Elinize saglık. :( ailesinin yanında ne yaptı acaba ordada bu gücü bikac kez kullanmak zorunda kalmıs ne oldu acaba
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
92. Bölüm Karmaşık duygular
Hollis'in gözleri, sonuna kadar açıldı. Öğrencisi, biraz önce bir Tanrı Tekniği kullanmıştı! Üstelik o daha on yaşındaydı!
Zend masumca cevap verdi. ''Turnuvada biri kullanmıştı. Ben de ondan görüp mantığını çözdüm usta.''
''Mantığını mı çözdün? Kullanan birini izleyerek mi?'' Hollis şimdi fark etti. Öğrencisinin potansiyelinin tamamını şimdi tam olarak fark etmişti. Doğruydu, o diğerleri gibi değildi. Ondan beklediği şeyler çok düşüktü.
''Evet usta.'' Zend konuştu. Gözüne gelen güneşten dolayı eliyle gözünün üst tarafında bir siper oluşturdu. Savaş Tanrısının Heyecanı'nı da kapattı, onu artık hızlıca kullanabiliyordu ama kullandıktan sonra garip hissediyordu. Buraya gelirken, Savaş Tanrısının Heyecanı'nı Fungyuo İmparatorluğu'nda birkaç kez kullanmak zorunda kalmıştı. Onu ikinci kullanışında tam olarak uyum sağlayamasa da, üçüncü ve dördüncü kullanışında gerçekten etkili bir şekilde onu kullanabilmişti. Ancak ona Kral Modu kadar hakim olamamıştı. Kral Modu artık onun bir parçası gibi olmuştu, ne zaman girebileceğini, ne zaman çıkması gerektiğini, ne zaman sıkıntı oluşturacağını, onu aktifleştirince ne kadar sürede tam olarak aktifleştiğini artık ezberlemişti. Savaş Tanrısının Heyecanı doğal olarak ona henüz yetişemezdi, Kral Modu'nu yıllardır kullanıyordu. Yine de onu kullanırken rahat hissediyordu. Vücudu, o tekniği kabul etmiş gibiydi.
''Zend, o tekniğin ne tekniği olduğunu biliyor musun? O da benim Rüzgar Tanrısının Nefesi'm gibi bir Tanrı Tekniği. Rüzgar Tanrısının Nefesi tamamen hız yönlü bir tekniktir. Biraz önce kullandığın Savaş Tanrısının Heyecanı ise güç, hız ve dayanıklılık yönlü bir tekniktir. Yani Savaş Tanrısının Heyecanı, Rüzgar Tanrısının Nefesi'nden aşağı yukarı üç kat daha zor bir teknik. Yani onu öğrendiysen, Rüzgar Tanrısının Nefesi'ni kolayca öğrenebilmelisin.'' Hollis olabildiği kadar sakin oldu, yavaş yavaş konuştu.
''Anladım usta.'' Zend aldığı moral ile gaza geldi. ''Peki tam olarak yapmam gerekenleri bir daha söyler misin?'' Şimdi daha iyi hissediyordu.
''Öncelikle kafanı boşalt, kendini sakinleştir. Gözlerini, önünde tek bir noktaya sabitle. O noktada, ileri doğru ilerleyen, ellerinin kalınlığında bir çizgi düşün. O çizgi, senin istediğin gibi ilerleyecek. Onun hakimi sen olacaksın, çizgiyi gördüğün zaman haber ver. Rengi sana bağlı.'' Hollis tekrar konuştu. Normalde çizgiyi görmek, bir ay kadar bir zaman alırdı. Ama Zend'de fazlasıyla garip, ilginç bir öğrenme kabiliyeti vardı. Hollis onun çizgiyi bugün içinde öğrenebileceğinden neredeyse emindi, Zend'de çok farklı şeyler vardı. O, yaşayan tüm insanlardan farklıydı. Bunu kesinlikle kendisi bilemezdi, onun, garip olduğundan haberi bile olduğundan emin değildi Hollis.
Zend ustasının dediklerini bire bir yapmaya çalıştı. Teknikleri kolayca öğrenebildiğini fark etmişti zaten, öğrenme konusunda kesinlikle sıkıntı yaşamıyordu. Kafasını boşaltmakta sıkıntı yaşıyordu.
'Odaklanmalıyım.' düşündü Zend. Aklındaki her şeyi boşalttı. Etraftaki kuşların, daha doğrusu büyülü yaratıkların seslerine odaklandı. Rüzgarın sesinin kulaklarına dolduğunu hissetti.
