir şeyin olması nasıl mümkün olabilirdi ki? Babası, bağlantılarıyla çocuğun isminden yola çıkarak kim olduğunu araştırmıştı. Ama birçok Zend vardı, hangisi o çocuktu? Babası tüm Kaimei Şehri'ni arasa da, bir türlü o çocuğu bulamamıştı. Emma o çocuğu tekrar görüp onunla konuşmak için olan umudunu kesmişti. Ancak şimdi...
O çocuk sağ eli kana bulanmış bir şekilde, bir büyülü yaratığın yanında duruyor ve ailesinin alt kısmından olan insanlarla konuşuyordu.
Emma onu gördüğünde bayılacak gibi olmuştu, arkasından gelen iki kardeşini ve ailesinden olan diğer insanları fark etmemişti bile. Hiç hissetmediği şeyleri hissediyordu, onu ilginç buluyordu, aynı zamanda ondan korkuyordu. Şu an korku, merak ve yoğun bir gerilimin içinde sıkışmış kalmıştı. Tigrund Ailesi'nin alt tabakalarından, Emma ve kardeşleri ile birlikte Chibui Dağı'na gelen gruptaki bir adam, Emma'ya seslendi. Emma şu an o kadar garip hisler içindeydi ki, o adamın ismini hatırlamıyordu. Emma normalde tüm ailesini çok severdi, alt tabakadan olsun, asil kısımdan olsun herkes onun için değerliydi. Herkesin ismini bilirdi ve herkese ilgi duyardı, onlarla konuşurdu. Ancak şu an içinde bulunduğu durum yüzünden, o adamın ismini unutmuştu.
Elinde kalkan olan adam, Lord Fuo'nun çocuklarının gelmesiyle ayağa kalktı ve onlara selam verdi. ''Genç Efendi Emma, Genç Efendi Lenia ve Genç Efendi Yanke, hoş geldiniz.'' adam hafifçe eğilmişti, yanındakiler de aynısını yaptı. Daha sonra doğruldu ve tekrar konuşmaya başladı. ''Genç Efendi Emma, Lord Zend sayesinde biz artık iyiyiz, teşekkürler.''
Zend'i gören Lenia ve Yanke de Emma gibi kaskatı kesilmişti. Zend'in yüzünü gören donup kalıyordu. Özellikle Lenia, Zend'in yüzünü gördüğünde, kabus görmüş gibi olmuştu. Onlar konuşmayınca, kalkanlı adam konuşmaya devam etti.
''Genç Efendilerimiz, sizler de Pounz Krallığı'nın dahileri arasında olduğunuz için belki de Lord Zend'i tanıyorsunuzdur, Lord Zend de bizler gibi Pounz Krallığı'ndan geliyormuş. O da sizler gibi, tam bir dahi. Onun yeteneğini sadece on saniye görmeme rağmen, onun benimle konuşmasının bile benim için bir lütuf olduğunu düşünüyorum. Lord Zend biraz önce fazlasıyla kolay bir şekilde o altıncı seviye yaratığı öldürdü. Hem de iki Tanrı Tekniği'ni aynı anda kullandı! Ayrıca iki Tanrı Tekniği'ni kullanmasına rağmen yorulmadı, terlemedi bile! O altıncı seviye büyülü yaratık benim kalkanımı tek vuruşta bu hale getirdi,'' adam yerdeki kalkanını aldı ve donmuş halde karşısında duran genç efendilerine gösterdi. ''ama Lord Zend o büyülü yaratığı iki vuruşta böylesine ezdi! O sadece on yaşında! Genç Efendi Emma, leydimiz, o sizinle aynı yaşta. Siz onu tanıyor olmalısınız. Sonuçta dahiler birbirlerini tanımalılar, değil mi?''
Ne Lenia, ne Emma, ne Yanke adamın söylediklerine cevap verebildi.
Zend de onlarla en son görüşmesinde en son yaşadığı şeyleri hatırladı. 'Ranon, bu çocukları hatırladın, yanlış mıyım? Beni idam edeceklerdi, o büyücü benim boynumu kesmişti. Ama birden uyanmıştım, sana neler olduğunu sorduğumda herkesin baygın olduğunu ve oradan biraz para almam gerektiğini söylemiştin. O gün her ne yaptıysan, bu sanırım onları çok korkutmuş. Baksana, konuşamıyorlar bile.' Zend içinden kıkırdadı ve Ranon'a seslendi. Tabii ki Zend'i Ranon'dan başka kimse duymamıştı, Zend düşünce yoluyla Ranon ile konuşuyordu.
Ranon da güldüğünü hafifçe belli ederek konuştu. ''Yok canım, sadece onları azıcık bayılttım. Böylece bizim yolumuza çıkamadılar.''
Zend de ona gülecekti ki, aklına bir şey geldi. Üç yıl önce onların malikanesinden giyecek bir şeyler satın alabilmek için para ödünç almıştı. Bunu geri vermeliydi. Hatırladığına göre on altın almıştı, bunu bir gün ödemek için almıştı ve ödemesi gereken günün bu gün olduğuna karar vermişti.
"Bir dakika bekleyin, geleceğim." Zend'in yüzüğünde birçok altın sikke vardı, gerçekten çok vardı. Ancak onları yüzüğünden çıkarabilmesi için bir altın çıkarma yerinde olması gerekiyordu. Para, hırsızlığın daha az olması için, eşyalar gibi direkt olarak yüzükten çıkarılamıyordu. Eğer durum böyleyse, Zend onlara bu parayı başka bir şekilde de ödeyebilirdi. On altın az para değildi sonuçta, ortalama bir ailenin bir aylık geçimini sağlayabilecek miktarda bir paraydı.
Üzerinde bulundukları yüksek arazinin alt tarafında birçok büyülü yaratık vardı. Büyülü yaratıklar her şeyleriyle para ediyorlardı. Kemikleri, tüyleri, öz suları, etleri, her şeyleri satılabiliyordu. Tabii ki onların en değerli kısımları öz sularıydı.
Zend gözüne beş tane büyülü yaratık kestirdi. Altıncı seviye bir büyülü yaratığın tüm vücudu ortalama yüz altın ediyordu. Zend onlardan bir tane hediye etse yeterli olurdu. Ama aldığı parayı, katlarıyla geri ödemek istiyordu. Üstelik Zend henüz büyülü yaratıkların seviyelerini ölçemiyordu. Öldüreceği büyülü yaratık birinci seviye bile olabilirdi. Bu yüzden beş tane güçlü görünen büyülü yaratığı öldürecek ve onlara hediye edecekti, böylece borcunu bitirmiş olacaktı.
Zend hızlı bir şekilde aşağı indi ve bir dakika içinde, Savaş Tanrısının Heyecanı ile Rüzgar Tanrısının Nefesi'ni kullanarak beş tane, o alanda görebildiği en büyük büyülü yaratığı avladı ve onların ölü vücutlarını, yüksek alanda diğerlerinin beklediği yere geri getirdi. Kurtardığı kızın önüne bir dakika içinde öldürdüğü büyülü yaratıkları yığdı, konuşmaya başladı. "Üç yıl önce sizin evinizden on altın almak zorunda kalmıştım. Bunu bir borç olarak almıştım tabii, bir gün o altınları size ödeyeceğime dair kendime söz vermiştim. Buyrun, bu büyülü yaratıkları sizin için avladım. Onlar sizindir, onları dilediğiniz gibi kullanabilirsiniz."
Emma, tutulmuş dilini çalıştırmayı deniyordu. Ancak yaklaşık bir dakikadır başarılı olamamıştı. Emma'nın önüne yığılan beş tane büyülü yaratık, onun dilini çözmeye yetti. Aslında onda bir şok etkisi daha yaratmıştı, ama bu ikinci şok birincisi ile çarpışıp, onun etkisini yok etmiş gibi olmuştu. Aslında Emma da olanları tam anlayamamıştı. Nasıl konuşabildiğini bilmiyordu.
"Hey, sen..." Emma elini kaldırıp Zend'e seslendi. "Sen üç yıl önce bizden on altın aldın, öyle mi?"
Zend kızın sorusuna karşı başını salladı. Emma da konuşmaya devam etti. Yerdeki yaratıklara bakmıştı. Hepsinin üzerinde tek bir saldırı izi vardı ve tek darbede öldürüldükleri belliydi. Onların içinde iki tane altıncı seviye büyülü yaratık vardı. O ikisi de tek vuruşta öldürülmüştü. On yaşındaki bir çocuk bunu nasıl başarabilirdi? "Bu büyülü yaratıkların her biri en az elli altın eder." Emma büyülü yaratıklara baktı. Hepsi son derece değerliydi. Ayrıca burada bulunan en tehlikeli büyülü yaratık da bu beş büyülü yaratığın içindeydi. O nasıl gek darbede yenilebilmişti? Üstelik bu bir dakikada mı olmuştu? Hayır, bu olamazdı. Emma ürkek bir şekilde konuşmaya başladı. Korkuyordu ama her saniye artan merakı, o çocukla seri bir şekilde konuşmasına neden oluyordu. "Daha da önemlisi, göremedim, özür dilerim, sen hızlıca gittikten sonra bir dakikada geri geldin. Bunları bu yakınlarda mı tutuyordun?"
Zend derin bir nefes aldı ve cevap verdi. "Cevap açık değil mi? Onların taze akan, sıcak kanlarının kokusunu almıyor musun? Onları buradan gittikten sonra öldürdüm."
***
1442
Magnec