''Ne yani, kimsenin ölmeyecek diye mi düşünüyordun?''
Kafasının içinde yankılanan cümle, Zend'in tüm odağını mahvetti. Maddle'nin sesi Zend'i rahat bırakmıyordu. Zend huzursuzlukla kıpırdandı. Yüzünü istemsizce kırıştırdı, kafasından Maddle'nin sesini boşaltmaya çalışıyordu. Hollis de bunu fark etti. Şu an dergilerini kenara bırakmış, tamamen Zend'e odaklanmıştı. Avcı Modu'nu, Zend'in üzerinde kullandı ve hislerini ona bağladı. Avcı Modu'nu ikinci seviyeye geçirmiş Hollis için bağladığı şeyin duygularını anlamak hiç zor değildi.
Zend sıkkınlıkla konuştu. ''Usta, şu anda bu tekniği öğrenmekte çok zorlanıyorum, gördüğün üzere. Başka bir teknikten başlasak olmaz mı?'' Zend şu anda Rüzgar Tanrısının Nefesi için en gerekli şey olan odaklanmayı yapamıyordu. Başka bir şeyden başlayıp, kafasını Maddle'den uzaklaştırmayı başardığı zaman bu tekniği hızlıca öğrenebileceğini düşünüyordu.
''Sana başka bir teknik öğretmeyeceğim.'' Hollis soğukça konuştu. ''Sana en güçlü tekniğimden başka hiçbir teknik öğretmeyeceğim. Ustam da bana öğretmedi.'' Hollis her zamanki halinden farklı olarak son derece ciddi ve korkutucuydu. ''Bir insan, başkalarından birçok teknik öğrenerek asla güçlenemez. Sen, kendi kullanacağın teknikleri kendin bulmalı ve kendin öğrenmelisin. Bu bir yılda zaten sana hayatta kalmayı ve sadece Rüzgar Tanrısının Nefesi'ni öğretmeyi düşünüyordum. Başka yapacağım bir şey yok. Yolunu kendin çizeceksin, ben sadece sana yolların özelliklerini söylerim. Hangisini seçmen gerektiğini söylemem. Çünkü, benim dediğim yerden gidersen, ileride pişman olabilirsin. İnsanın en az pişman olduğu şey, kendi yaptığı bir yanlış şeydir. Eğer başkasının zoruyla bir yanlış yaparsan, ya suçu ona atarsın, ya da son derece pişman olursun. Ben sana bu kötülüğü yapmak istemiyorum.'' Hollis soğukça konuşmaya devam ediyordu.
''Usta, altı yıl boyunca eğitilmem gerektiğini söylemedin mi? Ben bunu daha önce düşünmemiştim ama tek başıma nasıl güçlenebilirim? Senin rehberliğin olsa da, kendi kararlarımı verebileceğimden emin misin? Daha on yaşındayım ben usta.'' Zend çaresizce konuştu. Yere oturmuş ve dizlerini önüne çekmiş, kollarını da dizlerinin üstüne koymuştu.
''Zend, sen on yaşındaki bir çocuktan çok daha olgunsun. On yaşındaki bir çocuktan çok daha güçlüsün. On yaşındaki bir çocuktan çok daha zekisin. Kendini yaşına göre yargılama, eğer sen bir savaşçıysan, kendi kararlarını kaç yaşında olursan ol vermelisin. Kendi kararlarını bu yaştan vermeye başlarsan, ileride tam olarak doğru kararları verebileceksin. Hem yanında kararlarına destek olmak için bir ortağın olacak, merak etme, yalnız kalmayacaksın.'' Hollis sesini biraz yumuşattı ve Zend'e moral vermeye çalıştı. ''Bak, Tarol ben ne yaparsam yapayım beni yalnız bırakmıyor.''
Hollis konuşurken, Tarol hep onun omzunun üzerindeydi. Hollis son cümlesini söyledikten sonra, Tarol Zend'in kolunun üstüne atladı. Zend'e seslendi.
''Zend, ben olayı hiç anlamadım biliyor musun? Sen daha ikinci saatinde bir Tanrı Tekniği'ni kullanmayı mı bekliyordun?'' Tarol her zamanki gibi son derece ciddiydi. Zend onu çok fazla görmemişti ama, ses tonundan, konuşmalarından her zaman ciddi olan biri olduğu belli oluyordu.
Zend başını salladı. ''Hayır, ben sadece... Sanırım biraz canım sıkkın. Ustamla tekrar görüştüm, öğrendikten sonra gitmeyi çok istediğim Chibui Dağı'na geldim. Ama nedense hiç mutlu değilim.''
Tarol da ona moral vermesi gerektiğini hissetti. ''Bak, Hollis de eskiden ara sıra böyle olurdu. Umutsuzluğa düşerdi, karamsar bir hal takınırdı. Ancak ben, onun hep yanındaydım. Onunla beraber savaştık, beraber yaralandık ve yenildik. Hiç yalnız kalmadı ve sonunda mutlu olabildi. Sen de öyle olacaksın, buraya gelme sebeplerinden biri de büyülü yaratık ortağı bulmak değil mi sonuçta?''
Zend onun başını okşadı. ''Umarım ben de senin gibi konuşabilen, mükemmel bir ortak bulabilirim Tarol.''
Tarol başını selam verirmişçesine hafifçe öne eğdi. ''Övgülerine layık olduğumu düşündüğün için çok teşekkür ederim.''
Zend onun kibarlığını biraz Fixi'ye benzetti. ''Tarol, sen bekarsın değil mi?''
''Evet Zend. Biz yakın olduğumuzdan sorun olmaz. Ancak eğer tanımadığın birine direkt olarak böyle bir soru sorarsan, o sinirlenebilir. Bu bir saygısızlık olarak görülebilir.'' Tarol konuştu. ''Ayrıca bekar kalmak benim tercihim. Kafam yenilerek ölmek istemiyorum.'' yine çok ciddiydi.
Zend ona aldırmadı. ''Fun Fuo'yu biliyorsun değil mi?'' Zend kıkırdadı. ''Fun'un da bekar, dişi bir örümcek olan büyülü yaratık ortağı var. Anlarsın ya, Fun da benim arkadaşım. Sana çok da benziyor. Haha.''
Tarol yine saygılı bir şekilde konuştu. Arka tarafındaki Hollis'in de kıkırdanmalarını duymuştu. ''Zend, benim için böyle bir şey düşünmen beni çok mutlu etti ancak, örümcekler, peygamber develeriyle eş olamazlar.''
''Zaten ortamı yumuşatmak için söylemiştim, ciddi bir amacım yoktu.'' Zend'in yüzündeki gülümseme yok oldu ve somurtarak konuştu. Yapıldığı esprinin gerçek olarak anlaşılmasının onu pek mutlu ettiği söylenemezdi.
Hollis yaptığı esprilerden dolayı Zend'in hafifçe mutlulaştığını gördü. Ancak bu durum uzun süre sürmedi, birkaç saniye sonra Zend'in duyguları yine eskisine dönmüştü.
Zend'in kafasının içinde şu an öfke ve hüzün vardı. Kafası son derece karışıktı. Öfkeleniyordu, ama öfkelendiği kişinin tam olarak kim olduğunu kendisinin bile bilmediği belli oluyordu. Çünkü öfkesi, kararsız bir öfkeydi. Sürekli artıp azalıyordu ve değişiyordu. Hüznü ise tek bir yere odaklıydı. Bir kişiyi kesinlikle kaybetmişti o turnuvada, bundan tam olarak emindi. Öğrencisini rahatlatmak için ciddileşti ve konuşmaya başladı. Mağaranın uç tarafına tekrar oturmuştu. ''Zend, kimi kaybettiğini bilmiyorum. Ancak sevdiğin birini kaybettiğin belli. Turnuvada birini kaybetmeyi bilirim, sana anlatmıştım hatırlarsın. Çok zor olduğundan kesinlikle eminim. Kendine öfkeleniyorsun, onun ölümüne izin verdiğin için. Ancak kendi kendini boşuna üzmeyi bırak. Öfkeni bırak. Şu anda yapman gereken şey belli. Bu tekniği öğrendiğin zaman, eski halinle aranda çok daha güçlü biri olup arkadaşının intikamını alabilirsin.''
Zend başını önüne eğdi. ''İntikamını mı alırım? Peki kimden alacağım?''
Hollis basitçe cevap verdi. ''Tabii ki arkadaşını öldüren kişiden. İntikamını almanda sana yardım edebilirim.''
Zend de cevap verdi. ''Peki ya onu öldüren bensem, kendimden nasıl intikam alırım?''
***
1255
Magnec